Silâh sağlama

Silâh sağlama

MADDE 315 – (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2009/9-103

K. 2010/22

T. 9.2.2010

• SİLAHLI ÖRGÜT ÜYELİĞİ (Suçunu Aşan ve Devlet Topraklarından Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırma Amacına Yönelik Matuf Fiil Niteliğinde Bulunduğundan Eylem Kül Halinde 765 S. TCY’nın 125. Md.sindeki Suçu Oluşturduğu)

• DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMA (765 S. TCY’nın 168. Md.sindeki “Silahlı Örgüt Üyeliği” Suçundan Ceza Verilmesi Olanağı Bulunmadığı – 5237 S. TCY’nın 302. Md.sinde Düzenlenmiş Bulunan Suçu Oluşturduğu)

• TERÖR SUÇLARINDA CEZALARIN ARTTIRILMASI (Silahlı Örgüt Üyeliği Suçunu Aşan ve Devlet Topraklarından Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırma Amacına Yönelik Matuf Fiil Niteliğinde Bulunduğundan Eylem Kül Halinde 765 S. TCY’nın 125. Md.sindeki Suçu Oluşturduğu)

5237/m.7,302, 314, 315

765/m.125, 168, 169, 264

2709/m.3, 13, 14

3713/m.5

4721/m.471

ÖZET : Türkiye topraklarından bir kısmı üzerinde etnik kökene dayalı olarak bir devlet kurmak amacına ulaşmak için öncelikle ülke topraklarının belli bir kısmında, bulman vatandaşların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü ve haklarının kısıtlandığı hususunda inandırdıkları kişileri örgütleyerek, bu amaca yönelik eylemlere katılmalarını sağlamak suretiyle, yoğun bir terör faaliyeti başlatan yasadışı silahlı PKK terör örgütüne katılarak, siyasi eğitim alan, örgüt içerisinde “L.” ve “A.” kod adlarını kullanan ve dosya kapsamında bomba yapımı ve kullanımı konusunda da eğitim aldığı saptanan P. S.’in, PKK terör örgütünün talimatı ve amacı doğrultusunda diğer sanık A. Ö. ile birlikte, örgütsel bağlılık ve örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü içerisinde gerçekleştirdiği ve 7 kişinin ölümü, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan “Mısır Çarşısı’na bomba konulması ve patlatılması” eylemi, doğurduğu vahim sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde, 765 sayılı TCY’nın 168. maddesinde yaptırıma bağlanmış olan örgüt üyeliği suçunu aşan ve Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik matuf fiil niteliğinde bulunduğundan, eylem kül halinde 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

Sanığın eylemlerinin kül halinde amaç suç olan “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma” suçunu oluşturduğu kabul edilmekle ayrıca 765 sayılı TCY’nın 168. maddesindeki “silahlı örgüt üyeliği” suçundan ceza verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Sanıklara atılı eylem açıklanan nedenlerle 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde düzenlenmiş bulunan suçu oluşturmakta ise de; 302. maddenin 2. fıkrası uyarınca, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca araç suçlardan dolayı da cezaya hükmolunması gerekeceğinden, 765 sayılı TCY’ndaki düzenlemenin, 5237 sayılı TCY’ndaki düzenlemeden daha lehe olduğunun kabulü gerekmiştir.

DAVA : Devletin hakimiyeti atında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmak suçundan sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün 765 sayılı TCY’nın 125., ayrıca silahlı örgüt üyesi olma suçundan sanık P. S.’in 765 sayıl TCY’nın 168/2 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesiyle cezalandırılması istemiyle açılan kamu davalarının birleştirilerek yapılan yargılaması sonunda; diğer eylemleri sübut bulmayan sanık P. S.’in bomba bulundurmak suretiyle 765 sayıl TCY’nın 169. maddesindeki suçu işlediği, bu suçun da aynı Yasanın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, sanık A. Ö.’ün ise 765 sayılı TCY’nın 125. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2006 gün ve 518-111 sayılı hüküm kısmen res’en temyize tabi olmakla birlikte, sanık A. ve her iki sanık aleyhine yerel Cumhuriyet savcıları tarafından da temyiz edilmekle, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.11.2006 gün ve 6536-5807 sayı ile bir kısım tebligat eksikliklerinin giderilmesi sağlandıktan sonra, 17.04.2007 gün ve 2209-3375 sayı ile;

“… 1- 09.07.1998 tarihli Mısır Çarşısı’na bomba konulması eylemi ile ilgili olarak sanıklar A. Ö. ve P. S. hakkında bir hüküm kurulmaması,

2-…

3-…

4- Sanık A. Ö. hakkında iddianameye konu edilmeyen E. H.’ın öldürülmesi talimatını verme suçundan hüküm kurulması,

5- Sanıklar A. Ö., …’e ait adli sicil kayıtlarının nüfus kayıtlarına uygun olarak celbedilmemesi…” isabetsizliklerinden, aralarındaki fiili irtibat nedeniyle tüm hükümler yönünden bozulmuş;

Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda; İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 23.05.2008 gün ve 357-143 sayı ile;

“… Sanık P. S. hakkında her ne kadar 22.12.1998 tarihli iddianame ile açılan kamu davasında 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı girişinde bulunan Ü… Büfeye Azat kod A. Ö. ile Ş. G.’in evinde TNT’yi salata rendesi ile rendeleyerek kurutmak ve kuruyan TNT’yi kola kutusunun içine sıkıştırarak patlama düzenini P. S.’in yaptığı, iki bombadan birinin Maltepe’deki orduevine, diğerinin 50. Yıl Parkı’na konulduğu, B. Ö.’ün talimatı doğrultusunda 06.07.1998 tarihinde bomba koymak için Mısır Çarşısı’nda keşif yaptığı, Ü… Büfe’ye bomba koymayı A. Ö. ile kararlaştırdığı ve hazırladıkları bombayı A. Ö.’ün gözcülüğünde P. S.’in büfeye koyduğu, meydana gelen patlama sonucu 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin yaralandığı iddia olunmuş ise de,

Yapılan yargılama sırasında;

a) Olay sonrası yapılan inceleme sonucu düzenlenen 10.07.1998 tarihi inceleme tutanağında olay yerinin patlamadan sonraki ilk halinin bozulduğu, bomba unsuru veya patlayıcı maddeye rastlanılmadığına dair 8 bomba imha uzmanının imzası bulunan tutanak düzenlendiği,

b) Aynı doğrultuda 11.07.1998 tarihli önceki 10.07.1998 tarihli tutanakta da imzası bulunan 4 bomba imha uzmanınca düzenlenen ve olay yerinde ele geçirilen artıkların kurutulup elenerek daha ayrıntılı olarak yeniden incelendiği, bomba yapımına ve bombaya dair bulgu olmadığına dair rapor verildiği,

c) 10.07.1998 tarihli birbirinden bağımsız olarak düzenlenen makine mühendisi ve yüksek mühendis tarafından verilen rapora göre, patlamanın gaz kaçağından olmasının mümkün olmadığına, bomba patlamasına ilişkin tavanda patlama izi, çöküntü, mermer zeminde patlama izi olduğuna dair rapor verildiği,

d) Mahkememizin 05.07.1999 tarihli oturumda, bomba imha uzmanı tanığın bomba izi olmadığına dair beyanı,

e) 14.07.1998 tarihli İstanbul Polis Kriminal Dairesinin raporuna göre, nitroselüloz artıkları ve ölen şahıs elbiselerinde nitrit bulunduğuna dair rapor verildiği,

f) 20.07.1998 tarihli olay yerinde ilk incelemeyi de yapan bomba imha uzmanlarınca ekspertiz raporu da gözetilerek düzenlenen olay yeri inceleme raporu,

g) 02.11.1998 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre; olay yerinde ve maktullerden alınan kumaş parçası, tahta ve cam gibi farklı malzemelerin her üçünde de tekrarlanan bomba içeriğinde de bulunabilen malzemenin tesbit edildiği ve buna göre maktul F. Ç.’ın yakınındaki nitroselüloz içerir patlayıcı maddenin neden olduğuna dair rapor verildiği,

h) Sanık müdafiinin itirazı üzerine 15.06.2000 tarihli eleştiri başlıklı rapor düzenlendiği,

ı) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 27.07.2000 tarihli rapora göre; eylemin sanıkların ifadesinde geçtiği gibi TNT kalıplarının rendelenerek, içi boş kola kutusuna konularak bomba haline getirilmesi ile oluşmadığına, bununla birlikte patlamanın bomba mı, yoksa gaz kaçağından mı kaynaklandığının kesin olarak söylenemeyeceğine dair rapor verildiği,

i) 21.12.2000 tarihli 3 kişilik bilirkişi raporunda patlamanın tüpgaz patlaması olduğuna dair rapor verildiği,

j) 04.07.2002 tarihli 5 kişilik bilirkişi raporunda; patlamanın bombadan kaynaklandığı bildirilmiş olup rapora muhalif kalan üye tarafından bağımsız olarak 10.07.2002 tarihli farklı mahiyette rapor verildiği,

k) Adli Tıp 1. İhtisas Dairesinin 27.06.2001 tarihli Mısır Çarşısı’nda büyük patlama olduğuna ve patlamanın orjininin tıbben tespit edilemeyeceğine dair rapor verildiği,

l) 24.01.2002 tarihli aynı mahiyette Adli Tıp Genel Kurulu raporlarının verildiği,

m) 07.10.2002 tarihli sanık P. S. müdafilerinin başvuruları üzerine Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünce 22.11.2002 tarihli görüntü işleme yöntemiyle patlamanın merkezini gösteren, buna göre patlamanın bilinen gaz kaçaklarında olduğunun aksine belirli bir merkezinin olduğu ve bu merkezin büfede yer alan fırının köşe veya büyük olasılıkla içinde meydana geldiğine ilişkin patlayıcının niteliğini kesin olarak belirlemeyen, merkezini belirleyen rapor verildiği, bu nedenle olaya ilişkin çok sayıda ve birbirinden farklı raporlar bulunduğu, bununla birlikte uzman bir kurum olan Adli Tıp Kurumunun gerek maktuller üzerinde 1. İhtisas Dairesinin gerekse Adli Tıp Genel Kurulunun sunmuş olduğu raporda maktullerin meydana gelen büyük bir patlama neticesi yaralanma sonucu ölmekle birlikte patlamanın orjininin tıbben tespit edilemeyeceği, bombadan mı yoksa gaz kaçağından mı kaynaklandığının kesin olarak söylenemeyeceğine ilişkin raporu dikkate alındığında, maktüllerdeki bulgunun patlamanın orjinini belirlemeye yeterli olmadığı, yine olay yerindeki malzemeler üzerinde yapılan kimyasal analizler sonucu tahta, cam, kumaş parçası gibi 3 farklı malzemede tekrarlanan ve patlayıcı maddelerde bulunan nitroselüloz artığının maktullerin üzerinden çıkan bu tür eşyalarda bulunması tek başına kimyasal olarak meydana gelen patlamanın bombadan kaynaklandığını göstermeyeceği, zira belirtilen bu malzemenin günlük hayatta sık kullanılan boya, vernik, suni deri hatta gıdalarda dahi bulunabileceği yönündeki raporlar dikkate alındığında bu tür kimyasal analizlere dayanılarak düzenlenen raporunda tek başına patlamanın orjinini kesin olarak tespit etmeye yeterli olmadığı,

Gerek 04.07.2002 tarihli gerekse 10.07.1998 tarihli Makine Mühendisi bilirkişi raporu, patlamanın bombadan kaynaklandığını daha ayrıntılı ve bilimsel olan 04.07.2002 tarihli raporda bomba patlamalarında görülen belirli bir patlama merkezinin olduğuna ilişkin rapor içeriğinde patlamanın TNT’den kaynaklandığı belirtilmişse de, 21.12.2002 tarihli bilirkişi raporunda patlamanın tüpgaz veya bomba nedeniyle olduğunu düşündüren unsurlar tartışıldıktan sonra patlama yerinde 8 adet LPG tüpünün bulunması, bu tüplerden herhangi birinin toplam 108 gr. gaz kaçırması durumunda işyerinin ölçüleri itibariyle patlamayı meydana getirecek konsantrasyona ulaşarak patlamaya neden olacağı yönündeki raporlar birlikte değerlendirildiğinde, maktullerin sanıkların ifadelerinde geçtiği şekilde TNT’nin rendelenerek kola kutusuna konulması suretiyle meydana gelen patlama ile öldüklerinin kesin olarak tesbit edilemediği, zira maktullerin hiçbirinde doğrudan patlayıcının konulduğu kola kutusu, bomba parçası, patlamadan arta kalan fünye veya patlatıcı mekanizmanın bulunamamış olması nedeniyle patlamanın tam olarak sanıkların tarif ettikleri şekilde hazırlanmış bombadan meydana geldiğini kesin olarak doğrulamadığı anlaşılmıştır. Yine bu raporda muhalif kalan bilirkişi Prof. Dr. İnci Gökmen sunmuş olduğu 10.07.2002 tarihli raporda sadece önceki raporlardaki incelemeleri bilimsel olmayan bir tarzda yorumlayarak değişik tarihlerde Maltepe Sahil Askeri Gazinosu, Küçükyalı İdealtepe’de bomba konulması, E. H. isimli şahsın öldürülmesi eylemlerinin Mısır Çarşısı’ndaki patlama ile ilişkilendirilerek insanlara çeşitli kod adı verilmesi olaylarının Mısır Çarşısındaki patlama ile ilişkilendirilemeyeceği yönünde kanaat belirterek, belirtilen davaların ayrı görülmesi gerektiğini ve Mısır Çarşısındaki patlamaya ilişkin mahkumiyete yol açabilecek bir karar oluşturulmasının kesinlikle yanlış olacağı yönündeki raporu, bilimsellikten uzak, bilirkişilik görevinde belirtilen ve patlama ile ilgili olmayıp tamamen şahsi görüşlerine ilişkin rapor olmakla dikkate alınmamış, yine sanık müdafii tarafından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik – Elektronik bölümünün 22.11.2002 tarihli görüntü işleme teknolojisini kullanarak oluşturulan raporu patlama merkezini tespiti açısından daha bilimsel ve patlamanın oluşuna uygun görülmüştür.

Buna göre belirtilen rapor patlamanın merkezini gösterme si itibariyle bomba patlamasında belirli bir patlama merkezinin bulunacağı, bu nedenle patlamanın bombadan meydana geldiğine yönelik 04.07.2002 tarihli bilirkişi raporunu da patlama merkezinde farklılık dışında doğrulamaktadır.

Bununla birlikte 21.12.2000 tarihli raporda patlamanın tüpgazdan kaynaklı olabileceği alışıldık tüpgaz patlamasında sık rastlanan belirli bir patlama merkezinin bulunmaması olgusunun aksine bu olayda belirli bir patlama merkezinin bulunmasının kesin olarak bomba patlamasından meydana geldiğini göstermeyeceği, zira 22.11.2002 tarihli rapora göre patlamanın büyük bir ihtimalle lahmacun fırınında meydana geldiğine ilişkin tespiti, yine sızıntı halindeki gazın hava sirkülasyonun sınırlı olması durumunda belirli bir yerde birikerek gerçekleşebileceğine ilişkin 21.12.2000 tarihli bilirkişi raporu da dikkate alındığında, her türlü şüpheden uzak kesin, inandırıcı delillerle sanık P. S.’in A. Ö. ile birlikte hazırladığı bombayı koyması sonucu patlamanın meydana geldiğine dair delillerin belirtilen raporlar çerçevesinde kesin olarak tespit edilememiş olması, gerek soruşturma aşamasında Mısır Çarşısı’ndaki patlamanın ne sebepten kaynaklandığına dair yapılan araştırmalar sonucunda tutulan tutanaklar, gerekse Mahkememizce patlamanın sebepleri ile ilgili birçok kez uzman bilirkişiler ve uzman kurumlara yaptırılan incelemeler sonucu alınan birden fazla raporlar incelendiğinde; söz konusu raporlar arasında çelişkiler olup birbirini doğrular mahiyette olmadığı, Mahkememizce yapılan tüm araştırmalara ve verilen ara kararlara rağmen dosyada mevcut raporlar arasındaki çelişkilerin giderilemediği, dosyada mevcut delil, belge ve raporlar nazara alındığında da raporlar arasındaki bu çelişkilerin giderilmesinin mümkün olamayacağı, bu haliyle Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamanın bombadan mı, yoksa gaz kaçağı-tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tesbitinin mümkün olmadığı, dolayısıyla söz konusu patlamanın ne sebepten gerçekleştiğinin tespit edilememesi nazara alınarak sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği, dolayısıyla sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün atılı eylemden beraatlerine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Yine sanık P. S.’in 01.07.1998 tarihinde Maltepe Sahil kesiminde bulunan askeri gazinoya bomba konulması, 04.07.1998 tarihinde 50. Yıl Parkı’na bomba konulması eylemlerinde patlayıcıları hazırlama ve talimat verme suretiyle katıldığı, sanık M. Y.’a örgüte ait patlayıcı ve lav silahını teslim ettiği, iddianamede iddia olunmuşsa da, sanık tarafından bu eylemlerin kabul edilmediği, sanığın belirtilen eylemleri gerçekleştirdiğine dair dosyada yer alan diğer sanıkların ifadeleri, sanık M. Y. ve D. A.’ın beyanları dikkate alındığında, sanığın atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair cezalandırılmasına yeterli, şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı,

Ancak sanığın, 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada bomba yapım malzemeleri bulunması üzerine gözaltına alındığı, 12.07.1998 tarihli yer gösterme büro arama tutanağına göre sokak çocuklarının sanat faaliyetinde bulunmasında kullandığını iddia ettiği atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu, bomba üzerinde yer alan koli bantındaki parmak izinin 14.07.1998 tarihli ekspertiz raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun tesbit edildiği, P. S.’in gerek savcılık gerekse yargılama aşamasında bizzat kendisinin ve müdafisinin beyanları, özellikle 14.04.1999 tarihli celsede tamamen serbest iradesi ile yaptığı savunmada “Kürdistan İşçi Partisi lideri ile temasa geçmek için girişim ve araştırmalarım oldu. İki toplum arasındaki savaşın sona erdirilmesini amaçladım. Bu araştırmaları yaparken özellikle Türkiye’ye döndükten sonra başına birçok şeyler geleceğini tahmin ettim” yönündeki beyanı ile sanığın yargılama aşamasında 18.07.1998 tarihli savcılık ve sorgu aşamasında alınan ve mahkememizde inkar etmekle birlikte üzerinde yakalanan döküman ve patlayıcıların bulunuşuyla da uyum içerisinde bulunan beyanları (her ne kadar sanık sonraki aşamalarda yurtdışında çeşitli üniversitelerin daveti üzerine çeşitli bilimsel toplantılara katılmak amacıyla gittiğini iddia etmişse de) sanığın yurtdışı seyahatlerini gerçekleştirme nedenini açıkça ifade etmekte, sanığın örgütle ilişkisinin boyutunu açıkça göstermektedir. Bununla birlikte sanığın örgüt üyeliği için gerekli olan askeri, siyasi eğitim alma, örgüt üyeliği düzeyinde eylemlere katılma, kod adı alma ve özgeçmiş raporu sunduğu hususunda kesin ve inandırıcı delilin bulunamadığı, sanığın bu beyanları ve 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada ve atölyesinde yapılan aramada bomba, örgütsel döküman bulunması nazara alınarak sanığın bu eylemlerinin yasadışı terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık olarak kabul edilerek 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi kapsamında kaldığı, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2005/6577-9656 Esas ve Karar sayılı ve 20.12.2005 tarihli ilamı gereğince 765 sayılı TCK.düzenlemesinin sanığın daha lehine olup uygulanmasının gerektiği, suç tarihi nazara alındığında ise bu sanık P. S. hakkında atılı eylemden açılan kamu davasının daha lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 md. Gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanık A. Ö.’ün yasadışı PKK terör örgütünün üyesi olarak doğrudan yurtdışında bulunan B. Ö.’ten talimat alarak Türkiye’de faaliyette bulunduğu, sanık örgüt üyesi olduğuna dair iddiaları mahkememizde reddetmişse de diğer sanıklar B. Ö., H. Ö., M. Y. ve D. A.’ın aşamalardaki ifadesi, özellikle B. Ö.’ün yurt dışına çıkmak isterken Edirne Uzunköprü’de yakalandığı, bu konudaki talimatında Azat kod A. Ö. tarafından B.’ın görüşü olarak iletildiği ve sanığın yakalanma tarzının da bu beyanı doğrular nitelikte olduğu, bu nedenle sanık A. Ö.’ün örgüt üyesi olarak Azat kod adı altında Türkiye’de faaliyet gösterdiğinin sabit olduğu, dolayısıyla sanığın örgüt üyeliğinden cezalandırılmasının gerektiği, hüküm kısmında lehe yasa düzenlemesinin detaylı olarak tartışıldığı anlaşılmıştır.

1- Her ne kadar sanıklar P. S. ve A. Ö. haklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.1998 tarihli ve 1998/1781 Hazırlık nolu iddianamesiyle; suç tarihi olan 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı girişinde bulunan Ü… Büfeye bomba konulması sonucu meydana gelen patlamada F. Ç., E. T., E. T., T. Ö., B. S., E. K., S. K. isimli şahısların ölümü ve 127 kişinin yaralanması eylemini gerçekleştirdikleri iddiası ile eylemlerine uyan 765 sayılı TCK.nun 125. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmışsa da, (yukarıdaki gerekçe burada tekrar edilmiş olduğundan yeniden yazılmadı) Mısır Çarşısında meydana gelen patlamanın bombadan mı, yoksa gaz kaçağı tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tesbitinin mümkün olmadığı, dolayısıyla söz konusu patlamanın ne sebepten gerçekleştiğinin tespit edilememesi nazara alınarak sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediğinden atılı eylemden CMK. 223/2-e md. gereğince ayrı ayrı beraatlerine,

2- …

3- …

4- Her ne kadar sanık P. S. hakkında eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 125. md. ve Mahkememizin 1998/353 Esas, 1999/5 Karar sayılı birleşen dosyasında 765 sayılı TCK.nun 168/2, 264/1-3 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da; hükmün 1. maddesinde belirtilen gerekçelerle; sanığın Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin atılı suçu işlediğine dair kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği, bununla birlikte sanığın 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada bomba yapım malzemeleri bulunması üzerine gözaltına alındığı, 12.07.1998 tarihli yer gösterme büro arama tutanağına göre sokak çocuklarının sanat faaliyetinde bulunmasında kullandığını iddia ettiği atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu, bomba üzerinde yer alan koli bantındaki parmak izinin 14.07.1998 tarihli ekspertiz raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun tesbit edildiği, dolayısıyla sanığın eylemlerinin 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi kapsamında kaldığı, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2005/6577-9656 Esas ve Karar sayılı ve 20.12.2005 tarihli ilamı gereğince 765 sayılı TCK düzenlemesinin sanığın daha lehine olup uygulanmasının gerektiği, suç tarihi olan 1998 yılı ve öncesi tarihi nazara alındığında sanık P. S. hakkında açılan kamu davasının daha lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 md. gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına,

5- …

6- …

7- …

8- …

9- Her ne kadar sanık A. Ö. hakkında eylemine uyan 765 sayılı TCK. nun 125. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da; sanığın Mısır Çarşısı patlaması eylemine ilişkin hükmün 1. maddede belirtildiği üzere delil yetersizliğinden beraatine dair karar verildiği, bununla birlikte sanığın 1994 yılında sanık H. Ö.’ün de katıldığı grup içerisinde yer alarak Ağrı Tutak Dönertaş Köyüne baskın eylemine silahlı olarak katıldığı, örgüt içerisinde görev aldığı, ayrıca sanığın dosyaya yansıyan diğer eylemleri ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde örgüt üyeliği suçunun sabit olduğu, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.’nun yeni düzenlemeler getirdiği, (buna göre 5237 sayılı TCK.nun 314/2 md. gereğince sanığın 5 sene müddetle hapis cezası ile, 3713 sayılı Yasanın 5. md. gereğince cezası yarı oranında artırılarak 7 sene 6 ay müddetle hapis cezası ile, 5237 sayılı TCK.nun 62. md. uygulaması ile cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 6 sene 3 ay müddetle hapis cezası ile cezalandırılmasına dair karar verilmesinin gerektiği, ayrıca 5237 sayılı TCK.nun 314/son maddesinin aynı Yasanın 220/4 md.ne atıfta bulunması nedeniyle bu yasa gereğince sanığın işlediği suçlardan ayrıca cezalandırılmasının gerekeceği, bu kapsamda köy baskını sırasında kullandığı silah, örgüte lojistik destek sağlama, bomba bulundurma, örgüte eleman kazandırma suçları nedeniyle ayrıca cezalandırılması gerekeceği, (221 madde koşullarının oluşmadığı da nazara alındığında) temel ve sonuç ceza itibarıyla 765 sayılı TCK.nun sanığın daha lehine olduğu anlaşılmakla;

Sanık A. Ö.’ün eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 168/2, 3713 sayılı Yasanın 5., 765 sayılı TCK.nun 59 ve 5252 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca neticeten 12 sene 6 ay müddetle hapis cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCK.nun 31. maddesi gereğince 5 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, sanık hakkında 4721 sayılı TMK.nun 471 md. değişikliği ile 765 sayılı TCK’nun 33 md. uygulanmasıyla hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına ve babalık hakkından ve kocalık sıfatının bahşettiği kanuni haklardan mahrumiyetine, 40. madde uyarınca mahsuba,

İstanbul C. Başsavcılığının adli emanetinde kayıtlı suça konu eşyaların 5237 sayılı TCK 54. maddesi gereğince müsaderelerine ve yargılama giderine…” hükmedilmiştir.

Kısmen re’sen temyize tabi olan bu hükmün, sanıklar P. ve A. müdafileri ile sanık P. S. aleyhine olmak üzere yerel Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.03.2009 gün ve 16895-2723 sayı ile;

“… B- Sanıklar A. Ö., P. S., K. F. S. ve H. Ö. ile sanık M. Y.’ın patlayıcı madde koyma suçuna yönelik temyizlere gelince;

Sanıklar A. Ö. ve H. Ö. hakkında tayin olunan cezaların süresine göre 765 sayılı TCK’nun 31. maddesi gereğince müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

1- a- Sanıklar P. S., A. Ö. ve H. Ö. müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanık P. S.’in sosyolojik araştırma yapma adı altında silahlı terör örgütü üyeleri ile irtibata geçip Fransa ve Romanya’ya gittiği, siyasi eğitim ve kod adı aldığı, İstanbul’da Azat kod adlı örgüt mensubu ile irtibat kurup Yurtseverler Birliği adı ile askeri kanat oluşturarak bomba imal ettiği; diğer sanık A. Ö. ile beraber 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı, Ü… Büfesine koydukları bombanın patlaması sonucu yedi kişinin öldüğü yüzyirmiyedi kişinin yaralandığı; sanık A. Ö.’ün duruşmaya kadar süren ikrarı, diğer sanıkların kolluk beyanı, mağdur ve tanık beyanları ile 04.07.2002 tarihli oluşa uygun düşen bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.

Sanık H. Ö.’ün mahkeme tarafından da kabul olunan 01.10.1993 tarihinde katıldığı Ağrı, Tutak, Dönertaş Köyüne silahlı saldırı eylemi ile sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün mensubu bulundukları silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda gerçekleştirdikleri Mısır Çarşısı eyleminin, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü ve toplumdaki etkinliği de nazara alındığında suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nun 125. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında ve delil değerlendirmesinde yanılgıya da düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

b- Kabul ve uygulamaya göre de; sanık A. Ö. hakkında 01.10.1993 tarihinde Ağrı, Tutak, Dönertaş Köyüne silahlı saldırı eylemi nedeniyle, 14.12.1994 tarihli iddianame ile Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesine dava açıldığı, 1999/88-180 esas ve karar sayılı ilamı ile 06.07.1999 tarihinde hüküm kurulduğu ve bu hükmün kesinleştiği gözetilmeden, kısa kararda söz konusu eylemin kabule esas alınması, …” isabetsizliklerinden sanıklar A. Ö. yönünden sonuç ceza bakımından kazanılmış hakkı saklı kalmak suretiyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca ise 04.05.2009 gün ve 202539 sayı ile;

“… Yüksek Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık, sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün, 22.12.1998 tarihli iddianame ile Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili isnat edilen eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri ve üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin mahkumiyet kararı verilmesini gerektirecek, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve inandırıcı delillerin mevcut olup olmadığı ve sanık P. hakkındaki 28.07.1998 tarihli iddianamede sayılan eylemleriyle ilgili suç nitelendirmesinin ne şekilde olacağı noktasındadır.

22.12.1998 tarihli iddianame ile ilgili olarak;

Yüksek Daire bozma kararına, sanık A. Ö.’ün duruşmaya kadar süren ikrarı, diğer sanıkların kolluk beyanı, mağdur ve tanık beyanları ile 04.07.2002 tarihli oluşa uygun düşen bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamını dayanak yapmıştır. Olayla ilgili olarak sanık A. 15.08.1998 tarihli kolluk beyanında eylemi diğer sanık P.’la gerçekleştirdiklerini ayrıntılı olarak anlatmış ise de, 18.08.1998 tarihli savcılık ifadesinde kolluktaki Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin beyanlarını kabul etmediği, bu şekilde ifadesinin tamamlanıp C. Savcısı odasından dışarı çıkarıldığı ve daha sonra dışarıda karar değiştirmesi üzerine tekrar ek ifadesinin alındığı ve bu ifadesinde kolluk beyanlarını tekrarla, eylemi sanık P.’la birlikte gerçekleştirdiklerini beyan ettiği ve aynı tarihte mahkeme huzurundaki sorgusunda da bu beyanlarını tekrarladığı anlaşılmıştır. Yan delillerle desteklenmedikçe bu tür bir ikrarın delil olarak kabul edilemeyeceği açık olmakla birlikte, patlamanın bir bomba patlaması olup olmadığının da maddi bulgularla ve bilimsel olarak kanıtlanamadığı düşünülmektedir. Şöyle ki, olay yerine ilk giden bomba imha uzmanlarının düzenlediği 10.07.1998 ve 11.07.1998 tarihli inceleme tutanağı ve raporda bombaya dair bulguya rastlanılmadığının belirtildiği, yerel mahkemenin beraat kararının gerekçesinde sıraladığı ve dosya içerisinde bulunan bu ve buna benzer birçok değerlendirme ve bilirkişi raporlarının bulunduğu, bunlardan bir bölümü patlamanın bombadan kaynaklandığı, bir bölümü ise patlamanın bombadan kaynaklanmadığı ya da nedeninin tespit edilemeyeceği yönündedir. Patlamanın nedeni konusunda şüphe bulunmaktadır. Hangi raporun, neden üstün tutulacağı tartışmalıdır. Raporlar arasındaki çelişki ise tüm uğraşlara rağmen ve yıllar süren yargılama sonucunda giderilememiştir.

Bu nedenlerle sanıklar P. ve A. hakkında 22.12.1998 tarihli iddianame ile Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili isnat edilen eylem nedeniyle yerel mahkemece verilen beraat kararının yerinde olduğu ve Yüksek Dairenin sanıklar hakkındaki suç nitelendirmesinin yasaya aykırı olduğu düşünülmektedir.

28.07.1998 tarihli iddianame ile ilgili olarak;

Sanık P. hakkındaki bu iddianamede isnat edilen eylemlerle ilgili olarak 16.10.2008 tarihli tebliğnamemizde de belirtildiği gibi, yerel mahkemece, sanık hakkında yakalandığında üzerinde yapılan aramada çantasında bomba yapımında kullanılan malzemeler bulunması, yer göstermesi sonucu atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu ve bombaların üzerindeki koli bandında parmak izinin tespit edildiği, dolayısıyla sangın eylemlerinin 765 sayılı TCK 169. madde kapsamında kaldığından bahisle zamanaşımı nedeniyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ise de; sanığın kolluk beyanlarının dışında, bunların bir bölümünü doğrular nitelikteki savcılık beyanları ve hakim huzurundaki sorgu beyanları, dosyada bulunan diğer sanıklar H. ve M. ile sanıkla ilgili açıklamalarda bulunan diğer sanıkların kolluk, savcılık ve sorgu beyanları, 11.07.1998 tarihinde kolluk tarafından yakalandığında kendi eli ürünü olduğu tespit edilen ve üzerinde şifreli yazılar bulunan kağıt parçalarını yutmaya çalıştığı, üzerinde bulunan çantada bomba yapımında kullanılan maddeler ele geçirildiği, sanığın yer göstermesi sonucu sokak çocuklarının sanat faaliyetlerinde kullanıldığı iddia edilen atölyede yapılan aramada iki adet hazır bomba bulunduğu ve bomba üzerindeki koli bandından elde edilen parmak izinin sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, sanığın, diğer sanıklardan H.’e bomba yapımına uygun metal boru yaptırmasını istediği, H.’in de, her ikisi de tanık olarak dinlenen ve olayı doğrulayan arkadaşının babasına bunları yaptırdığı, anılan boruların yer gösterme sonucu elde edildiği, sanık M.’ın, yer göstermesi sonucu elde edilen lav silahı ve TNT kalıplarının, sanık P.’ın kendisine muhafaza etmesi için verdiğini beyan ettiği, tüm bu deliller birlikte ele alındığında, sanığın eylemlerinin devamlılığı ve niteliği bir bütün olarak 765 sayılı TCK 168. madde ve 5237 sayılı TCK 314. maddelerinde düzenlenen yasadışı silahlı örgüte üye olmak olarak değerlendirilip buna göre cezasının tayin ve takdirinin gerektiği düşünülmektedir” açıklamasına dayalı olarak, “Özel Daire’nin sanık P. hakkındaki hükümlerle, aleyhine temyiz bulunmayan sanık A.hakkındaki beraat hükmüne yönelik bozma kararının kaldırılmasına, sanık P. hakkında; Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamayla ilgili olarak verilen beraat kararının onanmasına, P.’ın diğer eylemleriyle ilgili zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının ise, sanığın eylemlerinin 765 sayılı TCK 168. madde ve 5237 sayılı TCK 314. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden bozulmasına…” karar verilmesi itiraz yoluyla talep edilmiştir.

Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu işleyip işlemediklerinin belirlenmesi bağlamında; 09.07.1998 tarihinde gerçekleştirilen “Mısır Çarşısı’nda bomba patlatmak” eylemine katılıp katılmadıkları ile katılmadıklarının kabul edilmesi halinde, sanık P.’ın kabul edilen eylemlerinin hangi suçu oluşturacağının saptanmasına ilişkindir.

Bu nedenle, Ceza Genel Kurulu’ndaki inceleme itirazın kapsamıyla sınırlı olarak sanıklar P. ve A. hakkındaki hükümlere hasren yapılmıştır.

Dosya incelendiğinde;

Olaydan hemen sonra, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine olay yerinde inceleme yapan Yüksek Mühendis M. Ç. ve Makine Mühendisi Y. K.’nün olay yerindeki tüpgazların ve bu tüpgazların bağlı olduğu tesisatın sağlam olduğuna dair raporları, olay yerinde ve cesetlerde LPG nin içerisinde yer aldığı bilinen kükürt ve türevi maddelere rastlanmamış olması, İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarı’nın olay yerindeki bulguları inceleyerek düzenlediği 14.07.1998 tarihli raporda “olay yerinde bulunan bir kısım materyal üzerinde bombaların ihtiva ettiği nitroselülöz artıkları ve nitrik iyonlarına” tesadüf edildiğinin bildirilmesi, olay yerini de inceleyen İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil A. ve dört arkadaşının düzenleyerek 02.11.1998 tarihinde mahkemeye sundukları ve patlamanın nitroselülöz içerir patlayıcı maddenin infilakı sonucu meydana geldiğini belirten raporu, olay yerini de inceleyen Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Daire Başkanlığı Bomba İncelemeleri Şube Müdürlüğünün 13.04.2001 tarihli üst yazı ile gönderdiği Mısır Çarşısı’nda Meydana Gelen Patlama Olayı ile İlgili Değerlendirme Raporu’nda, “patlamanın bir bombanın patlaması sonucu oluştuğu” şeklindeki tespiti ve mahkeme tarafından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne talimat yazılarak talep edilmesi üzerine, bu mahkemece ikisi Jandarma Genel Komutanlığı’ndan, birisi Makine Kimya Enstitüsü’nden ve ikisi de Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden olmak üzere beş kişiden oluşturulan bilirkişi heyetince 04.07.2002 tarihinde dörde karşı bir oyçokluğu ile verilen raporda, “söz konusu patlamanın dış yüzeyi karton, naylon, kola kutusu, teneke kutu gibi materyallerle, yüksek infilaklı bir patlayıcı madde kullanılarak hazırlanmış bir bombadan kaynaklandığı, iki giriş kapısı arasındaki köşede bulunan taş kolonun krokilerde dondurma makinesi ve Panda dondurma dolabının bulunduğu taraftaki aynı zamanda çarşı giriş kapısına bakan tarafta, Maraş dondurma makinesinin yakınında, Panda dondurma dolabı üzerinde infilak ettiği” biçimindeki saptama ve görüşlere yer verilmesi, yine bazı bilirkişilerce olayda bomba kullanılması halinde yerde bir çukur açılması gerektiği yönünde bir kanaat bildirilmesine karşılık, olay yerinde inceleme yapan Yüksek Mühendis M. Ç.’un 19.07.1998 tarihinde verdiği raporun son bölümlerinde, enkazın kısmen temizlenmesi sonucu görüldüğü üzere, “büfenin kapı girişinde mevcut eşiğe ait mermer plakanın bir bomba tesiri ile dükkan dışına yakın kısmının koptuğu ve dükkan dışı döşemede bomba izi bıraktığı, eşik üzerinde de bomba tesiri ile oluşabilecek ezilme dilimleri hasıl ettiği” şeklinde ifade edilen bulgulara yer verilmesi nedeniyle bu görüşe itibar edilmediğinin belirtilmesi, nitekim bombanın belirtildiği üzere bir dondurma dolabının üzerine bırakılmış olması veya zeminin mermer gibi oldukça sağlam maddelerden yapılması hallerinde bombanın yaratacağı etki ile meydana gelmesi beklenen çukurun oluşmayabileceği, tüm bunların yanında da olayın LPG den meydana geldiğine dair hiçbir bulgunun ele geçirilememesi, aksine olayın LPG sıkışmasından meydana geldiğini ileri sürenlerin, bomba belirtilerinin yeterli olmaması varsayımından hareketle bir tahminde bulunarak bu görüşe ulaştıkları, mevsimin yaz olması nedeniyle iki yönü açık olan ve ileri düzeyde hava sirkülasyonuna maruz bulunan olay yeri büfede, bu denli büyük bir patlamaya yol açacak düzeyde gaz birikmesinin olası görülmemesi hususları, M. H.’nun patlamanın lahmacun fırını tarafından değil, ters taraftaki döner tezgahının bulunduğu deniz tarafından geldiğini belirtilen beyanları başta olmak üzere, patlama anını ve öncesini anlatan tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde; patlamanın deniz tarafından girişte bulunan dondurma dolabı yakınında meydana geldiğini ve tahrip gücü yüksek bir bombadan kaynaklandığını kabul etmek gerekmiştir.

Diğer taraftan, A. Ö.’ün savunmalarının; tanık Ş. G.’in bu savunmayı doğrulayan Cumhuriyet savcılığı ifadesi, Ş. G.’in evinde bulunan artıkların bomba yapımında kullanılan patlayıcı nitelikteki TNT maddesine ait olduğunun ekspertiz raporu ile anlaşılması, ayrıca dosya kapsamından PKK terör örgütüne katılarak siyasi eğitim aldığı, örgüt içerisinde “Leyla” ve “Ayşe” kod adı kullandığı, bomba yapımı kullanımı korosunda eğitim aldığı açıkça anlaşılan P. S.’in üzerinde ve gösterdiği yerde bomba yapım malzemeleri ile iki adet bombanın ele geçirilmesi, bu malzemeler üzerindeki parmak izinin P. S.’ın parmak izleriyle uyum göstermesi, her iki sanığın PKK terör örgütü içerisinde faaliyet gösterdikleri anlaşılan A. Ö., . Ö., M. Y. ve D. A.’la ilişki içerisinde olduklarının belirlenmesi, bu şahısların P. S.’in örgütte yönetici konumunda olduğu, L. kod adını kullandığı ve bombalama eylemlerini organize ettiği yönündeki beyanları, M. Y.’ın gösterdiği yerde kendisine P. S. tarafından bırakıldığını ifade ettiği lav silahı ile bomba malzemelerinin bulunması, H. Ö.’ün gösterdiği, O. S.’ya ait iş yerinde P.S.’in talimatıyla imal ettirilen ve bomba yapımında kullanılan boruların ele geçirilmesi ve P. S.’in örgütle ilişkilerini anlattığı kolluk, Cumhuriyet Başsavcılığı ve sulh ceza mahkemesindeki savunmaları, dosyadaki diğer kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde Mısır Çarşısı’nda patlayan bombanın, bulunduğu yere yurt dışında yaşayan B. Ö.’ün telefon talimatıyla, P. S. ve A. Ö. tarafından konulduğu hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açıkça anlaşılmaktadır.

Her iki sanığın da yukarıda belirtilen şekilde gerçekleştiği kabul edilen Mısır Çarşısı eylemini icra ettiği kabul edilmekle, sanıkların sabit kabul edilen eylemlerin hangi suçu oluşturduğunun değerlendirilmesine geçilmiştir.

Devletin varlığı ya da bütünlüğü öncelikle Anayasada teminat altına alınan değerdir. Anayasa’nın 3. maddesinde, Türk Devleti’nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmiş, 14. maddesinde, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamayacağı, 3. fıkrasında ise, bu amaca aykırı faaliyetlerin yaptırımlarının yasa ile belirleneceği hüküm altında almıştır.

Anayasa’nın 14. maddesindeki ülke ve millet bütünlüğünü parçalamaya, yok etmeye yönelik eylemler ise 765 sayılı TCY’nın, ikinci kitabının birinci babında Devletin şahsiyetine karşı cürümler başlığını taşıyan birinci faslında, 125. madde de düzenlenmiştir. 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki; “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymaya veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmaya veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindeki hüküm ile;

a) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabana bir devletin egemenliği altına koymaya,

b) Devletin bağımsızlığını azaltmaya,

c) Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf yönelik Ster yaptırana bağlanmıştır.

Anılan suçun oluşabilmesi için, fiillerin yukarıda sayılan amaçlara veya amaca matuf yönelik olması ve bu sonucu oluşturmaya elverişli olması gerekir.

Matuf fiilden maksat, Devlet topraklarının (Ülke) tamamını veya bir kısmını devletin idaresinden ayırma, Devletin bağımsızlığını azaltma, Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koyma amacına yönelik ve bu sonucu oluşturmaya elverişli icra hareketleridir.

Bu suç, tehlike suçu olup, yukarda açıklanan belirli amaç veya amaçlara yönelik ve bu sonuçları doğurmaya elverişli fiilin işlenmesi ile oluşur. Suçun tamamlanması için sonucun alınması gerekli olmayıp tehlikenin yaratılmasıyla suç oluşur. Ancak eylemin kastedilen sonucu elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli araçlarla zorlayıcı eylemlere girişilmiş bulunulması, başla bir deyimle amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir. Eylemin elverişli olup olmadığının soyut ve genel bir belirleme dışında, eylemin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün özellikleriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle saptanması gerekir. Eylemin elverişli araçla icra başlangıcı niteliğinde bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde örgütsel bağlılığı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, toplumdaki etkinliği suç niteliğinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu itibarla “amaç suç” niteliğinde bulunan TCY’nın 125. maddesindeki suçu işlemek amacı doğrultusunda olmakla beraber, bu amaca ulaşma tehlikesi doğurmayan yetersiz ve önemsiz eylemler TCY’nın 125. maddesi kapsamında değerlendirilemez.

765 sayılı TCY’nın 125. maddesi kapsamında “amaç suça” yönelik, sonucu almaya elverişli “matuf fiilin” işlenmesi ile suç oluşacağından ve ayrıca sonucun gerçekleşmesi gerekmediğinden, esasen sonuç gerçekleştiğinde, cezalandırma olanağı da ortalan kalkacağından, tehlike suçu olan bu suça kalkışma da olanaklı bulunmamaktadır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde de,

1. Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

2. Devletin birliğini bozmak,

3. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmım Devlet idaresinden ayırmak,

4. Devletin bağımsızlığını zayıflatmak

Amacına yönelik fiiller 765 sayılı TCY’nın 125. maddesine benzer şekilde düzenlenerek, yaptırıma bağlanmış olup, her iki madde arasındaki farklar, suçun işlenmesi sırasında, başka suçların işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan da, cezaya hükmedilmesi ve bu suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hattında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine de hükmolunmasıdır.

Türkiye topraklarından bir kısmı üzerinde etnik kökene dayalı olarak bir devlet kurmak amacına ulaşmak için öncelikle ülke topraklarının belli bir kısmında, bulman vatandaşların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü ve haklarının kısıtlandığı hususunda inandırdıkları kişileri örgütleyerek, bu amaca yönelik eylemlere katılmalarını sağlamak suretiyle, yoğun bir terör faaliyeti başlatan yasadışı silahlı PKK terör örgütüne katılarak, siyasi eğitim alan, örgüt içerisinde “L.” ve “A.” kod adlarını kullanan ve dosya kapsamında bomba yapımı ve kullanımı konusunda da eğitim aldığı saptanan P. S.’in, PKK terör örgütünün talimatı ve amacı doğrultusunda diğer sanık A. Ö. ile birlikte, örgütsel bağlılık ve örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü içerisinde 09.07.1998 günü gerçekleştirdiği ve 7 kişinin ölümü, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan “Mısır Çarşısı’na bomba konulması ve patlatılması” eylemi, doğurduğu vahim sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde, 765 sayılı TCY’nın 168. maddesinde yaptırıma bağlanmış olan örgüt üyeliği suçunu aşan ve Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik matuf fiil niteliğinde bulunduğundan, eylem kül halinde 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

Diğer taraftan; sanık P. S.’in eylemlerinin kül halinde amaç suç olan “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma” suçunu oluşturduğu kabul edilmekle ayrıca 765 sayılı TCY’nın 168. maddesindeki “silahlı örgüt üyeliği”
suçundan ceza verilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Ayrıca; sanıklara atılı eylem açıklanan nedenlerle 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde düzenlenmiş bulunan suçu oluşturmakta ise de; 302. maddenin 2. fıkrası uyarınca, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca araç suçlardan dolayı da cezaya hükmolunması gerekeceğinden, 765 sayılı TCY’ndaki düzenlemenin, 5237 sayılı TCY’ndaki düzenlemeden daha lehe olduğunun kabulü gerekmiştir.

Bu itibarla; itiraza konu edilen kısmı itibarıyla Özel Daire bozma kararı yerinde görüldüğünden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Genel Kurul Üyesi ise; itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.02.2010 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2008/9-78

K. 2009/39

T. 24.2.2009

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA ( Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• ÖRGÜTÜN FAALİYETLERİ DOĞRULTUSUNDA İŞLENEN SUÇLAR ( Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• YARDIM ETME EYLEMİ ( Yasa Dışı Örgüt Üyesi Olmak – Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTLERİNE SİLAH SAĞLAMA ( Bağımsız Bir Suç Olarak Düzenlendiği )

• SUÇUN MANEVİ UNSURU ( Örgüte Silah Sağlama – Söz Konusu Eylemlerin Örgütün Amaçlarını Bilerek Gerçekleştirilmesi Yani Kast Olduğu )

5237/m.174,314/3,315

3713/m.2/2,5

ÖZET : 5237 sayılı Yasa’da, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.

Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı Yasa’nın 315. maddesinde, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.

DAVA : Yasa dışı örgüt üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından sanıklar Mehmet ve Ziyaının 5237 sayılı TCY’nin 220/6. maddesi yollamasıyla 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5 ve TCY’nin 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 3’er ay, 5237 sayılı TCY’nin 174/1-2 ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9’ar ay hapis ve 25 gün karşılığı 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, ( İstanbul Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi )’nce verilen 28.12.2006 gün ve 220-355 sayılı hükümler sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 18.06.2007 gün ve 4669-5385sayı ile;

“… Tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere temin edilen 1 adet el bombası ile 5.670 gr plastik patlayıcı 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet elektrikli bomba düzeneğini örgütün amaçlarını bilerek bulunduran sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde tamlanan suçu oluşturacağı/ hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme ise, 20.11.2007 gün ve 340-392 sayı ile;

“… 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan ve yeni ihdas olunan bir suçtur. Buna göre örgüt faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Madde gerekçesinde söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişilerin aslında bu suçların işlenmesine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerektiği ancak söz konusu fiillerin bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tamlandığı için sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekeceği belirtilmiştir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 2/2. maddesinde terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağı ve örgüt mensubu gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir.

5237 sayılı TCK’nın 314/3. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin silahlı örgütle ilgili suç açısından aynen uygulanacağı/aynı Yasanın suç örgütü ile ilgili 220/6. maddesinde ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ile TCK’nın 220/6. maddeleri birbirine paralel ve uyumlu düzenlemelerdir.

5237 sayılı TCK’nın tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi başlıklı 174/1. maddesinde ” … patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, … maddeleri imal ithal veya ihraç eden, ülke içinde nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişinin” 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. 174/2. maddede bu eylemin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş, 174/3. maddede ise, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde bakımdan hafif ve niteliksiz hal yaptırıma bağlanmıştır.

Bozma ilamda örgüt üyeliği bakımdan herhangi bir ibare olmamakla birlikte bozma gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerinin bir bütün ve tek suç olarak TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre ayrıca 314/2. maddesi gereğince hüküm kurulmayacaktır. 315. maddede örgütle herhangi bir bağlantısı olmamakla birlikte örgüt amacını bilerek silah temin etmeyi düzenlemiştir. Mahkememiz kararı gerekçesinde 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ve TCK’nın 220/6. maddeleri nedeniyle sanıkların silahlı terör örgütü adına bu suçu işledikleri belirtilmiştir. Silahlı terör örgütü adına suçu işlemek, aynı zamanda örgütle bağlantıyı da göstermektedir. 3713 sayılı Yasa’nın 2/2. maddesinde de bu amaçla, bu suçun da terör suçu ve suçlunun da terör suçlusu olduğuna hükmedilmiştir. TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç, 5532 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile terör suçlan kapsamına alınmış olup, 5532 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önceki 315. maddede yazılı suçlan işleyenler bakımdan 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin de uygulanma yeri bulunmamaktadır. Diğer yandan TCK’nın 174/1-2. maddesinde örgüt faaliyetleri çerçevesinde patlayıcı madde bulundurmayı ağırlaştırıcı bir suç olarak düzenlenmiş olup, 174/3. madde dikkate alındığında patlayıcı maddenin nitelik ve nicelik bakımdan az olması hali hafifletici bir neden olarak öngörülmüştür. Bu durumda mahkememizin gerekçesinde de belirtildiği gibi sanıkların eylemleri 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ve TCK’nın 220/6. maddeleri gereğince silahlı terör örgütü üyeliği ve aynı zamanda 174/1-2. maddesi kapsamda örgüt faaliyeti çerçevesinde örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlanın oluşturmaktadır. Eylemin tek olarak 315. maddede yazılı suç olarak belirlenmesi halinde, suç tarihi bakımından 3713 sayılı Kanunun 5. maddesinin uygulama yeri de olmadığından bozma ilamında belirtildiği gibi kazanılmış hak da söz konusu olmayacaktır. Patlayıcı maddenin miktarına bakılarak eylemin 174/1-2 veya 315. maddesinde yazılı suçlan oluşturabileceği düşünülebilir. Bu durumda 174/3. madde dikkate alındığında niteliksiz hal ayrıca belirtildiğinden 174/1-2. maddesinde yazılı yaptırımdaki alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlemesi gerekecektir.

Tüm bu nedenler dikkate alındığında her iki sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5, 174/1-2, 53, 63 ve 58/son maddesi kapsamında örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarından kurulan mahkumiyet hükmü usul ve yasaya uygun olduğundan ve her iki sanığın üzerine atılı bu suçlar sabit olduğundan direnme kararı verilerek her iki atılı suçtan cezalandırılmaları gerektiği sonuç ve kanısına varılmıştır…” gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın “bozma” istekli 21.03.2008 gün ve 46771 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulun’ca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında, sanıklara ait evin kömürlüğünde patlayıcı maddelerin yakalandığı ve eylemlerinin sabit olduğu hususlarında bir uyuşmazlık ve dosya içeriğine bir aykırılık bulunmamakta olup, çözümlenmesi gereken sorun, sanıklara atılı eylemin 5237 sayılı TCY’nin 314/2 ve 174/1-2. maddelerindeki suçları mı, yoksa 315. maddesindeki suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

765 sayılı TCY’nin silahlı çetenin sair efradı olmak suçunu ve yaptırımını düzenleyen 168/2 ve silahlı çete mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık etmek suçunu ve yaptırımını öngören 169. maddeleri kaldırılmış, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’de örgütlü suçlar yönünden yeni ve farklı bir düzenleme benimsenmiştir. Bu yasada suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin hükümlere 220. maddede yer verilip, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçları ise, 314. maddenin 1 ve 2. fıkralarında tanımlanıp yaptırıma bağlanmış, 314. maddenin 3. fıkrasında; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler” in, bu suç açısından da aynen uygulanacağı belirtilmiştir.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında, “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı” cezalandırılacağı hükmüne yer verilip, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır” şeklinde açıklanmış, aynı maddenin 7. fıkrasında da; “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi” nin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı belirtilmiş, böylece örgüt mensubu olmasa bile örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmiş olanlar ile örgüt adına suç işleyenlerin örgüt üyesi olarak cezalandırılacakları hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY’nin sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla yapılan bu düzenlemelerde örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.

Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, 5237 sayılı TCY’nin, “Silah sağlama” başlığını taşıyan 315. maddesinde, “Yukarıdaki maddede tamlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir.

Maddede düzenlenen suç, örgüte yardımın özel bir şekli olup, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek, üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.

Nitekim madde gerekçesinde, “Madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını, imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye’ye söz konusu maddelerin sokulmasını veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır.

Suçun manevi unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçları bilinerek gerçekleştirilmesidir.

Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde; bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler, aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamda müstakil bir suç olarak tamlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

İstanbul Emniyet Müdürlüğü istihbarat Şube Müdürlüğü’nce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 04.10.2005 ve 05.10.2005 günlü yazılarda, E … ilçesi T … Mahallesinde, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü adına faaliyet gösteren Mehmet, Yavuz ve Ayşe ad ya da kod adlı örgüt mensuplarına, kırsal alandan patlayıcı madde gönderildiği ve ileriki günlerde eylem gerçekleştirme hazırlığı içinde oldukları, Mehmet adlı örgüt mensubunun T … Mahallesi … Sokak No: 33 Daire 8 sayılı yerde barındığı ve söz konusu patlayıcı maddeyi de burada sakladığı istihbaratının elde edildiği bildirilmiş;

Bu durumun, 5271 sayılı CYY’nin 250. maddesi uyarınca kurulmuş İstanbul Özel Görevli Ağır ceza Mahkemesi C.Savcılığı’na bildirilmesi üzerine, 05.10.2005 tarihinde söz konusu adreste ve eklentilerinde arama yapılması ve suç eşyası elde edilirse el konulması kararı verilmiş, bu kararlar İstanbul Onbirinci Ağır ceza Mahkemesi hakimi tarafından 06.10.2005 tarihinde onaylanmıştır.

05.10.2005 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağı içeriğine göre de; anılan adreste arama yapılmadan önce saat 08.00 sıralarında evde bulunanlardan iki kişinin minibüs durağında olduğunun bildirilmesi üzerine yakalandıkları, Mehmet’in görevlilere Mustafa adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ibraz ettiği ve yanında bulunan Abdullah adlı kişiyle birlikte gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır.

Aynı tarihte saat 11.00 sıralarında düzenlenen ev arama tutanağında, Mehmet’in ailesi ile birlikte kaldığı babası Ziya’ya ait evde, mahalle muhtarı Mustafa’nın da katılımıyla yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, bu sırada Mehmet’in kendisinde bulunan malzemenin bodrum katta kömürlükte olduğunu bildirmesiyle bodrum katta 13. kömürlüğe gidildiğinde, Mehmet’in yer göstermesi ile 1 adet Rus yapımı F 1 model el bombası ele geçirildiği belirtilmiş, tutanak sanık Mehmet tarafından da imzalanmıştır.

Ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce, Terörle Mücadele şube Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 07.10.2005 günlü yazıda daha önce yazılan yazı üzerine el bombası ele geçirilen adreste, istihbarat bilgisinde yer alan diğer patlayıcı malzemenin ele geçirilemediği, bu malzemenin de aynı adreste Ziya tarafından kömürlüklerden birisinde saklanmakta olduğu bilgisinin elde edildiği bildirilmiş;

Aynı tarihte İstanbul Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi hakimi tarafından verilen arama izni ile söz konusu adreste, mahalle muhtarı Mustafa ve apartman sakinlerinden Erol’un huzurunda ikinci kez yapılan aramada 13. kömürlükte eski eşyalar arasında yer alan siyah bir poşet içerisinde yaklaşık 5,5 kilo ağırlığında plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet kart üzerine hazırlanmış elektronik bomba düzenekleri ile 1 adet metal sigara tabakası elde edilerek el konulmuş ve Ziya da yakalanarak gözaltına alınmıştır.

Sanıklar, aşamalardaki savunmalarında yüklenen suçu işlemediklerini, yakalanan malzemelerden haberlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.

Görüldüğü gibi, dosya kapsamında sanıkların örgüt üyesi olduklarına ilişkin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün mücerret iddiadan öteye gitmeyecek yazısı dışında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, sanıkların evinin kömürlüğünde suça konu patlayıcı madde ve malzemelerin yapılan arama sonucunda bulunduğu ve yakalanan bu malzemelerin yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütüne ait olduğu konusunda kuşku yoktur. sanıkların savunmalarından da, bu örgütün amacını bildikleri açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanıkların, amacını bildikleri yasa dışı silahlı örgüte ait vahim miktardaki patlayıcı maddeleri saklamak eylemleri, silahlı örgütler bakımından “yardım eden” kavramı ile ilgili özel bir düzenleme olan 5237 sayılı TCY’nin 315. maddesinde düzenlenen suça uymaktadır. Özel Daire’nin, sanıkların eylemlerinin bu suça uyduğuna ilişen bozma kararı isabetli olup, yerel mahkemece, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi isabetsizdir.

Öte yandan, TCY’nin 315. maddesinin uygulandığı halde, suç tarihi itibariyle 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin direnme gerekçesi de isabetsizdir. 5252 sayılı Yasa’nın 3. maddesi uyarınca, mevzuatta 765 sayılı TCY’nin maddelerine yapılan yollamaların 5237 sayılı TCY’nin aynı konuyu düzenleyen maddelerine yapılmış sayılacağı nazara alındığında, 315. maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCY’nin 150 ve 169. maddelerinin, 3713 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde yer alması karşısında, aynı Yasa’nın 5. maddesinin uygulanacağı da açıktır.

Bu itibarla isabetsiz bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılamayan Kurul Üyesi Şerafettin İste; “1- Olayda 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinin unsurları yoktur.

2- İstanbul Özel Yetkili Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin direnme kararı yerindedir.

5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde” Yukarıki maddede tamlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlanın bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir.

315. maddenin GEREKÇESİ: Madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye’ye söz konusu maddelerin sokulması veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır. Suçun manevi unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçlan bilinerek gerçekleştirilmesidir. Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tamlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir. ” şeklindedir.

5237 sayılı TCK’nın 220/6. maddesi:

“Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. ”

220/1. maddesi;

“Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılır.

220/1. maddenin GEREKCESİ:

“Yedinci fıkrada örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle örgüte yardım ve yataklık-adıyla ayrı bir suç tamlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında söz konusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir” şeklindedir.

765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu zamanda, 169. maddede örgüte yardım ve yataklık suçu, 168/2. maddesinde ise örgüt üyeliği suçu ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştı. Yine 765 sayılı Ceza Kanunu uygulamasında, örgüte ait patlayıcıların bulunması, örgüt üyeliğinin içinde eritiliyordu. Örneğin, olayımızda sanıklar 01.06.2005 tarihinden önce bu suçu işlemiş olsalardı, 765 sayılı TCK’nın 168/2. maddesi gereğince tek bir ceza verilecek, 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesi gereğince de bu ceza yan nisbetinde artırılacaktı.

Ancak, 5237 sayılı TCK’nın uygulamasında, her suç özelliğini koruduğundan, sanıklara hem patlayıcı madde bulundurmaktan 174. madde gereğince, hem de terör örgütünün patlayıcı maddelerini geçici olarak saklayarak, örgüte yardımcı olduklarından TCK’nın 220/7. maddesi aracılığı ile 314. maddeden ceza verilecektir.

TCK’nın 315. maddesini yukarıda belirtilen maddelerle birlikte mütalaa etmek, değerlendirmek gerekir.

Aksi takdirde TCK’nın 220/7. maddesinin uygulama alanı kalmaz, 5237 sayılı Yasa terör örgütüne yardım etmeyi suç kabul etmiş, ancak, bu kişilerin, 314/2. maddedeki örgüt üyeleri gibi cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.

O halde TCK’nın 315. maddesi ne zaman uygulanacaktır? şeklinde bir soru akla gelebilir. Madde metni açıktır. Örgütlere, bilerek silah ve patlayıcı madde sağlayanlar. 315. madde gereğince; esasen örgüte ait olup, örgüt mensuplarınca her nasılsa elde edilmiş patlayıcı maddeleri, silahları onların uygun zamanda, belirlenen yerlerde patlatılana kadar geçici olarak muhafaza eden, yardımcı olan kişilere de 220/7. maddesi aracılığı ile 314/2. maddeden ceza verilecektir.

Sonuç olarak Özel Yetkili İstanbul Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin DİRENME kararı yerindedir.

Açıkladığını nedenlerle, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- İsabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün ( BOZULMASINA ),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 24.02.2009 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak, oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: