KESİNLEŞMİŞ TAAHHÜDÜ İHLAL KARARLARININ ÇOĞU BOZULABİLİR

Önemli 11.Ceza Dairesi Kararları, TAAHHÜDÜ İHLAL

Taahhüdü ihlale beraat

Ünye (İcra Ceza) 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22/01/2002 gün ve 294-1 kararında borcun ödenmemesinde makul sebep kavramından bahsedildiğini, bu nedenle borcun hangi nedenlerle yerine getirilmediğinin araştırılarak hukuki durumun belirlenmesinde zorunluluk olduğunu, Ödeme gücü olduğu halde borcunu ödemeyenlerin cezalandırılmasının gerektiği. DEVAMI

Şirket müdürlerine taahhüdü ihlalden ceza verilemez

Şirket müdürlerine taahhüdü ihlalden(ödeme şartının ihlali İİK 340) ceza verilemez. İİK 340 borçlunun ödeme şartını ihlal etmesini cezalandırmaktadır. Şirketlere karşı yapılan icra takiplerinde borçlu şirkettir. Borçlusu şirket olan icra takiplerinde şirket müdürlerinin yapacağı taahhüt geçerli değildir, çünkü borçlu olan şirkettir, şirket müdürü değildir.DEVAMI

Taahhüdü ihlal suçu

İrfan Değirmenci ile Günaydın, ev hacizleri ve taahhüdü ihlal

Edinilen bilgiye göre 30 Nisan 2012 gün, yarın sabah Kanal D İrfan Değirmenci ile Günaydın programında ev hacizleri ve taahhüdü ihlal cezaları konuşulacak..

Twitter     e-posta

Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı

HİLE VEYA KAST OLMADAN TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇU OLUŞMAZ

Suçun oluşması için borçlunun ödeme gücü olması ve kusurlu olması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2001 yılında anayasanın 38. maddesine borçtan hapis yasağının eklenmesinden sonra, 2002 yılında verdiği bir kararında Kast olmadan 340. maddedeki “Ödeme şartını ihlal” suçunun oluşmayacağına hükmediyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ayrıca ödeme gücü olduğu halde ödemenin yapılmamış olması gerektiği, ödeme gücünün olmaması halinde suçun oluşmayacağına hükmediyor.. YCGK kararında şöyle deniyor:

Gerçekten 1. madde iradi olmayan ödeyememe durumuna ilişkindir. Maddede geçen “yerine getirememe” (n’est pas en mesure d’executer/on the ground of inability) deyiminin “istese bile ödeyemeyecek” olan bir kimsenin durumunu anlattığı açıktır.

Burada sözü edilen 1. madde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi  Ek 4 Nolu protokol’ün 1. maddesidir. 1. Madde aynen şöyledir:

Article 1 – Prohibition of imprisonment for debt

No one shall be deprived of his liberty merely on the ground of inability to fulfil a contractual obligation.

Aslında 1982 Anayasa’nın 38. maddesine eklenen borçtan hapis yasağı bu maddenin aynen çevirisidir. Bazı yorumcular maddeyi YCGK’nun aksine “borçlunun ödeme gücü olsa bile sözleşmeden kaynaklanan bir edimi yerine getirmediğinden ötürü cezalandırılamaz” şeklinde yorumlamaktadırlar. Yargıtay ise bu kararında  inability, müktedir olmak sözcüğünden hareketle ” ödeme gücü olmayan borçlunun cezalandırlamayacığına” hükmetmektedir.

Kararın bir başka yerinde:

……… borçlunun gelir elde edip, taksiti ödemesini engelleyen beklenmeyen durumlarda ceza verilmesi yoluna gidilmezse, sözü geçen suç Anayasa md. 38’e aykırı olmayacaktır.” denilmektedir. Burada gelir elde edememeyi suçun oluşmasına engel sayıyor.  YCGK kararının bir başka yerinde ise “hile veya kast ” olmadan suçun oluşmayacağı hüküm altına alınıyor..

Birinci halde, yani kendi kusuru olmaksızın borcunu ödemekte acze düşen kişi, bu yüzden hapis cezasına çarptırılamaz. Ancak borçlunun hile ile veya kasten borcunu ifa etmekten kaçınması halinde, protokolün bu hükmünden yararlanması mümkün değildir.

İCRA MAHKEMELERİNİN KARARLARI ANAYASAYA AYKIRI

YCGK nun bu kararı gözönünde bulundurulduğunda icra mahkemelerinin kararlarının anayasaya aykırı olduğu açık.. YCGK ” borçlunun ödeme şartının ihlali ” suçunun oluşmasını ” kusurluluk” , hile veya kastın varlığına bağlamaktadır.

5237, TCK’NIN 21. MADDESİ

5237 sayılı TCK 2005 yılında, yani  borçtan hapis yasağının anayasanın 38. maddesine eklenmesi ve sözü edilen YCGK kararından sonra yürürlüğe girdi. TCK’nın 21. Maddesi YCGK kararını doğrulamaktadır. 21. madde kast olmadan suçun oluşamayacığını buyurmaktadır. Bütün bu nedenlerle, YCGK kararı, Anayasanın 38. maddesi, AİHS Ek 4 nolu Protokölün 1. Maddesi, TCK’nın 21. maddesi dikkate alındığında icra mahkemelerinin verdiği taahhüdü ihlal cezalarının hukuka aykırı olduğu apaçıktır…

YCGK KARARI İÇİN TIKLAYINIZ

NOT: Örgütlü mücadele olmadan hak elde edilemez..KOSİAD haksızlığa karşı olanların derneğidir.

TAAHHÜDÜ İHLAL

İİK 340. madde anayasanın 38. maddesine aykırıdır.

TAAHHÜDÜ İHLAL İİK 340

Taahhüdü ihlal suçunun dayanağı bir sözleşmedir.İİK nın 340. Maddesi borçlunun icra dairesinde yapacağı ödeme taahhüdünün geçerli olabilmesi için alacaklının onayını şart koşmaktadır. Bu da BK nuna göre tam bir sözleşmedir. Mevcut Borçlar Kanununa göre sözleşme icap ve kabul ile oluşur.. Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı yeni Borçlar Kanununa göre ise sözleşme:

MADDE 1- Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.

İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir.

Her iki maddede tarafların birbirine uygun irade açıklamaları ile sözleşmenin oluşacağını belirtmektedir.

Ancak  İİK 340 a göre taahhüd  iki şekilde olabiliyor. Ya İİK 111. Maddeye göre, ya da borçlunun İcra dairesinde yapacağı taahhüde alacaklının onay vermesi ile.. 111. Maddeye göre yapılan taahhüt tek taraflı bir irade açıklamasıdır.. Burada alacaklının onayına ihtiyaç yoktur, bundan ötürü de karşılıklı iradelerden söz edemeyiz..

İİK 111. Madde çok özel koşulları olan bir durum. Burada borçlu satışı veya  icrayı durdurmak amacıyla ve kendi özgür iradesi ile borcun  ¼ ini ödeyerek kalanı için de 3 taksitte ödemeyi taahhüd etmektedir.  Bu taahhüd sonucunda borçlunun borcu karşılayacak miktarda malı haczedilmiş ise takip durmaktadır.  Bizi daha çok 2. Şekilde yapılan taahhüd ilgilendirmektedir. 111. Maddeye göre yapılan taahhüdlerde zorlama veya tehdit yoktur ve burada alacaklının onayına da ihtiyaç yoktur. Oysa 2. Şekil yani icra dairesinde  borçlu tarafından yapılan ve alacaklının onayına tabi olan taahhüdler uygulamada ev ve iş yeri hacizleriyle oluşturulan baskı sonucu  yapılan taahhüdlerdir. Bu şekilde yapılan taahhüdlere borçlu tarafından uyulmaması halinde alacaklının şikayeti ile 3 aya kadar tazyik hapsine hükmedilmektedir.  Hakim ortada geçerli bir taahhüd varsa ve taahhüde uymamanın makul bir sebebi yoksa cezaya hükmedecektir.

İİK 340 maddesi ile düzenlenen bu suç Anayasamızın 38. Maddesine açıkça aykırıdır. 38. Madde şöyle demektedir:

“Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.”

İİK 340. Madde ile düzenlenen suçun dayanağının bir sözleşme olduğu bizce tartışmasızdır. Üstelik BK nuna göre geçerli olmayan,  korkutma sonucu sakat bir irade ile imzalanmış bir sözleşme . Yeni  BK 37. maddeye göre korkutma sonucu  yapılan sözleşmeler geçerli değildir. Aynı düzenleme mevcu BK da vardır. 6098 sayılı yeni BK nın ilgili maddesi aynen şöyledir:

MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.

Gerçi  yasa koyucu iradenin sakatlamasının önüne geçmek için taahhüdün icra dairesinde yapılmasını şart koşmuştur. Ancak pratikte bu geçerli değildir.. Borçlu ya ev eşyalarının kaldırılmasının, ya da iş yerinde işi için vazgeçilmez olan makine veya teçhizatlarının haczinin önüne geçmek için bu taahhüdü vermek zorunda kalmaktadır. Taahhüd nerede verilirse verilsin ortada serbest irade ile oluşmuş bir  sözleşme yoktur. Bu madde düzenlemesi nereden bakılırsa bakılsız modern hukuk ilkeleri ile bağdaşmayan bir düzenlemdir. Anayasanın 38. maddesine aykırılığı bir yana sakatlanmış bir irade ile oluşmuş bir sözleşme olması nedeniyle temel hukuk prensipleriyle çelişen bir ceza düzenlemesidir..

Taahhüdü ihlali düzenleyen İİK 340 madde anayasamıza aykırıdır. Bu nedenlerle bu cezaya karşı AİHM başvuruları yapılmalıdır, ayrıca dava sirasında anayasaya aykırılık iddiamızı ileriye sürebiliriz.

KOBİ HUKUKU

KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARI,

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇLARI,

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK,

VERGİ SUÇLARI,

İCRA SUÇLARI,

İFLAS SUÇLARI,  Ceza Hukuku alanına giren  bu suçlar ve Hukuk alanına giren:

TİCARET HUKUKU,

BORÇLAR HUKUKU,

FİKRİ HAKLAR HUKUKU,

İCRA VE İFLAS HUKUKU,

VERGİ HUKUKU,

Bütün  bu hukuk dallarına borçlular açısından bakan, borçlular penceresinden bu hukuk alanlarını yorumlayan hukukçu sayısı çok azdır; çünkü avukatlar için yaşayan firmalar ve onlardan gelen işler esas, iflas  ve benzeri durumlar istisnadır.  Bu nedenlerle de avukatların alacaklı hukukunda deneyimli olmaları gayet doğaldır, ayrıca da avukatlık ücreti alacaklı yanda daha garantili ve daha tatmin edicidir. Kısaca alacaklı yandan hem sürekli iş gelir, hem de para orda daha çoktur. Ne derler ; “düşenin dostu olmaz”.. Aşağıdaki  yazı  KOBİ hukukunu ana hatları ile inceliyor.  KOSİAD HUKUK KOMİSYONU daha çok borçlular hukuku alanında yoğunlaşmakta ve bu alanlarda hizmet sunmaktadır, çünkü KOSİAD 2.5 yıl önce zor duruma düşen bir grup  küçük ve orta işletme sahibi tarafından kuruldu. Hukuk Komisyonunda çalışan avukatlar dernek direktifleri doğrultusunda çalışmak zorundadırlar, aksi halde sözleşmeleri iptal edilir.

KOBİ HUKUKU 

Karşılıksız Çek, Resmi Belgede Sahtecilik, Nitelikli Dolandırıcılık, Vergi Suçları, İcra ve İflas Suçları; bütün bunları biz KOBİ Hukuku başlığı altında topluyoruz.  KOBİ Hukuku KOSİAD Hukuk Komisyonu’nun geliştirdiği bir kavram. Ülkemiz küçük ve orta işletmeler 30 yıldır bu suçların muhatabı oluyor; sanık olarak, ya da müşteki olarak, ama daha çok sanık olarak.. Genellikle küçük ve orta işletme yetkilileri bu suçlardan sanık durumundadırlar, banka, faktöring ve diğer finans kurumları ise müşteki konumundadırlar ve çoğu kez KOBİ yöneticileri gerçekte suçlu olmadıkları halde bu suçlardan sıkıntıya girmekteler, ceza almaktalar.. Bütün bu olumsuzlukların birçok nedeni vardır. Türkiye kapitalizmi gelişen bir kapitalizm, henüz kurum ve kuralları yerine oturmamıştır. Ekonomi sıkça krize girmekte ve her kriz döneminde bu suçlardan açılan davalar artmaktadır.

NASIL OLUYORDA KOBİLER GERÇEKTE BU SUÇLARI İŞLEME KASTI TAŞIMADIKLARI HALDE SAVCILAR TARAFINDAN SUÇLANABİLMEKTE VE CEZA ALMAKTADIRLAR?

Yargı mensupları ekonomik suçlarlarla ilgili yeteri kadar eğitimli değillerdir. Örneğin bir çekin nasıl piyasaya sürüldüğü, piyasada nasıl işlem gördüğü konularına yabancıdırlar. KOBİLER’i tanımamaktadırlar, iş hayatının akışından habersizdirler. Bu konularda bilirkişiye başvurulsa bile bu bilirkişi raporlarının değerlendirmesinde hatalar yapılmaktadır.  Diğer önemli bir neden de yargı mensuplarının esnafı üç kağıtçı olarak algılamaları. Bu konuda nerede ise ön yargıları var. Bu ön yargının oluşmasına neden olan ise bazı gerçekten yaşanmış olaylar ve geçmiştir. Geçmişte esnafın bir kısmı hileli ve aldatıcı davranışlar içerisinde olmuştur. Gelişmekte olan bütün ülkeler bu aşamalardan geçer; ancak son 20 yılda özellikle yaşananlar esnafın uyanıklığından değil gerçek iflaslardan kaynaklanmaktadır. Yani KOBİ’lerin batması hileli değil gerçek iflaslar,  daha çok küreselleşmeden ve kapitalizmin süreçlerinden kaynaklanmaktadır.

BİR ÖRNEK

İşletmelerde normal dönemlerde patron yerinde değilse veya meşgulse çeklere muhasebe çalışanları imza atmaktadırlar. Normal dönemlerde bu çeklerden bir sorun doğmaz, ne zaman kriz olur ve firma çeklerini ödeyemez o zaman patronlar resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlamaları ile karşılaşırlar. Geçekte bu olaylarda kasten işlenmiş bir suç yoktur, ama bunu savcılara, hakimlere anlatamazsınız. Burada masuniyet karinesi ters döner. Savcı sizin suçlu olduğunuzu delillerle kanıtlamak yerine sizi suçlar ve size suçlu olmadığınızı siz kanıtlayın der.. Eğer yargı mensupları ticari yaşamın gerçeklerini bilseler bu olaylarda kastın olup olmadığını araştırılar..Bunun için biraz firmanın geçmişine inmeleri ve çeklerin imzalanması konusunda geçmişte firmadaki uygulamaların ne olduğuna bakarlar. Mesela geçmişte aynı imzaların firmada kullanılıp kullanılmadığına ve kullanılmışsa bu çeklerin ödenip ödenmediğine bakarlar..

VERGİ SUÇLARI

Vergi suçları KOBİLER için bir başka alem.. Vergi daireleri zamanında etkili denetim yapamadıkları için vergi davalarında daha çok varsayımlara dayanmaktalar ve genellikle de vergi davalarını kaybetmektedirler ama vergi suçları mahkemelerde zor bir engel oluşturur. Bu suçlarla ilgili vergi dairelerinin yaptığı suç duyurularına itibar edilir ve varsayıma dayalı bu iddialarla davalar açılır, çoğu kez hüküm verilir. Bu suçlarda mahkemeler eğitimli değillerdir ve piyasa koşullarına yabancıdırlar. Kararlar rastgele gibidir. Bazen suçlular cezalandırılır, bazen de suçlu olanlar ortada gezerken masunlar onların yüzünden ceza alır. Oysa hem vergi davaları, hem de vergi suçları ile ilgili ceza davaları vergi dairelerinin zamanında yapacağı etkili denetim sonucu elde edeceği somut delillere dayanmıyorsa varsayımla dava açılmamalı, hüküm oluşturulmamalı.. Burada bütün eksiklik vergi denetimlerinin yetersizliğine dayanmaktadır. Bu ceza davalarında işin uzmanı  hukukçulardan ve mali müşavirlerden destek alınmalı..

İCRA VE İFLAS SUÇLARI

Bu suçlar KOBİ’ler için en tehlikeli suçlardır; çünkü bu suçların yargılamasında gerçek bir yargılama yoktur, suçların unsurları çok net değildir, TCK’ya hiç benzemezler. 6217 Sayılı Yargının Hızlandırılması Yasası ile bu suçların çoğunda temyiz kaldırıldı ve itiraza tabi tutuldular. İcra Ceza Mahkemelerinin verdiği bu kararları bu konuda hiçbir ihtisası olmayan Ağır Ceza Mahkemelerinde itiraz edeceksiniz;  ağır cezaların vereceği karar şöyle olacaktır:

“..mahkemenin kararı usul ve yasa aykırı olmadığından onanmasına…” şeklinde..

Birkaç satırlık bir onama kararı. Aslında bu onama kararlarının kendisi CMK ya aykırıdır. CMK mahkeme kararlarında nelerin yazılacağını tek tek saymaktadır.. CMK ya aykırı temyiz kararları, yani ağır ceza..

Bütün bu olumsuzlukları KOBİ ler işin uzmanı avukatlardan sürekli hizmet alarak aşabilirler.

KOSİAD Hukuk Komisyonu bu hizmetleri üyelerine eksiksiz vermektedir.

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: