Mal veya hizmet satımından kaçınma

Mal veya hizmet satımından kaçınma

MADDE 240 – (1) Belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2010/4251

K. 2011/677

T. 14.2.2011

• JANDARMA KARAKOL KOMUTANI SANIĞIN İŞYERİNE RUHSAT VERİLMESİ İŞLEMLERİ İÇİN PARA ALMASI ( İcbar Boyutuna Varan Bir Hareketi Olmayan Sanığın Eyleminin İrtikap Olarak Kabul Edilemeyeceği )

• İRTİKAP ( Jandarma Karakol Komutanı Sanığın İşyerine Ruhsat Verilmesi İçin Para Aldığı – İcbar Boyutuna Varan Bir Hareketi Olmayan Sanığın Eyleminin İrtikap Olarak Kabul Edilemeyeceği )

• GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ( Jandarma Karakol Komutanı Sanığın İşyerine Ruhsat Verilmesi İçin Para Aldığı – Sanığın Ruhsat Vermeye Yetkili Olmadığı ve İcbar Teşkil Eden Hareketi Olmadığı/Eylemin İrtikap Değil Görevi Kötüye Kullanma Olduğu )

• YETKİLİ OLMADIĞI İŞLEM İÇİN PARA İSTEYEN KAMU GÖREVLİSİ ( Jandarma Karakol Komutanı Sanığın İşyerine Ruhsat Verilmesi İçin Para Aldığı – Sanığın Ruhsat Vermeye Yetkili Olmadığı/Eylemin İrtikap Değil Görevi Kötüye Kullanma Olduğu )

5237/m. 240, 250

ÖZET : Jandarma merkez karakol komutanı sanığın müştekinin açacağı işyerine ruhsat verilmesi işlemleri için para aldığı anlaşılmaktadır. Sanığın icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından irtikap suçu oluşmamıştır. Sanığın ruhsat verme yetkisinin de bulunmaması karşısında eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.

DAVA : İrtikap suçundan sanığın yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan beraetine dair, ( Antalya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi )’nden verilen 02.07.2008 gün ve 2005/238 Esas, 2008/288 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi o yer C.Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Müşteki beyanlarına, tanık anlatımlarına, savunmaya, olaya ilişkin tutanaklara ve dosya içeriğine göre K… İlçe Jandarma Merkez Karakol Komutanı olarak görev yapan sanığın müştekinin açacağı işyerine ruhsat verilmesi işlemleri için para aldığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK’nın 250/1. maddesindeki düzenlemeye nazaran da cebri irtikap suçunun oluşması için kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar etmesi gerektiği, somut olayda sanığın yasanın öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığı, bu itibarla irtikap suçunun yasal unsurunun oluşmadığı, sanığın ruhsat verme yetkisinin de bulunmaması karşısında eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, ancak bu suçun 765 sayılı TCK’nın 240/2. maddesinde öngörülen cezanın üst sınırı itibariyle aynı Kanun’un 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen yedi yıl altı aylık asli ve ilave dava zamanaşımına tabi olduğu, suç ve inceleme tarihleri arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükmün 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilmek suretiyle CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ),

SONUÇ : Ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasa’nın 322/1 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca davanın zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 14.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2009/4-3

K. 2009/201

T. 14.7.2009

• GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMAK ( C. Savcısının Eşinin İntihara Teşebbüs Ettiği/Sanık Savcının Herhangi Bir Soruşturma İşlemi Başlatmadığı – 5237 S.K.’da Zarar Suçu Olduğu/Kişilerin Mağduriyeti Kamu Zararı ve Haksız Kazanç Olmadığından Suçun Oluşmadığı )

• C. SAVCISININ GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMASI ( C. Savcısının Eşinin İntihara Teşebbüs Ettiği/Sanık Savcının Herhangi Bir Soruşturma İşlemi Başlatmadığı – Kişilerin Mağduriyeti Kamu Zararı ve Haksız Kazanç Olmadığından Suçun Oluşmadığı )

• İNTİHARA TEŞEBBÜS ( Eşi Teşebbüs Eden Savcının Herhangi Bir Soruşturma İşlemi Başlatmadığı/Doktora da Olayda Rapor Tanzim Edilmesine Gerek Bulunmadığını Söylediği – Kişilerin Mağduriyeti Kamu Zararı ve Haksız Kazanç Olmadığından Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanmanın Oluşmadığı )

• TEHLİKE SUÇU ( Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma – 765 S.K.’da Tehlike Suçu İken 5237 S.K.’da Zarar Suçu Olarak Kabul Edildiği )

• ZARAR SUÇU ( Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma – 765 S.K.’da Tehlike Suçu İken 5237 S.K.’da Zarar Suçu Olarak Kabul Edildiğinin Gözönüne Alınacağı )

5237/m.240, 257

ÖZET : Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, soruşturma yapmakla görevli bulunan C.Savcısının eski eşinin intihara teşebbüs etmesi karşısında herhangi bir soruşturma işlemine tevessül etmemesi ile birlikte ilgili doktora da, olayda suç bulunmadığından rapor tanzim edilmesine gerek bulunmadığını söylemesinin 765 ve 5237 sayılı Yasalar kapsamında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmayacağının saptanması noktasında toplanmaktadır. Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. 765 sayılı TCY’de suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması” gerekmekte, başka bir anlatımla 765 sayılı TCY’de tehlike suçu olarak düzenlenen bu suç, 5237 sayılı TCY’nda zarar suçu haline getirilmiş bulunmaktadır.

Olayda, sanığın bu davranışı ile kişilerin mağduriyetine yol açıldığı veya kişilere haksız kazanç sağlandığı hususu sabit olmadığı gibi ekonomik bir zarar olarak anlaşılması gereken kamunun zarara uğraması keyfiyeti de gerçekleşmemiştir. Bu itibarla, sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyeti ve bu mahkûmiyet hükmünü düzelterek onayan Özel Daire kararı isabetsizdir.

DAVA : Sanığın lehe olan, 765 sayılı TCY’nın 240/2-son, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4, 5, 6, 765 sayılı TCY’nın 72. maddeleri uyarınca, sonuç olarak 2.016 lira adli para cezası ve 2 ay 15 gün memuriyetten yoksun kılınma cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının taksitlendirilmesine ve ertelenmesine, para cezasının ödenmemesi halinde gecikme zammı uygulanmasına ilişkin, G… Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.01.2006 gün ve 1-2 sayılı hüküm, Sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 07.11.2007 gün ve 10051-9054 sayı ile; gecikme zammına ilişkin uygulamanın hükümden çıkartılması suretiyle onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığınca, 09.01.2009 gün ve 229752 sayı ile;

“… 5237 sayılı Yasanın 257. maddesinin 1. fıkrasında, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur şeklinde düzenlenmiş olup, somut olayda intihara teşebbüs etmek suçu ile ilgili olarak takipsizlik kararı verildiği de gözetildiğinde, 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinde yer alan “kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması veya kişilere haksız kazanç sağlama” öğelerinden hiçbirinin gerçekleşmediği…” gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Dairenin onama kararının görevi kötüye kullanma suçu yönünden kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün bu suça yönelik olarak bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İncelenen dosyada;

Tanıklar ilçe Kaymakamı M… M…, sağlık grup başkanı T… N…, hakim A…. A…, C.Savcısı M…Y…’in beyanları ile;

Sanık C.Savcısı T…K… ile bilahare boşandığı eşi D… K… arasında geçimsizlik bulunduğu, olayın olduğu gün birlikte Kaymakam M… M…’ın evine gittikleri burada da tartışmaları üzerine, D…K…’nın gideceğini söyleyerek evi terk ettiği, sanığın kendisine bir şey yapacağı kaygısıyla arkasından kaymakamla birlikte evlerine gittikleri, kapıyı çalmalarına rağmen D… K…’nın kapıyı açmaması üzerine çilingir çağrılarak kapının açıldığı, bu sırada kaymakam tarafından Dr. T….N… aranarak, intihar olabileceği hazırlıklı gelmesinin istendiği, içeri girildiğinde evde yoğun bir gaz kokusu olduğu ve mağdurun mutfak tezgahının önünde bilinci yarı açık bir şekilde oturduğunun görüldüğü, ilk müdahalenin evde yapılarak mağdurenin hastaneye götürüldüğü, hastanede hayati tehlikesinin bulunmadığının saptandığı, bu sırada sanık C.Savcısının Dr. T… N….’e bunda bir suç unsuru yok diyerek rapor tanzim edilmemesini istediği, buna rağmen, ilgili doktor tarafından, 01.05.2004 tarihli rapor tanzim edildiği ancak bu raporun adli makamlara bildirilmediği, C.Savcısı M…Y…’in önce emniyet müdürlüğünü bilahare de ilgili doktoru arayarak, rapor tutup tutmadıklarını sorarak, tutulmuş ise doğrudan üst yazı ile C.Savcılığına bildirilmesini istemesi üzerine, tanzim edilen raporun 07.05.2004 tarihli yazı ile “C. Savcısı T… K…’nın bu olayda suç unsuru yoktur, konu ile ilgili olarak emniyet amirliğine bilgi verilmesine de gerek bulunmamaktadır, beyanı nedeniyle emniyet amirliğine bilgi verilmediği” açıklamasıyla C.Savcılığına gönderildiği,

C. Savcılığınca da intihar eylemi ile ilgili olarak gerekli soruşturma yapılarak, 21.06.2004 gün ve 216-67 sayı ile; intihara teşebbüs etmek suçundan, intihara teşvik eden kimse bulunmadığı ve eylemin suç oluşturmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına,

Dr. T… N…. hakkında ise, adli görevi ihmal suçundan K… Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında 20.10.2005 gün ve 47-96 sayı ile, sanığın adli görevi ihmal kastıyla hareket ettiğinin kabulünü gerektirir bir neden bulunmadığı gerekçesiyle beraatine,

Karar verildiği tanık anlatımları ve dosyadaki diğer kanıtlarla sabittir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, soruşturma yapmakla görevli bulunan C.Savcısının herhangi bir soruşturma işlemine tevessül etmemesi ile birlikte ilgili doktora da, olayda suç bulunmadığından rapor tanzim edilmesine gerek bulunmadığını söylemesinin 765 ve 5237 sayılı Yasalar kapsamında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmayacağının saptanması noktasında toplanmaktadır.

765 sayılı TCY’nın 240. maddesi kapsamında suç oluşturduğu yönünde kuşku bulunmayan bu eylemin, 5237 sayılı TCY’nın 257/1. maddesi kapsamında da suç oluşturup oluşturmayacağı hususunun değerlendirilmesine gelince;

5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinin 1. fıkrasında görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti, kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması ile oluşur. 765 sayılı TCY’nın 240. maddesindeki suçun oluşumu için norma aykırı davranış yeterli iken; 5237 sayılı TCY’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması” gerekmekte, başka bir anlatımla 765 sayılı TCY’nın 240. maddesinde tehlike suçu olarak düzenlenen bu suç, 5237 sayılı TCY’nda zarar suçu haline getirilmiş bulunmaktadır.

Olayda, sanığın bu davranışı ile kişilerin mağduriyetine yol açıldığı veya kişilere haksız kazanç sağlandığı hususu sabit olmadığı gibi ekonomik bir zarar olarak anlaşılması gereken kamunun zarara uğraması keyfiyeti de gerçekleşmemiştir.

Bu itibarla, sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyeti ve bu mahkûmiyet hükmünü düzelterek onayan Özel Daire kararı isabetsiz olup; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire kararının bu suç yönünden kaldırılmasına ve anılan hükmün bu suçla sınırlı olarak bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi H.Y. A.; “İntihara teşebbüs eden eşinin hastanede muayenesini yapan görevli doktora, olayda bir suç unsuru olmadığı gerekçesiyle rapor düzenlemesini engelleyen sanık Cumhuriyet Savcısının eyleminin görevinin gereklerine aykırı hareket olarak nitelenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanmış olması sanığın beraatinin gerekçesi olamayacağı gibi, ortada TCK’nun 257. maddesinde yazılı kamu zararının bulunmadığına da dayanak olamaz. Cumhuriyet Savcısı, takipsizlikle sonuçlanacak bir soruşturmayı da gereği gibi yapmakla yükümlüdür. Bunun için devletten maaş almaktadır. Görevin gereklerine aykırı harekette bu nedenle kamu zararı mevcut olduğu gibi, soruşturma yapılması gereken her olayın incelenmesi, araştırılması ve nihayet soruşturulması hukuk devleti ilkesinin gerekliliklerindendir; aksine harekette kamunun mağduriyeti de düşünülmelidir.

Bu nedenle sanığın mahkûmiyeti ve kararın onanmış olması yerinde olmakla Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.” gerekçesiyle,

Bir Kurul Üyesi, ise “Özel Daire kararının isabetli olduğu” görüşüyle, itirazın reddi yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 07.11.2007 gün ve 10051-9054 sayılı kararının görevi kötüye kullanma suçu yönünden KALDIRILMASINA,

3- G… Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2006 gün ve 1-2 sayılı hükmünün, görevi kötüye kullanma suçu yönünden BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.07.2009 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2008/4-175

K. 2009/145

T. 2.6.2009

• GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMAK ( Federasyon Başkanının Gelir Niteliği Taşıyan Paraları Kendi Müdürü Olduğu Vakfa Bağışladığı/İlk Derece Mahkemesinin Beraat Kararı Verdiği – Bozmadan Sonra Farklı Bir Gerekçe İle Yeniden Beraat Kararı Verilmesinin Direnme Değil Değil Eylemli Uyma Olduğu )

• EYLEMLİ UYMA ( Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanmak – Yargıtayca Yasal Olmayan Gerekçelere Dayanarak Beraat Kararı Verilemeyeceği Belirtilerek Kararın Bozulduğu/İlk Derece Mahkemesinin Bozma Kararından Sonra İşlemlerin Sanığın Görev Alanında Olmamasına Dayalı Farklı Bir Gerekçe İle Yeniden Beraat Kararı Verdiği/Kararın Eylemli Uyma Olduğu )

• DİRENME KARARI ( Yargıtayca Yasal Olmayan Gerekçelere Dayanarak Beraat Kararı Verilemeyeceği Belirtilerek Kararın Bozulduğu – İlk Derece Mahkemesinin Farklı Gerekçeyle Yeniden Beraat Kararı Verdiği/Bu Kararın Direnme Değil Değil Eylemli Uyma Olduğu )

5237/m.240

3289/m.14

5271/m.307

ÖZET : Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık olan federasyon başkanı hakkında Yargıtay Ceza Dairesi lige katılım, tescil, lisans, vize, transfer v.b. işlemler ile ilgili gelir niteliği taşıyan paraları … Müdürlüğünün hesapları yerine, G… Müdürlük ile herhangi bir hukuki bağı bulunmayan ve yine kendi başkanı olduğu … Vakfına bağış adı altında aktarılmasına neden olarak kamu zararına oluşmasına sebebiyet verdiğinin anlaşılmasına karşın, yasal olmayan gerekçelerle beraat kararı verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. İlk Derece Mahkemesi ise suçlamaya konu lige katılım, transfer, vize, tescil, lisans gibi gelirlerin suç tarihi itibariyle alınmasının sanığın görevi olmadığı, bu sebeple görevi olmayan bir fiilden dolayı sanığın görevde yetkiyi kötüye kullandığından söz edilmesinin olanaksız olduğu, tüm bu sebeplerle sanığın üzerine atılı suçun sonuç itibariyle yasal unsurlarının oluşmadığından önceki kararımızda direnilerek sanığın beraatine karar vererek direnme kararı vermiştir. Somut olayda, Yerel Mahkemece, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik bir gerekçeye dayanılarak karar verilmiştir. Yerel Mahkemenin son uygulaması özde direnme kararı olmayıp, eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın eylemli uyma nedeniyle temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

DAVA : Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanığın beraatına ilişkin, A. 26. Asliye Ceza Mahkemesince 29.05.2007 gün ve 309-460 sayı ile verilen hüküm, katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 10.12.2007 gün ve 9144-10552 sayı ile;

“…V. Federasyonu başkanı olan sanığın, 3289 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca G… ve S…G…Müdürlüğüne ( 5105 sayılı Yasa ile eklenen ek 9. madde hükmüne göre federasyona ) ait olan lige katılım, tescil, lisans, vize, transfer v.b. işlemler ile ilgili gelir niteliği taşıyan paraları G… ve S… G… Müdürlüğünün hesapları yerine, G… Müdürlük ile herhangi bir hukuki bağı bulunmayan ve yine kendi başkanı olduğu V… Vakfına bağış adı altında aktarılmasına neden olarak kamu zararına oluşmasına sebebiyet verdiğinin anlaşılmasına karşın, yasal olmayan gerekçelerle beraat kararı verilmesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise, 17.04.2008 gün ve 226-309 sayı ile;

“… Dosyada mevcut belge ve bilgilerin incelenmesinde … federasyonunun ana statüsünün 22.03.2005 tarihinde 25763 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı görülmektedir.

İddianamenin dayanağını teşkil eden B…G… ve S…G… Müdürlüğünce düzenlenen soruşturma raporunun ise 2001-2002-2003-2004 yıllarına ilişkin olduğu tartışmasızdır.

29.05.2007 tarihli kararımızın gerekçesinde açıklandığı üzere tüm yasal düzenlemeler birlikte ve birarada değerlendirildiğinde sanığın V… Federasyonu başkanı olarak görev yaptığı 2001-2002-2003-2004 yıllarında lige katılım, tescil, lisans, vize, transfer vb işlemler için yapılan ödemelerin 3289 sayılı Yasanın 14. maddesine göre gençlik ve spor genel müdürlüğünün geliri sayılmış olmakla birlikte bu tür gelirlerin değişik kulüplerce bağış adı altında v… federasyonuna yapılan bağışların sanığın yetkilisi olduğu vakfa aktarılarak buradan voleybol ile ilgili harcamaların yapıldığı tartışmasız ise de, soruşturma evrakı ve eki belgelerin incelenmesinde bağış yapan spor kulüplerince voleybol vakfına bağış ve ödeme yapılması hususunda sanığın başkanı olduğu v… federasyonunca alınmış herhangi bir karar ve verilmiş herhangi bir talimata rastlanmadığı, 3289 sayılı Yasanın 14. maddesine göre söz konusu gelirler, genel müdürlük geliri olarak gösterilmiş ise de, bu tür gelirlerin voleybol vakfına bağış adı altında yapılmasını engelleyecek ve önleyecek herhangi bir hükmün olmadığı anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan 3289 sayılı Yasada 5105 sayılı Yasa ile eklenen ek-9 maddesi ile anılan gelirlerin federasyon geliri olarak gösterilmiş ise de, soruşturmaya konu harcamaların 2001-2002-2003-2004 yıllarını kapsadığı, voleybol federasyonunun ise 22/03/2005 tarihinde özerk yapıya kavuştuğu ve dolayısıyla 5105 sayılı Yasa ile talep halinde voleybol federasyonunun geliri sayılabilecek söz konusu gelirlerin suç oluşturabilmesi için ancak 22/03/2005 tarihinde sonraki harcamaları kapsaması gerekmektedir. Halbuki olayımızda suça ve şikayete konu harcamalar yukarıda açıklandığı üzere 2001-2004 yıllarını kapsamaktadır.

Yüksek Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre 765 sayılı TCK’nın 240. maddesinde belirtilen görevi kötüye kullanmak suçunun oluşumu için görev sırasında sahip olunan yetkinin kötüye kullanılması niteliğinde olup, bu suça aynı zamanda ‘görevde yetkiyi kötüye kullanma’ suçu da denildiği, bu suçun oluşumu için yasaya aykırı biçimde yapılan işin memurun yasal görevi olması gerektiğidir.

Ancak dosya kapsamına ve yasal düzenlemelere göre soruşturmaya konu ve sanığın görev yaptığı yıllar itibariyle 3289 sayılı Yasanın 14. maddesine göre lige katılım, tescil, lisans, vize, transfer gibi gelirlerin G…ve S…G… Müdürlüğünün görevi olup voleybol federasyonu başkanı olan sanığın, Federasyona bağış adı altında yapılan bu gelirleri G… ve S…G… Müdürlüğüne aktarılması konusunda yasalarla kendisine verilmiş herhangi bir yükümlülüğü ve görevi bulunmamaktadır.

V… Federasyonu ana statüsü 22.03.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, bu tarihten önce sanığın söz konusu gelirleri toplama yetkisi yoktur.

Bu itibarla Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin V… Federasyonu başkanı olan sanığın 3289 sayılı yasanın 14. maddesi uyarınca G… ve S…G… Müdürlüğüne ( 5105 sayılı yasa ile eklenen ek-9 maddesi gereğine Federasyona ) ait olan lige katılım, tescil, lisans, vize, transfer gibi işlemlerle ilgili gelir niteliği taşıyan paraları sanığın G… ve S… G… müdürlüğü yerine genel müdürlükle ilgisi olmayan ve başkanı olduğu vakfa bağış adı altında aktarılmasına neden olarak kamu zararının oluşmasına sebebiyet verdiği yönündeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.06.1993 tarih ve 3131-4836, 08.02.1994 tarih ve 8748-874 esas ve karar sayılı ilamlarında sanığın görev alanına girmeyen fiilleri dolayısıyla TCK 240. maddesindeki suçun unsurlarının oluşmayacağı belirtilmiştir.

TCK 240. maddesinde açıklanan görevi kötüye kullanma suçunun oluşumu için yukarıda açıklandığı üzere memurun yasal olarak kendisine tanınan yetkiyi aşması, yasanın ön gördüğü şekil şartına uymaması, takdir hakkını amaç dışında kullanması ve yasal düzenleme ile kendisine verilen görevi yasaya aykırı biçimde yapması gerektiği ancak olayımızda yukarıda açıklandığı üzere suçlamaya konu lige katılım, transfer, vize, tescil, lisans gibi gelirlerin suç tarihi itibariyle alınmasının sanığın görevi olmadığı, bu sebeple görevi olmayan bir fiilden dolayı sanığın görevde yetkiyi kötüye kullandığından söz edilmesinin olanaksız olduğu, tüm bu sebeplerle sanığın üzerine atılı suçun sonuç itibariyle yasal unsurlarının oluşmadığından önceki kararımızda direnilerek sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir…”

Gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli 20.06.2008 gün ve 121503 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilen dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ancak, dosyanın esasının görüşülmesine geçilmeden önce, bir kurul üyesi tarafından, Yerel Mahkeme kararının direnme niteliğinde olmadığı, eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hüküm niteliğinde olduğunun ileri sürülmesi üzerine, bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak öncelikle ele alınarak değerlendirilmiştir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Yerel Mahkemece ilk hükümde özetle, sanığa yüklenen eylemin yasalarda suç olarak tanımlanmadığı, elde edilen gelirlerin usulsüz harcandığına ilişkin bir iddia bulunmadığı gibi, atılı eylem nedeniyle kişilerin ya da kamunun bir zararının ve sanığın suç kastının da bulunmadığından bahisle beraat kararı verilmiştir.

Bozmadan sonra yapılan yargılamada ise, ilk hükmün gerekçesinde yer almayan söz konusu gelirlerin alınmasının sanığın görevi olmadığı ve bu nedenle yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesine de dayanılarak önceki kararda direnildiği belirtilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış kararlarında vurgulandığı üzere, şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;

a ) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,

b ) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,

c ) Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan eni kanıtlara dayanmak,

d ) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,

Suretiyle verilen hüküm; özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Somut olayda, Yerel Mahkemece, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik bir gerekçeye dayanılarak karar verilmiştir. İlk hükümde bulunmayan bu husus, Özel Dairece denetlenmemiş olup, Özel Dairece denetlenmeyen bir konunun ilk kez ve doğrudan Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmesine de yasal olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla Yerel Mahkemenin son uygulaması özde direnme kararı olmayıp, eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın eylemli uyma nedeniyle temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Saptanan eylemli uyma nedeniyle dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.06.2009 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/11659

K. 2007/15909

T. 17.12.2007

• GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA ( Davalının Ayrıldığı Tarih İtibariyle Kasada Bulunması Gereken Paranın Davalı Tarafından Alındığı Sonucuna Varılırsa Davalının Anılan Miktarı Şirketten Almaya Hakkının Olup Olmadığının Davalı Tarafından Geçerli Delillerle Kanıtlanmasına Olanak Tanınması Gereği )

• KIYMETLİ EVRAK VE NAKİT PARANIN TAHSİLİ ( Davalının Ayrıldığı Tarih İtibariyle Kasada Bulunması Gereken Paranın Davalı Tarafından Alındığı Sonucuna Varılırsa Davalının Anılan Miktarı Şirketten Almaya Hakkının Olup Olmadığının Davalı Tarafından Geçerli Delillerle Kanıtlanmasına Olanak Tanınması Gereği )

• ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN KASADAKİ PARADAN SORUMLULUĞU ( Davalının Ayrıldığı Tarih İtibariyle Şirket Kasasında Ne Kadar Nakit Para Bulunması Gerekirken Ne Kadar Bulunduğu veya Kasanın Ne Kadar Açık Verdiği Hususlarının Belirlenmesi Gereği )

5237/m.240,257

6762/m.342

ÖZET : Dava, şirket ortaklığından ayrılan davalının ayrılırken müdürlük görevini de kötüye kullanmak suretiyle diğer ortakların rızası dışında ve haklı bir neden olmaksızın aldığı kıymetli evrak ve nakit paranın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, kasa açığının tespit edildiği tarihin davalının şirketten ayrıldığı tarihten yaklaşık dokuz gün sonra olduğu, bu açıktan davalının sorumlu bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının nakit paraya yönelik isteminin reddine karar verilmiştir. Davalının ayrıldığı tarih itibariyle şirket kasasında ne kadar nakit para bulunması gerekirken ne kadar bulunduğu veya kasanın ne kadar açık verdiği hususlarının belirlenmesi, eğer kasa açık veriyor ise bu durumun nedeni, söz konusu kasa açığının hangi sebebe dayandırılarak muhasebeleştirildiğinin açıklığa kavuşturularak sonucuna göre davalının ayrıldığı tarih itibariyle kasada bulunması gereken paranın davalı tarafından alındığı sonucuna varılırsa bu kez davalının anılan miktarı şirketten almaya hakkının olup olmadığının davalı tarafından geçerli delillerle kanıtlanmasına olanak tanınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 3. Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02.03.2006 tarih ve 2002/13-2006/38 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili asıl davada, davalı M. P.’nin müvekkili şirketin kurucu ortağı ve müdürü iken ortaklıktan ayrıldığını, pay devrinin ardından diğer ortaklar tarafından şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu şirketin aktifinde bulunması gereken 8.798.000.000 TL nakit para ile 14.288.861.000 TL tutarındaki kıymetli evrakın davalı tarafından diğer ortakların rızası hilafına ve haklı bir neden olmaksızın alındığının belirlendiğini, ayrıca davalının rekabet yasağına da aykırı davrandığını ileri sürerek, davalı tarafından alınan 8.798.000.000 TL’nın ve 14.288.861.000 TL tutarındaki kıymetli evrakın veya bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davalının müvekkili şirketi ile olan rekabet yasağını ihlali nedeniyle 2.000.000.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınmasını talep ve dava etmiş, birleşen davada ise davalı M. P.’nin mal kaçırma kastıyla hareket ederek üzerine kayıtlı taşınmazı K. A. U.’ya devrettiğini ileri sürerek, muvazaalı satış işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı M. P. vekili, davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.

Birleşen dava davalısı K. A.U., satış işleminin gerçek olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacı tarafça kıymetli evrakın davacı şirketin ve diğer ortakların bilgisi dışında davalı tarafından alındığı iddiasının kanıtlanamadığı, kıymetli evrakın davacı şirket yetkilileri tarafından davalıya verilmiş olduğu sonucuna varıldığı, kasa açığının tespit edildiği tarihin davalının ayrıldığı tarihten yaklaşık 9 gün sonrası olması nedeniyle kasa açığından davalı M. P.’nin sorumlu olduğu hususunun da kanıtlanamadığı, bu nedenlerle davacının alacak talebinin ve manevi tazminata yönelik davası ile asıl dosyada belirlenmiş bir alacağının bulunmaması karşısında birleşen davanın da reddi gerektiği belirtilerek, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile ceza yargılaması sırasında davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili bulunan H. G. ‘nin mahkeme huzurunda verdiği beyanda 14.288.861.000 TL’nın M. P.’nin önceden şirkete verdiği 8.500.000.000 TL’na saydıklarını açıkça belirtmesine, bu beyanın davalı M. P.’nin yaptığı savunma ile aynı yönde bulunmasına göre davacı şirketin 14.288.861.000 TL tutamdaki kıymetli evrakın iadesine veya bedelinin tahsilline ilişkin isteminin reddine ilişkin hüküm yerinde olup, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, şirket ortaklığından ayrılan davalının ayrılırken müdürlük görevini de kötüye kullanmak suretiyle diğer ortakların rızası dışında ve haklı bir neden olmaksızın aldığı kıymetli evrak ve nakit paranın tahsili istemine ilişkindir. Davalıdan iadesi istenen kıymetli evrakın davalıya şirkete önceden verdiği nakit para karşılığı verilmiş olduğu davacı şirket temsilcisinin mahkeme önündeki ikrarı ile anlaşılmış olduğundan davanın kıymetli evrakın iadesine yönelik istem bakımından yerinde olmadığı anlaşılmışsa da davada davalının ayrılırken şirketin kasasında bulunması gereken 8.798.000.000 TL ‘nı da haksız olarak aldığı iddia edilmektedir. Bilirkişiler tarafından davacı şirket kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu davacı şirket kayıtlarına göre kasada 8.798.000.000 TL açık bulunduğu, bu kasa açığının o zamanki müdür davalı adına borç kaydedildiği, davalının söz konusu miktar yönünden geçerli bir savunmasına rastlanılmadığı, bu nedenle anılan miktardan sorumlu tutulması gerektiğinin belirtilmesine rağmen mahkemece kasa açığının tespit edildiği tarihin davalının şirketten ayrıldığı tarihten yaklaşık dokuz gün sonra olduğu, bu açıktan davalının sorumlu bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının nakit paraya yönelik isteminin reddine karar verilmiştir. Bilirkişiler tarafından düzenlenen ek raporda da açık tespitinin davalının şirket ortaklığından ayrıldığı 13.09.2001 tarihinde yapıldığı ancak bunun kayıtlara 20.09.2001 tarihinde yansıtıldığı belirtilmiştir. Bu durumda davacı şirkete ait defter kayıtları üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak davalının ayrıldığı tarih itibariyle şirket kasasında ne kadar nakit para bulunması gerekirken ne kadar bulunduğu veya kasanın ne kadar açık verdiği hususlarının belirlenmesi, eğer kasa açık veriyor ise bu durumun nedeni, söz konusu kasa açığının hangi sebebe dayandırılarak muhasebeleştirildiğinin açıklığa kavuşturularak sonucuna göre davalının ayrıldığı tarih itibariyle kasada bulunması gereken paranın davalı tarafından alındığı sonucuna varılırsa bu kez davalının anılan miktarı şirketten almaya hakkının olup olmadığının davalı tarafından geçerli delillerle kanıtlanmasına olanak tanınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken nakit para istemine ilişkin davada eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: