Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

5237 sayılı TCK madde 220 Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

MADDE 220 – (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. (6) (Değişik: 6352 – 2.7.2012 / m.85) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. (7) (Değişik: 6352 – 2.7.2012 / m.85) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

(8) Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2012/4830

K. 2012/12657

T. 21.6.2012

• YAĞMAYA KALKIŞMA SUÇU ( Örgüt Üyesi Olan Sanıktan Borç Para Alındığı/Sanığın Parayı Ödemezse Yakınanın Arkadaşlarını Kaçıracağını Söylediği – Diğer Sanığın Yakınanı Terminalde Sıkıştırarak Borcunu Ödemesini Bir Daha Gelirsem Öldürmeye Gelirim Diye Söylediği Olayda Suçun Unsurları Oluştuğu )

• TEHDİT ( Sanığın Parayı Ödemezse Yakınanın Arkadaşlarını Kaçıracağını Söylediği/Diğer Sanığın Yakınanı Terminalde Sıkıştırarak Borcunu Hemen Ödemesini Ödemezse Bir Daha Öldürmeye Gelirim Diye Söylediği – Yağmaya Kalkışma Suçunun Oluştuğu )

• SANIKTAN ALINAN BORÇ PARANIN ÖDENEMEMESİ ÜZERİNE SÖYLENEN SÖZLER ( Sanığın Eyleminin Yağmaya Kalkışma Suçunu Oluşturduğu – Tehdit Suçundan Hüküm Kurulamayacağı )

5237/m.110/1, 149, 220/5

ÖZET : Yakınan, örgüt üyesi sanıktan borç para aldığı, vadesi geldiğinde “Borcunu birkaç ay daha idare ederim ancak borcuna her ay yüzde otuz beş faiz eklerim” dediği, sanık ile yakınan arasında tekrar senet imzalandığı, sanığın sık sık telefonla yakınanı arayarak borcunu ödemesi için tehdit ettiği ve “eğer ödemez isen arkadaşlarını kaçıracağını ve sonunun kötü olacağını” söylediği,örgüt üyesi sanığın girişimlerinin neticesiz kalması üzerine diğer sanığın devreye girerek borcunu hemen ödemesini söylediği akabinde yakınanı terminalde yakalayan sanığın “Bir daha gelirsem mutlaka öldürmeye gelirim” diyerek tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın eyleminin bütün halinde yağmaya kalkışma suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Yakınan M.B., oğlu A.B.’nin örgüt üyesi sanık Ö.Ö. tarafından Bursa’dan zorla Erzincan’a getirdiğini iddia etmiş olmasına göre, sanık E.A.’nın söz konusu eylem nedeniyle 5237 sayılı TCK’nun 220/5 maddesi delaletiyle adı geçen sanık hakkında anılan yakınana yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçundan dava açılmadığının anlaşılması karşısında, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir.

I- Sanık hakkında yağmaya kalkışma, tehdit, suç örgütü kurma ve yönetme, yaralama, 6136 sayılı yasaya muhalefet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelenmesinde,

Sanığın yakınan Ç.G.’ye yönelik yağmaya kalkışma suçunun 5237 sayılı TCY.nın 149. maddesinin 1. fıkrasının ( c )- ( f ) bentlerine aykırı biçimde birden çok kişi tarafından, var olan suç örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlendiği halde uygulama sırasında ( c ) bendinin gösterilmemesi gösterilen teşdit gerekçesi karşısında, örgüt üyesi sanıklar G.D., Ü.K. ve E.A.’nın sanık E.A.’nın talimatları doğrultusunda yakınan E.Ç.’yi Erzincan ilinden araçla zorla Sivas ili istikametine doğru götürdükleri sırada yakınanın gözlerini bağladıkları, sanık E.A’nun yolda jandarma kontrolü olduğu yönündeki cep telefonu konuşması ardından sanıkların yakınanı tekrar Erzincan iline bıraktıklarının anlaşılması karşısında sanık hakkında bu suç için kurulan hükümde uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı TCK’nın 110/1. maddesi ile cezadan indirim yapılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanık E.A. savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğname gibi ONANMASINA,

II-Sanık hakkında yakınan B.P.’ye karşı tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince;

Yakınanın 2004 yılının 11. ayında işten çıkarılması nedeniyle ekonomik olarak zor durumu düşmesi neticesi, örgüt üyesi sanık Ö.Ö.’den faiz karşılığı borç para aldığı borcun vadesi geldiğinde sanık Ö.Ö.’nün yakınanı çağırdığı ve “Ben senin borcunu birkaç ay daha idare ederim ancak borcuna her ay yüzde otuz beş faiz eklerim” dediği,bunun üzerine sanık ile yakınan arasında tekrar Temmuz 2005 tarihinde senet imzalandığı, örgüt üyesi sanık Ö.Ö.’nün sık sık telefonla yakınanı arayarak borcunu ödemesi için tehdit ettiği ve “eğer ödemez isen E.A. ve Ulalar Beldesinde bulunan arkadaşlarının kaçıracağını ve sonunun kötü olacağını” söylediği,örgüt üyesi sanık Ö.Ö.’nün girişimlerinin neticesiz kalması üzerine 2005 yılı Ekim ayında sanık E.A.’nın devreye girerek yakınanı aradığı, örgüt üyesi sanık Özer’e olan borcunu hemen ödemesini söylediği akabinde yakınanı terminalde yakalayan sanık E.A.’nın “Ben Özer’e benzemem bir daha gelirsem mutlaka öldürmeye gelirim” diyerek tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın eyleminin bir bütün halinde yağmaya kalkışma suçunu oluşturduğu gözetilmeden,kanıtların takdiri ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık E.A. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK.nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 21.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/25994

K. 2012/34654

T. 12.4.2012

• NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK ( Yurtdışı Fuar Organizasyonunda Şirkette Görevli Sanıkların Çeşitli Yöntemlerle Haksız Çıkar Elde Ettiğinin İddia Edildiği – 5549 S.K. Açısından MASAK Tarafından Yapılan Suç İhbarının Akıbetinin Araştırılacağı )

• SUÇ DELİLLERİNİ AKLAMA ( Yurtdışı Fuar Organizasyonunda Sanıkların Çeşitli Yöntemlerle Haksız Çıkar Elde Ettiğinin İddia Edildiği – 5549 S.K. Açısından MASAK Tarafından Yapılan Suç İhbarının Akıbetinin Araştırılacağı/Nitelikli Dolandırıcılık )

• HAKSIZ ÇIKAR SAĞLAMA ( Yurtdışı Fuar Organizasyonunda Şirkette Görevli Sanıkların Çeşitli Yöntemlerle Haksız Çıkar Elde Ettiğinin İddia Edildiği/Nitelikli Dolandırıcılık – V.U.K.’a Muhalefet Suçlaması İle İlgili Bildirim Sonucunun Araştırılması Gereği )

• ORGANİZASYON İÇİN YAPMIŞ OLDUĞU HARCAMALARI FAZLA GÖSTERMEK ( Sanıkların Çeşitli Yöntemlerle Haksız Çıkar Elde Ettiğinin İddia Edildiği/Nitelikli Dolandırıcılık – V.U.K.’a Muhalefet Suçlaması İle İlgili Bildirim Sonucunun Araştırılması Gereği )

• YURTDIŞI FUARI İLE İLGİLİ ÖDEME BELGELERİ ÜZERİNDE OYNAMA YAPILMASI ( Sanıkların Çeşitli Yöntemlerle Haksız Çıkar Elde Ettiğinin İddia Edildiği/Nitelikli Dolandırıcılık – Aynı Olay Nedeniyle İlgili Kamu Görevlileri Hakkında İdari ve Cezai Soruşturma Yapılıp Yapılmadığının Tespiti Gereği )

5237/m. 158, 220

5271/m. 238

Yurtdışı Fuar Katılımlarının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ-2004/6

ÖZET : Organizasyon için yapmış olduğu harcamaları yurtdışındaki firmalarla anlaşıp kabarık faturalarla fazla göstermek ve fuar bitimi katılımcı firmaların ve kendisinin teşvik talepleri ile ilgili bazı banka ödeme belgeleri üzerinde oynama yapılarak evrak sunmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunda; adı geçen şirketin çeşitli kademelerinde görevli olan sanıkların çeşitli yöntemlerle haksız çıkar sağladığının iddia olunması karşısında; 5549 sayılı “Suç Delillerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında hazırlanan araştırma-inceleme raporu doğrultusunda “aklama suçu” açısından MASAK tarafından yapılan suç ihbarının akıbetinin, Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet suçlaması ile ilgili bildirim sonucunun, aynı olay nedeniyle ilgili kamu görevlileri hakkında idari ve cezai soruşturma yapılıp yapılmadığının araştırılması gerekir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : I- Katılan vekilinin sanıklar hakkında “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma-örgüte üye olma” suçlarından, şikayetçi T… Mobilya A.Ş. vekilinin ise “suç işlemek amacıyla örgüt kurma-örgüte üye olma” ve “dolandırıcılık” suçlarından kurulan “beraat” hükümlerine yönelen temyizlerinin incelenmesinde;

Yüklenen suçlardan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve duruşmadan haberdar olmasına karşın 5271 sayılı CMK’nın 238. maddesi uyarınca, davaya katılma isteminde bulunmayan ve katılan sıfatını almayan T… Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına vekilinin hükümleri temyiz yetkisi bulunmadığından adı geçen şirket vekilinin 12.10.2010 havale tarihli temyiz inceleme isteğinin ve Maliye Hazinesi’nin ise anılan suçlardan doğrudan doğruya zarar görmesi söz konusu olmadığından bu suçlara ilişkin olarak davaya katılmasına karar verilmesi hukuken geçersiz olup hükmü temyize yetki vermeyeceğinden katılan idare vekilinin 01.10.2010 havale tarihli dilekçesiyle vaki temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE,

II- Katılan vekilinin, sanıklar hakkında; “nitelikli dolandırıcılık” suçlarından kurulan “beraat” hükümlerine yönelen temyizine gelince:

C… Holding bünyesinde yer alan C… Uluslararası Fuarcılık ve Tic. A.Ş. ( M… K… V.D.-211…510)’nin ortak, yetkilisi, birlikte hareket eden çeşitli kademelerdeki görevlileri oldukları ileri sürülen sanıklar hakkında, 29.09.2006 tarihli isimsiz imzasız ihbar mektubu ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce başlanılan soruşturmada; 26.01.2005 tarihli 2005/131 sayılı Müsteşarlık Makamı’nın onayı ile yürürlüğe giren ve fuar tarihlerinde yürürlükte olan “Yurtdışı Fuar Katılımlarının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ-2004/6 sayılı” çerçevesinde; organizatör ve katılımcı firmalara sağlanacak teşviklerden yararlanma amacıyla unvanı yukarıda yazılı B sınıfı Organizatör C… şirketinin, yurt dışı fuarcılık alanında faaliyet gösterebilmesi için yılda belli sayının üzerinde organizasyon düzenlemesi gerektiği, aksi takdirde izninin iptal edileceği gerçeği nazara alınarak; 2005 ve 2006 yıllarında 14 ayrı yurt dışı fuarlarında yerli firmaların gerekli katılımını sağlamak ve daha fazla teşvik alabilmek hedefiyle, “…fuar alan kiralarını Müsteşarlığa tescil aşamasında m2 başına olması gerektiğinden fazla yüksek fiyata kiralanacakmış gibi tescil ettirmek…” “…pazarlama elemanları aracılığı ile, katılım halinde katılımcı firmalar yüksek meblağlı fatura tanzim edileceği; fatura karşılığı katılımcıya ödenecek teşvik parasının C…’a ödemelerinin fuara katılmaları için yeterli olacağını bildirip, katılımcının ödemesi gereken “katılım bedelinin” tamamını devletten alınacak teşvik ile karşılamak…”; “…katılımcı firmanın bilahare C…’a hizmet bedeli faturası keserek C… tarafından kesilen faturanın ödenmeyen kısmını muhasebeleştirmek…”; “organizasyon için yapmış olduğu harcamaları yurtdışındaki firmalarla anlaşıp kabarık faturalarla fazla göstermek…”; “fuar bitimi katılımcı firmaların ve kendisinin teşvik talepleri ile ilgili bazı banka ödeme belgeleri üzerinde oynama yapılarak evrak sunmak…” gibi yöntemlerle haksız çıkar sağlandığının iddia olunması karşısında; 5549 sayılı “Suç Delillerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında hazırlanan 30.07.2008 gün ve 70-1 sayılı araştırma-inceleme raporu doğrultusunda “aklama suçu” açısından MASAK tarafından, 19.09.2008 tarihinde yapılan suç ihbarının akıbetinin, Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet suçlaması ile ilgili bildirim sonucunun araştırılması, aynı olay nedeniyle 30.03.2007 günlü Fezlekede “Ankara ayağı” olarak niteleme nazara alınarak ilgili kamu görevlileri hakkında idari ve cezai soruşturma yapılıp yapılmadığının tespiti, aynı hususun İhracatçılar Birliği Genel Sekreterliğinden de sorulması, sanık E. müdafiinin duruşmada belirttiği üzere “fuara katılan firmalarla ilgili suç duyurusu yapılıp-yapılmadığının” ortaya çıkarılması, yukarıda anılan 30.07.2008 tarihli rapor ile Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu’nun hazırladığı 26.06.2008 gün 1 sayılı inceleme raporu ile arasındaki yaklaşım görüş farklılıklarının karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesi, gerektiğinde tarafsız- konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan organizasyonlar nedeniyle haksız edinilen yarar olup olmadığının, var ise ne şekilde edinildiğinin, edinilme tarihi ile miktarı hususlarında ayrıntılı rapor alınması, sanıkların unvanı, belirtilen şirketteki görev-sorumluluk ve yetkileri ile fiillerdeki somut rolleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenerek cezai sorumluluklarının ayrı ayrı tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı biçimde hüküm tesisi;

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince ( BOZULMASINA), 12.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2012/470

K. 2012/397

T. 13.2.2012

• UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ ( Özel Yetkili Mahkemece Örgütten Beraat Kararı Verilmesinden Sonra Uyuşturucu Ticareti İddiasıyla İlgili Dava Hakkında da Bir Sonuca Varılması Gereği – Özel Yetkili Mahkemenin Görevsizlik Kararının Kaldırılacağı )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Örgütlü Olarak Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak – Özel Yetkili Mahkemece Örgütten Beraat Kararı Verilmesinden Sonra Uyuşturucu Ticareti İddiasıyla İlgili Dava Hakkında da Bir Sonuca Varılması Gereği )

• ÖZEL YETKİLİ AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV KAPSAMI ( Örgütlü Olarak Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak – Özel Yetkili Mahkemece Örgütten Beraat Kararı Verilmesinden Sonra Uyuşturucu Ticareti İddiasıyla İlgili Dava Hakkında da Bir Sonuca Varılacağı )

5237/m.188, 220

5271/m.250

ÖZET : Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçunda; yargılamayı yapan, delilleri toplayan, sanıkları dinleyen, dellillerle yüz yüze gelen ve delilleri değerlendiren özel yetkili ağır ceza mahkemesidir. Hal böyle olunca mahkemenin örgüt suçlaması ile birebir bağlantılı olan uyuşturucu ticareti suçlamasını da bir çözüme kavuşturması gerekirdi. Özel yetkili mahkemenin de örgütten beraat kararı vermesinden sonra uyuşturucu ticareti iddiasıyla ilgili dava hakkında da bir sonuca varması gerekir. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı hukuka uygundur.

DAVA : Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan sanık S. G. ve suç ortaklarının yapılan yargılanmaları sırasında; Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesi ile İzmir 8. Ağır Ceza (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) Mahkemesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi ve yargı yerinin belirlenmesi istemiyle gönderilen dosya Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye verilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR VE SONUÇ : İncelenen dosya içeriğine, sanıkların üzerine atılan suçun niteliğine, iddianamede olayın anlatılış biçimine ve Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararındaki gerekçeye göre, yerinde görülmeyen İzmir 8. Ağır Ceza (CMK’nın 250. maddesi ile görevli) Mahkemesinin 12/04/2011 gün ve 2007/177 E. 2011/88 K. sayılı GÖREVSİZLİK kararının KALDIRILMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YEREL MAHKEME İLAMI:

Yukarıda açık kimliği yazılı sanıklar hakkında CMK’nın 250.maddesi ile görevli İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan kamu davası ile ilgili yapılan yargılama sonunda mahkemece görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosya mahkememize gönderilmekle;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : CMK. 250. Madde ile Görevli İzmir C.Başsavcılığının 19.09.2007 tarih 2007/259 nolu iddianamesiyle; Denizli Emniyet Müdürlüğü Kaçakcılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen istihbarı çalışmalar sonucunda Karşıyaka mahallesinde S. G. ve ailesinin ve yakınlarının örgüt kurarak uyuşturucu ticareti yaparak haksız ekonomik çıkar sağladığının anlaşılması üzerine soruşturma başlatıldığı yürütülen Huzur Yaka 2 kodu ile yapılan operasyon sonucunda, iddianamede ayrıntılı olarak belirtildiği üzere iddianamede belirtilen suç ve sevk maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

Denizli C.Başsavcılığının 14.08.2007 tarih 2007/470 nolu iddianamesiyle; Sanık E. G.’in uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan eylemine uyan TCK nun 188/3, 53 ve 63. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi 27.11.2007 tarih 2007/252 esas 2007/304 sayılı birleştirme kararıyla dosyayı mahkememize göndermiş, birleştirme kararıyla gönderilen dava dosyası mahkememizin 2007/177 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiştir.

Denizli C.Başsavcılığının 01.06.2007 tarih 2007/310 nolu iddianamesiyle; Sanıklar Murat Ç., Mustafa Ç., Mustafa Ş. ve Raşit G. hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan eylemlerine uyan TCK nun 188/3 ve53. maddeleri gereğince aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi 15.02.2008 tarih 2007/254 esas 2008/51 sayılı birleştirme kararıyla gönderilen dosya CMK 250. Madde ile Görevli İzmir C.Başsavcılığına,oradan dan yapılan tevzi sonucu dosya CMK 250. Madde ile Görevli 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş,İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi 28.05.2008 tarihli kararıyla dosyanın İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

CMK. 250. Madde ile Görevli İzmir C.Başsavcılığının 19.03.2008 tarih 2008/84 nolu iddianamesiyle; Sanık Çağlar G.’in suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı TCK nun 220/2-4, 188/3-5, 53/1-2-3 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açılmıştır.

CMK. 250. Madde ile Görevli İzmir C.Başsavcılığının 19.09.2007 tarih 2007/260 nolu iddianamesiyle; sanık Oğuz G.’in suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı TCK nun 220/2-4, 188/3-5maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açılmıştır.

CMK. 250. Madde ile Görevli İzmir C.Başsavcılığının 17.11.2008 tarih 2008/429 nolu iddianamesiyle; sanık E. A. Ö.’ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı TCK nun 220/2-4, 188/3-5 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açılmıştır.

Dava dosyaları aralarındaki fiili ve hukuki irtibat nedeniyle mahkemenin 2007/177 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiş, yargılama bu esas üzerinden sürdürülmüştür.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda;…”Gerek sanıkların hukuki durumunun, gerekse mahkememizin görevli olmadığının tespiti bakımından sanıkların iddia olunan amaç suçları işlemek amacıyla örgüt oluşturup oluşturmadıklarının öncelikle değerlendirilmesi gerekecektir. Örgütten bahsedebilmek için öncelikli üye sayısının üç kişiden fazla olması gerekli olup, sanıkların sayısı itibariyle yeterlilik mevcuttur. Ayrıca amaç suçları işlemeye elverişli alet ve edavat ki, soruşturma sırasında ele geçirilen uyuşturucu miktarı, uyuşturucu maddenin satışında kullanılan iletişim araçları bakımından da elverişlilik durumundan bahsetmemiz olasıdır. Örgütün lideri ve kurucusu olduğu ileri sürülen S. G. ile diğer sanıklar, diğer sanıkların kendi aralarında emir komuta, yada gevşek yapıda da olsa hiyararşik ilişki, eylemli paylaşım ve tam bir işbirliği ilişkisi içerisinde hareket ettiklerini söylemek kaydedilen iletişim ve diğer deliller açısından mümkün gözükmemektedir. Bir çok sanık arasında örgütsel bağından ziyade akrabalık bağının mevcut olduğu, örgüt lideri konumunda olan sanık Sezai’den emir ve talimat almadıkları, zaman zaman uyuşturucu ticareti faaliyetinde işbirliği yaptıkları, iddia olunan örgütten ziyade kendi hesaplarına hareket ettikleri, bir birlerinden uyuşturucu madde aldıkları, dosyamız sanıkları dışında başkaca şahıslarla ayrıca irtibatlı oldukları görülmüştür.

Örgüt kurmak ve yönetmek, bu örgüte üye olmak suçları 5237 Sayılı TCK nun 220. maddesinde düzenlenmiş ve unsurları da madde içerisinde ve gerekçesinde belirtilmiştir. Örgüt kurmak suçu işlenmesi amaçlanan suçlar açısından bir araç suç niteliğindedir. Bu amaçla örgüt kurmak toplum düzenini tehlikeye sokacağı için bu suç yasamızda bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Bir suç işlemek için örgüt kurmak bu suçların işlenmesini kolaylaştırmaktadır Bu nedenle olayda yalnızca bu tehlike nedeniyle ceza öngörülmüş ve suç işlemek için bir araya gelip örgüt kurmayı tek başına cezai yaptırıma bağlamıştır. Örgüt suçundan ceza verilmesi için örgütün mutlaka bir suç işlemesi şart değildir. Bu suç ile korunan hukuki değer kamu güvenliği ve kamu barışıdır. Örgütün oluşabilmesi için öncelikle örgütün hiyararşik bir yapı halinde kurulmuş olması, en az bir kurucu veya yöneticisinin bulunması ve üyelerinin bulunması, üyeler ile lider ve yöneticiler arasında gevşek de olsa emir komuta zincirinin bulunması gerekmektedir. Örgüt soyut bir birleşme olarak kabul edilemez, sadece soyut birleşme halinde örgütten değil iştirak ilişkisinden bahsetmek gerekir. Bu hiyararşik ilişkinin mevcudiyeti halinde örgüt lider ve yöneticileri örgüt mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı haline gelmektedir. Örgütün varlığı için suç işlemek amacı ile kişilerin fiili birleşmeleri yeterlidir. Ancak yasada açıkça belirtildiği üzere örgütün oluşabilmesi için en az üç kişinin suç işlemek için bir araya gelmiş olması şarttır. Suç işlemek için bir araya gelinmiş olacağı için örgütün yapısında sürekliliğin mevcut olması gerekmektedir. Tek bir suç için bir araya gelinmiş olması sürekliliğin bulunmaması hallerinde yine olayda iştirak ilişkisinin mevcut olduğu ve örgüt olmadığının kabulü gerekecektir. Örgüt kurmak suçu somut bir tehlike suçudur. Bu nedenle kurulan örgütün, örgütün amacı bakımından amacı gerçekleştirmeye elverişli araç ve gereçlere sahip bulunması aranmalıdır. Örgüt kurmak suçu amaç suçları işlemek için oluşturulan araç suç niteliğinde olduğundan ancak doğrudan kastla işlenebilir. Örgüt kurmak suçunun silahlı kabul edilebilmesi için bütün üyelerinin silahlı olması gerekmez, örgütün işlediği suçların bir kısmının silah kullanılarak işlenmiş olması örgütü silahlı kabul etmek için yeterlidir. Yasamıza göre örgüt üyesi olmayan kişi dahi örgütün adına suç işlerse bu kişinin de örgüt üyesi gibi cezalandırılması öngörülmüştür. Aynı şekilde örgütün hiyararşik ilişkisi içinde olmamakla beraber örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin de örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür.

Yapılan bu değerlendirme sonucunda anlaşılmaktadır ki, dosyamızda cezalandırmayı gerektirecek şekilde TCK nun 220. maddesinde tanımlanan örgüt bulunmamaktadır. Tüm sanıkların bu suçtan beraatlerine hükmedileceğinden, diğer suçların yönünden yargılamaya mahkememizin devam edip etmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekecektir.

Bilindiği üzere mahkememizin görevi, kendine özgü çalışma usul ve esasları, CMK nun 250 – 252. maddesinde düzenlenmiş olup, hangi dava ve işlere bakacağı sınırlayıcı olarak sayılmış ve savunma hakkını kısıtlayıcı bir kısım hükümler getirilmiştir. CMK 250/1-a maddesinde örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama suçu mahkememizin görevi içerisinde sayılmıştır. Özel ve dar yetkili mahkememizin örgüt faaliyeti içerisinde işlenen uyuşturucu madde ticaretiyle sınırlı olarak bu suçlara bakmaya yetkili olduğu düşünülmeli ve örgüt kurma suçundan beraat kararı verdikten sonra davadan el çekmeli ve dosyayı genel hükümlere göre yargılama yapacak mahkemeye göndermelidir. Bunu yapmaması halinde, tabi olmadığı usule göre kişiyi yargılayacak, bu yargılama usulünün kısıtlayıcı hükümler içermesi nedeniyle de savunma hakkı zedelenmiş, adil yargılama hakkı ve tabii yargıç ilkesi ortadan kaldırılmış olacaktır. Kaldı ki CMK nun 252/1-g maddesinde bu kanunun 6. Maddesi, 250. Madde kapsamına girer, suçlara bakan Ağır Ceza Mahkemeleri hakkında uygulanmaz. Yani duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilmez hükmü mahkememiz açısından geçerli değildir. CMK nun 5/1. Maddesindeki “iddianamenin kabulünden sonra işin davayı gören mahkemenin görevini açtığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa mahkeme bir kararla dosyayı görevli olup olmadığına, kovuşturma evresinin her aşamasında resen karar verebilir.” hükmü karşısında mahkememiz açısından bunun yapılması yasal zorunluluktur. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 23.02.2010 tarih 2009/8-111 esas 2010/38 karar sayılı içtihadıyla bu görüş ve düşünceyi vurgulamıştır.

Yapılan yargılama sonunda dosya kapsamı değerlendirilmiş olup, sanıkların sayısı ve araç gereç bakımından uyuşturucu ticareti suçunu işlemeye elverişlilik söz konusu ise de; sanıklar arasında irade birliği ile gevşek yapıda da olsa hiyararşik ( astlık – üstlük ) ilişkisi, paylaşım ve tam işbirliği içerisinde hareket ettikleri kabule yeterli delil bulunmadığından sanıkların TCK nun 220. maddesinde tanımlanan örgüt kurmak, yönetmek ve bu örgüte üye olmak suçlarından beraatlerine, bu suçtan sanıkların beraatine karar verilmekle mahkememizin görevi sona erdiğinden olağan usulle yargılama yapmak üzere dosyanın görevli ve yetkili genel Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi yönünde karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Mahkemece verilen görevsizlik kararına katılmak mümkün değildir.

Şöyle ki;

Sanıklar hakkında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçlaması ile iddianameler düzenlenmiş,sanıkların TCK’nın 220.maddesi ile TCK’nın 188.maddenin 5.fıkrasının uygulanması talep edilmiştir.

Adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri hakkındaki Yasanın 14. maddesine göre, ‘mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde, ağırlatıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin, yasada yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur’ özel mahkemelerin görevleri ise kuruluş yasasında gösterilir.

CMK m.250 ile görevli Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanı CMK’nın 250.maddesinin 1. fıkrasında sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre;

‘(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,

b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve teh¬dit uygulanarak işlenen suçlar,

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),

Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür’.

CMK’nın 250.maddesinde belirtilen bu suçlarla bağlantılı olarak işlenen suçlar hakkındaki davaların da davalar arasındaki bağlantı nedeniyle CMK’nın 250.maddesi ile görevli özel yetkili ağır ceza mahkemelerine açılması uygulamada bugüne kadar yerleşmiş bir durumdur.

CMK’nın 8.maddesine göre:”(1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır.

CMK’nın 9.maddesine göre:”(1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir”

CMK’nın 11.maddesine göre:” (1) Mahkeme, bakmakta olduğu birden çok dava arasında bağlantı görürse, bu bağlantı 8 inci maddede gösterilen türden olmasa bile, birlikte bakmak ve hükme bağlamak üzere bu davaların birleştirilmesine karar verebilir”.

CMK’nın 16.maddesine göre:”(1) Yukarıdaki maddelere göre her biri değişik mahkemelerin yetkisi içinde bulunan bağlantılı ceza davaları, yetkili mahkemelerden herhangi birisinde birleştirilerek görülebilir.

(2) Bağlantılı ceza davalarının değişik mahkemelerde bakılmasına başlanmış olursa, Cumhuriyet savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla, mahkemeler arasında oluşacak uyuşma üzerine, bu davaların hepsi veya bir kısmı bu mahkemelerin birinde birleştirilebilir.

(3) Uyuşulmazsa, Cumhuriyet savcısı veya sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme birleştirmeye gerek olup olmadığına ve gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verir.

(4) Birleştirilmiş olan davaların ayrılması da bu suretle olur.

Birleştirme ile ilgili bu maddelerden de anlaşılacağı üzere;

Bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması veya bir suçta birden fazla sanık bulunması, şeklinde dar bağlantı tanımlanmış, maddenin ikinci fıkrasında ise, suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiillerinin de bağlantılı suç sayılacağı belirtilerek, bu halde de fiiler arasında bağlantının varlığı kabul edilmiştir.

CMK’nın 11. maddesinde ise geniş bağlantı tanımlanmıştır. Bu hüküm uyarınca, yapılan yargılamada, mahkemece bakılmakta olan birden fazla dava arasında bağlantının saptanması halinde, bu bağlantı 8. maddede gösterilen türden olmasa dahi, yargılamanın birlikte yapılarak hükme bağlanması için davaların birleştirilmesine karar verilebilecekir. Maddede, ne tür bağlantıların bu kapsamda değerlendirileceği yönünde bir sınırlandırmaya yer verilmemiş, yalnızca mahkemenin bakmakta olduğu birden çok davada bağlantı görmesi yeterli kabul edilmiştir. Bu hükmün amacı, yargılanan uyuşmazlıkların birlikte yargılanmasında ve karara bağlanmasında yarar bulunmasıdır. Bu şekilde tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek, daha adil bir kararın verilmesi ve verilecek hükümlerde olası değerlendirme yanılgılarının engellenmesi hedeflenmiştir.

Görüldüğü gibi, ceza yargılamasında genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman, bağlantının özelliği yüzünden bu kuraldan ayrılınabilmektedir. Ana kuraldan ayrılmayı gerektiren ayrıksı hallerden biri olan yargılamaların birleştirilmesi, birleştirmede fayda düşüncesine dayandığından, fayda varsa birleştirilmeli, fayda yoksa birleştirilmemelidir. Yasamız da, bu yolu tutmuş, fayda bulunup bulunmadığının her olayda araştırılmasını kural olarak hakime bırakmış, istisnaen de, yargılamaların birleştirilip birleştirilmeyeceğini kendisi tayin etmiştir.

Yasanın 16. maddesinde ise, bağlantılı suçlarda yetki hususu düzenlenmiş olup, bu hüküm uyarınca, her biri değişik mahkemelerin yetkisi içinde bulunan bağlantılı ceza davaları, yetkili mahkemelerden herhangi birisinde birleştirilerek görülebilecek, değişik mahkemelerde yargılamanın başlaması halinde, Cumhuriyet savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla, mahkemeler arasında oluşacak uyuşma üzerine, bu davaların hepsi veya bir kısmı bu mahkemelerin birinde birleştirilebilecek, uyuşulmazsa, Cumhuriyet savcısı veya sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme birleştirmeye gerek olup olmadığına ve gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verecek, birleştirilmiş olan davaların ayrılması da aynı şekilde olacak, hâkim veya mahkeme arasında olumlu veya olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkması halinde ise aynı Yasanın 17. maddesi uyarınca, ortak yüksek görevli mahkeme, yetkili hâkim veya mahkemeyi belirleyecektir.

Sanıklar örgüt üyesi olmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmakla suçlanmaktadırlar.Görüleceği üzere sanıklara yüklenen eylemler açısından kuvvetli bir bağlantı söz konusudur.Bu bağlantı o kadar güçlüdür ki,yapışık ikizlerin birbirinden ayrılması ne kadar zor ise hatta imkansız ise bu davaları da birbirinden ayırmak mümkün değildir.Yapışık ikizlerin birbirlerinden operasyonla ayrıldıklarında bunun ne tür sıkıntılar yarattığı,hatta ölümle sonuçlandığı somut olaylarla bilinen bir durumdur.Bu benzetmeden hareketle;bu kadar iç içe geçmiş davaların varlığı halinde bu davaları birbirinden ayırmanın ne kadar güç olduğu,bunun yapılması halinde hukuk düzeninde de kalıcı hasarlar bırakacağı açıktır.

Örgüt suçlaması ile açılan davadan beraat kararı verilmesinden sonra görevsizlik kararı verilmesi bağlantının diğer ucunda yer alan davanın ise başka bir mahkemede görülmesine karar verilmesi mümkün olmamaldır.Çünkü yargılamayı yapan,sanıkları dinleyen,delilleri toplayan ve değerlendirilen,delillerle yüz yüze gelen mahkeme davanın açıldığı özel yetkili mahkemedir.Bu kadar kovuşturma işlemi yapan mahkemenin delilleri değerlendirdikten sonra sadece örgüt suçuna odaklanması ,örgütün var olup olmadığını değerlendirmesi,var olmadığı sonucuna ulaştıktan sonra sadece onunla ilgili karar vermesi diğer suçlar yönünden ise görevsizlik kararı vermesi yargılamanın süratle ve en az giderle yürütülmesi ilkesine en başta aykırıdır.Çünkü anayasanın 141.maddesinin son fıkrası bu konuda açık düzenleme içermektektedir.(Anayasa m.141/son:”Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”)Dolayısıyla yargılamayı en süratle ve an az giderle yürütmek anayasal bir görevdir.Bu görevin,mahkeme kararında belirtilen ve yerinde olmayan gerekçelerle mahkemece yerine getirilmemesi Anayasa’nın 141.maddesine açıkça aykırıdır.

Bilindiği gibi yargılamanın hızla yürütülmemesi ve tamamalanmaması nedeniyle ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan tazminat davaları sonucunda tazminat ile sorumlu tutulmaktadır.Keza ülkemizde yargının ve yargılamanın hızlandırılması için yoğun çabalar harcandığı,Adalet Bakanlığı’nın bu konuda yürüttüğü çalışmalar olduğu gibi,HSYK’nın da yargıda analiz toplantıları yapmak suretiyle yargılamanın ve yargının daha hızlandırılması için neler yapılması gerektiğini hakim ve savcılarla birlikte değerlendirildiği de bilinmektedir.

Somut olayda suç tarihi 2007 yılıdır.Sanıklar uzun bir süre boyunca özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılanmışlardır.2007 yılından başlayan yargılama görevsizlik kararının verildiği 12.04.2011tarihine kadar sürmüştür.Bu aşamadan itibaren yargılamaya tekrar başlanması,daha önce 4 yıl boyunca yapılan yargılamanın yok sayılması,bütün usul işlemlerin yeniden yerine getirilmesi (çünkü CMK’nın 7.maddesine göre yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür),bu kadar sanığın savunmasının tekrar alınmasının uzun sürecek bir yargılamayı gerektirdiği tartışma götürmeyecek bir gerçektir.

Kanaatimizce özel yetkili mahkemece yapılması gereken şey,uyuşturucu suçu ile ilgili değerlendirmeyi de yapmaktır.Çünkü az önce de belirtildiği üzere uzun süren yargılamayı yapan,delilleri toplayan,sanıkları dinleyen,dellillerle yüz yüze gelen ve delilleri değerlendiren o mahkemedir.(Nitekim bu delilleri değerlendirmek suretiyle uyuşturucu alışverişlerinin olduğuna bile kararda yer vermiş,bu suretle dosyanın gönderildiği mahkemenin delilleri takdirine,sübuta ve eylemin vasıflandırılmasına müdahele etmiştir.)Hal böyle olunca mahkemenin örgüt suçlaması ile birebir bağlantılı olan uyuşturucu ticareti suçlamasını da bir çözüme kavuşturması gerekirdi.

Nasıl ki ağır ceza mahkemelerinde adam öldürmeye teşebbüs ile bağlantılı olarak açılan tehdit/hakaret davasında/davalarında mahkeme adam öldürmeye teşebbüsten beraat kararı verip,tehdit suçundan,bu suç ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmiyor gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiyor ve tehdit/hakaret suçuna ilişkin davayı da bir sonuca bağlıyorsa,özel yetkili mahkemenin de örgütten beraat kararı vermesinden sonra uyuşturucu ticareti iddiasıyla ilgili dava hakkında da bir sonuca varması gerekirdi.Aksine bir yorumun kabulü halinde,az önceki örnekte olduğu gibi ağır ceza mahkemeleri ağır cezalık bir suçla birlikte yargılaması yapılan ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen bir suçla ilgili;asliye ceza mahkemesi de asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçla birlikte sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren ve bağlantı nedeniyle kendisine açılan bir suç hakkında görevsizlik kararı verebilecektir.Hukuk düzenin böylesine bir sonucu doğuracak kapılar açmasına izin verilmemelidir.Bu durumda yaşanacak karmaşanın ne denli büyük olacağını kestirmek mümkündür.

Salt özel yetkili ağır cez mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden soruşturma ve kovuşturma usulünün,tutuklama ve gözaltı sürelerinin farklı olduğundan ve bunların sanığın aleyhine olduğundan söz ederek hukukun öngörmediği ve kabul edemeyeceği başka sonuçlara varılmamalıdır.Kaldı ki usul hükümlerinin farklı olması insan hakkı ihlali olarak da değerlendirilemez.

Tüm bu nedenlerle uyuşturucu madde ticareti yapmak amacıyla örgüt kurmak suçlaması nedeniyle belirtilen suçlar yönünden yargılama yapma görevi CMK’nın 250.maddesi ile görevli ve yetkili İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait olup,mahkememiz bu davalara bakmakla görevli değildir.

KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1-CMK’nun 3, 4 ve 5 maddeleri gereğince MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE,

2- Sanıkların iddianamede belirtilen sevk maddelerine göre yargılanmaları için dosyanın görevli ve yetkili İZMİR 8.AĞIR CEZA MAHKEMESİNE (CMK.nun 250.Maddesi ile Görevli) GÖNDERİLMESİNE,

3-Mahkememiz ile İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi (CMK.nun 250.Maddesi ile Görevli)arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğundan görevli mahkemenin tayin ve tespiti için dosyanın YÜKSEK YARGITAY 5 CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE

Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oybirliği ile karar verildi. 26.09.2011

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2009/22491

K. 2012/1684

T. 9.2.2012

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMAK ( Organizasyon ve Gizlilik Çerçevesinde Örgüte Üye Olmak İsteyen Kişileri Örgüt Mensuplarına Teslim Eden Sanığın Eyleminin Suçu Oluşturacağı )

• ÖRGÜTE ÜYE OLMAK İSTEYEN KİŞİLERLE İRTİBATA GEÇİP KİŞİLERİ ÖRGÜT MENSUBUNA TESLİM ETMEK ( Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak Suçunun Oluşacağı )

• ORGANİZASYON VE GİZLİLİK ( Dahilinde Örgüte Üye Olmak İsteyen Kişileri Örgüt Mensuplarına Teslim Eden Sanığın Eyleminin Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak Suçunu Oluşturduğu )

5237/m.220

ÖZET : Belli bir organizasyon dahilinde ve gizlilik çerçevesi içinde hareket ederek örgüte katılmak isteyen kişilerle irtibata geçip onları kendi aracıyla uzun süren bir yolculuk sonrası doğrudan örgüt mensuplarına teslim eden sanığın eyleminin silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Sanık H. hakkında kurulan hükme yönelik temyizin incelemesinde,

Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2- Sanık S. hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

Hükmedilen cezanın süresine göre şartları bulunmadığından, sanık S. müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki kamplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın başlıca yollarından biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün “hiyerarşik yapısına” dahil edilmek üzere gönderilen elemanları, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri gibi, gizlilik ve güvenlik kuralları ile hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür faaliyetlerine de izin vermeyecekleri, terör örgütlerine yeni eleman temin etme, barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin organizasyonun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği gözönüne alındığında;

Somut olay bakımından, silahlı terör örgütüne yardım suçundan mahkum olan sanık H. aracılığıyla, G. ve S.’ın PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılmaya karar verdiklerini öğrenen sanık S.’in, adı geçen kişilerin örgütün kırsaldaki kampına katılmalarını sağlamak üzere örgütçe yapılan organizasyon dahilinde bir kod adı kullanıp gizliliğini de sağlayarak gençlerle telefon aracılığıyla irtibat kurduğu, uzun süren telefonlaşmalar sonrasında, yapılan plan gereğince 05.11.2006 günü sabahı yine telefon ederek kendilerini alacağını ve hazırlanmaları gerektiğini söylediği, öğlen vakti Silopi ilçe merkezine gelince yeniden aradığı ve buluştuklarında tanışıp yanlarına kimliklerini de almalarını sağlayarak kendi aracıyla yola çıktıkları, yolda bir çevirme olması halinde Şırnak’a, orayı geçince de U.’ye gidildiği ve akraba olduklarını söylemeleri konusunda uyarıda bulunduğu, kendilerini karşılayacak örgüt mensupları ile cep telefonundan görüşmeler yaptığı, sınır bölgesindeki buluşma noktasına geldiklerinde kendilerini bekleyen örgüt mensubuna beraberindekileri teslim ederek geri döndüğü, G. ile S.’ın örgüt mensubu ile birlikte kendilerini bekleyen araçla örgütün yurtdışındaki bir kampına götürüldükleri olayda; belli bir organizasyon dahilinde ve gizlilik çerçevesi içinde hareket ederek örgüte katılmak isteyen kişilerle irtibata geçip onları kendi aracıyla uzun süren bir yolculuk sonrası doğrudan örgüt mensuplarına teslim eden sanığın eyleminin silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturacağı; hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, hükmün bu sebepten dolayı ( BOZULMASINA ), 09.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

One Response to “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma”

  1. Nazlı şener Says:

    Iyi günler benim eşim parada sahtecilik suçundan 4 yıl 2 ay kurulan orgute uye olmadan 10 ay hapis aldı bu dosyadan 1 yıl 7 gün yattı var eşim 10 gündür cezaevinde ve kapali da ne zaman cikar beni bu konuda aydınlatır misiniz


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: