Silâhlı örgüt

Silâhlı örgüt

MADDE 314 – (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/9-93

K. 2011/95

T. 17.5.2011

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM SUÇU ( İletişimin Tespiti Kararının Önleme Dinlemesi Kararı Niteliğinde Olduğu – Önleme Dinlemesi Kararı Sonucunda Ulaşılan Bulguların Delil Olarak Kullanılamayacağı ve Hükme Esas Alınamayacağı )

• ÖNLEME AMAÇLI İLETİŞİMİN DENETLENMESİ ( Silahlı Terör Örgütüne Yardım Suçu/Dinleme Sonucu Ulaşılan Bulguların Delil Olarak Kullanılamayacağı – Dinleme Sonucu Ulaşılan Bulgular Dışındaki Somut Delillerin Değerlendirileceği )

• İLETİŞİMİN TESPİTİ VE DENETLENMESİ ( Silahlı Terör Örgütüne Yardım Suçu/İşlenmiş ya da İşlenmekte Olan Suça İlişkin Delil Elde Etmek İçin 5271 S.K. Md.135’te Düzenlenen Dinleme Olmadığı – 2803 S.K. Ek Md.5’e Göre Önleme Amaçlı İletişimin Denetlendiği )

• DİNLEMENİN DELİL NİTELİĞİ ( İşlenmiş ya da İşlenmekte Olan Suça İlişkin 5271S.K. Md.135’te Düzenlenen İletişimin Dinlemesi Bulgularının Delil Niteliğinde Olacağı – Önleme Dinlemesi Kararı Sonucunda Ulaşılan Bulguların Ceza Soruşturması ve Kovuşturmasında Delil Olarak Kullanılamayacağı )

5237/m. 314

5271/m. 135

3713/m. 5

2803/m.Ek.5

ÖZET : Silahlı terör örgütüne yardım suçunda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan uyuşmazlık eksik soruşturma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İletişimin tespiti kararının 2803 sayılı Yasa ek 5. madde uyarınca verilen önleme dinlemesi kararı niteliğinde olması karşısında, bu şekilde ulaşılan bulgular, ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağından ve bunlara dayalı hüküm kurulamayacağından, sanığın örgütsel konumu hakkında kolluktan güncel bilgiler alındıktan ve silahlı terör örgütü adına faaliyette bulunduğu istihbari bilgisi üzerine, hakkında önleme dinlemesi kararı verilen diğer şahıs ile ilgili soruşturma evrakı da getirtilip incelendikten sonra, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular dışındaki somut deliller değerlendirilerek sanığın hukuksal durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.

DAVA : Silahlı terör örgütüne yardım suçundan sanık Nezir’in, 5237 sayılı TCY’nin 314/3 ve 220/7. maddeleri yollamasıyla, aynı Yasanın 314/2, 62, 53/1, 54, 63 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, zoralıma ve mahsuba ilişkin, ( Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi )’nce verilen 12.06.2007 gün ve 113-183 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 22.02.2011 gün ve 3411-1132 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.04.2011 gün ve 231143 sayı ile;

“… 15.01.2006-18.01.2006 tarihlerinde, silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddia olunan Necmettin oğlu, 15.07.1972 doğumlu, Agiri kod adlı Yılmaz’ın kullandığı 0538 556 numaralı telefondan, sanığa, ait 0532 … .. .. numaralı telefonun aranması neticesinde; konuşma içeriği sonucu, sanığın silahlı terör örgütüne yardım ettiğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda, Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.06.2007 tarih ve E. No: 2006/113, K. No: 2007/183 sayılı kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK’nın 314/3, 220/7, 314/2, 62, 53/1 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin ilgi sayılı kararı ile onanmıştır.

Sanık tüm aşamalarda; ‘silahlı terör örgütü üyesi ile telefonda görüşmediğini, örgüte yardım etmediğini, örgüt üyeliğinden daha önce açılan davada beraat ettiğini, askeri ihaleler aldığından örgüt tarafından tehdit edildiğini, yakınlarının örgüt tarafından öldürüldüğünü, örgütün kendisine maddi ceza kestiğini, iletişimin tespitine ilişkin konuşmaların telefonunu emanet olarak verdiği kişiler tarafından yapılmış olabileceğini’ savunmuştur.

Dosyadaki bilgi ve belgeler uyarınca;

Sanığın silahlı terör örgütüne yardım ettiği iletişimin tespitine dayanmakta olup, yardımın yapıldığına ilişkin maddi kanıt ve tespit bulunmamaktadır.

Sanığın telefonla görüştüğü örgüt mensubu yakalanamamış olup, hakkındaki evrak tefrik edilmiştir.

İletişimin tespiti sonucu elde edilen bulguların delil olarak kabul edilmesinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak konuşmalar soyut olup, bunun maddi olarak gerçekleşmesi halinde suç oluşacaktır. Ceza hukukunda temel ilke olan maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Bu kapsamda;

1-Yakalanmadığı için dosyası ayrılan ve maddi yardım yapıldığı iddia olunan Yılmaz’ın ( Agiri Kod ) Van Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan 2006/380 sayılı soruşturma evrakının karar aşamasından akıbeti araştırılmalı,

2-Sanığın suç tarihinden önce hakkında açılan kamu davasından beraat etmesi, dosya içerisindeki belge uyarınca örgüt tarafından kendisine ceza kesilmesi temyiz dilekçesine eklenen belgeler uyarınca sanığın araçlarının örgütçe yakılması gözetilip, kolluk güçlerinden sanığın örgütsel konumu hakkında güncel bilgi istenmesi,

3-Sanığın, iletişimin tespitine ilişkin konuşmaların kendisi tarafından yapılmadığını savunması karşısında; emanette bulunan ses kayıtları ve sanığın gerçek sesinin savunmayı doğrulayacak veya çürütecek şekilde analizi yönünde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmesi,

Hususları gözetilmediğinden, yerel mahkeme kararının eksik inceleme nedeniyle bozulması yerine, onanmasına karar verilmesi itiraz sebebi olarak görülmüştür.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; itirazın kabulü ile,

1-Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 22.02.2011 tarih, E No: 2009/ 3411, K. No: 2011/1132 sayılı onama kararının kaldırılması,

2-Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2007 tarih ve E No: 2006/ 113, K. No: 2007/183 sayılı mahkumiyet hükmünün eksik inceleme nedeniyle bozulması…”,

İstemiyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanığın silahlı terör örgütüne yardım suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eksik soruşturma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ancak; 5397 sayılı Yasanın 2. maddesi ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yasasına eklenen ek 5. madde uyarınca verilen ve uygulamada “önleme dinlemesi” olarak isimlendirilen iletişimin tespiti ve denetlenmesi kararı üzerine elde edilen bulguların, ceza yargılamasında delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı hususu öncelikli olarak değerlendirilmelidir.

Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden sağlamak olan ceza yargılaması, şüphelinin bir suç işlediği yönünde, hakkında kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte şüphe bulunup bulunmadığının tespit edildiği soruşturma evresi ile başlar ve yasada belirtilen hükümlerden birinin verilmesi ve bu hükmün kesinleşmesi ile sona erer. Bu aşamadan sonra infaz hükümleri devreye girer. Ancak ceza yargılamasında, suçlunun cezalandırılması kadar masum kişiler ile temel hak ve özgürlüklerin korunması da önemlidir. Bu nedenle ceza yargılamasının amacı her ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğe ulaşmak olmamalıdır.

5271 sayılı CYY’nin 170. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısı; soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa iddianame düzenlemekle yükümlüdür. Bu hüküm uyarınca iddianame düzenlenebilmesi yeterli delil elde edilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle soruşturmanın amacı, işlendiği iddia olunan eylem ve bu eylemi gerçekleştirdiği ileri sürülen fail hakkında delil araştırmaktır.

İletişimin denetlenmesi de, ceza yargılamasında delil elde etmek amacıyla başvurulan koruma tedbirlerinden birisidir.

1412 sayılı Yasada, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınması koruma tedbirine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamakta idi. Ancak bu dönemde de aynı Yasanın 91 ve 92. maddeleri kıyasen uygulanmak suretiyle iletişimin tespiti ve denetlenmesi yoluna gidilebilmesine karşın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince; 06.12.2005 gün ve 27310/95 sayılı Ağaoğlu/Türkiye kararında; 1991 yılında, hakim kararına bağlı olarak dinlenen kişiden elde edilen telefon kayıtlarının, iç hukukta bu konuda yazılı hiçbir düzenleme bulunmaması nedeniyle ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağı, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8/2. maddesine aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir.

1412 sayılı Yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde yalnızca 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasının 2. maddesi çerçevesinde, bu Yasa kapsamında yer alan örgütlü suçlar bakımında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi ve tespiti düzenlemesine yer verilmişti.

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında ise, bu konu; anılan Yasanın 135. maddesinde, “telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi” başlığı altında, “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” terimleri kullanılmak suretiyle ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde, telekomünikasyon kavramının; “haber, yazı, resim sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik ve başka elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı ve alınması” şeklinde tanımlanmış olması karşısında, normal posta hizmetleri dışındaki her türlü mobil veya sabit telefon, elektronik posta, faks ve bunun gibi iletişim araçları, bu madde kapsamında değerlendirilecektir.

5271 sayılı Yasa ile yapılan düzenleme ve buna paralel olarak çıkarılan diğer yasa ve yönetmeliklerle gerçekleştirilen düzenlemeler göz önüne alındığında, hukukumuzda iletişimin tespiti ve denetlenmesi konusunda iki türlü düzenleme bulunduğu görülmektedir.

Bunlardan ilki; amacı, işlenmiş ya da işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etmek olan 5271 sayılı CYY’de düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,

Bir diğeri ise, 23.07.2005 gün ve 25884 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5397 sayılı Yasayla 2559, 2803 ve 2937 sayılı Yasalarda yapılan değişiklikle gündeme gelen ve amacı suç işlenmesinin önlenmesi olan ve öğreti ve uygulamada “önleme dinlemesi” olarak adlandırılan iletişimin denetlenmesidir.

5397 sayılı Yasanın 2. maddesiyle, 2803 sayılı Yasaya eklenen ek 5. madde ile; jandarmanın, mülki görevlerini yerine getirirken, önleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında, casusluk suçları hariç 5271 sayılı Yasanın 250. maddesinin 1. fıkrasının a, b ve c bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Jandarma Genel Komutanı veya İstihbarat Başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilebileceği, dinlenebileceği, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğini ve kayda alınabileceği,

Anılan Yasa maddesinin 6. fıkrası ile de; bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtların, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamayacağı hüküm altına alınmış,

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının ek 7. maddesinin 1 ve 7. fıkralarında da tamamen benzer düzenlemeye yer verilmiştir.

Usulüne uygun olarak yapılan önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucu elde edilen bulguların bir ceza soruşturması başlatılmasına dayanak oluşturabileceğinde duraksama bulunmamaktadır. Duraksama, bu tedbir yoluyla elde edilen bulguların bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

5271 sayılı CYY’de düzenlenen koruma tedbirleri arasında yer alan ve işlenmiş ya da işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etme amacını güden iletişimin denetlenmesi ile 5397 sayılı Yasayla getirilen önleme amaçlı iletişimin tespiti arasında her zaman kesin bir ayırıma varmak olanaksızdır. Her iki düzenleme arasındaki en önemli fark; 5271 sayılı Yasayla düzenlenen iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınmasının amacının, işlenmiş veya işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etmek olmasına karşın, 5397 sayılı Yasayla getirilen önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulguların, 2803 sayılı Yasanın ek-5. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, yalnızca bu Yasanın 7. maddesinde düzenlenen “emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak” şeklinde sayılan mülki görevlerin ifası amacıyla kullanılabileceğidir.

5397 sayılı Yasa uyarınca önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesine, ancak suç işlenmesinin ve kamu düzeninin bozulmasının önlenmesi amacıyla başvurulabilecek ve önleme amacıyla yapılan iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular da, yasanın öngördüğü amaçlar dışında ve bu arada bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak da kullanılamayacaktır.

Önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgularla bir suç işlendiğinin anlaşılması karşısında, elde edilen bu bulgular, 5397 sayılı Yasanın 1 ve 2. maddeleri uyarınca, yasanın öngördüğü amaçlar dışında ve bu arada bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılamayacağından, anılan düzenlemenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, kolluk görevlilerince durum derhal adli birimlere bildirilmeli ve somut olayın özelliğine göre Cumhuriyet Savcılığınca gerek görülürse bu bilgilerden hareketle soruşturmaya başlanılmalıdır.

Öğretide bu konuda;

“… Önleme amaçlı iletişimin denetlenmesinde şartlarına bağlı kalındığı müddetçe bir hukuka aykırılık olmayıp, sadece bunların delil olarak kullanılmasının engellenmesi söz konusudur. Bunun sebebi de belki önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi yolunun tatbikinin, adli maksatlı olana nazaran daha kolay uygulanabilmesine dayandırılabilir…” şeklinde görüş bulunmaktadır. ( Prof Dr. Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme Gizli Soruşturmacı X Muhbir, Ankara 2011, Sayfa 70-77, Dr. Mehmet Murat Yardımcı, İletişimin Denetlenmesi, Ankara 2009, Sayfa 262-263, Dr. Şeydi Kaymaz, İletişimin Denetlenmesi, Ankara 2009, Sayfa 489-498 )

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkeme tarafından, içeriği hükme esas alınan Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.12.2005 gün ve 553 sayılı iletişimin tespiti kararının, 5397 sayılı Yasanın 2. maddesi ile 2803 sayılı Yasaya eklenen ek 5. madde uyarınca verilen önleme dinlemesi kararı niteliğinde olması karşısında, bu şekilde ulaşılan bulgular, yukarıdaki açıklanan ilkeler doğrultusunda ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağından ve bu bulgulara dayalı hüküm kurulamayacağından, yerel mahkemece; sanığın örgütsel konumu hakkında kolluktan güncel bilgiler alındıktan ve silahlı terör örgütü adına faaliyette bulunduğu istihbari bilgisi üzerine, hakkında 5397 sayılı Yasaya dayalı olarak önleme dinlemesi kararı verilen Yılmaz ile ilgili soruşturma evrakı da getirtilip incelendikten sonra, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular dışındaki somut deliller değerlendirilerek sanığın hukuksal durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.

Bu itibarla, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucu ulaşılan kayıt ve bulgular esas alınarak kurulan yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetli bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, eksik inceleme nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ( KABULÜNE ),

2-Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin 22.02.2011 gün ve 3411-1132 sayılı onama kararının ( KALDIRILMASINA ),

3-Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.06.2007 gün ve 113-183 sayılı hükmünün diğer yönlerinin incelenmeksizin ( BOZULMASINA ),

4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), 17.05.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/11-30

K. 2011/101

T. 17.5.2011

• ANAYASAL DÜZENİ ORTADAN KALDIRMAK ( Zorunlu Müdafii Hazır Olmaksızın Duruşma Yapılarak Hüküm Tefhim Edilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

• ALT SINIRI BEŞ YILDAN FAZLA HAPİS CEZASINI GEREKTİREN SUÇ ( Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmak – Zorunlu Müdafii Hazır Olmaksızın Duruşma Yapılarak Hüküm Tefhim Edilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

• ZORUNLU MÜDAFİİ ( Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmak – Zorunlu Müdafii Hazır Olmaksızın Duruşma Yapılarak Hüküm Tefhim Edilemeyeceği )

765/m.168

1402 /m.17

5237/m.314

5271/m.150

ÖZET : Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçunda; uyuşmazlık; Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan hükümlülüklerine karar verilen sanıklar hakkında görevlendirilen zorunlu müdafileri olmaksızın hüküm kurulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Alt sının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan yargılanan sanık için 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. görevlendirilen zorunlu müdafii hazır olmaksızın duruşma yapılarak hüküm tefhim edilmesi yasaya aykırıdır.

DAVA : Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan, sanıklar Celal M., Mehmet H., Murat P., Atalay D., Nurettin A., Yusuf Y., Hilmi İ. ve Yaşar K. hakkında yapılan yargılama sonucunda sanıklar Celal M. ve Hilmi İ.’nin 765 Sayılı T.C.K.nın 168/2. maddesi uyarınca 5 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanık Murat P.’ın 765 Sayılı T.C.K.nın 168/1 ve 1402 Sayılı Kanunun 17. maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık Mehmet H.’un 765 Sayılı T.C.K.nın 146/3 ve 1402 Sayılı Kanunun 17. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık Yusuf Y.’ın 765 Sayılı T.C.K.nın 146/3. maddesi uyarınca 7 yıl ağır hapis cezası ile 765 Sayılı T.C.K.nın 448 ve 51/2. maddeleri uyarınca 12 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar Nurettin A., Atalay D. ve Yaşar K.’un ise, 765 Sayılı T.C.K.nın 146/3. maddesi uyarınca 15 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesince verilen 19.07.1989 gün ve 50-14 Sayılı hüküm katılan vekili, Askeri savcı, sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 27.12.1995 gün ve 8-14 sayı ile;

“… Sanıkların eylemlerinin 765 Sayılı T.C.K.nın 146/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmasına rağmen, yazılı şekilde uygulama yapılması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyarak yargılama yapan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 16.07.2002 gün ve 52-267 sayı ile; tüm sanıkların eylemlerine uyan 765 Sayılı T.C.K.nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Hükmün sanıklar ve müdafileri tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.5.2004 gün ve 14324-4979 sayı ile;

“… Sanıklar hakkında T.C.K.nın 146/1. maddesi uyarınca temel ceza olarak belirlenen ve T.C.K.nın 55/1 ve 59/1. maddelerinin uygulanması sırasında esas alınan idam cezasının; hükümden sonra 22.5.2004 gün ve 25469 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5170 Sayılı Kanunun 5. maddesiyle Anayasanın 38. maddesinin 10. fıkrası değiştirilerek ölüm cezasının kaldırılmış olması karşısında, T.C.K.nın 2/2. maddesi gereğince 4771 Sayılı Kanunun idam cezasını saklı tutan hükümlerinin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması…” isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 3.10.2006 gün ve 326-388 sayı ile; sanıkların eylemlerine uyan 5218 Sayılı Kanunun 1 ve 765 Sayılı T.C.K.nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca ayrı ayrı müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiş,

Sanıklar ve müdafileri tarafından temyizi Üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 30.6.2009 gün ve 6978-8451 sayı ile;

“… B- l- Sanıklar Cahit A., Halil Yasin K., Bünyamin İ., Murat P., Turhan Y. B., Erdoğan G., Nuri Ö., Hıdır A., Nurettin A.. Emin K., Hasan E., Yaşar K., Atalay D., Mehmet Akın D., Melih B., Celal M., Mehmet H., Yusuf Y., Veli Y., Hüseyin A. ve Hilmi İ. haklarındaki hükümlere yönelik temyizlerinde:

Sanıklara yüklenen suçun yasada öngörülen cezası itibariyle 5271 Sayılı CYY’nın 150/3 ve 151/1. maddeleri uyarınca sanıklar Nurettin A., Murat P., Atalay D., Celal M., Hilmi İ. Mehmet H., Yusuf Y. ile Yaşar K. müdafilerinin kararın tefhim olunduğu oturumda hazır bulunmaları sağlanmadan hüküm kurulması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması” isabetsizliğinden diğer yönleri İncelenmeyen hükümün bozulmasına karar verilmiştir.

Sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. müdafilerinin de hazır bulunduğu duruşmada hükmü tefhim eden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 29.06.2010 gün ve 371-267 sayı ile;

“… Öncelikle mahkememizin daha önce vermiş olduğu 03.10.2006 tarihli kararının resen temyizi ve taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2007/6978 esas, 2009/8451 karar sayılı 30.06.2009 tarihli kararı ile bozma kararı verilmiş ise de: bozma kararında sanıklar Nurettin A., Murat P., Atalay D., Celal M., Hilmi İ., Mehmet H., Yusuf Y. ile Yaşar K. yönünden C.M.K.nun 150/3, ve 151/1. maddeleri gereğince savunma haklarının kısıtlandığından bahisle bozma kararı verilmiş olup, diğer sanık Osman Nuri R.’nun vefatı nedeni ile bozma kararı verilmiş sözkonusu Osman Nuri R. yönünden bozma kararına uyularak hüküm kısmında görüldüğü üzere, bu sanık yönünden kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. Fakat sanıklar Nurettin, Murat, Atalay, Celal, Hilmi, Mehmet, Yusuf ve Yaşar yönünden savunma haklarının kısıtlandığından bahisle bozma kararı verilmiş ise de, bu sanıklar yönünden yukarda da açıklandığı üzere mahkememizin emsal 2004/352 esas, 2004/315 karar sayılı 13.10.2004 tarihli sanığı Mehmet G. olan dava dosyamızla ilgili verilen 765 Sayılı T.C.K. nun 450/7. maddesi kapsamındaki uygulama sonucu 13.10.2004 tarihinde verilen kararımız temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığına gönderildiği, Yargıtay C.Başsavcılığının dosyada sureti bulunan 27.1.2005 tarihli 2004/243304-6 Sayılı yazıları ile dosyanın iade edildiği 5218 Sayılı Ölüm Cezalarının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1. maddesinin E bendinin 5 alt bent ile 647 Sayılı Yasaya eklenen geçici 12. maddesi gereğince mahallinde gereği yapılmak üzere dosyanın gönderildiği bu gönderme sonrasında mahkememizce 16.3.2005 tarihinde sanık yönünden duruşma açılmaksızın dosya üzerinde ek karar verildiği, bu ek karar sonrasında Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2005/1207 esas 2005/1238 karar sayılı 12.05.2005 tarihli kararları ile dosya üzerinde verilen ek kararda incelenerek kararın onanmasına karar verildiği, bu şekilde duruşma açılmaksızın emsal dosyada kararının verildiği, ve kararın onandığı, iş bu mahkememizin sanıklarla ilgili dosyasında Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.05.2004 tarihli bozma kararlan üzerine mahkememizce ölüm cezasının kaldırılmış olması nedeni ile duruşma açılmış, taraflar usulüne uygun celb edilmiş tüm sanıklar ve sanık müdafilerinin beyan ve diyecekleri sorulmuş 25 yılı aşkın yargılama safahatı bulunan dava dosyasında gerek önceki mahkemeler, gerekse mahkememizce yıllar süren yargılama aşamasında beyanlar, savunmalar, müteaddit defalar alınmış, sorulmuş, hiçbir savunma hakkı kısıtlanmadığı gibi kaldı ki tarafların ve müdafılerin zaman zaman vermiş oldukları mazeretler, mehil talepleri, kabul edilerek duruşmalar talik edilmiş, buna rağmen kendi talepleri doğrultusunda mazeretler ve mehiller kabul edildiği halde, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı gerekçesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine tazminatlar dahi alındığı, daha sonra da yukarda açıklandığı üzere bu bozmada sayılan sanıklar içerisinde bazı sanık müdafilerinin duruşmaya katılmaması, bazı sanık müdafisinin son söz sorulacağı celsede beyanda bulunmaksızın duruşma salonunu terk etmesi, mahkemece savunma hakkının kısıtlandığı şeklinde yorumlanamayacağı yasaların verdiği hakkın iyiye kullanılmamasından sanık ve müdafilerinin kendilerinin sorumlu olacağı, sanık da gerek kendi gerekse müdafisinin yapmış olduğu işlem ve eylemlerden sorumlu olmak kaydı ile mahkeme gereğini yapmak mecburiyetinde olup mahkemelerin görevi yargılamanın gerekli şekilde yapılıp kararını vermek olduğu ve bu olayda da mahkememiz kararını vermek için yasalar çerçevesinde çaba sarf etmiş, hiçbir şekilde savunma hakkı kısıtlanmadığı kanaatine varılmış olup yukarda belirtilen emsal kararda da görüldüğü üzere dosya üzerinden ölüm cezasının kaldırılmasına dahi ek uyarlama kararı verilerek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin onama kararı olduğu, bu dosyamızda özellikle mahkememiz bozmaya uyularak yargılama yapılmış ve ölüm cezasının kaldırılması nedeni ile yeniden 2006 tarihli direnme kararı verilen kararımız hüküm altına alınmıştır. Bu emsal karar ve gerekçelere göre ayrıca yargılama safahatındaki süre, 25 yılı aşkın bir süre olup bu zaman zarfında tüm sanıklar ve sanık müdafileri defalarca savunmalarını beyanları, talep ve diyeceklerini müteaddit defalar bildirmiş olduklarından, sanıklar Nurettin A., Murat P., Atalay D., Celal M., Hilmi İ., Mehmet H., Yusuf Y. ve Yaşar K. yönünden bozma kararında hüküm kısmında belirtildiği üzere C.M.K.’nun 307/3. maddesi gereğince direnilmesine, bu sanıklar dışında ve vefatı nedeni ile bozma kararına uyulan sanık Osman Nuri R. dışındaki Nuri Ö., Emin K., Veli Y., Bünyamin İ., Cahit A., Halil Yasin K., Turhan Y. B., Erdoğan G., Hıdır A., Hasan E., Hüseyin A., Mehmet Akın D., Melih B. haklarında Yargıtay İL Ceza Dairesinin 30.6.2009 tarihli kararında bozma nedeni gösterilmediği bu sanıklar yönünden ( yukarda belirtilen gerekçelere göre mahkememizce savunma hakkı kısıtlandığı yönünde gerekçe kabul edilmemekle birlikte ) savunma hakkı kısıtlandığı şeklinde herhangi bir bozma kararında gerekçe olmadığı gibi başka bir gerekçe de bulunmadığı, bu sanıklar yönünden mahkememizin 3.10.2006 tarihli 2004/326 esas, 2006/388 karar sayılı kararlarımızın onanması gerektiği halde, bu yönde de bozma kararı verilmesine yönelik karara karşı hüküm kısmında belirtildiği üzere C.M.K.nun 307/3. maddesi gereğince direnilmesine karar verilmesi gerektiği, bu nedenlerden dolayı da aşağıda belirtildiği üzere ve önceki kararımızda açıklanan deliller, delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe gereğince sanıklardan Osman Nuri R. dışındaki sanıklar yönünden direnme kararı verilerek, önceki kararımızın aynen hüküm altına alınmasına Osman Nuri R. hakkında kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekmiştir…”,

Gerekçeleriyle direnilerek, önceki hükümdeki gibi karar verilmiştir.

Bu hükümün de sanıklar müdafi ileri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 2.2.2011 gün ve 54837 Sayılı kısmen zamanaşımı sebebiyle düşme, kısmen de bozma istemli tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İnceleme, sanıklar Celal M., Mehmet H., Murat P., Atalay D., Nurettin A., Yusuf Y., Hilmi İ. ve Yaşar K. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan hükümlülüklerine karar verilen sanıklar hakkında 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafileri olmaksızın hüküm kurulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; yerel mahkeme direnme hükmünün sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden eylemli uyma sonucu verilmiş yeni bir hüküm olup olmadığı ve sanıklar Atalay D. ve Yusuf Y. yönünden ise dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususları Öncelikle değerlendirilecektir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Sanık Yusuf Y. 26.9.1980 tarihinde, sanık Atalay D.’nin ise 16.02.1981 tarihinde yakalandıkları, yerel mahkeme hükmünü sanıklar Atalay D., Yusuf Y. ve Yaşar K. müdafilerinin hazır olmadığı, sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. müdafilerinin ise hazır bulunduğu duruşmada tefhim ettiği anlaşılmaktadır.

Yerel mahkeme direnme hükmünün sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden eylemli uyma sonucu verilmiş yeni bir hüküm olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;

Bozma karan doğrultusunda işlem yapmak,

Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,

c- ) Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni kanıtlara dayanmak,

d- ) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,

Suretiyle verilen karar; Özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükümün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Somut olayda, bozmadan sonraki yargılamada 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen sanıklar müdafileri kararın tefhim olunduğu oturumda hazır bulundurulmak suretiyle bozma ilamının gereğinin eylemli olarak yerine getirilmiş bulunması karşısında, verilen kararın sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden direnme hükmü niteliğinde olduğunun kabulü olanaksızdır.

Bozma nedenine karşı kısmen eylemli uyularak gereğinin yerine getirilmesi nedeniyle, sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden bu bozma nedeni ile ilgili olarak Ceza Genel Kurulunca herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, bu sanıklar yönünden dosyanın eylemli uyma sebebiyle incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Sanıklar Atalay D. ve Yusuf Y. yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;

Sanık Yusuf Y. 26.9.1980, sanık Atalay D. ise 16.02.1981 tarihinde yakalanmış olup, dava zamanaşımın belirlenmesinde sanıkların en aleyhine olan yakalanma tarihlerinin esas alındığı somut olayda; sanıkların işlediği iddia olunan ve 765 Sayılı T.C.K.nın 146. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiş olan Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçunun ağırlaştırılma müebbet hapis cezasın, gerektirmesi, 765 Sayılı T.C.K.nın 102. maddesinin 1 fıkrasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak belirlenerek, aynı Yasanın 104/2. maddesinde ise bu sürenin kesen nedenlerin varlığı halinde en fazla 30 yıl olabileceğinin hüküm altına alınmış olması karşısında, 765 Sayılı T.C.K.nın 102/1 ve 104/2. maddeleri uyarınca yakalanma tarihleri olan 26.9.1980 ve 16.2.1981 tarihlerinden itibaren kesintili dava zamanaşımı süresinin sanık Yusuf yönünden 26.09.2010 tarihinde, sanık Atalay yönünden ise 16.2.2011 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanıklar Yusuf Y. ve Atalay D. hakkındaki direnme hükmünün bozulmasına ve bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 1412 Sayılı CYUY’nın 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak kamu davasının zamanaşımı sebebiyle düşmesine karar verilmelidir.

Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan hükümlülüğüne karar verilen sanık Yaşar K. yönünden ise, 5271 saydı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafi olmaksızın hakkında hüküm kurulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince;

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesinde, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafisinin bulunmaması halinde istemi aranmaksızın kendisine müdafii atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle 5271 Sayılı CYY’nın 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sının 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.

5271 Sayılı CYY’nın “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin 1. fıkrası ” ( J ) Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır” şeklinde düzenlenmiş olup, Yasanın zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin karar duruşması da dahil tüm duruşmalarda hazır bulunması şarttır.

5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY’nın 308 maddesinin 5. fıkrası ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı CYY’nın hukuka kesin aykırılık hallerini düzenleyen 289. maddesinin 1. fıkrasının ( e ) bendi uyarınca Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hali bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Alt sının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan yargılanan sanık Yaşar K. için 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafii hazır olmaksızın duruşma yapılarak hüküm tefhim edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, sanık Yaşar K. yönünden isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1 ) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.06.2010 gün ve 371-267 Sayılı direnme hükmünün sanık Yaşar K. yönünden saptanan usul yanılgısı sebebiyle diğer yönleri incelenmeksizin, sanıklar Yusuf Y. ve Atalay D. yönünden ise gerçekleşen dava zamanaşımı sebebiyle BOZULMASINA,

2 ) 1412 Sayılı CYUY’nın 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar Yusuf Y.ve Atalay D. hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan açılmış olan kamu davasının, 765 Sayılı T.C.K.nın 102/1,104/2 ve 5271 Sayılı CYY’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

3- ) Sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden saptanan eylemli uyma sebebiyle, yerel mahkemenin son uygulamasının yeni hüküm niteliğinde olduğu nazara alınarak dosyanın, inceleme dışı bırakılan sanıklar Cahit A., Halil Yasin K., Bünyamin İ., Turhan Y. B., Erdoğan G., Nuri Ö., Hıdır A., Emin K., Hasan E., Mehmet Akın D., Melih B., Veli Y. ve Hüseyin A. hakkındaki hükümlerde dahil olmak üzere temyiz incelemesi için Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.05.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2011/1012

K. 2011/1879

T. 24.3.2011

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ADINA SUÇ İŞLEME ( Sanığın İki Ayrı Eylemde Slogan Attığı – Sanığın Her Bir Eylemi İçin Ayrı Olarak Cezalandırılacağı )

• İKİ AYRI EYLEMDE TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI YAPMAK ( Sanığın Örgüt Üyesi Olmadığı/Eylemlerde Slogan Attığı – Sanığın Her Bir Eylem İçin Ayrı Olarak Cezalandırılacağı )

• EK SAVUNMA HAKKI ( Sanık Hakkında Silahlı Terör Örgütü Adına Suç İşleme Eyleminden Dolayı Kamu Davası Açıldığı – Ek Savunma Hakkı Verilmeden Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olma Suçundan Hüküm Tesis Edilemeyeceği )

• TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA ( Sanık Hakkında Silahlı Terör Örgütü Adına Suç İşleme Eyleminden Dolayı Kamu Davası Açıldığı – Ek Savunma Hakkı Verilmeden Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olma Suçundan Hüküm Tesis Edilemeyeceği )

3713/m.2

5237/m. 314

ÖZET : Ölen bir üniversite öğrencisi ile ilgili olarak düzenlenen yasadışı gösteriye, örgütün internet sitelerinde yaptığı çağrıya uyarak katılan, tanınmamak için yüzünü kapattığı ve örgüt propagandası içeren sloganlar attığı, yine terör örgütünün sözde barış elçilerinin kalabalık bir grup tarafından karşılanması sırasında slogan atan kalabalık içinde bulunan sanığın bu yasadışı sloganlara iştirak ederek terör örgütünün propagandasını yaptığı, bu suretle örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten ibaret eylemi nedeniyle, ayrı ayrı cezalandırılması gerekir.

Sanık hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme eyleminden dolayı kamu davası açıldığı halde, ek savunma hakkı tanınmadan silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan hüküm tesis edilerek savunma hakkının kısıtlanması gerekir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1-) Raporu hükme dayanak olarak alınan bilirkişi A. D.’e, yemininin yaptırılmaması suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nın 64/6. maddesine muhalefet edilmesi,

2-) Diyarbakır’da ölen bir üniversite öğrencisi ile ilgili olarak 7.12.2009 tarihinde Tatvan’da düzenlenen yasadışı gösteriye, örgütün internet sitelerinde yaptığı çağrıya uyarak katılan, tanınmamak için yüzünü kapattığı ve örgüt propagandası içeren sloganlar attığı, yine 11.12.2009 tarihinde Güroymak ilçesine gelen terör örgütünün sözde barış elçilerinin kalabalık bir grup tarafından karşılanması sırasında slogan atan kalabalık içinde bulunan sanığın bu yasadışı sloganlara iştirak ederek terör örgütünün propagandasını yaptığı, bu suretle örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten ibaret eylemi nedeniyle, 5237 Sayılı T.C.K.nın 314/3, 220/6 ve 3713 Sayılı Kanunun 2/2. maddeleri yollaması ile aynı Kanunun 314/2 ve iki kez 3713 Sayılı Kanunun 7/2. maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılması gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi,

3-) Kabule göre de:

Sanık hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme eyleminden dolayı kamu davası açıldığı halde, 5271 Sayılı C.M.K.nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan hüküm tesis edilerek savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 326/son maddesi gereğince sanığın ceza miktarı itibariyle kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 24.3.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2010/16588

K. 2011/1626

T. 9.3.2011

• ÖRGÜT ÜYELİĞİ ( Örgüte Özgeçmiş Raporu Vererek Organik Bağ İçine Girilmesinin Suçu Oluşturacağı )

• MÜTEMADİ SUÇ ( Örgüt Üyeliği – İddianame Tanzim Tarihine Göre Zamanaşımı Süresinin Dolmadığının Gözetileceği )

• ÖRGÜTE ÖZGEÇMİŞ RAPORU VERMEK ( Örgüt Üyeliği Suçunun Oluşacağı )

• ÖRGÜTE ELEMAN KAZANDIRMAK ( Örgüt Üyeliği Suçunun Oluşacağı )

5237/m. 314/2

3713/m. 5

ÖZET : Sanıkların örgüte özgeçmiş raporu vererek organik bağ içine girip örgütsel ders verme şeklinde sübut bulan eylemlerinin örgüt üyeliği suçunu oluşturacağı; diğer sanığın da örgütsel toplantılara katıldığı, örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği ve örgüte eleman kazandırdığı anlaşılmakla örgüt üyeliği suçunun oluştuğu, atılı suçun temadi eden suçlardan olup de zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Katılan İçişleri Bakanlığının suçtan doğrudan zarar görmediği gözetilmeden davaya katılmasına karar verilmesi hukuki değerden yoksun olup temyiz hakkı da vermeyeceğinden İçişleri Bakanlığı vekilinin temyiz talebinin CMUK’nın 317. maddesi gereğince ( REDDİNE ),

2- Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar Abdullah Ü., Bekir, Hasan’ın suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin edilmiş, cezalan azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Abdullah Ü. ile sanıklar Bekir, Hasan müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ( ONANMASINA ),

3- Sanıklar Abdullah B., Sebahattin, Mustafa ve Murat hakkında kurulan hükümlere yönelik temyize gelince;

a- Sanık Abdullah B. hakkında CMK’nın 223/7. maddesi gereğince davanın reddine karar verildikten sonra, silahlı örgüt üyesi olmak suçundan da mahkumiyetine karar verilmek suretiyle hükümde çelişkiye düşülmesi,

b- Sanıklar Sebahattin ve Mustafa ile ilgili ele geçen dokümanlar ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların örgüte özgeçmiş raporu vererek organik bağ içine girip örgütsel ders verme şeklinde sübut bulan eylemlerinin örgüt üyeliği suçunu oluşturacağı ve yüklenen suçtan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi,

c- Sanık Murat hakkında örgütün hücre evinde ele geçen dokümanların incelenmesinden; Eylül 1998 tarihli doküman içeriğinden örgütsel toplantılara katıldığı, başka dosya sanıklarının özgeçmiş raporları içeriğine göre örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği ve örgüte eleman kazandırdığı anlaşıldığı ve örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup iddianame tanzim tarihinin de 26.06.2006 tarihi olduğu da nazara alındığında dava zamanaşımının gerçekleşmediği, sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç tarihinde yanılgıya düşülerek davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet Savcısı ile sanık Abdullah B. müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı ( BOZULMASINA ), 09.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

4 Responses to “Silâhlı örgüt”

  1. tacettin Says:

    örgüt üyeliğinde zaman aşımı kaç yıldır?Ben 10 yıldır diye bilirken;avukatım 20 yıldır dedi.Bu konuda bana değerli bilgilerinizi sunarsanız size çok müteşekkir olurum.

  2. öner aktaş Says:

    kaldırılan 4422 sayılı kanunun zaman aşımı süresi kaç yıldır

  3. Cem Says:

    ..ogrencilik yıllarımda 1 mayıs,8 mart vb etkinliklere  legal bir derneğin  olarak katıldım,çalışmalarda bulunmuştum..yalniz xxx ili emniyeti ve xxx özel yetkili mahkemesi aracılığıyla 6 arkadaş tutuklandik daha sonra tahliye olduk,2 arkadaş 314/2 den ceza aldık 2010 yılında,şuan dosyam yargıtay Ya savcı tebligname hazırlamış yerel mahkemenin doğrultusunda,dosya durumu incelemede gözüküyor…tum samimeyitmle söylüyorum herhangi bir illegal örgüte üye olmadım faaliyet te adına yürütmedim…sosyalist bir insanım ve demokratik haklarımi kullanmıştım..evlendim şuan ama bu durum psikolojimi çok bozuyor haksız yere ceza almak gibi bu aşamada ne yapabiliriz…ben içerdeyken ailem bir avukat tutmuştu çokta önemsememiştim açıkçası bir şey olmaz diye okuluma devam ettim ama yerel mahkeme ceza verdi yargıtayda da davaya ilişkin bir bilgim yoktu…sizi internette araştırdım intibam konusunda uzaman bir avukat olarak gördüm..dosyam incelemede yargıtayda bu asmandan sonra ne yapılır,ne zaman sonuç çıkar…iyi çalışmalar

  4. Ersin Says:

    Ben Adıyamanda oturuyom Deaş terör örgütünü hiç bir zaman benimsemedim onlara katılmadım 2011 sen beli çocuğum lösemi onun derdi bana yetmezmiş gibi birde işidten dolayı bir sabah evimi bastılar şimdide elerinde hiç bir delil olmadan bana 5.yıldan 10 yıla kadar ceza istiyorlar şimdi soruyorum gerçekten bu ülke hukuk dewletimi yada tererüstmü olmak lazım benim çocuğuma maşa veren ve tedavi eden bir devlete nasıl ihanet ederim


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: