İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama

İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama

MADDE 176 – (1) İnşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirleri almayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2008/20142

K. 2010/10413

T. 12.10.2010

• TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA ( Yürüyüş Yolu Üzerinde Beyin Ameliyatlı ve Kısmi Felç Geçiren Ölenin İnşaata Çıkıp Balkondan Düşmesi – İnşaatla İlgili Emniyet Kurallarına Uymama Suçunun Oluşacağı )

• İNŞAATLA İLGİLİ EMNİYET KURALLARINA UYMAMA ( Yürüyüş Yolu Üzerinde Beyin Ameliyatlı ve Kısmi Felç Geçiren Kişinin İnşaata Çıkıp Balkondan Düşerek Ölmesi )

• İLLİYET BAĞI ( Yürüyüş Yolu Üzerinde Beyin Ameliyatlı ve Kısmi Felç Geçiren Kişinin İnşaata Çıkıp Balkondan Düşerek Ölmesi – Sanığın İnşaatında Koruyucu Güvenlik Önlemleri Almaması İle Ölüm Arasında Uygun İlliyet Bağı Bulunmadığı )

5237/m. 22, 85/1, 176

ÖZET : İki kez beyin ameliyatı olup kısmi felç geçiren ölenin, kabası biten inşaata çıkıp 4. kat balkonundan bakarken düştüğü olayda, inşaatta koruyucu önlem alınmaması ile ölüm olayı arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, inşaatta gerekli önlemi almamanın TCK’nın 176. maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Emekli öğretmen olup 2 kez beyin ameliyatı olan ve kısmi felç geçiren ölenin, olay tarihinde yürüyüş yolu üzerinde bulunan sanığa ait kaba inşaatı biten binaya girip 4. katın balkonundan aşağı bakarken düştüğü tüm dosya kapsamından anlaşılmış olmakla, sanığın inşaatında koruyucu güvenlik önlemleri almaması ile ölüm olayı arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, sanığın inşaat faaliyeti sırasında gerekli tedbirleri almamaktan ibaret eyleminin TCK’nın 176. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı ( BOZULMASINA ), 12.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2005/2-120

K. 2005/124

T. 15.11.2005

• TEDBİRSİZLİK VE DİKKATSİZLİKLE ORMAN YANGININA SEBEBİYET VERMEK ( Uygulanacak Kanun Maddesinin Tesbiti İçin Yangının Olduğu Yerin Orman Olup Olmadığının Açıkça Tesbiti Gereği )

• ORMAN YANGININA SEBEBİYET VERMEK ( Yangının Olduğu Yerin Orman Olup Olmadığının Açıkça Tesbiti ve Bu Tesbit Uyarınca Uygulanacak Kanun Maddesine Göre Görevli Mahkemenin Tesbiti Gereği )

• YANGINA SEBEBİYET VERMEK ( Yangınına Sebebiyet Verilen Suç Yerinin Orman Olup Olmadığı Araştırılarak Suçun Niteliğinin ve Görevli Mahkemenin Tesbiti Zorunluluğu )

• GÖREVLİ MAHKEMENİN TESBİTİ USULÜ ( Yangına Sebebiyet Vermek Suçunda Yanan Yerin Orman Olup Olmadığının Araştırılması ve Uygulanacak Kanun Maddesinin Tesbiti Zorunluluğu – Suç Niteliği Konusunda Usuli Müktesep Hak Oluşmaması )

• USULİ MÜKTESEP HAK OLUŞMAMASI ( Suç Niteliği Konusunda – Yangına Sebebiyet Verilen Yerin Orman Olup Olmadığının Tesbiti ve Görevli Mahkemenin Buna Göre Belirlenmesi Gereği )

6831/m.110

765/m.526,566

5237/m.176

ÖZET : Sanık, tedbirsizlik ve dikkatsizlikle orman yangınına sebebiyet verme suçundan yargılanmıştır. Somut olayda sanığın, I. Kasabası Y. Mevkiinde bulunan naylon çadır şeklindeki barınağın ve bitişiğindeki üç adet çam ağacının taksirle yanmasına neden olduğu kabul edilmiştir. İddianamede, sanığın taksirli eylemi nedeniyle orman ağaçlarının yandığının ileri sürülmesi ve soruşturma evrakı kapsamında yer alan, I. Orman İşletme Şefliğince düzenlenmiş olay yeri tespit tutanağının içeriği ile bu tutanağı düzenleyen görevlilerin mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla alınan ifadeleri nazara alındığında, suç yerinin orman sayılan yerlerden olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, yerel mahkemece olay yerinin konumu uygulamalı keşif yapılarak belirlenmemiştir. Sanığın sabit olan eylemi nedeniyle hakkında hangi yasa maddesinin uygulanacağının ve dahası yargılama yapacak görevli mahkemenin belirlenebilmesi için, suç işlenen yerin konumunun araştırılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Her ne kadar hüküm sanık tarafından temyiz edilmiş olsa da, suç niteliği yönünden bir kazanılmış haktan söz edilemeyeceği gibi, yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, tabii hakim ilkesi gereğince sanığın görevli mahkemede yargılanması onun lehinedir. Yerel mahkemece bu araştırmanın yapılmamış olması, denetim olanağını ortadan kaldırmaktadır. Bu itibarla Yerel Mahkemece noksan soruşturmaya dayalı olarak hüküm kurulmuş olması yasaya aykırıdır.

DAVA : Taksirle tehlikeye neden olmak suçundan sanık Y’nin TCY’nın566/1, 59/2, 647 Sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 43.620.816.- Lira hafif para cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının ertelenmesine ilişkin Bozkurt ( Denizli ) Sulh Ceza Mahkemesi’nce 29.01.2003 gün ve 69-12 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nce 15.09.2005 gün ve 671-17811 sayı ile;

“…Hükümden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 7 ve 5252 Sayılı Kanunun 9. maddesi gözetilerek,

Sanığa atılı tehlikeye yol açmak suçunun gerektirdiği cezanın miktar ve nev’i itibariyle tabi olduğu 765 sayılı TCK’nun 102/5. maddesine göre hesaplanan 2 yıllık zamanaşımının mahkumiyet hükmü ve inceleme tarihleri arasında gerçekleştiği anlaşılmakla hükmün bozulmasına, 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının ortadan kaldırılmasına…” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 10.10.2005 gün ve 51394 sayı ile;

“…İddianamede tavsif edilen ve zabıt mümzileri tarafından düzenlenen tutanakta belirtilen ve Orman İşletme Müdürlüğünce düzenlenen orman haritasında işaretlenen eylem, sanık tarafından orman içinde kurulan naylon çadırda yakılan tüpün olay yerinde yanık halde bırakarak su temini için buradan ayrılıp, çıkan yangın sonucunda bir adet orman çam ağacının tamamen, ikisinin de zarar görecek şekilde yanmasına sebebiyettir.

Bu nedenle eylem Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin yerleşmiş kararlarına göre 6831 Sayılı Yasanın 110/2-3. maddesinde belirlenen suçu oluşturur. 2. fıkradaki taksirle orman yakma suçunun yargılaması, delillerin takdiri de Asliye Ceza Mahkemesi’ne aittir.

Hazırlık evrakında orman muhafaza memurlarınca tutulan 05.07.2002 tarihli tutanakta olay yerinin orman içi olduğu, aynı şekilde jandarmaca düzenlenen aynı tarihli tutanakta ise “ormanlık bölgede Y. Mevkiinde yangın olduğu” belirtilmiş, orman işletme şefi tarafından düzenlenen orman haritasında da olay yeri orman içi olarak belirlenmiştir. Bu nedenle suç yerinin orman olduğu aşikar olsa da mahkemece bu husus keşif ve bilirkişi raporuyla da desteklenmemiştir. Görev yönü araştırılmamıştır…” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak özel daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün suç niteliğinin isabetsiz olarak belirlenmesi ve yargılama görevinin Asliye Ceza Mahkemesi’ne ait olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Sanığın, taksirle yangın çıkartmak suretiyle tehlikeye neden olmak suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılmasına karar verilen somut olayda özel daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, özde sanığın sabit olan eyleminin 6831 Sayılı Yasanın 110. maddesinin 2 ve 3. fıkralarına uyup uymadığının belirlenmesi bakımından olay yerinde keşif yapılmak suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediğinin, buna bağlı olarak da yargılama görevinin üst dereceli Asliye Ceza Mahkemesi’ne ait olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

6831 sayılı Orman Yasasının, 08.07.1995 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4114 Sayılı Yasa ile değişik 110. maddesinin 2. fıkrası, “Tedbirsizlik ve dikkatsizlik ile orman yangınına sebebiyet verenler iki yıldan beş yıla kadar hapis ve iki yüz milyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.” hükmünü;

Aynı maddenin 3. fıkrası ise, “Orman alanında yangın sonucu hasıl olan zarar fahiş ise mahkeme suça mahsus cezayı yarısına kadar artırır. Hafif ise yarısına ve eğer pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir. Yangın, bir şahsın hayatını tehlikeye koymuş olduğu takdirde ceza dörtte bir oranında, ölüm meydana gelmiş ise ayrıca yarı nisbetinde arttırılır.” hükmünü taşımaktadır.

Anılan maddenin 2 ve 3. fıkralarındaki düzenlemeler açık olup, taksirle yangına neden olunan yerlerin orman sayılan yerlerden olup olmaması, sanıklar hakkında uygulanacak yasa maddesinin belirlenmesinde ayırıcı ölçüt olarak kabul edilmektedir. Taksirle yangına neden olunan yerin orman sayılan yerlerden olması halinde 6831 Sayılı Yasanın 110/2-3. maddesinin, aksi halde eylemin niteliğine göre TCY’nın 526 veya 566. maddelerinin uygulanması gerekecektir. Bu nedenle uygulanacak yasa maddesinin belirlenebilmesi için, yangın çıkan yerlerin konumunun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde araştırılması zorunludur. Kaldı ki, 6831 Sayılı Yasanın 110/2-3. maddesinde yer alan suçun kovuşturulması Asliye Ceza Mahkemesi’nin, TCY’nın 526 ve 566. maddelerinde yer alan suçların koyuşturulması ise Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevine girmekte olup, suç yerinin konumunun araştırılması bu yönden de önem ve zorunluluk arz etmektedir.

Somut olayda sanığın, I. Kasabası Y. Mevkiinde bulunan naylon çadır şeklindeki barınağın ve bitişiğindeki üç adet çam ağacının taksirle yanmasına neden olduğu kabul edilmiştir. İddianamede, sanığın taksirli eylemi nedeniyle orman ağaçlarının yandığının ileri sürülmesi ve soruşturma evrakı kapsamında yer alan, I. Orman İşletme Şefliğince düzenlenmiş olay yeri tespit tutanağının içeriği ile bu tutanağı düzenleyen görevlilerin mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla alınan ifadeleri nazara alındığında, suç yerinin orman sayılan yerlerden olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, yerel mahkemece olay yerinin konumu uygulamalı keşif yapılarak belirlenmemiştir. Sanığın sabit olan eylemi nedeniyle hakkında hangi yasa maddesinin uygulanacağının ve dahası yargılama yapacak görevli mahkemenin belirlenebilmesi için, suç işlenen yerin konumunun araştırılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Her ne kadar hüküm sanık tarafından temyiz edilmiş olsa da, suç niteliği yönünden bir kazanılmış haktan söz edilemeyeceği gibi, yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, tabii hakim ilkesi gereğince sanığın görevli mahkemede yargılanması onun lehinedir. Yerel mahkemece bu araştırmanın yapılmamış olması, denetim olanağını ortadan kaldırmaktadır.

Bu itibarla Yerel Mahkemece noksan soruşturmaya dayalı olarak hüküm kurulmuş olması yasaya aykırı olup, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın itirazının kabulüne ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 15.09.2005 gün ve 671-17811 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Bozkurt ( Denizli ) Sulh Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2003 gün ve 69-12 sayılı hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na tevdiine, 15.11.2005 günü oybirliği ile karar verildi.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: