Suçluyu kayırma

Suçluyu kayırma

MADDE 283 – (1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

T.C.

YARGITAY

1. CEZA DAİRESİ

E. 2011/327

K. 2011/2053

T. 5.4.2011

• SUÇLUYU KAYIRMA ( Suçundan Hükümlülüğüne Karar Verilen Adam Öldürme Suçundan Yargılanan Davacının Tutuklu Kaldığı Günler İçin Lehine Tazminata Hükmolunmasında Yasaya Aykırı Bir Husus Bulunmadığı )

• MANEVİ TAZMİNAT ( Olayın Cereyan Tarzı Tutuklu Kaldığı Süre de Gözetilmek Suretiyle Zenginleşme Sonucu Doğurmayacak Şekilde Hak ve Nesafet Kuralları Gözetilerek Makul Bir Miktarda Hükmedilmesi Gerektiği )

• HAKSIZ TUTUKLULUK NEDENİYLE TAZMİNAT ( Tutuklu Kaldığı Süre Gözetilmek Suretiyle Zenginleşme Sonucu Doğurmayacak Şekilde Hak ve Nesafet Kuralları Gözetilerek Makul Bir Miktarda Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği )

5237/m.283/1

466/m.1/7

ÖZET : Davacının tutuklu kaldığı günler hükmedilecek manevi tazminatın tayininde objektif bir ölçü bulunmamakla birlikte davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına sebep olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre de gözetilmek suretiyle, zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde, hak ve nesafet kuralları gözetilerek, makul bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Adam öldürmek suçundan sanık olarak ( Yozgat ) Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılanması sonunda, suçluyu kayırma suçundan hükümlülüğüne karar verilen S. A.’in fazla tutuklu kaldığı günler için 466 Sayılı yasa uyarınca vaki tazminat istemi üzerine ( MUŞ ) Ağır Ceza Mahkemesince yapılan incelemede; dosyada miktarı yazılı maddi-manevi tazminatın davalı hazineden alınarak adıgeçen davacıya ödenmesine dair ittihaz olunan 6.5.2010 gün ve 106/114 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı hazine vekili ile davacı vekili taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1-) Davacının insan öldürme suçundan dolayı 7.2.2001 tarihinde tutuklanıp 5.1.2004 tarihinde tahliye edildiği, hakkında taammüden kan gütme saki ile insan öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarına fer’an iştirak suçlarından açılan kamu davası sonucunda mahkemece değişen suç vasfına göre, suçluyu kayırma suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nun 283/1, 62 ve 51 maddeleri gereğince 5 ay hapis cezasına mahkum edildiği, verilen kararın 4.12.2006 tarihinde dairemizce onanarak kesinleştiği, davacının tutuklu kaldığı tarihlerde yürürlükte olan 466 Sayılı Kanunun 1. maddesinin 7. bendine göre “Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir” hükmü ve davacının tutuklu kaldığı sürenin hükümlülük süresinden fazla olduğunun anlaşılması karşısında davacı lehine tazminata hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davanın reddine ilişen tebliğnamedeki bozma düşüncesi benimsenmemiştir.

2-) Toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaatine, takdirine ve dosya içeriğine göre, davacının tutuklu kaldığı günler için lehine yazılı miktarda maddi ve manevi tazminata hükmolunmasında bozma nedeni dışında yasaya aykırı bir husus bulunmadığından, davalı vekilinin eksik incelemeye, bilirkişi raporunun yetersiz olduğuna, red edilen miktar üzerinden davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğine yönelen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Hükmedilecek manevi tazminatın tayininde objektif bir ölçü bulunmamakla birlikte davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına sebep olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre de gözetilmek suretiyle, zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde, hak ve nesafet kuralları gözetilerek, makul bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu ölçülere uymayacak şekilde fazla miktarda tazminata hükmedilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olduğundan davalı vekilinin temyiz talebinin kabulüyle manevi tazminat yönünden kurulan hüküm ile bağlantı sebebiyle maddi tazminat yönünden kurulan hükümün tebliğnamedeki düşünce gibi ( BOZULMASINA ), 5.4.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2010/12125

K. 2010/9873

T. 12.5.2010

• TAHKİKATI YANLIŞ YOLA SEVK ETMEK ( Sanık Hakkında Verilen Mahkumiyet Kararının Kesinleştiği İleri Sürülemeyeceğinden Kanun Yararına Bozmaya Konu Olabilecek Nitelikte Bir Hüküm Bulunmadığı )

• SUÇLUYU KAYIRMA AMACIYLA SORUŞTURMAYI YANLIŞ YOLA YÖNLENDİRME ( Verilen Mahkumiyet Kararının Kesinleştiği İleri Sürülemeyeceğinden Kanun Yararına Bozmaya Konu Olabilecek Nitelikte Bir Hüküm Bulunmadığı )

• KANUN YARARINA BOZMA ( Tahkikatı Yanlış Yola Sevk Etmek – Sanık Hakkında Verilen Mahkumiyet Kararının Kesinleştiği İleri Sürülemeyeceğinden Kanun Yararına Bozmaya Konu Olabilecek Nitelikte Bir Hüküm Bulunmadığı )

765/m.296

5237/m.31, 281, 283, 284

5271/m.40, 232, 309

ÖZET : Mahkemece verilen mahkumiyet kararının hüküm fıkrasında kanun yolu başvurusunun türü, süresi, mercii ve başvuru süresinin ne zaman başlayacağı gösterilmiş ise de başvurunun şekli açıklanmamıştır. Hükmü temyiz hakkı olup son oturumda hazır bulunan sanık müdafi açısından başvuru şeklinin tereddüde yol açmayacak şekilde gösterilmemesi sebebiyle adı geçen sanığın müdafinin yüzüne karşı yapılan yanıltıcı nitelikteki bildirimin hukuken geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Kanuni düzenlemeler ve Y.C.G.K.’nun içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, sanık M. O.müdafine, mahkumiyet kararına karşı başvurulabileceği kanun yolunun şeklini, türünü, süresini ve sürenin ne zaman başlayacağının açıkça belirtilen yeni bir tebligat çıkartılarak, katılan ve sanığın, kanun yoluna başvuru hakkını kullanmasına olanak sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılacağı kuşkusuzdur. Sanık hakkında suçluyu kayırma amacıyla soruşturmayı yanlış yola yönlendirme suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği ileri sürülemeyeceğinden kanun yararına bozmaya konu olabilecek nitelikte bir hüküm de bulunmamaktadır.

DAVA : Tahkikatı yanlış yola sevk etmek suçundan sanığın, 765 s. Türk Ceza Yasasının 296/1. maddesi uyarınca 3 sene hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.10.2005 günlü ve 2005/51 esas, 2005/241 s. kararının Adalet Bakanlığınca 11.04.2010 tarih ve 22512 s. yazı ile kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.04.2010 tarih ve 90487 s. tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede “Kayden 03.10.1987 doğumlu olan sanığın suçun işlendiği 06.01.2005 gününde 18 yaşını ikmal etmediğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında belirlenen cezadan, 765 s.Yasanın 55/3. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, indirim yapılmaksızın fazla cezaya hükmedilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir. Gereği görüşüldü:

KARAR : 5271 s. Ceza Muhakemesi Yasasının 309. maddesinin 1.fıkrasında “Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, kanuni nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” hükmü yer almaktadır. Belirtilen maddede düzenlenen olağanüstü kanun yoluna başvurunun ilk koşulu hakim veya mahkeme tarafından verilen karar veya hükmün kesinleşmiş olmasıdır. Henüz kesinleşmemiş karar veya hükümler için bu kanun yoluna başvurulamaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.9.2007 gün ve 2007/162-177 s. kararında “Karar ve hükümlerde yer alan kanun yolu açıklamalarının, bu yola başvuru hakkı olan kişilere tam bir açıklıkla ifade edilmesi ve yanılgılara sebebiyet verilmemesi kanuni zorunluluktur. Anayasanın 4709 sayılı kanunun 16. maddesi ile 03.10.2001 tarihinde değiştirilen 40. maddesinin 2. fıkrasındaki “şikayet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi yasa yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” 5271 s. C.Y.Y.’nın 232. maddesinin 6. fıkrasındaki; “hüküm fıkrasında …yasa yollarına başvurma ve tazminat istemi olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmesi gerekir. 5271 s. C.Y.Y.’nın “eski hale getirme” başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasındaki; “kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de kişi kusursuz sayılır.” hükmü birlikte değerlendirildiğinde, Kanun koyucunun, hak sahibi olanlar yönünden kanun yolunun mercii, biçimi ve süresi bakımından hükmün yeterli olması ve keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması keyfiyetini önemsediği ortaya çıkmaktadır… Yapılacak işlem; kanun yolu açıklamasını, her türlü kuşkuyu kaldıracak ifadeyle sanığa duyuran kanun yolu mercii, süresi ve yöntemini tam bir netlikle ifade eden yeni bir bildirimin, yöntemine uygun meşruhatlı tebligatla gerçekleştirilmesinin sağlanması, gerekmektedir.” denilerek kanun yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesini sağlayacak tebligatın içeriği ve yöntemi açıklığa kavuşturulmuştur.

İncelenen somut olayda, mahkemece verilen mahkumiyet kararının hüküm fıkrasında kanun yolu başvurusunun türü, süresi, mercii ve başvuru süresinin ne zaman başlayacağı gösterilmiş ise de başvurunun şekli açıklanmamıştır. Hükmü temyiz hakkı olup son oturumda hazır bulunan sanık M. O. müdafi açısından başvuru şeklinin tereddüde yol açmayacak şekilde gösterilmemesi sebebiyle adı geçen sanığın müdafinin yüzüne karşı yapılan yanıltıcı nitelikteki bildirimin hukuken geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Kanuni düzenlemeler ve Y.C.G.K.’nun içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, sanık M. O. müdafine, mahkumiyet kararına karşı başvurulabileceği kanun yolunun şeklini, türünü, süresini ve sürenin ne zaman başlayacağının açıkça belirtilen yeni bir tebligat çıkartılarak, katılan ve sanığın, kanun yoluna başvuru hakkını kullanmasına olanak sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılacağı kuşkusuzdur. Yapılan açıklamalar göre, sanık M. O. hakkında suçluyu kayırma amacıyla soruşturmayı yanlış yola yönlendirme suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği ileri sürülemeyeceğinden kanun yararına bozmaya konu olabilecek nitelikte bir hüküm de bulunmamaktadır.

SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarda belirtilen sebeplere yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, 12.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

1. CEZA DAİRESİ

E. 2006/5834

K. 2007/4280

T. 30.5.2007

• MEŞRU SAVUNMA SINIRININ KASIT OLMADAN AŞILMASI ( Maktulün Sanığı 2 El Ateş Ederek Yaralaması/Sanığın da Maktule 6 El Ateş Ederek Öldürmesi – 5237 S.K. Md. 27/1 ve 22/3.Delaletiyle Md. 85’den Mahkûmiyet Verilmesi Gereği )

• HAK YOKSUNLUĞUNUN ŞARTLA TAHLİYE TARİHİNE KADAR GEÇERLİ SAYILMASI ( İbaresinin Hüküm Fıkrasında Gösterilmemesinin Bozma Nedeni Oluşturacağı )

• SANIĞIN KAÇMASINA YARDIMCI OLMAK ( Suç İşlediğini Bildikleri/Olay Yerinden Alıp Götürerek – 5237 S.K. Md. 283/1’le Mahkûmiyet Yerine Beraat Karar Verilemeyeceği )

• SUÇ DELİLLERİNİ GİZLEME ( Olaydan Sonra Evine Gelip Suç İşlediğini Söyleyen Sanığın Kanlı Elbiseleri Alıp Çöp Bidonuna Atmak Bilahare Yakalanınca da Polise Yerini Gösterip Teslim Etmek )

6136/m. 13/1

5237/m. 22/3, 27/1, 53/1-C, 85, 281/1-3 283/1

ÖZET : 1-a ) Sanık ve maktulün olay gecesi alkol alarak sohbet ettikleri sırada sebebi belli olmayacak şekilde aralarında çıkan tartışma sırasında, maktulün tabancasını çekip sanığa ateş ederek sağ kol ve sol göğüs cilt altından yaraladığı, yaralanıp yere düşen sanığın da kendi üstündeki silahını çekip maktule doğru 6 el ateş ederek maktulü öldürmesiyle sonuçlanan olayda; sanığın kendine yönelik saldırıya karşı savunmada bulunurken daha az bir atışla yetinmesi yerine, çok sayıda ateş ederek savunma sınırını kastı olmaksızın aşması nedeniyle 5237 sayılı Yasanın 27/1, 22/3. maddesi delaletiyle 85. maddesinden mahkûmiyeti yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması,

b ) Kabule göre de;

5237 sayılı Yasanın 53/1-c maddesindeki hak yoksunluğunun şartla tahliye tarihine kadar geçerli sayılmasına ibaresinin hüküm fıkrasında gösterilmemesi,

2- Sanık S.K. ve F.B.’nin olaydan sonra gelerek suç işlediğini bildikleri sanığı olay yerinden alıp götürerek kaçmasına yardımcı oldukları anlaşılmakla, 5237 sayılı Yasanın 283/1. maddesinden mahkûmiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

4- Sanık S.C.’nin, olaydan sonra evine gelen ve suç işlediğini söyleyen sanığın üzerinden çıkardığı kanlı elbiseleri alıp çöp bidonuna attığı, bilahare yakalanınca da polise yerini gösterip teslim ettiği anlaşılmakla, 5237 sayılı Yasanın 281/1-3 maddesi uyarınca mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, Yasaya aykırıdır.

DAVA : R.M.Ö.’yü kasten öldürmekten sanık A.A., işbu ölümle biten kavgada suç delillerini gizlemekten sanıklar S.K., F.B., ile S.C.’nin yapılan yargılamaları sonunda; sanık A.A.’nın hükümlülüğüne, sanıklar S.C., F.B., ile S.K.’nin beraatlerine ilişkin K. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 19.12.2005 gün ve 207/493 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık A.A. ve müdahil vekili tarafından istenilmiş, sanık duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile gönderilmekle; sanık hakkında duruşmalı, müdahilin temyizi veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1- Sanık A.A. hakkında 6136 sayılı Yasaya Muhalefet suçundan kurulan hükümde suç tarihi itibariyle para cezasının 450 YTL. yerine yazılı şekilde eksik tayin edilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2-a ) Sanık A.A. ve maktulün olay gecesi alkol alarak sohbet ettikleri sırada sebebi belli olmayacak şekilde aralarında çıkan tartışma sırasında, maktulün tabancasını çekip sanığa ateş ederek sağ kol ve sol göğüs cilt altından yaraladığı, yaralanıp yere düşen sanığın da kendi üstündeki silahını çekip maktule doğru 6 el ateş ederek maktulü öldürmesiyle sonuçlanan olayda; sanığın kendine yönelik saldırıya karşı savunmada bulunurken daha az bir atışla yetinmesi yerine, çok sayıda ateş ederek savunma sınırını kastı olmaksızın aşması nedeniyle 5237 sayılı Yasanın 27/1, 22/3. maddesi delaletiyle 85. maddesinden mahkûmiyeti yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması,

b ) Kabule göre de;

5237 sayılı Yasanın 53/1-c maddesindeki hak yoksunluğunun şartla tahliye tarihine kadar geçerli sayılmasına ibaresinin hüküm fıkrasında gösterilmemesi,

3- Sanık S.K. ve F.B.’nin olaydan sonra gelerek suç işlediğini bildikleri sanık A.A.’yı olay yerinden alıp götürerek kaçmasına yardımcı oldukları anlaşılmakla, 5237 sayılı Yasanın 283/1. maddesinden mahkûmiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

4- Sanık S.C.’nin, olaydan sonra evine gelen ve suç işlediğini söyleyen sanık A.A.’nın üzerinden çıkardığı kanlı elbiseleri alıp çöp bidonuna attığı, bilahare yakalanınca da polise yerini gösterip teslim ettiği anlaşılmakla, 5237 sayılı Yasanın 281/1-3 maddesi uyarınca mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı olup, sanık A.A. müdafii ile müdahiller vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sanıklar haklarında kurulan hükümlerin BOZULMASINA, 30.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

1. CEZA DAİRESİ

E. 2006/2950

K. 2007/3233

T. 26.4.2007

• KASTEN ÖLDÜRMEK ( Suçluyu Kayırma Suçundan Açılmış Bir Dava Bulunmadığı Halde Feri Fail Şekilde İştirakten Sanıklar Hakkında Ek İddianame İle Bu Suçtan Dava Açılması Sağlanmadan Duruşmayı Yürüterek Hüküm Kurulmasının Yasaya Aykırı Olduğu )

• SUÇLUYU KAYIRMA SUÇU ( Açılmış Bir Dava Bulunmadığı Halde Feri Fail Şekilde İştirakten Sanıklar Hakkında Ek İddianame İle Bu Suçtan Dava Açılması Sağlanmadan Duruşmayı Yürüterek Hüküm Kurulmasının Yasaya Aykırı Olduğu – Kasten Öldürmek )

• EK İDDİANAME İLE DAVA AÇILMASI GEREĞİ ( Kasten Öldürmek – Suçluyu Kayırma Suçundan Açılmış Bir Dava Bulunmadığı Halde Feri Fail Şekilde İştirakten Sanıklar Hakkında Ek İddianame İle Bu Suçtan Dava Açılması Sağlanmadan Duruşmayı Yürüterek Hüküm Kurulmasının Yasaya Aykırı Olduğu )

5237/m.283

ÖZET : İddianamedeki anlatım ve sevke göre suçluyu kayırma suçundan açılmış bir dava bulunmadığı feri fail şekilde iştirakten halde, sanıklar hakkında ek iddianame ile bu suçtan dava açılması sağlanmadan duruşmayı yürüterek yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır.

DAVA : Nevrittin Sülün’ü kasten öldürmekten sanık Fatih Yaşaraşkın, işbu suça feri fail şekilde iştirakten sanıklar Özkan Karataş, Tahir Can, Ali Baytemir ile Ziya Yaşaraşkın’ın yapılan yargılanmaları sonunda; sanıklar Özkan, Tahir, Fatih ve Ali’nin hükümlülüklerine, sanık Ziya’ya 5237 sayılı TCK.nun 283/3. maddesine göre ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin ( BALIKESİR ) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 10.10.2005 gün ve 109/450 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş ve hüküm kısmen resen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Fatih’in suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı tahrik ve takdiri indirim sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya verilen hükümde isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık Fatih müdafiinin suçun meşru müdafaa olduğuna vesaireye yönelen, müdahiller vekilinin sanık Fatih açısından suç vasfına ve tahrikin uygulanmaması gerektiğine vesaireye ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;

A- Sanık Fatih hakkında adam öldürmeden kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi ( ONANMASINA ),

B- Sanıklar Ziya, Ali, Özkan ve Tahir hakkındaki hükümlerin incelenmesinde;

İddianamedeki anlatım ve sevke göre suçluyu kayırma suçundan açılmış bir dava bulunmadığı halde, sanıklar hakkında ek iddianame ile bu suçtan dava açılması sağlanmadan duruşmayı yürüterek yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Usule aykırı olup, sanıklar ve müdahiller vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair cihetleri incelenmeksizin, hükmün CMUK.nun 321. maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünce hilafına ( BOZULMASINA ), 26.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: