Çek Kanun Tasarısı, Bankalar Birliği’nin Tasarısıdır!

————————————————————————–

Sessiz çoğunluğun örgütlenmesi yetersiz!
23 Ekim 2009 Cuma
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Çek Yasa Tasarısı ile ilgili Adalet Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, “Bankalar Birliği, kendi kurum çıkarları çerçevesinde iyi örgütlenerek, çek yasa tasarısını istedikleri ve kendilerinin en az zarar görecekleri şekilde etkiliyorlar” dedi. Öztürk, yasanın şu anki durumunda Bankalar Birliği’nin çok etkisi olduğunu, ancak sessiz çoğunlukların örgütlenmesinde yetersizlik olduğundan, asıl mağdur olanlar onlar olmasına rağmen, onları zor durumdan çıkaracak bir örgüt olmadığını söyledi.
  
ÇEK KANUNU TASARISI ADALET KOMİSYONU GÖRÜŞMELERİ
  
Ali Rıza Öztürk (Mersin) – Sayın Başkanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli katılımcılar, bugün Adalet Komisyonunun önünde bir mayın var, aşağıda, Genel Kurulda da bir mayın var. Aslında, her ne kadar ismi mayın olmasa da bu çek tasarısı, çek yasası öteden beri insanları, tarafları, bankacıları, halk kesimlerini, tacirleri, tüccarları, bilim adamlarını çok ciddi anlamda uğraştıran bir olay çek olayı. Bu, gerçekten önümüze gelen olay böyle kolay geçiştirilecek türden bir olay değildir. Şimdi, bu âdeta bizim elimizde patlamaya hazır bir bomba gibidir. O nedenle Komisyonumuzun çok ciddi sorumluluğu olduğunu düşünüyorum ben. Öncelikle bu sorumluluğun altını çizerek konuşmama başlamak istiyorum.
 
Şimdi, hem tasarıyı incelediğimizde hem de buradaki görüşler beyan edildiğinde ilgili kurum ve kuruluşlar, her kurum ve kuruluş, kişiler tasarıya kendi yararı, kendi çıkarları ve kendi zararları açısından bakıyorlar. Yani bu tasarı kendi kurumlarına ne kadar yarar getiriyor, ne kadar az zarar veriyor ise o kadar iyi, ne kadar çok zarar veriyor ise buradaki temsilci arkadaşlarımız üzülerek söylüyorum ki, o kendi çıkarlarını, kurumlarının çıkarlarına olan zararları törpüleyici yönde görüş belirtiyorlar.
 
Oysa hiçbir korumaya ve güvenceye sahip olmayan, kimi kimsesi olmayan geniş halk kesimleri için, bu kesimlerin de yararı ve zararı olduğu her nedense bu kurum ve kuruluşların aklına gelmiyor. Burada meseleyi sadece bu kurum ve kuruluşların kendi görev ve yükümlülüklerini halk kesimine gördürme üzerinden sürdürülen anlayışı bırakmak lazım. Bunun esas zedelediği, esas örselediği kesim geniş halk kesimleri olduğuna göre, gelen bu tasarının bu insanlara ne getirdiğine, ne götürdüğüne bakmak lazım.
 
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her yasa tasarısına bakarken, sadece kendi bulunduğumuz konum noktasından değil, esas olarak toplumda geniş bir kesimi oluşturan halkımızın yararı açısından bakılmasının öncelikli sorun olması gerektiğini düşünüyoruz.
 
Maliye açıkladı, Merkez Bankası açıkladı, Bankalar Birliği açıkladı, BDDK açıkladı görüşlerini, Hocam açıkladı, Yargıtay açıkladı. Bugün tabii, bu tasarıda söylenen sözlerle ilgili çok laf söylemek lazım. Ama ben isterdim ki, bu tasarıyı hazırlayan Bilim Komisyonu bürokratik halkalara yeni bir bürokratik halka ekleme yerine esas bugün toplumda sorun oluşturan, gerçekten yüz binlerce insanın içeride olduğu, bir o kadar da insanın tutuklanmamak için kaçtığı, kaçmak zorunda bırakıldığı, akşam sıcak çorba içmek için evine dahi gelemediği insanların sorunlarına da çözüm üretmelerini isterdim.
 
Bu tasarı 3167 sayılı Yasa’nın getirdiği sorunları aşabilecek niteliklere ve unsurlara sahip değildir. Elimde dosyalarca bu konuda bilim adamlarının görüşleri vardır. Ama bunu burada açıklamam yeterli değil, alt komisyonda sanıyorum bunu enine boyuna tartışacağız. Şimdi, bu tasarıya bakarken, bu tasarı ile Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer ülkelerdeki özellikle, yani doğrudan burada halkı ilgilendiren konu çek keşide etme suçunun kalkıp kalkmayacağı meselesidir.
 
Şimdi, Bankalar Birliği bu konuda bir şey söyledi mi? Söylemedi. Peki, çeki bu halkın eline kim veriyor? Bankalar veriyor. Ben mi veriyorum? Halk gidip zorla mı alıyor bankalardan bu çeki? Bankalar burada kendi sorumluluğunu görmezlikten gelecek, affedersiniz, kendi ayıbını örtmeye çalışacak ama hiçbir yaptırım gücü olmayan halkın üzerine tüm lağımları boşaltacaklar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.
 
Şimdi, Avrupa’da hangi ülkede ceza var? Bu cezalar hangi koşullara bağlanmış? Bilim Komisyonu bunu da açıklamalıydı. Yani Bilim Komisyonunun birtakım teorik lafları buraya yazarak bu olayı geçiştirmesini ben çok doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bugün toplumun bu feryatlarını, bu isyanlarını duymadılar mı? Yani sadece bizim maillerimize mi geldi bu mailler? Hocalarıma gitmedi mi, Yargıtay üyelerine gitmedi mi? Yargıtay bugün farklı farklı görüşler beyan ediliyor. Bir mahkeme infazı durduruyor, bir diğer mahkeme adamı içeri atıyor. Yargıtayın temel görevlerinden bir tanesi de içtihat oluşturmaktır. Niye bugüne kadar sessiz kaldın ve burada Yargıtay temsilcimizden, özellikle ceza dairesinden ben bu konuda bizim ufkumuzu açacak, bize yol gösterecek bir perspektif sunmasını isterdim bizim değerlendirmemiz açısından. Bunu da göremediğim için üzülüyorum.
 
Karşılıksız çeke ilişkin olarak yürürlükte olan, mevzuatta olan cezalarla tasarıda olan cezaların karşılaştırılması gerekiyor ve diğer benzer suçların da karşılaştırılması gerekiyor. Şimdi, ben kısaca, birer cümleyle şunu söylemek istiyorum: Fransa’da karşılıksız çeke ceza, özellikle 1972-75 yıllarından sonra hapis cezası getirilmiş karşılıksız çeklerin çok artmasından sonra. Ancak, 2005 ile 2007 yıllarında yapılan değişikliklerle bu cezalar parasal ve finansal kot içine alınmış Fransa’da. Yalnız, değerli arkadaşlarım, orada cezalar getirilirken salt karşılıksız çek keşide etme suçu başlı başına bir cezaya bağlanmamış. Değişik şeyler getirilmiş. Örneğin, kanunda, mesela 15 euro altındaki herhangi bir çek karşılıksız çıktığında banka bunu ödemekle yükümlü. Ayrıca, hesap sahibi her türlü çeki hesabını kullanmaktan men edilmekte, buna ancak 22 euro ile 50 euro arasında değişen tazmini nitelikte…
 
BAŞKAN – 50 bin mi? Ali Rıza Öztürk (Devamla) – 50 euro, bin değil. Evet, tazmini nitelikte bir ceza yaptırımı getirilmiş, ama bunun müeyyidesi şu: Yani ceza vermek için sadece karşılıksız çek düzenlemesi yetmiyor, her kim bir çeki düzenledikten sonra başkasının haklarına zarar vermek amacıyla hesaptaki provizyonu, transfer, virman yoluyla veya her ne suretle olursa olsun kısmen veya tamamen çekerse… BAŞKAN – Boşaltma…
 
Ali Rıza Öztürk (Devamla) – Evet, yani belirli kurallar getirmiş. Yine, kendisine bildirimi yapıldığı hâlde çek keşide ederse suç veriliyor. Yani öyle çek keşide etmiş, karşılıksız çıkmış hemen ceza verilmiyor.
 
Belçika hukukunda da yine bir aydan iki yıla kadar hapis cezası getirilmiş ama burada da yine bu yaptırım için birtakım kurullar konulmuş, unsurlar getirilmiş.
 
İsviçre’de bir ceza öngörülmemiş. Yani karşılıksız çekin yaptırımı yok.
 
Türkiye’de, yeni getirilen tasarı ile 3167’den daha çok, onu da aşan bir şekilde cezalar getirilmiş. Şimdi, Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, işin gerçeği şu: Onu Sayın Hocamız da konuşmasında belli etti. Artık, gelinen noktada bu çek sorunu, yani bir sorun olmaktan çıkmış, insanların yaşam haklarına müdahale eder hâle gelmiş. Borcunu ödeyemeyenler, alacağı olduğu hâlde alacağını tahsil edemediği nedenle borcunu ödeyemeyen namuslu insanlar intihar eder olmuşlar. Bu yaşadığımız ekonomik krizlerin de bu süreçte çok ciddi etkileri var ve bu sorunlardan gelinen noktada çok uğraşılmış ve iki tane bir gerçekle karşılaşmışız.
 
Bu gerçeklerden birisi şu: Bu çeklerin aşırı şekilde verilmesinin sebebi bankaların sorumsuz ve özensiz davranışlarıdır. Bu bir; tespitim benim budur.
 
İki; gelinen noktada artık çek, Türk Ticaret Kanunu’nda belirlendiği şekliyle bir ödeme aracı olmaktan, kayıtsız koşulsuz bir meblağın ödenmesi, havalesi olma niteliğini kaybetmiş, âdeta bononun biraz daha güvenceli bir hâlini almıştır. Biz tartışmalarımızı yaparken bu platform üzerinde, buna göre gitmemiz gerektiğini ben düşünüyorum.
 
Şimdi, Anayasa’mızın 38’inci maddesi var. Bir de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4 No’lu Protokolü var. “Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasından dolayı özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.” hükmü içermektedir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4’üncü maddesi. Nitekim, biz bu maddeye dayanarak İcra İflas Yasası’nda taahhüdü ihlalin cezai müeyyidesini kaldırdık.
 
Şimdi, burada da bu sözleşme bizim yasalarımızın da üstünde olduğuna göre uyulması gereken bir kural. Nitekim, öyle olduğu içindir ki, Anayasa’nın 38’inci maddesine alınmıştır bu kural aynen. BAŞKAN – 2002 yılında değişiklik.
 
Ali Rıza Öztürk (Devamla) – Evet, 2002’de Anayasa’nın 38’inci maddesine alınmıştır. Demek ki, burada herhangi bir düzenleme yaparken biz öncelikle uluslararası anlaşmalara uymak durumundayız. Ondan sonra Anayasa’ya uymak durumundayız.
 
Şimdi, Sayın Hükûmetimizin yetkilileri bazı yasaları getirirken ısrarla Avrupa Birliği uyum yasalarına, uluslararası belgelere uyulacağı gerekçesiyle bu düzenlemenin yapılması gerektiğini getiriyorlar da böylesine insanları ilgilendiren bu çek yasasında bu uyumun gerekliliğine neden işaret etmiyorlar acaba?
 
Şimdi, bu yasada baktığımız zaman, yeni sistemin temel noktaları, başlıklar hâlinde; burada karşılıksız çek düzenleme, keşide etme suçu aynen kalmıştır hatta artırılmıştır. Baktığınız zaman “1.500 iş gününe kadar” diyor. Şimdi, bu bilinçli mi yapılmış, bilinçsiz mi yapılmış bilmiyorum, ben de anlayamadım, çok okudum. Şimdi, eskisinde bedeli kadar, yani çek bedeli kadar ödeniyordu. Şimdi, burada çek bedeli az ise her halükârda çek bedelinden az ceza verilemeyecek. Ama bunun anlamı şu: Çek bedelinden daha da fazla verilebilecek demektir ceza. Yani bırakınız mevcut karmaşayı ve mevcut mağduriyeti yok etmeyi, ek, daha ağır cezalar getiriliyor tasarıda. Yine, bu tasarıda bir sürü suç ihdas ediliyor. Konuşmamın başında söylerken “Bürokratik halkalara yeni bürokratik halkalar eklenmiş.” derken aslında tam da bunu ifade etmek istedim.
 
Bir sürü cezalar getirilmiş. Siz bu cezaları getirmekle bu ekonominin bozuk olduğu, gelir dağılımının bu kadar eşitsiz ve dengesiz olduğu bir toplumda bunu, bir kamu düzenini sağlayamazsınız. Amacınız olan çekin güvenilir bir ödeme aracı olma amacını gerçekleştiremezsiniz değerli arkadaşlarım. Olayı düşünürken sadece cezai yönünü değil sosyal yönünü de, ekonomik temellerini de birlikte düşünmemiz gerekiyor. Elbette ki, çeki bir güvenilir araç olarak kullanmak lazım ama bunun da yapılırken tüm yükünün de kullanıcılara, keşidecilere yıkılmaması gerektiğini ben düşünüyorum. Suçun karşılığı adli para cezası olarak kullanılmış ve hesaplarla ilgili sulh ceza mahkemelerine bir sürü yükümlülükler getirilmiş. Zaten demin de Yargıtay üyemiz söyledi. Bir sürü, mahkemeler şimdi öyle sanıyorum ki, genellikle bu çek davalarına bakıyor herhalde. Çünkü, ben uygulamada savcı arkadaşlarla da konuştum biraz telefonlarla. Dediler ki “Bu çekler geliyor şimdi bize çok büyük miktarda ve onlarla uğraşıyoruz.” Yine, çek bedeli kısmen karşılıksız çıksa dahi burada da suç devam edecek. Şikâyete bağlı suç olarak kalmış. “Suçun faali çek karşılığını banka hesabında tam olarak bulundurmayan çek hesabı sahibidir.” diyor. “Çek hesabı sahibi tüzel kişi ise bu durumda fail tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevli yönetim kurulu üyesi, böyle bir kişi yoksa yönetim kurulu üyesi olarak gerçek kişilerdir.” diyor. “Mahkûmiyet evresi de dahil faiziyle birlikte çek bedelinin ödenmesi ve şikâyet hâlinde tüm ceza sorumluluğu, buna bağlı yasaklar kalkacaktır.” diyor.
 
Değerli arkadaşlarım, aslında çek yasasına bir bütün olarak baktığınız zaman beni hoş göreceğinize inanıyorum. Çek yasasının hazırlanmasında Bankalar Birliğimiz mücadelelerinde başarılı olmuşlar. Yani ben kendilerini kutluyorum. Kendi kurumlarının çıkarı açısından bu çek yasası Bankalar Birliğinin çek yasasıdır arkadaşlar. BAŞKAN – Komisyonda da sen başarılı olursun…
 
Ali Rıza Öztürk (Devamla) – Bu çek yasa tasarısı halka hizmet eden çek tasarısı değildir. Bu çek tasarısı çekin güvenilir ödeme aracı olmasına katkı sağlayacak, hizmet yapacak bir tasarı değildir. 470 lira bankaların sorumluluğunu getirmişler. Neye göre 470 lira? Niye 1.500 lira değil de neden 470 lira? Ben Hocama bunu soruyorum. 470 lira hangi kriterlere göre belirlenmiş? Siz bir yandan peynir ekmek bile dağıtamayacaksınız, çek dağıtacaksınız, toplumda kredi kartı dağıtacaksınız, o sorumluluğu görmeyeceksiniz. Yani biraz bankalar açısından müeyyideler getirilmiş ama aslında o kadar da getirilmeseymiş ayıp olacakmış. Yani onu örtmek için getirmiş gibi yapmışlar. Canım, bakın, biz de burada bankalara da sorumluluk getiriyoruz anlamında bir düzenleme gelmiş değerli arkadaşlarım. Bunu kabullenmek benim açımdan doğru değildir. Eğer yapılacaksa bir iş taraflara nimet ve külfetleri eşit dağıtılmalıdır. Herkes bir olayda sorumluluğu var ise o sorumluluğuna katlanmalıdır. Yani buradaki amaç şu: Ticaret Kanunu’nda aynen, Komisyon yaptı, biz yaptık bu Ticaret Kanunu’nu. Şimdi burada diyoruz ki, altı tane temel unsur koymuşuz 780’inci maddesinde. 780’de, daha doğrusu bizim Komisyonumuzdan gelmiş 77’ye göre, bizden önce şey olmuş. Şimdi burada diyoruz ki: “Çekin düzenlenmesi için muhatabın elinde düzenleyen emrine tahsis edilmiş bir karşılık bulunması ve çek düzenleyenin bu karşılık üzerinden çeki düzenlenmekle, düzenlemek suretiyle tasarım hakkına haiz olacağına dair muhatapla düzenlenen arasında açık ve zimmi bir anlaşma bulunması şarttır.” Şimdi bu ne demek arkadaşlar? Bu şu demek: Banka bir vatandaşa çek verirken diyor ki “Evet, bu adamın benim bankamda hesabı vardır. Aramızda anlaşma var. Bunun kredisi var.” Yani çek bir ödeme aracı olduğuna göre, nakit olduğuna göre…
 
Çek, bakın, bir ödeme taahhüdü değildir. Yani, bir ödeme taahhüdü içermez çek. Kayıtsız, koşulsuz bir ödeme havalesidir ve dolayısıyla banka da diyor ki “Bende bunun hesabı, karşılığı var.” Şimdi, çeki keşide eden adam hesabı olmadığından suçlu da peki bunda “bende karşılığı var.” diyen bankanın hiç mi kusuru yok arkadaşlar? Bunu 470 gibi komik bir rakamla kurtarmanın anlamı var mı? O nedenle, ben bu tasarıda, bu Komisyonumuzun tarihsel görevi gereğince, bankalara çok daha ciddi, uygulanabilir sorumluluklar getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Halkın zaten sizin yükleyeceğiniz sorumlulukları çekecek hâli kalmamış. Siz halka yükleseniz sorumluluk ne olacak, yüklemeseniz ne olacak? On yıl ceza koysanız ne olacak, koymasanız ne olacak? Halk zaten tükenmiş. Bu anlayışla, bırakın çekin güvenilir ödeme aracı olmasına, çek tamamen tarihe karışacak. O zaman bundan bankalar da zarar görecek. Ticaret hayatı da zarar görecek. Eğer amacımız bunu sağlamaksa, yükü halkın üstüne yıkmak değil, yükü birazda bankaların üstüne yıkmak hatta iktisaden güçlü ve örgütlü olan kurumlar sosyal devlet olmanın gereği olarak bu yükün biraz daha fazlasını yüklenmek durumundadırlar. Bu, aslında kendi çıkarlarının, kendi varlık sebeplerinin de doğal gereğidir diye düşünüyorum. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. BAŞKAN – Çok sağ olun.
 
Rıdvan Yalçın (Ordu) – Ali Rıza Bey, mevcut hükümler için ne düşünüyorsunuz? BAŞKAN – Alt komisyonda çalışma açacak.
 
Ali Rıza Öztürk(Devamla) – Yani ben Komisyonumuzun alt komisyona varacağını; yani şimdi onu söyledim. Bakın, BDDK’dan görüş bugün yeni geldi. Şimdi, ben şunu düşünüyorum arkadaşlar: Bu Komisyonumuzun, AKP, CHP ve MHP olarak ayrı ayrı düşünmüyorum. Bu bizim gerçekten tarihsel görevimiz. Yani burada söylediğimiz şeyler benim karşılıksız, keşide ettiğim bir çek falan yok, benim akrabalarımın da yok. Ama burada bu sorun hepimizin, insanlarımızın sorunu. Bunu oturup, sağduyu sahibi olarak tartışmamız lazım. Yargıtayın da, hocalarımızın da bize bu konuda bilimsel bir ufuk açması lazım. Yani siyasi irade, tamam bize derler ki “Şöyle olursa şudur, şöyle olursa budur.” Biz de siyasi irade olarak o zaman onlardan hangisini tercih etmemiz gerektiğini belirtiriz. Ama ben şahsım adına şunu söylüyorum:
 
Biz, böylesine bir sosyal olayı ilgilendiren bir konuda cezaların korunması gerektiği görüşüne katılmıyoruz, katılmıyorum. Bu cezalar kaldırılmalıdır. Deminden Yargıtay üyemizin söylediğini yanlış anlamadıysam “Elimizde 43 bini aşkın bir dosya var.” dedi. “Eğer siz uyarlama yaparsanız, bu dosyalar geriye gidecek, beş yıl olacak, beş yıl sonra zaman aşımına uğrayacak.” dedi. Ben aslında o konuda Komisyonumuzdaki arkadaşlarımız eğer uygun gördüğü takdirde onun da bir düzene bağlanmasını, düşünülmesi gerektiğini söylüyorum. Çünkü, o cezaların çoğu bir yasal kural olmadığı bölümde verildi. Bir yasa yok ise, yani düzenlenmiş bir boşluk yok. Zaten burada tartışmamızın nedenlerinden birisi de o. O zaman Yargıtayı da işgal etmemiş oluruz. Dosyalar da gidip gelmemiş olur. Bunları burada kaldırırız. Tabii, bu bir af niteliğinde midir, değil midir onu hep beraber tartışırız. Yani bu benim görüşüm veya değil, neyse bunun bilimsel şeysi, hem bu insanları kurtarıcı hem de sistemi yaralamadan bu işleri yapıcı bir çözüm bulunması gerektiğini düşünüyorum. Komisyonumuzun da bunu bulacağına inanıyorum.
.

————————————————————————–

6 Responses to “Çek Kanun Tasarısı, Bankalar Birliği’nin Tasarısıdır!”

  1. mehmet Says:

    ya bugün gazetede ve bi haber okudum ve merak ettim acaba doğrumu diye sizinle paylaşmak istedim çek cezasının affedilmeyeceği ancak şartlı tahliye ile borçların yıllık vadelerle bölüneceğini eğer borcunu vadesinde ödeyemezsen daha ağır bi suça mağruz kalınacağını duydum tasarının bu yıl içinde çıkması planlanıyomuş

  2. manavgatt Says:

    türküm demek yasak..esnaf olmak yasak.dolandırıcı olmamak yasak..asın bari karşılıksız cek verenlerii.malını satarken iyiydi cek hamili..para kazanırken bey diyordu..zorla mal vermeye calışıyordu..şimdi noldu cek karşılıksız cıkınca..bey dedikleri dolandırıcı oldu..zorla mal satan adam yıllarca cek sahibinden para kazandın..şimdi neden arkanı dönüyorsun..neden dolandırıcı diyorsun..batmış adam..haqdi desdeklesene..batana bide siz vuruyorsunuz…malını hacze kaldırıyosun satışı istemiyorsun mal yedi eminde cürüyor.yada yarı fiyatına satılıyor..bide utanmadan eline dosyayı alıyorsun önceleri bey dediğin kapısında mal satmak icin beklediğin adama dolandırıcı bu diye suc duyurusunda bulunuyorsun.peki sayın devletim sayın başbakanım sayın bankaların sözünün gectiği alt kurul yöneticileri..yıllardır vergisini veren esnafı seviyordunuz..esnafdır ülkeyi ayakta tutan diyordunuz..şimdi nolduuu..neden vefasızlaştınız ..neden.neden bankaları dinlediniz neden..peii sizee noldu bankalar..dünyada kar acıklayan tek bankasınız bu ülkede..esnafta kredi verdin ödedi verdin ödedi para kazandın şimdi ödeyemedi diye esnafın hapis yatmasını istiyorsun.yazıklar olsun…

  3. manavgatt Says:

    türküm demeye utanıyorum. bu ülkede yaşamaktan nefret ediyorum.bankaların ülkesi..terörün ülkesi.dolandırıcının ülkesi.intihar kacınılmaz oldu artık…

  4. ahmet Says:

    Ali Rıza bey gerçekten söylediklerinize katılıyorum sanki benim içimi dökmüşsünüz.Yalnız şunuda belirteyim ne yapılacaksa biran önce yapılmalı çünkü bu konuda mağdur olan o kadar insan varki.bence bu konu açılımdan daha önce gelir.en azından kurban bayramı öncesi bu mağduriyetleri giderirseniz halkın büyük bir çoğunluğuna bundan daha iyi bir bayram hediyesi olamaz.saygılarımla

  5. CoCenk Says:

    Yiğit bey çok haklısınız. Çeklerini itibarı için ödeyip, işleri bozulunca hapis cezası alanların, artık çeklerini ödeme gibi bir şansı kalmıyor. Birincisi hapiste olduklarından ve ikincisi itibar kaybının üstüne bir de sabıkalı olmak ile itibar kaybı eklendiği için. Ve ne yazık ki, dolandırıcılar, itibar kaybetmeden işlerini başkalarının üstünden görüp, sektör değiştirip işlerine devam ediyorlar. Hapiste yatanlar, iş adamları, işleri bozulduğu için hapis yatıyorlar. Dünyanın neresinde var böyle bir düzen. 222 ülke var, sadece ikisi böylesi bir duruma hapis cezası veriyor.

  6. YİĞİT Says:

    Çeklerdeki hapis kararı kalktığında tüm çeklerin ödenmeyeceğini savunan yosun kafalılar var. Arkadaşlar insanlar hapse girmemek için değil ticari itibarları kaybolmasın diye çeklerini öderler. Ben de çeklerimi yazdırana kadar itibarım için ödedim. Şu anda ne işim var ne de param. Sanki içeri atsalar o çekleri ödeyebilecekmiyim. Değil hapis kararı idam kararı bile verseler şu anda çeklerimi ödeyemem. Bırakın da bari çalışıp ödeme yapabilelim.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: