Yalan yere yemin

Yalan yere yemin

MADDE 275 – (1) Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

(3) Hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2011/2606

K. 2011/22901

T. 30.11.2011

• YALAN YERE YEMİN ETME SUÇU ( Cep Telefonu Mesajının Delil veya Yazılı Delil Olmadığı Belirtilerek Yeterli Şüphe Oluşmadığı Gerekçesiyle Verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Hukuka Uygun Olduğu )

• MESAJIN DELİL VEYA YAZILI DELİL BAŞLANGICI SAYILMAMASI ( Yalan Yere Etmek Yemin Suçu – Cep Telefonu Mesajının Delil veya Yazılı Delil Olmadığı Belirtilerek Yeterli Şüphe Oluşmadığı Gerekçesiyle Verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Hukuka Uygun Olduğu )

• CEP TELEFONUNA GÖNDERİLEN MESAJIN DELİL NİTELİĞİ ( Yalan Yere Etmek Yemin Suçu – Cep Telefonu Mesajının Delil veya Yazılı Delil Olmadığının Gözetileceği )

5237/m.275

1086/m.287, 288

ÖZET : Yalan yere yemin etmek suçunda; şüpheliye yükletilen suçla ilgili olarak tanıkla ispat yasağı olması, şüphelinin cep telefonu mesajı gönderdiğini kabul etmemesi, mesajın bu kapsamda delil veya yazılı delil başlangıcı sayılmaması ve müşteki tarafından yazılı bir belge ibraz edilmemesi nedenleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Somut olay açısından cep telefonu mesajının hukuk mahkemesinde yalan yere yemin etme suçundan kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturmadığı ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile merciin itirazın reddine ilişkin karar verilmesi hukuka uygundur.

DAVA : Yalan yere yemin etmek suçundan şüpheli G. D. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 28.05.2010 tarihli ve 2010/1132 soruşturma, 2010/1432 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın reddine ilişkin, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 26.08.2010 tarihli ve 2010/1426 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 11.01.2011 gün ve 2742 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.02.2011 gün ve 21368 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında “Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüphelinin müsnet suçu işlemediğini beyan etmesi, müsnet suç yönünden yapılacak delil değerlendirmesinde tanıkla ispat yasağı bulunması, şüphelinin müşteki tarafından ibraz edilen mesaj kayıtlarını kabul etmemesi, mesaj kayıtlarının bu kapsamda usulüne uygun delil ve yazılı delil başlangıcı sayılamayacak olması ve müşteki tarafından yazılı bir belge ibraz edilememesi gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,

Müştekinin, şüpheliye elden 3.000,00 Türk lirası borç para verdiğini, ancak şüphelinin ödememesi üzerine ilamsız icra takibi yaptığını, şüphelinin itiraz etmemesi sebebiyle takibin kesinleştiğini, bilahâre şüphelinin menfi tespit davası açtığım, Düzce 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/435 esasına kayden görülen dava sırasında, Marmaris Sulh Hukuk Mahkemesince talimatla beyanı alınan davacı-şüpheliye borcu olup olmadığı hususunda yemin teklif edildiğini ve şüphelinin 16.02.2010 tarihli celsede borcu bulunmadığına dair yemin ettiğini ve bu nedenle davayı kaybettiğini, ancak şüphelinin bu olaylardan önce 16.01.2007 tarihinde cep telefonu ile mesaj çekerek borcu olduğunu kabul ettiğini ve ödeyeceğini bildirdiğini, bu haliyle şüphelinin hukuk mahkemesinde yalan yere yemin etme suçunu işlediğini iddia ederek şikayetçi olduğu nazara alındığında,

Dosya kapsamınsa göre, şüphelinin Marmaris Cumhuriyet Savcılığındaki 26.03.2010 tarihli ifadesinde, 0505 … … nolu telefon hattının kendisine ait olduğunu ve 2006 yılından beri fiilen kendisinin kullandığını beyan etmesi karşısında, mesajları kendisinin çekmediğini, müşteki ile ortak arkadaşları olup, bu arkadaşlarından birisinin müştekiye mesajları yazmış olabileceği yönündeki beyanlarının hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı, şüphelinin kullandığı cep telefonunu bir başkasının ele geçirerek müştekiye borcu kabul ettiğine dair mesaj çekmesinin mantıklı bir açıklamasının bulunmadığı, kaldı ki bu cep telefonunun hâlen şüpheli tarafından kullanılmaya devam edildiğinin anlaşıldığı, bu haliyle mevcut delillerin kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu ve bu delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”denilmektedir.

Gereği görüşüldü:

KARAR : C.Y.Y.’nın kamu davasının açılması başlığını taşıyan 170/2 maddesinde ” Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü yer almaktadır.

İncelenen dosyada, yakınan K. Ç.’ın şüpheli aleyhine 3.000 TL’lık alacağı için ilamsız icra takibi başlattığı, borçlu G. D.’in itiraz etmediği takibin kesinleşmesinden sonra sulh hukuk mahkemesinde menfi tespit davası açtığı, davalı yakınanın teklifi üzerine davacı şüphelinin talimat mahkemesinin 16.2.2010 tarihli oturumunda yemin ettiği, yakınanın 04.03.2010 tarihinde şüpheli hakkında yalan yere yemin suçundan soruşturma yapılması amacıyla savcılığa şikayette bulunduğu, Düzce 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davalının borcun varlığını usulünce kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği görülmektedir. Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheliye yükletilen suçla ilgili olarak tanıkla ispat yasağı olması, şüphelinin cep telefonu mesajı gönderdiğini kabul etmemesi, mesajın bu kapsamda delil veya yazılı delil başlangıcı sayılmaması ve müşteki tarafından yazılı bir belge ibraz edilmemesi nedenleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararda yazılı belge ile isbatı gereken bir konuda hukuk mahkemesinde yalan yere yemin etmekten sanık bulunan kişinin ceza mahkemesindeki yargılanmasında H.U.M.K.’nun 287, 288, 289 ve 290. maddeleri hükümleriyle kayıtlı olarak, yazılı delil arayıp ona göre karar vermesi gerektiği yolundaki 02.04.1941 tarih ve 19/12 sayılı İ.B.K. kararı dayanak gösterilmiştir. 765 sayılı T.C.Y. dönemine ait bu içtihadın, 5237 sayılı T.C.Y. döneminde de geçerliliğini sürdürmemesi için yasal herhangi bir neden yoktur. Bu durumda somut olay açısından cep telefonu mesajının hukuk mahkemesinde yalan yere yemin etme suçundan kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturmadığı ve 28.05.2010 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile merciin itirazın reddine ilişkin kararının hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, istem yazısında ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, 30.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: