Suçu ve suçluyu övme

Suçu ve suçluyu övme

MADDE 215 – (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

T.C.

YARGITAY

8. CEZA DAİRESİ

E. 2009/7316

K. 2012/17738

T. 23.5.2012

• SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME ( Sanığın Dilekçede Cezaevinde Yatan Hükümlü İçin Sayın İfadesini Kullandığı – Silahlı Direnmeyi veya Ayaklanmayı Teşvik Eden İfadelerin Kullanılmadığı/Suçun Oluşmayacağı )

• SAYIN İFADESİ ( Sanığın Dilekçede Cezaevinde Yatan Hükümlü İçin Sayın İfadesini Kullandığı – Silahlı Direnmeyi veya Ayaklanmayı Teşvik Eden İfadelerin Kullanılmadığı/Kendi Değer Yargısını İçeren Düşüncelerini Açıklayan Eylemin Suç ve Suçluyu Övme Suçunu Oluşturmayacağı )

• DİLEKÇEDE SAYIN İFADESİNİN KULLANILMASI ( Sanığın Silahlı Direnmeyi veya Ayaklanmayı Teşvik Eden İfadelerin Kullanılmadığı – Kendi Değer Yargısını İçeren Düşüncelerini Açıklayan Eylemin Suç ve Suçluyu Övme Suçunu Oluşturmayacağı )

• İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ( Sanığın Dilekçede Cezaevinde Yatan Hükümlü İçin Sayın İfadesini Kullandığı – Silahlı Direnmeyi veya Ayaklanmayı Teşvik Eden İfadelerin Kullanılmadığı/Kendi Değer Yargısını İçeren Düşüncelerini Açıklayan Eylemin Suç ve Suçluyu Övme Suçunu Oluşturmayacağı )

5237/m. 215

AİHS/m.9, 10, 17

ÖZET : Sanık tarafından kaleme alınan dilekçede, cezaevinde yatan bir hükümlünün sağlığına ilişkin birtakım endişelerden söz edilerek, bu kapsamda bazı taleplerde bulunulmuştur. Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın” denilerek onun sağlığı ile ilgili kendi değer yargısını içeren düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, suçun yasal unsurları oluşmadığından mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir

DAVA : Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : “İşlenmiş bir suçun” veya “işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin” alenen övülmesi TCK’nın 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin, işlediği suç nedeniyle övülmesi, bu kişinin işlediği suçun da övüldüğünü göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nın 90/5. maddesinde yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü uyarınca 19.03.1954 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Yasa ile onaylanmış bulunan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi” ( AİHS), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir.

Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir.

İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar”, ikinci fıkrasında ise, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmektedir.

Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi’nin, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici, hoşa gitmeyen fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir ( Handyside/Birleşik Krallık, Castells/İspanya vb. Kararlar).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır.

Yazı veya Sözler;

a) Şiddet, bir araç olarak öngörülüyorsa,

b) Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,

c) Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,

ç) İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa,

İfade hürriyetinden yararlanmayabilir ( Sürek/Türkiye, no. 1, Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer/Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı).

Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir ( Zana/Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı).

İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber” ve “düşünceler” için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamaz. Sözleşme’nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır ( 23.09.1994 tarihli Jersild – Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janovvski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).

Bu kapsamda şiddete, silahlı direnmeye veya isyana teşvik niteliği taşıyan yaklaşımlar ile azınlıklara yönelik nefret söylemi içeren açıklamalar sözleşmenin koruduğu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez ( 02.10.2003 tarihli Kızılyaprak-Türkiye kararı; 27.05.2004 tarihli Yurttaş- Türkiye kararı; 09.03.2004 tarihli Abdullah Aydın-Türkiye kararı).

Yazının içeriğine, şiddeti teşvik edip etmediğine, yazının hangi bağlamda yayınlandığına, yani şiddeti yaratmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır ( Gözel ve Özel/Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13, 14, 25, 26 ve AİHS’nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kışkırtıcılığı içermeyen nitelikteki sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır.

Somut olayda, sanık tarafından kaleme alınan dilekçede, cezaevinde yatan bir hükümlünün sağlığına ilişkin birtakım endişelerden söz edilerek, bu kapsamda bazı taleplerde bulunulmuştur. Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın” denilerek onun sağlığı ile ilgili kendi değer yargısını içeren düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Skaka/Polonya – 27 Mayıs 2003, Korku/Türkiye – 23 Eylül 2003 tarihli kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince ( BOZULMASINA), 23.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2010/8911

K. 2012/5154

T. 18.4.2012

• SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME ( Sanığın Yargı Mercilerince Yapılan Soruşturmalara Tepki Olarak “Ben de Sayın Öcalan Diyorum ve Bu Suçu İşleyip Kendimi İhbar Ediyorum” Şeklinde Kanaatini Açıklamaktan İbaret Eylemi – Suçun Yasal Unsurlarının Oluşmadığı )

• SANIĞIN TEPKİSİ ( Yargı Mercilerince Yapılan Soruşturmalara “Ben de Sayın Öcalan Diyorum ve Bu Suçu İşleyip Kendimi İhbar Ediyorum” Sözleri – Suçu ve Suçluyu Övme Suçunun Yasal Unsurlarının Oluşmadığı/Eylemin Kanaatini Açıklamak Olarak Kabulü )

5237/m. 215

ÖZET : Sanığın, Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak “Ben de sayın Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum” şeklinde kanaatini açıklamaktan ibaret eyleminde, suçu ve suçluyu övme suçu yasal unsurları itibariyle oluşmamıştır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Sanığın, Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak “Ben de sayın Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum” şeklinde kanaatini açıklamaktan ibaret eyleminde atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 18.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2009/14199

K. 2011/3073

T. 25.5.2011

• DENETİMLİ SERBESTLİK ( Tedbirinin İnfaz Rejimi İle İlgili Olduğu – Kazanılmış Hak Oluşturmayacağı )

• İNFAZ REJİMİ ( Denetimli Serbestlik Tedbirinin İnfaz Rejimi İle İlgili Olduğu – Kazanılmış Hak Oluşturmayacağının Gözetileceği )

• KAZANILMIŞ HAK ( Denetimli Serbestlik Tedbirinin İnfaz Rejimi İle İlgili Olduğu – Kazanılmış Hak Oluşturmayacağı )

• TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI ( Sanığın Basına ve Kamuoyuna Başlığı ile Başlayan Konuşması Bir Bütün Olarak Ele Alınıp Değerlendirildiğinde İçeriğinde Silahlı Terör Örgütünün Propagandasını Teşkil Eden Söz ve İfadelerin Bulunmadığı – Eyleminin Suç ve Suçluyu Övme Suçunu Oluşturduğu )

• SUÇ VE SUÇLUYU ÖVME ( Sanığın Basına ve Kamuoyuna Başlığı ile Başlayan Konuşması Bir Bütün Olarak Ele Alınıp Değerlendirildiğinde İçeriğinde Silahlı Terör Örgütünün Propagandasını Teşkil Eden Söz ve İfadelerin Bulunmadığı – Eyleminin Suç ve Suçluyu Övme Suçunu Oluşturduğu )

5237/m.58, 215, 220

ÖZET : 5237 Sayılı T.C.K.nın 58/9. maddesinde yer alan denetimli serbestlik tedbirinin infaz rejimi ile ilgili olup kazanılmış hak oluşturmayacağı da gözetilerek kabule göre terör örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkum olan sanık hakkında her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.

Sanığın basına ve kamuoyuna başlığı ile başlayan konuşması bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde içeriğinde silahlı terör örgütünün propagandasını teşkil eden söz ve ifadelerin bulunmadığı, konuşmada yer alan tabirlerin silahlı terör örgütünün kurucusu olan ve suç işleyen kişinin alenen övülmesi amacıyla yapıldığı anlaşıldığından sanığın eyleminin suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 5237 Sayılı T.C.K.nın 58/9. maddesi infaz rejimi ile ilgili olup kazanılmış hak oluşturmayacağı da gözetilerek kabule göre terör örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkum olan sanık hakkında anılan maddenin uygulanması konusunda her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.

Sanığın basına ve kamuoyuna başlığı ile başlayan konuşması bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde içeriğinde silahlı terör örgütünün propagandasını teşkil eden söz ve ifadelerin bulunmadığı, konuşmada yer alan tabirlerin silahlı terör örgütünün kurucusu olan ve suç işleyen kişinin alenen övülmesi amacıyla yapıldığı anlaşıldığından sanığın eyleminin T.C.K.nın 215. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görülmüş olduğundan, hükümün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 25.5.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2009/8644

K. 2011/1839

T. 23.3.2011

• BASIN AÇIKLAMASI YAPARAK SUÇ VE SUÇLUYU ÖVME ( Suçundan Yargılanan Sanık Hakkında Kesinleşmiş Bir Karar Verilmemişse Eldeki Dava İle Bağlantısı Bulunması Nedeniyle Davaların Birleştirileceği )

• DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Aynı Olay Hakkında Aynı Mahkemede 2 Farklı Dosyada Yargılanan Sanığın Davalarının Birleştirilmesi Gerektiği )

5237/m.215

ÖZET : Sanık hakkında aynı olaya ilişkin olarak yaptığı basın açıklaması sebebiyle aynı mahkemede silahlı örgütün üyesi olma, suçu ve suçluyu övme suçlarından yargılama yapıldığının anlaşılması karşısında dosyada karar verilip verilmediği ile ilamının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, kesinleşmişse dosya içine alınarak, kesinleşmemisse aralarındaki hukuki ve fiili bağlantı dikkate alınarak her iki dosyanın birleştirilmesi gerekir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Dairemizin 14.10.2009 tarihi ve 2009/14108 esas sayılı bozma ilamında da belirtildiği üzere sanık hakkında aynı olaya ilişkin olarak yaptığı basın açıklaması sebebiyle aynı mahkemede silahlı örgütün üyesi olma, suçu ve suçluyu övme suçlarından 2009/62 esas sayılı dosyada yargılama yapıldığının anlaşılması karşısında, anılan dosyada karar verilip verilmediği ile ilamının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, kesinleşmişse dosya içine alınarak, kesinleşmemisse aralarındaki hukuki ve fiili bağlantı dikkate alınarak her iki dosyanın birleştirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 23.3.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: