Şantaj

Şantaj

MADDE 107 – (1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi Kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(Ek fıkra: 5377 – 29.6.2005 / m.14) (2) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/6-166

K. 2011/213

T. 18.10.2011

• BANKA VEYA KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI ( Suçun Mağduru Kart Hamili Olduğuna Göre Banka Sayısınca Suç Oluşmayacağı – Ancak Sanıkların Katılandan Yağma İle Elde Ettikleri İki Bankaya Ait Kartları İle Değişik Zaman Aralıklarında Toplam 6 Kez Para Çekme İşlemi Yaptıklarından Zincirleme Suç Hükümlerinin Uygulanacağı )

• ZİNCİRLEME SUÇ ( Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması – Sanıkların Katılandan Yağma İle Elde Ettikleri İki Bankaya Ait Kartları İle Değişik Zaman Aralıklarında Toplam 6 Kez Para Çekme İşlemi Yaptıklarından Zincirleme Suç Hükümlerinin Uygulanacağı )

• YAĞMA ( Sanıkların Mağduru Alıkoyup Yaralayarak Parasını Aldıkları/Çıplak Fotoğraflarını Çekip Tehdit Ederek de Ek Para İstedikleri – Eylemin Bütünüyle Yağma Suçunu Oluşturduğu/Ayrıca Şantaj Suçunun Oluşmayacağı )

• KATILANI ALIKOYUP ÇIPLAK FOTOĞRAFLARINI ÇEKMEK VE BUNUNLA TEHDİT ETMEK SURETİYLE PARA İSTEMEK ( Eylemin Bütünüyle Yağma Suçunu Oluşturduğu – Ayrıca Şantaj Suçunun Oluşmayacağı )

• ŞANTAJ ( Sanıkların Mağduru Alıkoyup Yaralayarak Parasını Aldıkları/Çıplak Fotoğraflarını Çekip Tehdit Ederek de Ek Para İstedikleri – Eylemin Bütünüyle Yağma Suçunu Oluşturduğu/Ayrıca Şantaj Suçunun Oluşmayacağının Gözetileceği )

5237/m. 107, 148

ÖZET : Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması suçunda; suçun mağduru kart hamili olduğuna göre Özel Dairenin banka sayısınca suç oluşacağı yönündeki bozma nedeninde isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, sanıkların katılandan yağma suretiyle elde ettikleri iki bankaya ait banka ve kredi kartları ile değişik zaman aralıklarında toplam 6 kez para çekme işlemi yaptıkları, banka yazılarından işlemlerin değişik zamanlarda yapıldığının kesin olarak belirlendiği anlaşıldığından sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekir.

Sanıkların yağma suçunu işlemek için bir plan dahilinde olay yerine getirdikleri katılanı, olay günü saat 18.00’den ertesi gün 06.00’ya kadar cebir ve tehdit kullanarak hürriyetinden yoksun bırakıp, hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladıkları, katılanın üzerinde bulunan parası ile banka ve kredi kartlarını aldıkları, tehditle şifresini öğrendikleri kartları kullanarak iki bankaya ait ATM cihazından toplam para çektikleri ve katılana toplam 5 adet yüksek miktarlı senet imzalattıkları, anılan eylemler cereyan ederken cep telefonu ile katılanın çıplak görüntü ve fotoğraflarını kaydedip, katılanı olayı polise bildirmesi ve 50.000 USD getirmemesi durumunda görüntüleri internete verecekleri ve ailesine gönderecekleri şeklinde tehdit ettikleri olayda, sanıkların amaçlarının baştan beri yağma suçunu işlemek olduğu, katılanın görüntü ve fotoğraflarını kaydetmelerinin yağma suçunun devamı şeklinde olup, olayda tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan şantaj suçunun ayrıca oluşmadığı, şantaj içerikli ifadelerin yağma suçunun tehdit unsuru içinde kaldığı ve sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğunun kabulü gerekir.

DAVA : Sanıklar E. Y. ve Ö. Y.’ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nın 109/2, 109/3-a,b ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay, yağma suçundan T.C.K.nın 149/1-a, c, d, h ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan T.C.K.nın 245/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay, şantaj suçundan T.C.K.nın 107/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80 Lira adli para, yaralama suçundan ise 86/1, 87/1-d, son ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2008 gün ve 298-256 Sayılı hükümün sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 4.5.2011 gün ve 29973-6581 sayı ile;

“… II- Sanık E. Y. hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık Ö. Y. hakkında şantaj ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Duruşma sonunda oluşan vicdani kanıya göre, kabul ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- )Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanıklar ile haklarında ayırma kararı verilen S. P. ve M. A.’ın, silah zoruyla katılanın soyunmasını sağlayıp uygunsuz vaziyette görüntülerini çektikleri, banka ve kredi kartları ile parasını alıp değişik miktarlarda birden fazla senet imzalattıktan ve 50.000 dolar getireceği sözünü aldıktan sonra polise haber vermesi durumunda görüntüleri internete vereceklerini, rezil edeceklerini, ailesini öldüreceklerini söyleyip serbest bıraktıklarının anlaşılması karşısında, sanıkların eyleminin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, ayrıca şantaj suçundan da yazılı biçimde hüküm kurulması,

2- )Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması eyleminde sanıkların, katılanın değişik bankalardan almış olduğu banka ve kredi kartlarını kullanarak yarar sağladıklarının anlaşılmasına göre, banka sayısınca suç oluştuğunun gözetilmemesi,

3- )Adli sicil kaydına göre, Kadıköy 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2005/115-688 esas ve karar sayılı ilamı ile tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık E. Y. hakkında, 5237 Sayılı Kanunun 58/6-7. maddesiyle uygulama yapılmaması…”, isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.6.2011 gün ve 274077 sayı ile;

“… l )Sanıklar hakkında yağma suçu yanında şantaj suçu da oluşmuştur. Sanığın zorla evde tutulduğu sırada cebindeki parasının alınması, zorla senetlerin imzalatılması kredi ve banka kartlarının alınarak para çekilmesi işlemlerinin bir tek yağma suçunu oluşturduğu kuşkusuzdur. Ancak sanığın çırılçıplak resimlerinin çekilerek on gün içinde 50.000 dolar nakit getirmesinin istenmesi, getirmediği ya da polisi haberdar ettiği takdirde bu resimlerin internete verileceği, ailesine resimlerin gönderileceğinin bildirilmesiyle ayrıca şantaj suçu da oluşmuştur. 5237 Sayılı Kanunun genel felsefesi ne kadar eylem o kadar suç, ne kadar suç o kadar cezadır. Bu sebeple şantaj suçunun yağma suçunun içinde eridiği kabul edilemez. Bu sebeple itiraz yoluna gitmek gerekmiştir.

2- )Sanıkların katılanın üzerindeki banka ve kredi kartlarını alarak değişik bankalardan para çekmeleri eylemi tek bir banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturur. Çünkü T.C.K.nın 245/1. maddesinde öngörülen suçun mağduru kart hamili olup eylem tektir. Birden fazla aynı kart hamiline ait kartın kullanılması teşdit nedeni olabilir. Kartların değişik zamanlarda kullanılması zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektirebilir. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin banka sayısınca suç oluşacağına ilişkin bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir…”,

Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanıkların yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yaralama, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması ve şantaj suçlarından cezalandırılmalarına karar verilen olayda Yargıtay C.Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- )Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda farklı bankalara ait her kart için banka sayısınca suç oluşup oluşmayacağının,

2- )Sanıkların eylemlerinin yağma suçunun yanında şantaj suçunu da oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Haklarında yakalama kararı olup yargılama dosyası tefrik edilen sanıklar M. A. ve S. P.’in Yalova’da emlakçılık yapan katılan Z. D. aracılığı ile ev satın aldıkları, bu alışveriş sebebiyle katılana 2.500 Lira kaparo verdikleri, bir süre sonra ev almaktan vazgeçen sanıkların vermiş oldukları parayı geri aldıkları, bu sırada katılan ile sanık S. arasında bir yakınlaşma olduğu ve telefonla görüşmeye başladıkları,

Suç tarihinde sanıklardan S. P.’in katılan Z. D.’i İstanbul’a davet ettiği, durumdan şüphelenmeyen katılanın İstanbul’a gelip sanık S. ile buluştuğu, birlikte alışveriş yaptıktan sonra sanık E. Y.’a ait olup sanık S.’nın kullandığı araç ile saat 18.00 sıralarında eve geldikleri,

Sanık S.’nın, katılan ile birlikte girdiği odadan bir bahane bularak çıktıktan hemen sonra diğer sanıklar M. A., Ö. Y. ve E. Y.’ın ellerinde bıçak, tabanca ve sopa olduğu halde odaya girip katılana vurmaya başladıkları, bir süre darp ettikten sonra cebir ve tehditle üzerinde bulunan 600 Lira parası ile 5890 … … … ve 5890 … … … numaralı Akbank banka kartlarını, 4355 … … … numaralı Akbank ( AXESS )ve Yapı Kredi Bankasına ait 4506 … … … numaralı ( WORLD )kredi kartlarını aldıkları ve kartların şifrelerini katılandan öğrendikleri, sanıklar S. ve M.’in bu kartlardan para çekmek üzere evden ayrıldığı, sanıklar Ö. Y. ve E. Y.’ın ise katılanın yanında kaldığı, Akbank kartları kullanılarak katılanın Akbank Yalova Şubesindeki 232-…7853 numaralı hesabından 02.30’da 300 Lira, 02.33’te 600 Lira, 02.34’te 100 Lira olmak üzere toplam 1.000 Lira, Yapı ve Kredi Bankasına ait kredi kartı kullanılarak saat 03.00’de 500 Lira, saat 03.15’te 200 Lira ve 03.17′ de 100 Lira olmak üzere toplam 800 Liranın ATM cihazlarından çekildiği, daha sonra sanıklar S. ve M.’in olayın meydana geldiği eve döndükleri,

İstedikleri miktarda paraya ulaşamayan sanıkların katılana 50.000 USD bedelli 4 adet, 50.000 Lira bedelli 1 adet olmak üzere toplam 5 adet senet imzalattıkları ve zorla alkol içirdikleri, sanık S.’nın katılanın cep telefonunu alarak, bu telefondan ileride delil olarak kullanılmak üzere kendi telefonuna mesajlar gönderdiği, sanık S.’nın makas ile katılanın saçının bir kısmını ve bıyığını kestiği, cep telefonu ile katılanın çıplak görüntülerini kaydedip, olay sebebiyle polise başvurması ve 50.000 USD getirmemesi halinde görüntü ve resimlerini ailesine göndereceklerini, internette yayınlayacaklarını, tüm Yalova’ya dağıtılarak kendisini rezil edeceklerini söylemek suretiyle tehdit ettikleri, katılanın üzerindeki elbiselere elkoyup, yeni elbiseler giydirerek saat 06.00 sıralarında da serbest bıraktıkları,

Katılanın şikayeti üzerine soruşturmaya başlayan Cumhuriyet savcısının istemi ile, Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen arama kararı kapsamında sanıklar S. P. ve M. A.’ın ikamet ettiği ve olayın meydana geldiği evde kollukça yapılan aramada, 6136 Sayılı Kanun kapsamında yer alan bir bıçak, katılan Z. D. imzalı 50.000 USD bedelli 4 adet, 50.000 Lira bedelli 1 adet olmak üzere toplam 5 adet senet, naylon poşet içinde katılana ait kısa kollu gömlek, üzerinde saçlar bulunan katılana ait iç çamaşırı ve sanık S. P.’e ait Nokia 6670 marka cep telefonuna el konulduğu,

Sanık S.’ya ait olduğu anlaşılan ve aramada el konulan cep telefonunun video ve fotoğraf bölümünde katılan Z. D.’in çıplak görüntü ve fotoğraflarının bulunduğu, ses kayıt bölümünde ise sanık S. P. ile katılanın olaydan önceki günlerde yapmış oldukları telefon görüşmelerine ait kayıtlarının yer aldığı,

Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan rapora göre, olay sebebiyle kafa ve yüz bölgesinde meydana gelen yaralanmaların katılanın yaşamını tehlikeye soktuğu,

Ekspertiz raporuna göre; aramada ele geçen bıçağın 6136 Sayılı Kanun kapsamında yasak bıçaklardan ( kasatura )olduğu, tabancanın ise 6136 Sayılı Kanun kapsamına girmeyen tabanca olduğu,

Anlaşılmaktadır.

1- )Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda farklı bankalara ait her kart için banka sayısınca suç oluşup olmayacağına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirmesinde;

Özel Daire, Yargıtay C.Başsavcılığı ve yerel mahkeme arasında sanıkların banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu işlediklerine ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Haksız olarak ele geçen birden çok bankaya ait kart kullanılarak yarar sağlanması durumunda banka sayısınca suç oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Bu aşamada banka kartı, kart hamili, mağdur, suçtan zarar gören, zincirleme suç kavramları ve T.C.K.nın 245. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

Banka kartı; 1.3.2006 gün ve 26095 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 Sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasasının 3. maddesinde; “mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kart” olarak tanımlanmıştır. Banka kartında mülkiyet bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline ait olmaktadır. Anılan Yasada kart hamilinin; banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek ya da tüzel kişi olduğu belirtilmektedir.

765 Sayılı T.C.K.nda karşılığı bulunmayan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçu 5237 Sayılı T.C.K.nın 245. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin 1. fıkrasında; “Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır” denilmek suretiyle bu suçun yasaya konulmasının amacı açıklanmıştır.

Anılan Yasa maddesindeki düzenleme karşısında;

a- )Başkasına ait banka veya kredi kartının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması,

b- )Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması,

c- )Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması,

Koşullarının birlikte gerçekleşmesi halinde T.C.K.nın 245/1. maddesinde yazılı olan suç oluşabilecektir.

T.C.K.nın 245/1. maddesinde yer alan “her ne suretle olursa olsun” ifadesi ile de banka veya kredi kartının yasalarda suç oluşturmayan eylemlerle ele geçirilmesi kastedilmektedir. Bu düzenleme ile yasa koyucu, banka ya da kredi kartının failin eline hukuka uygun yollardan geçmesi halinde doğabilecek duraksamaları gidermek istemiş ve bu ele geçirme hukuka uygun olsa bile banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlamıştır. ( Fahri Gökçen Taner, “Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu Bir Bileşik Suç mudur?”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2007, Cilt 56, Sayı 2, s. 80 )

Konunun açıklığa kavuşturulabilmesi için mağdur kavramı üzerinde de durulmalıdır.

Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır.

Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak bir gerçek kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri olanaklı ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes ( geniş anlamda mağdur )olabilecektir. ( Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2007, s.444; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2008, s. 208-211; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2009, s.146-147; Yaşar Osman -Gökcan Hasan Tahsin -Artuç Mustafa, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s.7702-7703 )

T.C.K.nın 245/1. maddesinde düzenlenen suçun mağduru kredi veya banka kartı hamilidir. Ayrıca 1. fıkrada; “kartın kendisine verilmesi gereken kişi”den söz edilmekte olup, bu kişi de esasen kart hamilidir. Suçun işlenmesinde her ne kadar banka ve kredi kurumunun bilişim sistemi aracı olarak kullanılmakta ve banka kartlarının mülkiyeti bankaya ait ise de; bu hususlar suçun mağduru olduğu anlamına gelmemekte, bu durumda banka veya kredi kurumları “suçtan zarar gören” konumundadır.

Öğretide de; T.C.K.nın 245. maddesinin bilişim suçları içinde düzenlenmiş olmakla birlikte 1. fıkranın malvarlığına karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, suçun mağduru ve mal varlığı azalanın kart hamili olduğu baskın görüş olarak benimsenmektedir. ( Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Cilt V, s 6798, Kubilay Taşdemir, Bilişim, Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, s.319, Sacit Yılmaz, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 87, s.268, Doç.Dr. Tuğrul Katoğlu-Banka ve kredi kartlarının kullanımı ile ilgili suçlar, Hukuki ve Cezai Açıdan Banka Kartı ve Kredi Kartı Sempozyumu 2009, s.101; Veli Özer Özbek, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Dokuzeylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s.1029, Cilt 9, Özel Sayı 2007; Mesut Budak, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, Yüksek Lisans Tezi, s.45 )

5237 Sayılı T.C.K.na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 Sayılı T.C.K.nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 ( bileşik suç ), 43 ( zincirleme suç )ve 44. ( fikri içtima )maddelerinde yer verilmiştir.

Ceza hukukunda yasadaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, yasanın öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.

Zincirleme suç, 765 Sayılı Kanunun 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” şeklinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı T.C.K.nın 43/1. maddesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” biçiminde düzenlenmiştir.

5237 Sayılı Kanunun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;

a- )Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,

b- )İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,

c- )Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

765 Sayılı T.C.K.nda yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer koşulların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi olanaklıdır. Nitekim 765 Sayılı T.C.K.nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.

5237 Sayılı T.C.K.nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus T.C.K.nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.

Burada “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları üzerinde de durulmalıdır. Yasada bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da olanaklı olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların, katılanın üzerinde bulunan iki bankaya ait banka ve kredi kartlarını yağma suretiyle ele geçirip, cebir ve tehdit kullanarak kartların şifrelerini öğrendikten sonra bankalara ait ATM cihazlarından 6 ayrı işlemle toplam 1.800 Lirayı çekerek T.C.K.nın 245/1. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu işledikleri, işlemlerin yapıldığı ATM cihazları ve işlem zamanlarının net olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

Sanıkların eylemleri sonucu malvarlığında azalma meydana gelen, diğer bir ifade ile suçun mağduru olan kişi kart hamilidir. Kart hamilinin malvarlığına yönelik bu suçun banka veya kredi kartları aracılığıyla işlenmiş olması korunan hukuki yararın katılanın malvarlığı olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Suçta kullanılan banka ve kredi kartlarının hangi bankaya ait olduğunun da suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Suçun mağduru kart hamili olduğuna göre Özel Dairenin banka sayısınca suç oluşacağı yönündeki bozma nedeninde isabet bulunmamaktadır.

Öte yandan, sanıkların katılandan yağma suretiyle elde ettikleri iki bankaya ait banka ve kredi kartları ile değişik zaman aralıklarında toplam 6 kez para çekme işlemi yaptıkları, banka yazılarından işlemlerin değişik zamanlarda yapıldığının kesin olarak belirlendiği anlaşıldığından sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi V. Dirim “5237 Sayılı T.C.K.nun 245 ( 1 ). maddesinde düzenlenen kredi kartının kötüye kullanılması suçu, her ne kadar Kanun’un “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı 9. bölümünde düzenlenmiş ise de; tıpkı yağma suçu gibi karma niteliği olan ve malvarlığına yönelik vasfı daha ağır basan bir suçtur. Bu suçla öncelikli olarak korunan hukuki değer, kişilerin malvarlığıdır. Kanunkoyucu bu sebeple malvarlığına karşı suçlar için vazedilen etkin pişmanlık hükmünün ( madde: 168 ), kredi kartının kötüye kullanılması suçunda da uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. ( T.C.K.nun 5560 SK ile değişik 245 ( 5 ). maddesi hükmü )

Bu suçun mağduru kredi kartı sahibidir. Esasen yeni suç teorisine göre, yalnızca gerçek kişiler suçun mağduru olabilir. Tüzel kişiler ise suçun mağduru değil, suçtan zarar göreni olabilirler. Somut olayda suçun mağduru ilgili bankalar değil, katılan gerçek kişidir.

Yeni Türk Ceza Adalet Sisteminde “Kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane fiil varsa o kadar ceza” kuralı geçerlidir. Bu kuralın istisnalarından biri de zincirleme ( Eski tabiriyle müteselsil )suçtur.

T.C.K.nun 43 ( 1 ). maddesine göre, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde, tek ceza verilecek ancak; bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılacaktır.

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, mutlaka değişik zamanlarda işlenen birden fazla fiilin varlığı gereklidir. Ancak, dar yorumla değişik zamanlarda işlendiği kabul edilebilecek fiillerin birden fazla olması, her zaman hukuken de birden fazla fiilin ve dolayısıyla birden fazla suçun varlığını kabul etmemizi gerektirmez, örneğin; fail, Ankara – Çankaya’da bulunan apartmanın 8. katına girip, evde bulunan hanımefendiye ait ziynet eşyalarını, beyefendiye ait cüzdandan parasını ve orta yerde bulunan otomobil anahtarını alıp, aşağıya İnerek apartmanın önündeki otomobili de alıp götürmüşse, başta Yargıtay’ımız olmak üzere bütün uygulamacılar ve akademisyenler, müşterek zilyetlik kavramını da dikkate alarak, bu fiillerin aynı zamanda işlendiğini ve bir bütün olarak tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunu kabul etmektedir. Oysa dar bir yorumla bu fiillerin değişik zamanlarda işlendiği değerlendirilerek, birden fazla hırsızlık suçunun varlığı da kabul edilebilir. Buna karşılık fail, girdiği evden aldığı otomobil anahtarını yanına alıp örneğin, Ayvalık’a giderek Ayvalık’taki yazlığın önündeki otomobili de almış götürmüşse ya da Çankaya’daki evden aldığı anahtarla bir hafta sonra tekrar gelerek otomobili apartmanın önünde park edildiği yerden alıp götürmüşse, artık fiili kesinti dolayısıyla değişik zamanlarda işlenen birden fazla hırsızlık suçunun varlığını kabul etmemiz gerekmektedir. Keza kasten yaralama suçunda, kısa aralıklarla yapılan silah atışı ya da atılan yumruk sayısı birden fazla diye, örneğin atış ya da darbe sayısı kadar fiilin ve kasten yaralama suçunun varlığını kabule imkan yoktur.

Kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda da, kredi kartlarının birden fazla bankaya ait olması ve/veya birden fazla para çekme işlemi yapılması halinde de eylemler arasında hukuki ve fiili kesinti yoksa, başka bir ifadeyle değişik zamanlarda işlenen birden fazla fiil yoksa, bir bütün olarak tek bir suçun varlığını kabul etmek gerektiğini düşünmekteyiz. Buna karşılık fail örneğin, günlük para çekme limitini doldurmuş, ertesi gün tekrar para çekmişse artık değişik zamanlarda işlenen birden fazla fiilden söz etmemiz gerekir.

Somut olayda, iki ayrı bankadan alınan kredi kartlarının, faillerce hukuka aykırı şekilde ( yağma yoluyla )elde edilip, bu kartlar kullanılmak suretiyle, 6 ayrı işlemle, 47 dakika içinde ( 02.30 ilâ 03.17 )katılan mağdura ait hesaplardan toplam 1.800 TL para çekildiğinde bir kuşku bulunmamaktadır.

Bize göre, hukuki ve fiili kesinti olmaksızın tamamı 47 dakika içinde ( aynı zamanda )gerçekleşen para çekme işlemlerinin bir bütün olarak tek bir fiil olduğunu ve tek bir kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir” görüşüyle sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.

2- )Sanıkların eylemlerinin yağma suçunun yanında şantaj suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince;

Yağma suçları, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nda Özel Hükümler kitabında, kişilere karşı suçlara ilişkin 2. kısmın malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddelerinde düzenlenmiştir.

Yasanın 148. maddenin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddede ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır.

Yağmanın temel şekli 5237 Sayılı Kanunun 148. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanmıştır.

5237 Sayılı Kanunun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.

Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malı, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle almaktır. Bu itibarla “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır.

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olup, bu itibarla birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir. Yağma suçu birden çok suçun bir araya gelmesiyle oluşmuş olsa da, onlardan ayrı ve bağımsız bir suçtur. Bu sebeple hırsızlık suçu için öngörülen suçu etkileyen nedenler yağma suçunda uygulama alanı bulamayacağı gibi, iki farklı suç olmaları sebebiyle yağma ve hırsızlık suçları arasında zincirleme suç ilişkisinden de bahsedilemez.

Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, akabinde bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Şantaj suçu ise 5237 Sayılı T.C.K.nın 107. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenen bu suçta, anılan hükümün yeterli olmadığı ve eksik yönlerinin bulunduğu, bunun sonucu olarak da şantaj oluşturabilecek bazı eylemlerin bu madde kapsamında kalmayacağı eleştirileri üzerine, 5237 Sayılı T.C.K.nın 107. maddesine, 08 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 Sayılı Kanun ile; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de 1. fıkraya göre cezaya hükmolunur” biçiminde 2. fıkra eklenmiştir.

Nitekim değişikliğe ilişkin gerekçede de “Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin “sair kötülük” kapsamında değerlendirilmesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir” denilmektedir. 5237 Sayılı T.C.K.nın 107. maddesine eklenen bu yeni fıkra ile; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi” şeklinde gerçekleştirilen eylemler de şantaj suçu kapsamına alınmıştır.

Değişikliğin gerekçesinde sözü edilen tehdit suçunun basit şekli ise, 5237 Sayılı T.C.K.nın 106/1. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur” biçiminde düzenlenmiştir. 5237 Sayılı T.C.K.nın yürürlüğe girdiği 01 Haziran 2005 ile bu Yasanın 107. maddesine 2. fıkranın eklendiği 5377 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 08 Temmuz 2005 tarihleri arasında, “bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi” şeklinde gerçekleştirilen eylemler T.C.K.nın tehdit suçunu düzenleyen 106. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.

T.C.K.nın 106. maddesinde düzenlenen tehdit suçuyla, 107. maddesinde düzenlenen şantaj suçu arasında özel norm – genel norm ilişkisi bulunduğu düşünülebilir ise de, 107. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen suçun tehdidin özel bir türü olduğu, bu sebeple bir olayda 106. maddedeki genel tehdit suçunun mu, yoksa 107. maddenin 2. fıkrasındaki şantaj suçunun mu gerçekleştiği konusunda tereddüt ortaya çıkarsa, olayın durumuna göre mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verebilecek bir hususu açıklamakla veya isnat etmekle tehdit edilip bir yarar sağlamaya zorlama var ise 107. maddenin 2. fıkrasındaki şantaj suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Buna göre T.C.K.nın 107/2. fıkrasında düzenlenen şantaj suçu, tehdit suçunun özel bir görünümü olup, koşulları var ise öncelikle T.C.K.nın 107/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların yağma suçunu işlemek için bir plan dahilinde olay yerine getirdikleri katılanı, olay günü saat 18.00’den ertesi gün 06.00’ya kadar cebir ve tehdit kullanarak hürriyetinden yoksun bırakıp, hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladıkları, katılanın üzerinde bulunan 600 Lira parası ile banka ve kredi kartlarını aldıkları, tehditle şifresini öğrendikleri kartları kullanarak iki bankaya ait ATM cihazından toplam 1.800 Lira para çektikleri ve katılana toplam 5 adet yüksek miktarlı senet imzalattıkları, anılan eylemler cereyan ederken cep telefonu ile katılanın çıplak görüntü ve fotoğraflarını kaydedip, katılanı olayı polise bildirmesi ve 50.000 USD getirmemesi durumunda görüntüleri internete verecekleri ve ailesine gönderecekleri şeklinde tehdit ettikleri olayda, sanıkların amaçlarının baştan beri yağma suçunu işlemek olduğu, katılanın görüntü ve fotoğraflarını kaydetmelerinin yağma suçunun devamı şeklinde olup, olayda tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan şantaj suçunun ayrıca oluşmadığı, şantaj içerikli ifadelerin yağma suçunun tehdit unsuru içinde kaldığı ve sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının şantaj suçu yönünden reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve ondört Genel Kurul üyesi; “5237 Sayılı T.C.K.na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacağından sanıklar tarafından bir plan dahilinde olay yerine getirilip cebir ve tehditle hürriyetinden yoksun kılma, yağma ve yaralama eylemlerine maruz kalan katılanın üzerindeki giysilerinin çıkarılıp çıplak görüntü ve fotoğraflarını çekip, polise şikayette bulunmaması ve 50.000 dolar para getirmesi isteğinde bulunmaları, aksi halde görüntülerinin internete verileceği ve ailesine gönderileceği tehdidinde bulunmalarının ayrıca T.C.K.nın 107/2. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu da oluşturacağı” görüşüyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.

Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kısmen kabulüne, Özel Daire kararından banka veya kredi kartlarının kötüye kullanma suçuna ilişkin ( 2 )numaralı bozma nedeninin çıkarılmasına, yerine banka veya kredi kartlarının kötüye kullanma suçu yönünden sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasının isabetsiz olduğuna ilişkin bozma nedeninin eklenmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- )Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının,

a- )Şantaj suçu yönünden REDDİNE,

b- )Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu yönünden KABULÜNE,

2- )Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 4.5.2011 gün ve 29973-6581 Sayılı kararında yer alan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması eyleminde sanıkların, katılanın değişik bankalardan almış olduğu banka ve kredi kartlarını kullanarak yarar sağladıklarının anlaşılmasına göre, banka sayısınca suç oluştuğunun gözetilmemesi” şeklindeki ( 2 )numaralı bozma nedeninin KARARDAN ÇIKARTILMASINA,

3- )Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 4.5.2011 gün ve 29973-6581 Sayılı bozma kararına; “Sanıkların katılana ait banka ve kredi kartlarını değişik zamanlarda birden çok işlemde kullanarak yarar sağladıklarının anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi” hususunun ( 2 )numaralı bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,

4- )Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanması suçuna ilişkin uyuşmazlık yönünden 4.10.2011 günü yapılan 1. müzakerede oyçokluğu ile, şantaj suçuna ilişkin uyuşmazlık yönünden ise 4.10.2011 ve 11.10.2011 tarihlerinde yapılan ilk iki müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 18.10.2011 günü yapılan 3. müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/10651

K. 2011/12046

T. 5.7.2011

• ŞANTAJ ( Sanık Hakkında Verilen Hükümlülük Kararında C. Savcısının Görüşüne Yer Verilmesi Gereği – Suç Tarihinden Sonra Yürürlüğe Giren Yasa Hükmü Uyarınca Sanığın Eyleminin Sair Bir Kötülük Yapacağından Bahisle Tehdit Eylemi Kapsamında Kaldığı/Uzlaşmaya Tabi Olduğu )

• KÖTÜLÜK YAPACAĞINDAN BAHİSLE TEHDİT ( Şantaj – Suç Tarihinden Sonra Yürürlüğe Giren Yasa Hükmü Uyarınca Sanığın Eyleminin Tehdit Eylemi Kapsamında Kaldığı/Uzlaşmaya Tabi Olduğunun Gözetileceği )

• TEHDİT ( Şantaj – Suç Tarihinden Sonra Yürürlüğe Giren Yasa Hükmü Uyarınca Sanığın Eyleminin Sair Bir Kötülük Yapacağından Bahisle Tehdit Eylemi Kapsamında Kaldığı/Uzlaşmaya Tabi Olduğu )

• UZLAŞMA ( Şantaj – Suç Tarihinden Sonra Yürürlüğe Giren Yasa Hükmü Uyarınca Sanığın Eyleminin Sair Bir Kötülük Yapacağından Bahisle Tehdit Eylemi Kapsamında Kaldığı/Uzlaşmaya Tabi Olduğunun Gözetileceği )

5271/m.230, 253, 254

5237/m.106, 107

ÖZET : Şantaj suçunda; sanık hakkında verilen hükümlülük kararlarının gerekçesinde C.Savcısının davanın esası hakkındaki görüşüne yer verilmemesi hukuka aykırıdır.

Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren yasa hükmü uyarınca sanığın “katılanın kendisiyle birlikte olmadığı takdirde hakkında iftira atacağı ve başka erkeklerle birlikte olduğu dedikodusunu çıkaracağını” söyleyerek tehdit etmesi eyleminin, sair bir kötülük yapacağından bahisle tehdit eylemi kapsamında kaldığı ve sanık lehine sonuç doğuracağı ayrıca uzlaşmaya tabi olduğu gözetilmelidir.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi:

KARAR : Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanık hakkında verilen hükümlülük kararlarının gerekçesinde C.Savcısının davanın esası hakkındaki görüşüne yer verilmeyerek CYY’nin 230/1-a maddesine uyulmaması,

2- Sanığın şantaj eylemine ilişkin, lehe olan yasa hükümlerinin belirlenmesinde; suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nin 107. maddesine 2. fıkranın 5377 sayılı Yasa ile 08.07.2005 tarihinde eklenmesi karşısında, sanığın “katılanın kendisiyle birlikte olmadığı takdirde hakkında iftira atacağı ve başka erkeklerle birlikte olduğu dedikodusunu çıkaracağını” söyleyerek tehdit etmesi eyleminin, aynı Yasa’nın 106/1-2. cümlesinde düzenlenen sair bir kötülük yapacağından bahisle tehdit eylemi kapsamında kaldığı ve sanık lehine sonuç doğuracağının, ayrıca 5560 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMY’nin 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşmaya tabi olduğunun ve uzlaştırma işlemleri yapılıp sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

3- Kabule göre;

a )Sanığın, şantaj eylemi yönünden temel adli para cezasının 450 TL yerine 489 TL olarak uygulanmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi,

b )Sanık hakkında şantaj eyleminden hüküm kurulurken 765 ve 5237 sayılı Yasa hükümleri karma olarak uygulanarak 5252 sayılı Yasa’nın 9/3. maddesine aykırı davranılması,

c )Yasal olanak bulunmadığı halde, 765 sayılı TCY ile 5237 sayılı TCY’den kurulan hükümlerin toplanmasına karar verilmesi,

d )TCY’nin 53/1-c madde ve fıkrasında belirtilen hak yoksunluğunun kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden ve 53/1-a,b,d,e bentlerindeki hak yoksunlukları bakımından, hükmedilen özgürlüğü bağlayıcı cezanın infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer C.Savcısı ile sanık Kadir’in temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ( HÜKÜMLERİN BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2008/11321

K. 2010/8463

T. 28.4.2010

• ŞANTAJ (Sanığın Açtığı Boşanma Davasına Eşinin Karşı Çıkmaması İçin Eşine “Kafamı Bozma, Seni Rezil Ederim…” Şeklinde Mesaj Çektiği – Şantaj Suçunun Oluştuğu)

• TEHDİT (Sanığın Açtığı Boşanma Davasına Eşinin Karşı Çıkmaması İçin Eşine “Kafamı Bozma, Seni Rezil Ederim…” Şeklinde Mesaj Çektiği – Eylemin Şantaj Olduğu/Tehdit ve Hakaret Suçu Olarak Eylemin İkiye Ayrılıp Değerlendirilmemesi Gerektiği)

• HAKARET (Sanığın Açtığı Boşanma Davasına Eşinin Karşı Çıkmaması İçin Eşine “Kafamı Bozma, Seni Rezil Ederim…” Şeklinde Mesaj Çektiği – Eylemin Şantaj Olduğu/Tehdit ve Hakaret Suçu Olarak Eylemin İkiye Ayrılıp Değerlendirilmemesi Gerektiği)

• SANIK EŞİN BOŞANMA DAVASINA KARŞI ÇIKMAMASI İÇİN EŞİNE ŞANTAJ YAPMASI (Sanığın Eşine “Kafamı Bozma, Seni Rezil Ederim…” Şeklinde Mesaj Çektiği – Suçun Oluştuğu)

5237/m.106, 107, 125

ÖZET : Sanığın açtığı boşanma davasına katılan eşinin karşı çıkmamasını sağlamak ve yasal istemlerini sınırlamak maksadıyla “kafamı bozma, seni rezil ederim, ya her şeyini kabul et, ya da her şeyi göze al” şeklinde çektiği telefon mesajlarında; katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklama veya isnat etmekle tehdit ederek,şantaj suçunu işlediği gözetilmeden, eylemi ikiye ayırarak hakaret suçundan mahkumiyet hükmü kurulup, tehdit suçundan beraat kararı verilmesi yasaya aykırıdır.

DAVA VE KARAR : Sanığın açtığı boşanma davasına katılan eşinin karşı çıkmamasını sağlamak ve yasal istemlerini sınırlamak maksadıyla çektiği telefon mesajlarında; “Bu işi ya efendi gibi konuşursun ya da mahkemeye …’ni şahit olarak getiririm” ve “kafamı bozma, seni rezil ederim, ya her şeyini kabul et, ya da her şeyi göze al” gibi sözlerle katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklama veya isnat etmekle tehdit ederek, TCY.nın 107/2. maddesinde yazılı şantaj suçunu işlediği gözetilmeden, eylemi ikiye ayrılarak TCY.nın 125/1. maddesi ile ceza hükmü kurulup, aynı yasanın 106/1. maddesi yönünden beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2007/11471

K. 2009/13429

T. 6.7.2009

• İŞLEDİĞİ FİİLİN ANLAM VE SONUÇLARINI ALGILAYIP ALGILAYAMAMA ( veya Fiile İlgili Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Önemli Ölçüde Azalıp Azalmadığı Yöntemince Saptandıktan Sonra Hukuksal Durumunun Değerlendirilmesi Gerektiği – Tehdit ve Şantaj )

• TEHDİT SUÇU ( Hürriyete Karşı İşlenen Suçlardan Olan Şantaj Suçunun Oluşumunda “Açıklama” Hususunun Gerçekleşmesi Gerekmeyip “Açıklama Tehdidinin” Karşı Tarafa Bildirilmiş Olmasının Yeterli Olduğu )

• ŞANTAJ SUÇU ( Oluşumunda “Açıklama” Hususunun Gerçekleşmesi Gerekmeyip “Açıklama Tehdidinin” Karşı Tarafa Bildirilmiş Olmasının Yeterli Olduğu )

765/m.192

5237/m.7, 106, 107

5252/m.9

ÖZET : Katılanın dilekçesinde, sanığın A.Ü. Tıp Fakültesi Kliniğinde tek tip paranoid teşhisiyle tedavi gördüğüne dair anlatımı karşısında, sanığın işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya fiile ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalıp azalmadığı yöntemince saptandıktan sonra hukuksal durumunun değerlendirilmesi gerekir.

Sanık İ. A.’nın, şirketinde avukat olarak çalışan ve aynı zamanda imam nikahı ile birlikte olduğu katılanın kendisinden ve şirketten ayrılmak istemesi üzerine, cinsel beraberliklerine dair görüntüler içeren kaseti açıklayacağından söz ederek tehdit ettiği iddia olunan eyleminde; hürriyete karşı işlenen suçlardan olan şantaj suçunun oluşumunda, “açıklama” hususunun gerçekleşmesi gerekmeyip, “açıklama tehdidinin” karşı tarafa bildirilmiş olması yeterlidir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- CMK’nın 182/3. madde ve fıkrası uyarınca, kapalı yargılama sonunda verilen hükmün açık duruşmada açıklanması gerektiği gözetilmeden ve hükmün kurulduğu oturumda “kapalı duruşmaya devam olundu” denilmesine karşın tutanağın sonunda “… verilen karar açıkça okundu usulen anlatıldı” denilmek suretiyle çelişkili biçimde karar verilmesi,

2- Katılan A. B.’nin 11.10.2005 günlü dilekçesinde, sanık İ. A.’nın A.Ü. Tıp Fakültesi Kliniğinde tek tip paranoid teşhisiyle tedavi gördüğüne dair anlatımı karşısında, sanığın işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya fiile ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalıp azalmadığı yöntemince saptandıktan sonra hukuksal durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

3- Sanık İ. A.’nın, şirketinde avukat olarak çalışan ve aynı zamanda imam nikahı ile birlikte olduğu katılanın kendisinden ve şirketten ayrılmak istemesi üzerine, cinsel beraberliklerine dair görüntüler içeren kaseti açıklayacağından söz ederek tehdit ettiği iddia olunan eyleminde; hürriyete karşı işlenen suçlardan olan şantaj suçunun oluşumunda, “açıklama” hususunun gerçekleşmesi gerekmeyip, “açıklama tehdidinin” karşı tarafa bildirilmiş olmasının yeterli bulunması karşısında, hükme dayanak yapılan “anılan kasetin açıklanması halinde sanığın kendisinin de zarar göreceği” biçimindeki gerekçenin yersiz olduğu gözetilerek, katılanın, 2001 yılından itibaren ayrılmak istemesi üzerine sanık tarafından üzerinde baskı kurulduğu, cebir ve şiddete maruz kaldığına dair iddialarım doğrulayan tanık anlatımları ve adli rapor ile sanık tarafından zorla imzalatıldığı öne sürülen birtakım belgeler ile cinsel ilişkiye ait kasetin sanığın kasasında kolluk tarafından yapılan arama sonucu elde edilmiş olması hususları irdelenerek, tüm kanıtlar birlikte tartışılıp değerlendirilmek suretiyle, şayet suçun oluştuğu kabul edilirse 5237 sayılı TCK’nun 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun 192. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nun 106/1. maddesi ve 107. maddesinin 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasa ile eklenen 2. fıkrası hükümleri karşılaştırılarak lehe yasa uygulaması yapılması gerektiği de dikkate alınarak bir karar verilmesi yerine yasal olmayan yetersiz gerekçe ile sanığın beraatına hükmolunması,

4- Yaralama suçundan kurulan hükümde, sanığın adli sicil kaydında yer almayan hükümlülük kararları da incelenerek sonucuna göre CMK’nın 231. maddesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığının tartışılması zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirdiğinden ve katılan A. B. ile sanık İ. A. müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06.07.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: