DEMOKRAT AVUKATLAR ÇIKIŞ ARIYOR- 2

DEVLETÇİ BAROLAR KARŞISINDA ÇARESİZ MİYİZ  2

Av. GÜRBÜZ ÖZALTINLI* / İstanbul Barosu’nun web sayfasında küçük bir gezinti yapın. Bir tane bile işkence haberine, bir tane bile Ergenekon’un işlediği iddia edilen suçların vahametine, darbeciliğin soruşturulması zorunluluğuna tepki göremeyeceksiniz. Evet, bir tane bile yok. Ama sayısız Ergenekon soruşturmasının hukuk ihlalleri içerdiğine ilişkin haberlerle karşılaşacaksınız. Nedeni çok açık değil mi?

 

Ahmet Altan’ın benzetmesiyle “fırtınanın gözündeyiz” ve fırtına devam ediyor. Bayıldığım başka bir benzetme de Murat Belge’nin buluşu: “Halat çekme yarışı”. Fırtınanın gözü de, halat çekme de kendi düzeylerinde temel noktalara güçlü vurgular yapıyor. Gerçekten, toplumsal hayatın gidişini kökten değiştirecek -belki taraf olan aktörlerin ufkunu da aşan- derinlikte bir kırılmanın eşiğinden geçiyoruz. Sadece iktidar değil, toptan bir rejim ve zihniyet değişikliğine gidebilecek bir kavşaktayız. Ve biz bugüne içeriden bakıyoruz. Fırtınanın gözü bu. Bu değişim olanca sertliğine rağmen, derinliğini gizleyen bir yavaşlığı, durgunluğu da barındırıyor. Hiç doğrusal değil. Tersine med-cezirli bir karaktere sahip. Halata asılan güçler kolay pes edecek gibi görünmüyor.(yazarın bu yazısı taraf gazetesinden alınmıştır)

YAZAR DOĞRULARI YAZARAK YANLIŞ SONUÇLARA VARMAKTADIR.

SÖZ KONUSU DOĞRULAR İLE SONUÇ ARASINDA NEDENSELLİK BAĞLANTISI YOKSA YANLIŞ SONUCA VARIRSINIZ, AMA SIRALANAN BU DOĞRULAR OKURLARI YANILTABİLİR.

Cumhuriyetten, modernlikten yana olmakla; darbeden, işkenceden, faili meçhul cinayetlerden yana olmak arasında ne gibi nedensellik bağlantısı vardır? İnsan hafızasının unutkanlığından yararlanarak yanlışları doğru gibi sergilemek tarihsel gerçekleri ortadan kaldırmaz.

Şöyle yakın tarihe bir göz atalım. Kontur gerilla nedir, ne zaman ve kimler tarafından kurulmuştur? Kontur gerilla hangi faili meçhul cinayetleri işlemiş, kimlere işkence yapmıştır? Bugün o çok sevindiğiniz büyük fırtına nereden estiriliyorsa, halatın öte yanında kimler vardı ise işte kontur gerilla onların eseridir ve onlar geçmişte sizin modernist dediğiniz insanlara işkence uygulamış, faili meçhul cinayetleri işlemiş, idam sehpaları kurmuştur.

Türkiye’deki adı Özel Harp Dairesi, Jitem yada her ne ise, İtalya’da Gladio v.s Nato tarafından, komünizme karşı kurulduğu yazarın da kabul edeceği tarihsel bir gerçektir.12 Mart darbesine gelirken işlenen cinayetlerin arkasında bu derin devlet organizasyonu vardır, İlhan Selçuk’a zivberbey işkencelerini onlar yapmıştır ve 12 Mart faşistlerinin idam ettiği Deniz Gezmiş’leri asan irade, bu iradedir.1970- 80 arası işlenen altı bin faili meçhul cinayet onların işidir. Bugün adına Ergenekon denilen ve kasıtlı olarak kapsamı genişletilen örgüt son on, on beş yılda ortaya çıkan bir örgüt değil, zaten iddianamede bin yıl öncesine kadar uzatılıyor tarihi J

Gelelim İstanbul Barosunun Web sitesine; evet sav doğrudur, bu sitede tek bir işkence haberi yoktur. KARŞILIKSIZ ÇEK ile ilgili de tek bir satır yoktur ki bize göre bu bir insan hakları sorunudur; ama biz halatın diğer tarafına bakıyoruz oradaki avukatlarda KARŞILIKSIZ ÇEK ile ilgili tek bir satır yazmadılar, tek bir söz etmediler. Bizce iki tarafta yanlıştır. Onlar Devletçi ise –ki bu bizim görüşümüz değil- sizde AMERİKANCI, NATO’cusunuz illa bir yafta yapıştırmak gerekiyorsa. DEVAM EDECEK

DEMOKRAT HUKUKÇULAR ÇIKIŞ ARIYOR

(20 TEMMUZ TARİHLİ TARAF GAZETESİNDE)

DEVLETÇİ BAROLAR KARŞISINDA ÇARESİZ MİYİZ?

Av. Gürbüz Özaltınlı ERGENEKON DAVASINI kast ederek “Halat çekme yarışı” diyor bugün Türkiye’de yaşananlara ve şöyle devam ediyor:

Halatın ne tarafında hangi güçlerin durduğu açıkça belli; Merkezinde ordu-yargı bürokrasinin durduğu, sivil ayağını CHP nin oluşturduğu statükocu cephe, bütün olanakları ile değişime direnç gösteriyor. Bu cephe, küçümsenmeyecek bir medya desteğiyle kentli orta sınıfların önemli bir kesimini yedeğine almayı başarabildi. Bu hiç sürpriz değil. Zira tüm Cumhuriyet tarihi boyunca devletin kesintisiz olarak ürettiği “modernleşme ideolojisi” nin en iyi müşterileri, kentin ürettiği konforları hayatına sokmayı başarabilen bu meslekli sınıflar oldu. Bu modernleşme ideolojisinin temel kavramsal ayaklarını, otoriter bir laikliğin, dış dünyadan kuşku duyan bir milliyetçiliğin ve toplum karşısında yüceltilip kutsallaştırılan öncü modernleşmeci bir devletçiliğin oluşturduğunu biliyoruz. Tarihsel olarak monarşiye karşıtlığı işaret eden modern devletin idaresi olarak dolaşıma sokulan Cumhuriyetçilik kavramı, bugün kolaylıkla, yukarıda işaret ettiğim üçayaklı modernlik tasarımının üst başlığına dönüşebilmiştir. Bugün Cumhuriyetçiyim diyenler, esasen laik-ulusalcı-devletçi (modernler)olduklarını söylüyorlar. Devrimcilik oku ise özlemli çağrışımlarını bile yitirmiş bir ironi bu gün. Halkçılık derseniz, Anayasa’ya yazıldığı 1937 yılında sınıflarının varlığının inkârını yansıtıyordu. Bugün demagojik bir argüman olarak bile başvurulmuyor. Otoriter laiklik anlayışının ağırlığı ile halkın söylemden bile kovulmasına tanık olduk. Halk, kritik hiçbir kararda kendisine güvenilemeyecek, başvurulamayacak, göbeğini kaşıyan bidon kafalılara anonimleştiriyor artık.

Yazar, hedef alınan güçleri tanımlarken ordu, yargı, bürokrasi diyor, sivil ayağında CHP ve yazının sonrasında BAROLARI da bu cepheye koyuyor ve yanlarına modernist  seçmeni koyuyor. Ordu, yargı, bürokrasi deyince zaten eşittir Türkiye cumhuriyeti Devletidir, geriye ne kalıyor ki; zaten daha sonra aktaracağımız gibi Cumhuriyeti bu kesimin kurduğunu belirtiyor yazar. Yaşanan bir DEĞİŞİM  Mİ, bir DEVRİM Mİ YA DA YIKIM MI? Çünkü hedef alınanın açıkça devlet olduğu belli, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ.

Darbelerin üzerine gitmek, jitem cinayetlerini, kontur gerillanın faili meçhullerini açığa çıkarmak yargılamak ayrı şey, modern Türkiye Cumhuriyeti Devletini hedef koymak ayrı şeydir. Birincisine biz de tarafız, cinayetlere, faili meçhullere, darbelere biz de karşıyız. Bu yazıyı çok önemsedim çünkü bu yazıda bir saflık var ve niyetleri açığa çıkarıyor.. Yazımız devam edecek..

%d blogcu bunu beğendi: