Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma

MADDE 190 – (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak için;

a) Özel yer, donanım veya malzeme sağlayan,

b) Kullananların yakalanmalarını zorlaştıracak önlemler alan,

c) Kullanma yöntemleri konusunda başkalarına bilgi veren,

Kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikte yayın yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (*) _____

(*) Madde 190 nın 3. fıkrası, 8.7.2005 tarih ve 25869 sayılı R.G.’de yayımlanan, 29.6.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun 23. maddesi hükmü gereğince 2. fıkra olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. _____

(3) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (*) _____

(*) Madde 190 nın 2. fıkrası, 8.7.2005 tarih ve 25869 sayılı R.G.’de yayımlanan, 29.6.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun 23. maddesi hükmü gereğince 3. fıkra olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2011/5259

K. 2011/4402

T. 27.5.2011

• ZİMMET SUÇU (Bankacılık Kanunu Kapsamında Davalara Bakma Görevinin İstanbul Dışındaki Yerlerde 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu – Davanın Niteliği ve İddianameler ile Suçun Sübut ve Delillerinin Takdirine İlişkin Değerlendirmenin Bu Mahkemede Yapılması Gereği)

• HAKİM VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU KARARI (HSYK’nın 29.12.2003 Tarih ve 610 Sayılı Kararının Dikkate Alınması Gereği – Dava Konusu Olayda Yargılamanın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğunun Gözetilmesi Gereği/Bankacılık Kanunu Kapsamında Davalara Bakma Görevinin İstanbul Dışındaki Yerlerde 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu)

• BİRDEN FAZLA AĞIR CEZA MAHKEMESİ BULUNMASI (Bankacılık Kanunu Kapsamında Davalara Bakma Görevinin İstanbul Dışındaki Yerlerde 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ait Olduğu – Davanın Niteliği ve İddianameler ile Suçun Sübut ve Delillerinin Takdirine İlişkin Değerlendirmenin Bu Mahkemede Yapılması Gereği)

• DAVA DOSYALARININ İNCELENMESİ (Zimmet Suçu – Kamu Davası Açılması Halinde Diğer Mahkemelerdeki Dava Dosyaları İncelenerek İş Bu Dosyaların Birleştirilmesi Konusunda Uzman Bilirkişi Heyetince Banka Kayıtları ve Tüm Evrakların İncelettirilmesi Gerektiği)

• HESAPLAMA HATASI (Zimmet Suçu – Mal Edinildiği İddia Olunan Dövizlerin Zimmete Geçirilme Tarihi İtibariyle T.C.Merkez Bankası Efektik Satış Kuru Üzerinden Hesaplama Yapılması Gereği/Alış Kuru Üzerinden Yapılan Hesaplamanın Hatalı Olduğu)

• HATALI BİLİRKİŞİ RAPORU (Bilirkişi Yemin Zaptının Üye Tarafından İmzasız Bırakılamayacağı – Zimmet Suçu)

• DURUŞMANIN KESİKSİZLİĞİ (Mahkeme Heyetinde Değişiklik Olduğu/Önceki Tutanaklar ve Yapılan İşlemlerin Okunduğun Duruşma Tutanağına Geçirilmesi Gerektiği – Duruşmanın Kesintisizliği İlkesine Aykırı Hareket Edildiği/Bozma Nedeni Sayılacağı)

• TESELSÜL EDEN SUÇLAR (Suç Tarihlerinin ve Suç Yerlerinin Duruşma Tutanağında Gösterilmesi Gereği)

• LEHE OLAN KANUN HÜKMÜ (Suç Tarihinde Yürürlükte Bulunan 4389 ile Hükümden Önce Yürürlüğe Giren 5411 Sayılı Yasa Hükümlerinden Sanığın Lehine Olan Hangisi İse Lehe Olan Kanun Hükmünün Uygulanması Gereği – Zimmet Suçu)

5237/m.7,80,190,219

5271/m.318

4389/m.22/3,24/2

ÖZET : Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, 29.12.2003 tarih ve 610 sayılı kararı ile davaya bakma görevinin İstanbul dışında birden fazla ağır ceza mahkemesi olan yerler için 2. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunun belirtilmesi ve bu kararın Bankacılık Kanununu da kapsaması nedeniyle sanığa atılı dava konusu eylemlerinin iddianamelerdeki anlatım şekli ve nitelemesi ve banka zimmetinden dolayı dava açılması nedeniyle, suç vasfını tayin, suçun sübutu ve delillerin takdirine ilişkin değerlendirmenin Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. Ayrıca, Başmüfettiş tarafından düzenlenen kanuni soruşturma raporunda; mudi adına sahte imza atmak ve hesabı kapatmak suretiyle para çekilerek zimmete geçirdiği iddiası bulunduğundan kamu davası açılıp açılmayacağının değerlendirilmesi,suç duyurusunda bulunulup kamu davası açıldığı takdirde iş bu dava dosyası ile birleştirilip A. A. tarafından İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesine H. ve G. T. tarafından İzmir 5. Ticaret Mahkemesine açılan dava dosyaları getirilip incelenerek suretleri dosya arasına alındıktan sonra, bankacılık konusunda uzmanlaşmış kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetine banka kayıtları ile ilgili tüm evraklar incelettirilmesi ve her işlem itibarıyla ayrı ayrı olmak üzere sanığın eylemlerinin nitelikli ve basit zimmet suçunu oluşturup oluşturmadığı ve mal edinilen miktarın saptanarak sanığın hukuki durumunun tayini gerekir.

Mal edinildiği iddia olunan dövizlerin zimmete geçirilme tarihleri itibariyle geçerli olan T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanma yapılması gerekir: Bilirkişi yemin zaptının üye tarafından imzasız bırakılması da hukuka aykırıdır. Mahkeme heyetinde değişiklikler olduğu halde önceki tutanaklar ve yapılan işlemlerin okunduğunun duruşma tutanağında belirtilmemesi suretiyle duruşmanın kesiksizliği özelliğine aykırı davranılıp, karar başlığında suç yerinin gösterilmemesi ve teselsül eden suç tarihinin doğru olarak belirtilmemesi, mağdurlar N.G., H.G., A.G. ve A.A.’ın kimlik bilgilerine yer verilmemesi de hatalıdır. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Yasa ve hükümden önce yürürlüğe giren 5411 sayılı Yasa hükümlerinin karşılaştırılarak, 5237 sayılı TCK.nun 7. maddesi uyarınca lehe olan yasa belirlenip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve değerlendirilmesi yapılması gerektiği de gözetilmelidir.

DAVA : 4389 sayılı Yasaya muhalefet ve zimmet suçlarından sanık Ü. K.’nın (Salman) bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; eylemlerinin müteselsilen 4389 sayılı Yasaya muhalefet suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkûmiyetine dair, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.04.2006 gün ve 2004/377 Esas. 2006/122 Karar sayılı hükümün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii, katılan banka vekili ile katılanlar H. T. ve Ö. T. vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi;

Sanık müdafiin süresinden sonra vaki duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR : 5020 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Kanunun 24/2. maddesindeki düzenleme uyarınca Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, 29.12.2003 tarih ve 610 sayılı kararı ile davaya bakma görevinin İstanbul dışında birden fazla ağır ceza mahkemesi olan yerler için 2. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunun belirtilmesi, HSYK.nun 15.01.2004 gün ve 2 sayılı kararı ile 610 sayılı karar kaldırılarak İstanbul için 8. Ağır Ceza, diğer iller için 2 nolu Ağır Ceza Mahkemelerinin ihtisas mahkemeleri olarak görevlendirilmesi, 01.11.2005 gün ve 25983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 164. maddesinde de 5020 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Kanunun 24/2. maddesindeki düzenlemenin korunması, HSYK.nun 08.12.2005 gün ve 861 sayılı kararında da önceki kararlar ile 4389 sayılı Kanun yürürlükte iken belirlenen mahkemelerin. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 1 inci maddesi gereğince bu kanundan doğan davalara bakmaya devam etmelerine karar verilmesi. Dairemizin 20.09.2004 gün ve 2004/6595 Esas ve 2004/5865 sayılı kararı ile Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararının kaldırılması ve 10.06.1942 gün 26/16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı karşısında Dairemizin kararının mahkemenin yetkisi yönünden bağlayıcı olduğu gözetilerek sanığa atılı dava konusu eylemlerinin iddianamelerdeki anlatım şekli ve nitelemesi 29.03.2002 ve 13.04.2005 günlü iddianameler ile de banka zimmetinden dolayı dava açılması nedeniyle, suç vasfını tayin, suçun sübutu ve delillerin takdirine ilişkin değerlendirmenin Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması.

Dosya kapsamına göre de; müfettiş A. A. tarafından düzenlenen 25.04.2002 gün ve 2002/1 sayılı kanuni soruşturma raporunda; sanığın zimmetine geçirdiği tutarlara ilişkin usulsüz işlemlerini gerçekleştirirken, kendi ve diğer personelin şifresinin açık bulunduğu ekrandan düzenlediği fişlere birinci imzalarını attıktan sonra, ikinci imzalarını çoğunlukla astı konumundaki personele attırdığı veya ikinci imzalarını attırmadan fişleri işleme aldığı veya aldırdığı, fişler üzerine çoğunlukla sahte mudi imzaları attığı, istisnaen bazı fişler üzerine mudi imzası atmadığı veya yine istisnaen yetkisi olmadığı halde mudi imzası yerine kendi imzasını attığı, efektif olarak nakden temellük ettiği tutarları uhdesindeki kambiyo servis veznesinden. Türk Lirası olarak nakden temellük ettiği tutarları şube normal veznesinde görevli olan diğer personelden aldığı, mahsuben çektiği tutarları ise ya şube nezdindeki kendi hesaplarına veya depo hesabı olarak A. S. adına açtığı hesaba veya daha önce hesaplarını kapattığı veya hesaplarından usulsüz tediyeler yaptığı mudiler adına açtığı veya mudiler adına var olan hesaplara aktardığı, mudi hesaplarına yatan işlemlere ait fişleri iptal etmek suretiyle kendisine verilen efektif ve Türk Liralarını temellük ettiği, mudiler G. T. ve H. T.’ya sahte cüzdanlar tanzim ederek verdiği ve bu şekilde toplam 58,063.45 Amerikan Dolarını, 824,551.99 Alman Markını ve 103.661.294.851 TL’sını zimmetine geçirdiğinin ifade edildiği, sanık hakkında açılan kamu davalarının birleştirilmesine karar verilerek yapılan yargılama sırasında Sayıştay emekli uzman denetçileri tarafından düzenlenen 27.12.2002 tarihli rapor ve bila tarihli raporlarda sanığın iğfal kabiliyeti olan hileli işlemlerle 642.616 06 Alman Markı, 58.063.45 Amerikan Doları ve 103.661.294.851 Türk Lirasını zimmetine geçirdiğinin mütalaa edildiği, Başmüfettiş A. K. tarafından düzenlenen 03.08.2004 gün ve 9 sayılı kanuni soruşturma raporunda; sanığın görev yaptığı dönem içinde, yetkisi olmadığı halde mudi A. A.’ın hesaplarından hukuka aykırı olarak nakden veya mahsuben para çekmek suretiyle toplam (faiz hariç) 7.511.269.022 lirayı zimmetine geçirdiği ve söz konusu tutarın 3.304.675.343 lirasını (faiziyle birlikte 4.282.953.484 lirasını) A. A.’a ödediğinin, yine Başmüfettiş A.K. tarafından düzenlenen 06.08.2004 gün ve 11 sayılı kanuni soruşturma raporunda; mudi H. M. adına Güzelyalı/İzmir Şubesi nezdinde açılan 310001/917505 numaralı vadeli mevduat hesabından; mudi adına sahte imza atmak suretiyle 11.08.1999 tarihinde 1.590.000.000 TL, 16.08.1999 tarihinde de mudi adına sahte imza atmak ve hesabı kapatmak suretiyle 3.262.316.253 TL çektiği tespit edildiğinin bildirilmesi üzerine yapılan suç duyurusu sonucunda dava açılmaksızın mahkemeye gönderilen dosyanın gereğinin takdiri için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13.04.2005 gün ve 2002/17544 hazırlık nolu ek iddianamesiyle sanığın H.M.’in hesabından 3.262.316.253 TL zimmetine geçirmesi iddiası değerlendirilmeksizin sadece A.A.’ın hesaplarından 7.511.269.022 lirayı zimmetine geçirdiğinden bahisle 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 22/3 ve TCK.nun 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, ek iddianame tanziminden sonra alınan 27.09.2005 ve 29.03.2006 günlü, bankacı ve hukukçu bilirkişilerden oluşan heyet raporlarında ise sanığın 37.751.906.687 Türk Lirası, 20.433,41 Dolar ve 589.357,77 Alman Markı suç tarihlerinde Merkez Bankasının efektif döviz alış değeri karşılığı olarak hesaplandığı belirtilen 117.216.327.409,33 Türk Lirası toplamı olan 148.449.645.919,33 TL.nin zimmetinde olduğunun, zimmetin bankanın üst yetkililerinin günlük gün sonu işlemleri yanında muhasebe günlük evrakların basit bir inceleme ile tespitinin ortaya çıkarılmasının kolay olacağı gibi sanığın hareketlerinin yakın takip ile olayın öğrenilmesinin mümkün olacağı bunun da eylemin başından önlenmesini sağlayacağının mütalaa edildiği anlaşılmış olmakla:

Başmüfettiş A.K. tarafından düzenlenen 06.08.2004 gün ve 11 sayılı kanuni soruşturma raporunda; mudi H.M.’e ait vadeli mevduat hesabından; mudi adına sahte imza atmak suretiyle 11.08.1999 tarihinde 1.590.000.000 TL, 16.08.1999 tarihinde de mudi adına sahte imza atmak ve hesabı kapatmak suretiyle 3.262.316.253 TL çekerek zimmetine geçirdiği iddiasıyla ilgili olarak kamu davası açılıp açılmayacağının değerlendirilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunulup kamu davası açıldığı takdirde iş bu dava dosyası ile birleştirilip. A. A. tarafından İzmir 7. Sulh Hukuk Mahkemesine. Hakan ve G. T. tarafından İzmir 5. Ticaret Mahkemesine açılan 2002/562 ve 2002/1002 Esas sayılı dava dosyaları getirilip incelenerek suretleri dosya arasına alındıktan sonra, bankacılık konusunda uzmanlaşmış kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetine banka kayıtları ile ilgili tüm evraklar incelettirilerek her işlem itibarıyla ayrı ayrı olmak üzere sanığın eylemlerinin nitelikli ve basit zimmet suçunu oluşturup oluşturmadığı ve mal edinilen miktarın saptanarak sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, miktarına göre hükme esas alındığı anlaşılan ancak hükümün gerekçe kısmında hangi nedenlerle itibar edildiği de açıklanmamış olan, mal edinildiği iddia olunan dövizlerin zimmete geçirilme tarihleri itibariyle geçerli olan T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanması yerine, alış kuru üzerinden hesaplandığı, 37.751.906.687 Türk Lirası ve 117.216.327.409,33 Türk Lirası toplamının dahi hatalı hesap sonucu 148.449.645.919,33 TL. olarak belirlendiği anlaşılan 29.03.2006 günlü bilirkişi raporuna itibar edilmek suretiyle ve hükme esas alınan bu raporu düzenleyen ve duruşmanın devamı niteliğinde olan 31.03.2006 günlü bilirkişi yemin zaptının 29105 sicil nolu üye tarafından imzasız bırakılarak CMK.nun 219. maddesine muhalefet edilip, 29.11.2005 günlü ve takip eden oturumlarda mahkeme heyetinde değişiklikler olduğu halde önceki tutanaklar ve yapılan işlemlerin okunduğunun duruşma tutanağında belirtilmemesi suretiyle CMK.nun 190. maddesinde öngörülen duruşmanın kesiksizliği özelliğine aykırı davranılıp, karar başlığında suç yerinin gösterilmemesi ve 14.08.2001 gününe kadar teselsül eden suç tarihinin ise doğru olarak belirtilmemesi nedeniyle 232/2-c maddesine, mağdurlar N.G., H.G., A.G. ve A.A.’ın kimlik bilgilerine yer verilmeyerek 232/2-b maddesine aykırı davranılarak, hükümden önce, 01.11.2005 gün ve 25983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 168. maddesinin A fıkrası ile “bu kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere 18.6.1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile ek ve değişiklikleri” yürürlükten kaldırılmış olup, suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Yasa ve hükümden önce yürürlüğe giren 5411 sayılı Yasa hükümlerinin karşılaştırılarak, 5237 sayılı TCK.nun 7. maddesi uyarınca lehe olan yasa belirlenip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve değerlendirilmesi yapılması gerektiği de gözetilmeden, bu husus karar yerinde tartışılmaksızın sanık hakkında doğrudan doğruya 4389 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak, bilirkişilerin hesap hatası sonucu eksik olarak belirlediği 148.449.645.919,33 zimmet miktarının 3 katının 445.348.234.757 TL olacağı da gözetilmeyerek para cezasının fazla tayini ile, mal edinildiği kabul edilen miktarın sanıktan tahsiliyle katılan bankaya ödenmesine dair hüküm tesis edilmesi gerekirken, infazda tereddüt oluşturacak şekilde, meydana gelen 447.347 YTL’lik zararın suç tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sanığa ödettirilmesine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiin ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/17549

K. 2009/16312

T. 14.10.2009

• BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA ( Seçenek Yaptırımın veya Hak Yoksunluğunun Süresi Belirlenirken Maddedeki Ceza Değil Mahkeme Tarafından Hükmedilen Ceza Miktarının Esas Alınacağı )

• KISA SÜRELİ HAPİS CEZASINA SEÇENEK YAPTIRIMLAR ( Seçenek Yaptırımın Süresi Mahkum Olunan Ceza Miktarının Bir Katından Fazla Olamayacağı )

• HAK YOKSUNLUĞU ( Seçenek Yaptırımın veya Hak Yoksunluğunun Süresi Belirlenirken Maddedeki Ceza Değil Mahkeme Tarafından Hükmedilen Ceza Miktarının Esas Alınacağı )

• KÖTÜ MUAMELE ( Seçenek Yaptırımın Süresi Mahkum Olunan Ceza Miktarının Bir Katından Fazla Olamayacağı )

5237/m.50/1-d,53,190,191

ÖZET : Türk Ceza Kanununun 50/1-d madde ve fıkrasındaki ‘bir katına kadar’ biçimindeki ifade aynı maddenin ( e ) bendinde yine aynı kelimelerle yer almış ve hak yoksunlukları dolayısıyla 53. maddenin 5. fıkrasında ise hak yoksunluğu süresi “hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir” şeklinde hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemelerde seçenek yaptırımın veya hak yoksunluğunun süresi belirlenirken maddedeki ceza değil, mahkeme tarafından hükmedilen ( mahkum olunan ) ceza miktarı esas alınmıştır. Dolayısıyla seçenek yaptırımın süresi mahkum olunan ceza miktarının bir katından, başka deyişle mahkumiyet süresinden fazla olamayacaktır.

Seçenek yaptırımların, kişilerin hukuken yapmaya hak ve yetkilerinin bulunduğu, hukuk düzenince yasaklanmamış olan faaliyet ve etkinliklerle ilgili bulunması gerekir.

DAVA : Kötü muamele suçundan sanık U… D…’nin, 5237 sayılı TCY.nın 232/1.maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezasının aynı Kanun’un 50/1-d fıkrası gereğince 12 ay süre ile alkol, uyuşturucu vb. Maddeleri kullanmama tedbirine çevrilmesine dair A… 7.Sulh Ceza Mahkemesinin 06.05.2008 tarihli ve 2007/998 esas, 2008/426 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 11.06.2009 gün ve 31427 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.06.2009 gün ve 154758 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50/1-d bendinde yer alan “Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, çevrilebilir.” şeklindeki düzenlemeye göre, cezanın bir katından anlaşılması gerekenin cezanın kendisi olduğu gözetilmeden, cezasının 6 ay yerine, yazılı şekilde 12 ay süreyle alkol, uyuşturucu vb. Maddeleri kullanmama tedbirine çevrilmesine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.

Gereği görüşüldü:

KARAR : 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 50. maddesinde kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar düzenlenmiş ve birinci fıkranın ( d ) bendine göre de kısa süreli hapis cezasının; “mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirle yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya” çevrilebileceği belirtilmiştir. Yerel mahkeme, TCK 50/1-d madde ve bendindeki ‘mahkum olunan cezanın … bir katına kadar’ ifadesini, mahkum olunan hapis cezasının kendisi ile bir katının toplamı olan süre anlamında kabul ederek; TCK 232/1. maddesi uyarınca hükmettiği 6 ay hapis cezasını, 12 ay süreyle alkol, uyuşturucu vb. maddeleri kullanmama tedbirine çevrilmesine karar vermiştir

Türk Ceza Kanununun 50/1-d madde ve fıkrasındaki ‘bir katına kadar’ biçimindeki ifade aynı maddenin ( e ) bendinde yine aynı kelimelerle yer almış ve hak yoksunlukları dolayısıyla 53. maddenin 5. fıkrasında ise hak yoksunluğu süresi “hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir” şeklinde hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemelerde seçenek yaptırımın veya hak yoksunluğunun süresi belirlenirken maddedeki ceza değil, mahkeme tarafından hükmedilen ( mahkum olunan ) ceza miktarı esas alınmıştır. Dolayısıyla seçenek yaptırımın süresi mahkum olunan ceza miktarının bir katından, başka deyişle mahkumiyet süresinden fazla olamayacaktır. Bu durumda yerel mahkemenin seçenek yaptırımı en çok 6 ay olarak belirlemesi gerekirken, 12 ay olarak şeklinde saptamış bulunması yasaya aykırıdır.

Diğer taraftan, yerel mahkeme kararında seçenek yaptırım olarak “alkol, uyuşturucu, vb. maddeleri kullanmama” tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir. Seçenek yaptırımların, kişilerin hukuken yapmaya hak ve yetkilerinin bulunduğu, hukuk düzenince yasaklanmamış olan faaliyet ve etkinliklerle ilgili bulunması gerekir. Buna karşın uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılması, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 191. maddesinde yasaklanmış, hatta uyuşturucu veya uyarıcı kullanılmasının kolaylaştırılması, alenen özendirilmesi ve hatta bu tür suçların kovuşturulmasının zorlaştırılması gibi eylemlerin 190. madde ile cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenlerle, kullanılması her zaman için yasak olan bir maddenin seçenek yaptırımlar içerisinde sayılarak belirli bir süreyle yasaklanmasına karar verilmesi, belirtilen kurallarla çelişmektedir. Yasa yararına bozma isteyen tebliğnamede bu husus doğrudan bozma konusu yapılmamış olmakla birlikte, bozulması istenilen hükmün zorunlu sonucu olması dolayısıyla bu konunun da inceleme ve dolayısıyla bozma kapsamına alınması gerekmiştir.

SONUÇ : 5271 sayılı CYY.nın 309/4-d maddesi uyarınca A… 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 6.5.2008 tarihli ve 2007/998 esas, 2008/426 sayılı kararının YASA YARARINA BOZULMASINA, bozulan hükmün; “5237 sayılı TCY.nın 232/1. maddesi uyarınca hükmedilen 6 ay hapis cezasının, aynı yasanın 50/1-d maddesi uyarınca takdiren 6 ay süreyle alkol ve benzeri maddeleri kullanmama tedbirine çevrilmesine” biçiminde düzeltilmesine, karardaki öbür hususların olduğu gibi bırakılmasına, 14.10.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2006/9883

K. 2008/5601

T. 7.4.2008

• KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMAK ( Bu Suçtan Dolayı Ceza Alan Sanık Hakkında Ayrıca Kişisel İhtiyaç İçin İzinsiz Uyuşturucu Madde Etkisi Doğuran Hint Keneviri Yetiştirmek Eyleminden Dolayı Ceza Verilemeyeceği )

• BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKMA ( Cezanın Ertelenmesi Hükmünün Uygulanmasıyla Beraber Bu Durumun da Hüküm Altına Alınabileceği )

• LEHE OLAN HÜKÜM ( Eylemin Yapıldığı Tarihte Yürürlükte Olan Kanunun Kaldırılmasının Eylemi Suç Olmaktan Çıkarmayacağı-Sanığın Hukuki Durumunun Tespit Edilerek Lehe Olan Hükümlerin Uygulanması Gerektiği )

5237/m.51,53,190,191

2313/m.23

ÖZET : Eylemin yapıldığı tarihte eylemin suç olduğunu gösteren kanun maddesinin dava açıldıktan sonra kaldırılması eylemi suç olmaktan çıkarmaz.

Suç teşkil eden eylemin faili konumundaki sanığın hukuki durumunun tespit edilip sanık hakkında lehe olan yasa hükümlerinin araştırılarak bu doğrultuda sanığa ceza verilemesi gerekmektedir.

Kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı ceza alan sanık hakkında ayrıca kişisel ihtiyaç için izinsiz uyuşturucu madde etkisi doğuran hint keneviri yetiştirmek eyleminden dolayı ceza verilemez.

Türk ceza kanununun 51. maddesinde belirtilen cezanın ertelenmesi kavramı genel erteleme hükmünü ifade ettiğinden, bir suç için ayrı kanun maddesinde öngörülen özel denetimli serbestlik hükümlerini kapsamaz. Yine aynı maddede belirtilen genel olarak cezanın ertelenmesi 53. maddede belirtilen güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine de engel değildir.

DAVA : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan sanık Oktay hakkında K.. 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 05.05.2006 tarihinde 2006/120 esas, 2006/221 karar sayı ile mahkûmiyet kararı verildiği; hükmün sanık müdafii tarafından süresi içinde temyiz edildiği; Yargıtay C. Başsavcılığınca düzelterek onama isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 18.07.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : Sanık hakkında, suç tarihinde yürürlükte bulunan, 5237 sayılı TCK’nın 191/1. maddesinin ( 2 ). cümlesi uyarınca, kullanmak için uyuşturucu ya da uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştirmek suçundan da kamu davası açılmış olup; anılan hükmün yürürlükten kaldırılmış olmasının eylemi suç olmaktan çıkarmayıp, izinsiz hint keneviri ekmek suçu için öngörülen 2313 sayılı Kanun’un 23/son maddesi hükmü ile yürürlükten kaldırılan anılan madde hükmünden hangisinin sanık lehine olduğunun değerlendirilerek, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekmekte ise de; karar gerekçesinde “sanığın, eyleminin bütün halinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçu olarak nitelendirilmek suretiyle cezalandırıldığının” belirtilmiş olması karşısında, iddianamede belirtilen tüm fiillerin hükme konu edilmiş olması nedeniyle, kişisel ihtiyaç için izinsiz uyuşturucu madde etkisi doğuran hint keneviri yetiştirmek eyleminden ayrıca hüküm verilmesi olanağı kalmadığından, tebliğnamedeki düşünce benimsenmemiş; karşı temyiz olmadığından bu durum bozma nedeni de sayılmamıştır.

5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin ( 4 ). fıkrasında, aynı maddenin ( 1 ). fıkrası hükmünün uygulanmayacağı durumlar arasında belirtilen, “cezanın ertelenmesi” kavramı, anılan Kanun’un 51. maddesi uyarınca verilen genel erteleme hükmünü ifade etmekte olup, 5237 sayılı TCK’nın 191. maddesinin ( 2 ). fıkrası uyarınca verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerine hükmedilmesi durumunu kapsamaması nedeniyle, sanık hakkında 53. maddenin ( 1 ). fıkrası hükmünün uygulanmasında yasaya aykırılık bulunmadığından, tebliğnamedeki bozma düşüncesi benimsenmemiştir.

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde tartışılan delillere ve dosya içeriğine uygun gerekçeye göre, yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;

1- Hükümden sonra 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunla değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinde; uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında;

a ) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmamış ise, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra uyarınca sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi,

b ) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmış ise, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra gereğince sadece tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği gibi, altıncı fıkranın yollaması uyarınca birinci fıkradaki ceza ile birlikte ikinci fıkradaki tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilebileceği,

c ) Sadece ikinci fıkranın uygulandığı durumlarda, tedavinin ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde davanın düşmesine karar verilmesi, aksi halde birinci fıkra uyarınca ceza tayin edilmesi

Öngörülmüş olduğundan; bu değişiklik karşısında, uyuşturucu madde kullanmış olan sanığın hukuksal durumunun yeniden değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

2- TCK’nın 53. maddesinin ( 1 ) numaralı fıkrası uygulanırken, sanığın bu hakları kullanmaktan yoksunluğunun “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” sürmesine karar verilerek, sözü edilen maddenin ( 3 ) numaralı fıkrasına aykırılık oluşturulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 07.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2006/8671

K. 2006/8153

T. 30.10.2006

• CİNSEL İSTİSMAR ( Uyuşturucu Madde Temin Etmek Suçundan Açılan Kamu Davasıyla Birlikte Açılmayacağı )

• DAVANIN AYRILMASI ( Cinsel İstismar ve Uyuşturucu Madde Temini Suçlarından Açılan Kamu Davalarının Birlikte Görülemeyeceği )

• UYUŞTURUCU MADDE TEMİNİ ( Cinsel İstismar Suçundan Dolayı Açılan Kamu Davasıyla Birlikte Görülemeyeceği )

2313/m.27

5237/m.102,103,190,191

5252/m.3/1

ÖZET : Uyuşturucu madde temin etme ve cinsel istismar suçlarından açılan kamu davaları birlikte görülemez.

DAVA VE KARAR : Nitelikli cinsel istismar, bu suça teşebbüs ve uyuşturucu madde kullanma suçlarından sanıklar İdris, Gökhan, Recep, Ahmet ve Ercan’ın yapılan yargılanmaları sonunda: Sanık Ercan’ın uyuşturucu kullanmaktan, sanık Ahmet’in basit cinsel istismar ve uyuşturucu madde kullanma suçlarından sanık İdris’in cinsel istismar suçundan, sanıklar Gökhan ve Recep’in ise nitelikli cinsel istismar suçundan mahkumiyetlerine dair ( Denizli Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi )’nden verilen 04.04.2006 gün ve 2006/30 Esas, 2006/88 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafileri tarafından istenilmiş, sanıklar Recep ve Gökhan yönünden incelemenin duruşmalı yapılması talep edilmiş olduğundan, dava evrakı C. Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle, 11.10.2006 Çarşamba saat 14.00’e duruşma günü tayin olunarak sanıklar müdafilerine davetiye gönderilmişti.

Belli günde hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay C. Savcılarından H.A. hazır olduğu halde oturum açıldı.

Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanıklar Recep ve Gökhan adına gelen Avukat E.O.Ö. huzura alınarak duruşmaya başlandı.

Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanıklar hakkında duruşmalı inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek, tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.

Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

Sanıklar müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkilleri hakkındaki hükmün BOZULMASINI istedi.

Yargıtay C. Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

Son sözü sorulan sanıklar müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşma 08.11.2006 Çarşamba saat 14.00’e bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi.

5252 sayılı Yasa’nın 3/1. maddesi hükmü de nazara alınarak, 2313 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca, uyuşturucu madde temin etmek ve cinsel istismar suçlarından açılan kamu davalarının birlikte görülemeyeceği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, esası incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), 30.10.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: