ADALET DUYGUSU ZEDELENMİŞTİR

Sn. Ömer Yılmaz ÇAMLIBEL

10.CEZA DAİRESİ

TBMM HABER SİTESİNDEKİ AÇIKLAMANIZ HUKUKUN ÜSTÜLÜĞÜ İLKESİNİ ZEDELEMİŞTİR.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi resmi haber sitesinde 4 Haziran 2009 günü Yargıtay 10.ceza dairesi üyesi Ömer Yılmaz Çamlıbel’in bir açıklaması çıktı.

Açıklamada, Ceza hukukunun temel ilkelerinde uygulamada iki yasanın varlığı halinde sanığın lehine olan uygulaması ilkesi göz ardı edilerek Yeni Çek Yasa Tasarısının kesinleşmesi halinde hangi yasanın geçerli olacağı konusunda siyasi iradenin karar vereceğini söylemektedir.

Sayın Çamlıbel ayrıca zaman aşımına karşı uyarıda bulunarak ekonomiye hizmete hazır olduklarını belirtiyor.

Her iki açıklamayı da hukukun üstünlüğüne ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı buluyoruz. İki kanunun aynı zaman sürecinde yürürlükte bulunması halinde siyasi irade sanığın aleyhine olan uygulansın kararı verirse ne olacak? Sizlerin yarım asırdır uygulayarak geldiğiniz ceza hukukunun temel ilkesi ne olacak? Türk Ceza Hukuku modern ceza anlayışından kopup başka ceza anlayışlarına doğru yolculuğa mı çıkacaktır?

Bugün görülmekte olan karşılıksız çek davaları ve çekleri yazılan yüz binlerce insan, aileleri, çalışanları ile birlikte en az on milyon insana tekabül eder. Siz Bankalar Birliği, BDDK ve Masak önünde hizmete hazırız derken ben hukukçu olarak alındım.   Bu on milyon insan ekonominin bir parçası değil mi? Karşılıksız çekleri olan insanların hepsi kötü niyetli ve dolandırıcı mı? Bugün ülkemizde çeklerin %100 e yakını  bir ödeme aracı olarak değil bono gibi kullanılmaktadır. Siz yargıçlarda bu ülkede yaşadığınıza göre bu gerçeği biliyorsunuzdur. Karşılıksız çek ekonomik bir olgudur.

Dünyada hile ve desise, dolandırıcılık gibi nedenler dışında karşılıksız çeki ceza ile karşılayan Arjantin, Şili ve Türkiye dışında başka ülke yoktur.

AYRICA BİR YARGIÇ EKONOMİNİN HİZMETİNDE OLAMAZ, YARGININ HİZMETİNDE OLMALIDIR.

Siz ekonomiyi iş adamlarına, siyasilere bırakınız. Herkes işini yapsın. Siz Anayasayı, uluslar arası sözleşmeleri ki, anayasamız bu sözleşmeleri iç hukuk normu olarak kabul etmektedir, yasaları, vicdani kanaatlerinizle etkin hale getirerek adaleti sağlayınız. Ekonomiyi ilgililerine bırakınız..

Siz milletin bir bölümü adına değil millet adına kararlar veriyorsunuz. Karşılıksız çeki olan on binlerce insan açıklamalarınızdan ötürü adalete karşı güven kaybına uğramıştır. Milyonlarca insanın gözü mecliste ve sizin üzerinizdedir.   Basın bu milyonlara karşı duyarsızdır. Onlar seslerini internet siteleri vasıtası ile duyurmaya çalışıyorlar.

Milyonlarca insan af istemiyor, hukukun uygulanmasını, Anayasanın 38. maddesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ek 4 nolu protokolün 1. maddesinin dolanılmadan uygulanmasını istiyorlar. Saygılarımla,

 

NOT: Yukarıdaki blog’uma açıklamanızla ilgili çok sayıda ileti geldi ve telefon aldım. Bu nedenle Size bu açıklamayı gönderiyorum.

İNSAN ÇOK ZALİM VE CAHİLDİR

KARŞILIKSIZ ÇEK, ADLİ PARA CEZASI, HAPİS PERİŞAN AİLELER, EĞİTİMİ YARIM KALAN ÇOCUKLAR, İNTİHARLAR NE DİYOR HOCALARIN HOCASI PROF.DR. HAYRİ DOMANİÇ? İNSAN ZALUMEN CEHULA YANİ İNSAN ÇOK ZALİM VE CAHİLDİR (KUR’AN-I KERİM’in AHZAP Suresinin 72. Ayeti) Hocanın bu sözleri 2003 yılında Anayasa mahkemesinin 3167 sayılı kanunun iptali istemi ile açılan davayı ret etmesi üzerine yayınladığı makalede geçiyor. Kimse üzerine almadı bu sözleri. Herkes yoluna devam etti. Aradan 6 yıl geçti bu kez aynı yasanın daha ağır cezaları içeren yeni bir versiyonu meclis gündeminde. 14 Mayıs da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde gerçekleştirilen sempozyumda Karşılaştırılmalı Hukukta Karşılıksız Çeke ilişkin Ceza Sorumluluğu Rejimi üzerine konuşan Doç. Dr. Ragıp Barış Erman’ın söylediği söz Eyüp Başsavcısını çok üzmüştü ki Başsavcı ben ülkemi Latin Amerika Ülkeleri ile karşılaştırmaktan zül duyarım diyordu. Konuşmacı Türkiye’deki çek kanunun tek benzeri Arjantin’de vardır demişti. Konuşmacının bu sözleri benim aklıma Domaniç’in yukarıdaki sözlerini getirmişti. Benim ülkemde bir zalimlik yaşanmakta ve bunun tek benzeri bir Latin Amerika ülkesinde vardı. Sempozyum notlarına bu nedenle bugün Erman hocanın anlattıklarından çıkardığımız notlarla devam edeceğiz. Hoca dünyada karşılıksız çeki suç olarak düzenleyen ülkeleri şöyle saydı: Arjantin, Şili, Brezilya, Belçika. Bu ülkelerden başka salt karşılıksız çeki suç sayan başka bir ülke yoktur. Arjantin ceza kanunun 302. maddesi karşılıksız çeke 6 ay ile 4 yıl arasında hapis cezası öngörmektedir. Bunun bir istisnası çekin ödeme taahhütlü bir çek olmasıdır. Bir diğer hali de 24 saat içinde masrafları ile birlikte çekin karşılığının yatırılmasıdır. Bu durumun bir etkin pişmanlık hali mi yoksa suçu ortadan kaldıran bir unsur mu olduğu tartışılmaktadır. Ceza kanunu bilme ve isteme unsurunu taşıması nedeni ile çek cezasının niteliği Arjantin’de tartışılmaktadır. Arjantin Yargıtay’ının suçu her karşılıksız çeke uygulanması doğrultusunda karar geliştirdiği, çek suçunu şekli bir suç olarak kabul etmesi doktrinde eleştirilmektedir. Belçika’da karşılıksız çek suçu dolandırıcılıkla aynıdır ve ceza 1 ay ile 2 yıl arasındadır. Şili’de karşılıksız çek suçunun oluşması için dolandırıcılık unsurları aranmaktadır. Burada da 3 gün içerisinde ödeme yapılması etkin pişmanlık olarak kabul edilmekte ve ceza verilmemektedir. Buraya ben kanaatimi koymak isterim şöyle ki bu ülkelerden hiçbirisi suçluyu alacaklının insafına bırakmamakta, sırf alacaklı alacağını alsın diye bir düzenleme yoktur. Bizdeki gibi alacaklı ne zaman bağışlarsa suç ya da ceza ortadan kalkar gibi aşağılayıcı bir düzenleme yoktur. Bu ülkeler karşılıksız çeki suç olarak kabul etmişlerdir, yoksa yargıya alacaklının alacağını tahsil görevi vermemişlerdir. Bunun dışında Almanca konuşan ülkelerde karşılıksız çek suçu dolandırıcılık suçu ile karşılanmıştır, hile ve desise aranmaktadır. Almanya’da farklı bir durum vardır. Burada çekler banka garantisi altındadır ve banka ibrazda ödeme yapmak zorundadır. Burada da suçun oluşması dolandırıcılık unsurlarının oluşmasına bağlıdır. Karşılıksız çeke konusunda son yirmi yılda gelişen eğilim çeki suç olmaktan çıkarma doğrultusundadır. Bu gelişme borçtan ötürü hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı ilkesinin artık anayasalara girmesidir. En son Ekvator, 2009 yılında bu suçu aynı gerekçelerle suç olmaktan çıkarmıştır. İspanya 1995 yılında bu suçu ceza kanunundan çıkarmıştır. Demek ki Domaniç Hoca boşuna ONLAR ÇOK ZALİM VE CAHİLDİRLER dememiş. Görüyorsunuz bu suçta Dünyada tekiz, benzerimiz yok.

AĞIR CEZALAR SUÇLU YARATIYOR

ÇEK KANUNLARINDAKİ AĞIR CEZALAR KARŞILIKSIZ ÇEK SAYISINI ÇOĞALTIYOR

AĞIR CEZALAR İNSANLARI DOLANDIRICILIĞA VEYA KALPAZANLIĞA YÖNELTİYOR.

ÇARE ÇEKE AĞIR CEZA DEĞİL, EKONOMİYE DOĞRU YÖN VERMEKTE, BANKA VE FAKTÖRİNLERİN, İŞ ÇEVRELERİNİN AÇ GÖZLÜLÜKTEN VAZGEÇİP ÇAĞDAŞ USÜLLERLE İŞ YAPMALARINDADIR.

KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE EDEN BİR KISIM İNSAN DOLANDIRICI İSE ONLARIN ASLİ MANEVİ ŞERİKLERİ DE ONLARI TEŞVİK EDENLERDİR.

 

3167 sayılı kanun 1985 yılında yürürlüğe girdi. Bu kanun bu güne kadar birçok kez değişikliğe uğradı. Temel değişiklikler 1993 ve 2003 yılında yapıldı. Şimdi tekrar değişiyor. 24 yılda 4 temel değişiklik, her yeni kanunun ortalama ömrü 6 yıl. Değişikliklerin gerekçelerine baktığımızda ne görüyoruz? Kanun koyucu her değişikliğin gerekçesine bir önceki yasanın piyasada güveni sağlayamadığı, karşılıksız çek oranının yükseldiğini kaydediyor. Mecliste bulunan yeni tasarının gerekçesi de aynı. Ağır cezalar suçu önlemeye yetişmemiş, karşılıksız çek sayısında artış olmuş, piyasalarda çeke karşı güven ortamı oluşmamış. Bu kez kanun yapıcı kendi yazdığı gerekçeye tam zıt bir düzenleme ile adli para cezasını 3167 dekinin iki misline çıkarıyor. Belki kanunun gerekçesini yazanla, 5. maddeyi yazanlar farklı kişiler ve hiçbir araya gelip yazdıklarını okumadılar. Buna ne diyebiliriz ki, vekillerimizin iş başlarından aşkın. Ne diyor başbakan: Bakanlıklarda iş takibi yerine oturumlara devam edin.

Yeni tasarı eski kanundaki ceza sayısını on katına çıkarıyor, sıkıyönetim bildirileri gibi. Askeri yönetimler arananlar listelerini radyo ve televizyonlardan yayınlarlardı ve bildiriler şöyle derdi aşağı yukarı: …Bunları görenler, saklayanlar, yardım ve yataklık yapanlar… Cezalandırılacaklardır…

Çek kanunlarındaki ağır cezalar, tefecilerin ki bir kısım banka ve faktöringlerin artık tefecilerden bir farkı kalmamıştır, iştahını kabartıyor. Açgözlüler belki bu ağır cezalar olmasa kredi vermeyecekleri insanlara cezalara güvenerek kredi veriyorlar, normal koşullarda iş yapamayan firmalar çek cezalarına güvenerek kredili mal satışları yapıyorlar. Kötü niyetliler finans çevrelerinin, firmaların bu açgözlülüğünü ve kar hırsını değerlendiriyor olabilir. Mevcut çek kanunu iyi niyetli ile kötü niyetli ayırt etmediğinden ak ile kara birbirine karışıyor ve aradan bir kısım kötü niyetli sıyrılıyor. Pervasızca dağıtılan para ve mal kredileri firmalar zor duruma girince piyasalarda karşılıksız çek patlamalarına yol açıyor, çeyrek asırlık kısır döngü bu.

Oysa 3167 nin yürürlüğe girdiği 1985 yılına kadar piyasaların karşılıksız çek diye bir derdi yoktu. Ne zaman ki karşılıksız çeke hapis cezası artırıldı piyasalarda karşılıksız çek sıkıntıları başladı. 1985 öncesinde çekin dolandırma cazibesi yoktu. Cezalar çoğaldıkça çekin cazibesi arttı ve işte bu cazibe dolandırıcılığı teşvik etti. Ekonomide yeni bir kalpazanlık türü gelişti. 1985 ile 2009 arasındaki dönemi içeren bir grafik düzenlesek göreceğiz ki karşılıksız çekler artan cezalara paralel bir artış izliyor. Bu ilginç değil mi?

Sorun salt karşılıksız çeki sorun gören çağdışı yaklaşımdadır. Karşılıksız çek ceza hukuku anlamında bir suç değil istenmeyen bir ekonomik olgudur. Bu olgunun ekonomiye olumsuz etkisi varsa nedenlerini ortadan kaldıracak çözümler geliştirmek gerekir. Yanlış teşhis yanlış tedavi olumsuz sonuç verir ve çeyrek asırdır olan da budur. Banka, faktöring ve benzeri finans kurumları kredilendirmeyi çek üzerine değil de çağdaş kriterler üzerine oturtmalı. Böyle her krizde patlayan, zirveye ulaşan karşılıksız çek gibi enstrümanlar yerine daha gerçekçi, bilânço, istihbarat gibi bankacılık kurumlarını geliştirmeleri ve bu olguları esas almaları istikrarlı bir ekonomi için daha yararlı olacaktır. Sopa ile ceza tehdidi ile iş yaşamını yürütmek kolaycılıktır ve başarısızlığa mahkûmdur.

25 yıllık uygulamanın ne sonuçlar verdiği bu kanunların gerekçelerinde yazılı, hep başarısızlıkla sonuçlanmış. Şimdi bir de aksini yapınız, salt karşılıksız çeki suç olmaktan çıkarın, kötü niyet, hile ve dolandırıcılık dışında karşılıksız çeki suç olmaktan çıkarın, bir de böyle deneyelim olmaz mı? Bu yolda devam edilirse varılacak sonuç hep aynı olacaktır, yanlış tanı yanlış tedavi ve olumsuz sonuç.

Cezalarla dolandırıcılık gibi suçları teşvik ediyor, kreditörlerle birlikte suçun asli manevi şeriki durumuna geliyorsunuz ve 5237 sayılı kanuna göre asıl suçlu kadar suçlusunuz. Gelin suçu teşvik etmeyin, suça ortak olmayın.

ŞİŞLİ ASLİYE CEZA

DOSYA NO 2008 1452 KARAR NO 2009. 497 C.SAVCILIĞI ESAS NO 2008.18653 GEREKÇELİ KARAR HAKİM YAŞAR YETİŞ 29876 C SAVCISI NACİ KANIK 31497 KATİP GÜLAY TORUN 67694 Karşılıksız Çek Keşide Etme 26.03.2008 İSTANBUL.ŞİŞLİ 30.04.2009 Yukarıda açık kimliği yazılı sanık.sanıklar hakkında mahkememizde yapılan duruşma sonunda GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Açılan kamu davasıyla sanığın karşılıksız çek keşide etmekten cezalandırılması istenilmiş, müşteki ta halen şikayetinin devam ettiğini bildirmiş ve şikayetten vazgeçmemiş, sanık tarafı CMK. 195 193. 2 e göre tebligata rağmen yargılamaya katılmadığından dinlenememiş, C.Savcısı mevcut delillerle sanığın cezalandırılması yolunda mütalaa vermiş, sanık yargılamayı takip etmediğinden diyecekleri sorulamamıştır. 5237 sayılı TCK 5. maddesinde “Bu kanunun genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içe kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmış, TCK’nın yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki 5252 S.Y.nın Geçici 1. maddesinde ise Diğer kanunların, 5237 sayılı TCK’nın birinci kitabı genel hükümler yer alan düzenlemelere aykırı hükümlerinin, ilgili kanunlarda değişiklik yapılıncaya ve en geç 31.12.2008 tarihine kadar uygulamasına devam edileceği belirtilmiş, Yasama Organı tarafından birçok yasa TCK’nın genel hükümlerine aykırılıklar yasayla giderilmesine karşın 31.12.2008 tarihine kadar 3167 sayılı yasası bakımından böyle bir düzenleme yapılmadığından çek yasasının T C K nın genel hükümlerine aykırı içeren kısımları artık uygulanamaz hale gelmiştir. Bu çerçevede aykırılık içeren kısımların artık uygulanamaz hale geldiği konusunda herhangi bir tartif olmamakla birlikte, hangi hükümlerin aykırılık taşıdığı konusunda şimdiye kadar üç ayrı görüş belirlenmiştir bunlardan ilkinin özel kişilere yönelik olarak herhangi bir aykırılık olmadığı ve yasanın aynen uygulanacağı yönünde olduğu Yargıtay 10.CD 2007.7947 2009. 54 sayı 19.01.2009 tarihli kararının sayın çoğunluk görüşü doğrultudadır bir kısmının sadece kısmi aykırılıklar olduğu ve bu aykırılıkların genel hükümlerdeki kurallı doldurularak uygulanması gerekeceği yönünde olduğu ve bunun uyarlamayı gerektirdiği, diğer yorumun aykırılıkların diğer yasadan yorumla doldurmanın yasa koyucunun yerine geçmek olup kanunilikle sanık aleyhe kıyas yasağı ve hukuka aykırılığı nedeniyle 3167 SY.nın uygulanamaz hale geldiği yönünde olduğu Yargıtay CD. nin 23.02.2009-14317 sayılı kararı bu görüşü destekler mahiyettedir görülmüştür. Mahkememizce yapılan değerlendirmede ise öncelikle genel hükümler içerisinde 5237 SY.TCK. 20. 21. 22.ve 23. maddelerinde suçun manevi unsuruna yönelik hükümler bulunup bunlar çerçevesinde yapılan incelemede, sadece gerçek kişilerin kasten yada taksirle karşılıksız çek keşide etmesi halinde müsnet suçun oluşabileceği oysa 3167 SY. gereğince tüzel kişilere ceza verilebildiği gibi, çekin vadeli olarak çok önceden düzenlenip verilmesine müteakip vade tarihinde sanığın kendi iradesi ve kastı dışında (hastalık, iflas, şirketteki görevinin sona ermesi v.s.) söz konusu çekin bedelinin bankada karşılığının bulundurulmamasının müsnet suçun oluşmasına engel olamayacağı bunun açık aykırılık teşkil ettiği ve değerlendirme gerektireceği düşünülmüştür. devam…. 27 Mayıs 2009 Çarşamba 19:14 Cuneyt dedi ki… Yine TCK.43. ve 44.maddelerinde zincirleme suç ve fikri içtimaya ilişkin kuralın 3167 SY. 16.4. maddesinde yazılı her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturacağı hükmüne aykırılık teşkil ettiği açıktır. 5237 SY.TCK.52.1 .maddesinde adli para cezalarının 5 gün ile 730 gün arasında ve 20.TL. ile 100.TL.ye karşılık gelecek şekilde sanığın şahsi durumuna göre çevrilip hükmedileceğine ilişkin açık amir hükmün ise yine 3167 SY. maddesinde yazılı çek bedeli tutan kadar adli para cezası verileceğine ilişkin hükme açık aykırılık taşımaktadır. 5237 SY. TCK. 53. 1.maddesinde güvenlik tedbirleri ayrı ayrı ve takdire yer bırakmayacak biçimde belirtilmiş iken, 3167 SY. 16.3. maddesinde çek keşide etme yasağı tedbirinin uygulanması da aykırılık teşkil etmektedir. 5237 SY.TCK. 58. maddesinde mükerrerliğe ilişkin koşullar belirtilirken bunun sonucu olarak herhangi biı ceza artırımının düzenlenmediği sadece cezanın infazına yönelik olarak hükümler içerdiği açıkken 3167 SY. 16. maddesi gereğince mükerrerin 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağına ilişkin hükmü de açık aykırılık teşkil etmektedir. 5237 SY. TCK. 61. maddesi gereğince hakimin somut olayda olaya ve sanığa ilişkin olarak cezayı belirleyip bireyselleştireceği ayrıntıları ile yazılmış iken 3167 SY. maddesi gereğince hakimin hiçbir belirleme yetkisi olmaksızın çek miktarı kadar para cezası vereceğinin yazılmış olması çok açık aykırılık teşkil etmektedir. 5237 SY.73. ve 74.maddelerinde şikayetin süresi ve sonuçları ayrıntıları ile belirtilmiş iken buna aykırı biçimde 3167 SY. maddesindeki düzenlemeler de aykırılık teşkil etmektedir. Bu aykırılıklar nedeniyle 3167 SY. aykırı olan hükümlerinin uygulanmayarak bu hükümlerin yerine 5237 SY.TCK.nın yukarıda anlatılan genel hükümlerinin uygulanması yolu ile yaptırım uygulanacağına ilişkin iddia ve yorumların olduğu görülmüş ise de; bu yöntemin 2709 SY Türkiye Cumhuriyeti Anayasasın 7 11-38 ve 87 de yazılı kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde yasa yapmak görevinin yasa koyucuya ait olup kanunen suç olmayan fiilin cezalandırılmayacağı ve cezaların şahsiliği hükümleri ile 5237 SY TCK 2. 1 3 maddesinde yazılı kanunilik ve sanık aleyhine kıyas yasağına aykırı olacağı ve 3167 SY. nın tamamen dönüştürülmesi suretiyle yeni bir yasa oluşturulamayacağı açıklığıyla mahkememizce bu görüşe itibar edilememiştir. Anlatılan nedenlerle 3167 SY.nın 5237 SY. TCK. nın genel hükümlerine açık aykırılık taşıyan hükümleri nedeniyle artık tamamen uygulanamaz hale geldiği ve bunun yukarıda anlatıldığı gibi genel hükümlerle telafisinin mümkün olamayacağı açıklığıyla müsnet suçlamanın oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ceza Hukukunun genel mutlak prensiplerinden olan yorumla sanık aleyhine olan sonuca ulaşılamayacağı kanunilik prensibi ve sanık lehine olan hükümlerin geçmişe uygulanacağı kuralları gereğince ve anlatılan sebeplerle sanığın beraatine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan ve anlatılan gerekçelerle Müsnet suçlamadan sanığın BERAATİNE Dair tefhim yada tebliğden itibaren 7 gün içinde mahkememize sanık, müşteki ve C.Savcısı tarafından yapılacak yazılı yada sözlü müracaat ile Yargıtaya temyiz yolu açık olmak üzere katılan vekilinin yüzüne karşı sanık tarafının yokluğunda C. Savcısının huzurunda talebe aykırı olarak verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 30.04.2009

http://cek-magdurlari.blogspot.com/2009/02/cek-magdurlari-gorus-ve-onerilerinizi.html?commentPage=40

ÇEKLERİN ERKEN İBRAZI BERAAT

Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi Beraat Kararı

TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargılama Yapmaya Ve Hüküm Vermeye Yetkili
BİLECİK AĞIR CEZA MAHKEMESİ

DEĞİŞİK İŞ NO : 2009/215 bilecik

BAŞKAN :RAMAZAN AKYOL 37306
ÜYE :ZEKERİYA YAVUZ 38481
ÜYE :LEYLA TAŞKOPARAN 39799
KATİP :FİKRİY ŞENSOY 148098

İTİRAZ KONUSU : Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin19.03.2009 tarih ve 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı ek kararı.

İTİRAZ TARİHİ :19.03.2009
KARAR TARİHİ :09.04.2009

Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2009 tarih ve 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı kararına sanık …………..tarafından itiraz edilmiş olmakla, dosya incelendi.

Gereği Düşünüldü:

Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin 13.05.2004 tarih ve 2003/237 esas,2004/122 karar sayılı kararı ile, sanığın üzerine atılı çek kanununa muhalefet suçundan eylemine uyan 4818 sayılı kanunun 14. maddesi ile değiştirilen 3167 sayılı kanunun 16/1 maddesi gereğince ve sanık lehine olduğundan hapis cezası yerine sanığın ilgili tarihler arasında keşide edilerek müşteri firmaya verilen toplam 53.000,00 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın 3167 sayılı kanunun 16/3 maddesi gereğince 1 yıl süre ile çek keşide etmesinin ve çek hesabı açmasının yasaklanmasına karar verilmiş olup, bu kararın tarafların yokluğunda verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay’a gönderildiği, Yargıtay 10.ceza Dairesinin 28.04.2008 tarih ve 2006/1253 esas, 2008/6565 karar sayılı ilanı ile hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmekle, 28.04.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Sanık vekili Av. ………… 19.03.2009 havale tarihli dilekçe ile müvekkili olan hükümlü…….hakkındaki infazın durdurulmasını talep ettiği, talep üzerine Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2009 tarih ve 2003/237 esası, 2004/122 karar sayılı ek kararı ile, sanık vekilinin talebi ile infazın durdurulması yönündeki talebin reddine, mahkemenin 13.05.2004 tarih ve 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı ilanının aynen infazına karar verildiği, kararın 19.03.2009 tarihinde hükümlü vekiline tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
İtiraz eden ………… vekili Av………………. mahkememize ibraz ettiği 19.03.2009 havale tarihli itiraz dilekçesinde özetle müvekkilinin para cezasına mahkum edildiğini 31.11.2008 tarihi itibariyle karşılıksız çek keşide etmek eyleminin suç olmaktan çıktığı böylece suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hükümlü hakkında verilen cezanın yasal dayanağının kalmadığının anlaşıldığı, açık bir yasal düzenleme yokken çek bedeli kadar tam gün sayılı belirlenerek bunun 20-100 lira arasında takdir edilecek bir bedelle çarpılması suretiyle sanığın cezalandırılabileceğini değerlendirmenin kıyas yapmak olduğunu, hükümlü hakkındaki infazın durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Bilecik C Savcılığı 08.04.2009 tarihli mütalaasında, TCK. nun 5. maddesine göre TCK. nun genel hükümleri özel kanunlarda düzenlenen suçlar yönünden bağlayıcı olduğu ve bu hükümlere aykırı özel yasaların uygulama olanağının olmadığı, çel bedeline göre belirlenen para cezasının TCK. nun 52. maddesine aykırı olduğundan bu şekilde belirlenen adli para cezasının yasaya aykırı olduğu, TCK. nun 21. maddesine göre kasıt olmadan suç oluşmayacağı şekli suç kavramı TCK. nun 21. ve 22. maddelerine aykırı olduğundan 3167 sayılı yasanın uygulama imkanının olmadığını itirazın kabulüne karar verilmesi yönünde görüş bildirmiştir.
Dosyanın tetkikinde, itiraz eden hükümlü vekili Av……………. ilana konu olan ve ceza yaptırımının dayanağını oluşturan 3167 sayılı yasanın 16/1 maddesinde 5237 sayılı TCK. nun 52/1 maddesi ile çelişen hükümler bulunduğunu, 5237 sayılı TCK. nun geçici 1. maddesi gereğince 31.12.2008 tarihi itibariyle 3167 sayılı Çek Kanununun 16/1 maddesi dahil olmak üzere ceza içeren tüm maddelerde 5237 sayılı TCK. Nuh genel hükümlerine uygun olması gerektiğini, ancak bugüne kadar 3167 sayılı Çek Kanununun 16/1 maddesinde herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığını, bu nedenle 3167 sayılı Çek Kanununun 16/1 maddesinin 31.12.2008 tarihinden itibaren uygulanması ve buradaki belirtilen cezaya göre hükümlünün cezalandırılmasının mümkün olmadığını, müvekkili hakkındaki infazın durdurulmasına karar verilmesini talep etmiş olmakla,
5237 sayılı TCK. nun 52/1 maddesine göre adli para cezası 5 günden az kanunda aksi bulunmayan hallerde 730 günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibaret olduğu belirtilmekle adli para cezalarının özellikle gün olarak belirlenmesi gerektiği düzenlenmiştir.
3167 sayılı yasanın 4814 sayılı yasanın 14. maddesiyle değişik 16. maddesinde ise; “Üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya ibraz süresi içinde 4. madde uyarınca ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri ve ya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak üzere çek bedeli tutarı kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar. Ancak verilecek para cezası seksen milyar liradan fazla olamaz. Bu miktar 01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ek 2. maddesine göre her yıl artırılır, bu suçtan mükerrirlere, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklinde düzenleme olduğu, adli para cezasının çek bedeline göre düzenlendiği,
5252 sayılı kanunun geçici 1. maddesinde belirtildiği üzere diğer kanunların 5237 sayılı TCK.nun birinci kitabında yer alan düzenlenmelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar ve en geç (06.12.2006) tarih ve 5560 sayılı kanunun 15. maddesi ile değişik ibare) 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanacağı belirtilmiş olmakla, karşılıksız çek keşide etmek suçunun müeyyidesinin 3167 sayılı yasanın 4814 sayılı yasanın 14. maddesiyle değişik 16/1 maddesinde belirtildiği üzere suça konu çek bedeli kadar adli para cezası olduğu, 5237 sayılı TCK. nun 52/1 maddesine göre ise adli para cezasının öncelikle gün olarak belirlenmesi gerektiği düzenlenmiş olmakla her iki kanundaki adli para ceza parasının belirlenmesi konusunda uyumsuzluk olduğu 3167 sayılı Çek Kanununun 16/1 maddesinde karşılıksız çek keşide etmek suçunun müeyyidesi olan adli para cezasının belirlenmesinde 5237 sayılı TCK. nun 52/1 maddesine uyumlu olarak bu zamana kadar herhangi bir düzenleme yapılmadığı bu itibarla 5252 sayılı kanunun geçici madde 1’ e göre 3167 sayılı Çek Kanununun 16/1 maddesindeki 5237 sayılı TCK.nun 52/1 maddesine aykırı hükmünün en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanabileceği anlaşılmakla, hükümlü hakkında 28.04.2008 tarihinde kesinleşen Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2004 tarih ve 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı ilanının aynen infazının ileride hükümlü hakkında telafisi imkansız zararlara neden olması ihtimali göz önünde bulundurulduğunda hükümlü vekilinin itirazının kabulü ile hükümlü hakkında 28.04.2008 tarihinde keskinleşen Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin 13.05 2004 tarih ve 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı ilanının infazının durdurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Gösterilen Gerekçelerle:
İtiraz eden …….. vekili………………. 19.03.2009 tarihli İTİRAZININ KABULÜNE,
Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2009 tarih ve 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
Hükümlü …….. hakkında 28.04.2008 tarihinde kesinleşen Bilecik Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/237 esas, 2004/122 karar sayılı ilanının İNFAZININ DURDURULMASINA,
Dosyanın Bilecik Asliye Ceza Mahkemesine tevdiine, kararın Bilecik Asliye Ceza Mahkemesince hükümlü ve vekiline tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mütalaaya uygun kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09.04.2009
.

%d blogcu bunu beğendi: