Notlarım

a-PanelNotları

Dekanın sunuş konuşmasından sonra ilk konuşmacı Tekinalp söz aldı. Tekinalp özetle.

  • 5941 sayılı Çek Kanunun 3167 ile hiçbir benzerliği olmadığını belirtti.

Bizce Tekinalp’in bu açıklaması çok önemli idi. Tekinalp’in bu sözleri kanunun genel gerekçesinde aynen vardır. Hakimler bu sözleri doğru anlar iseler, karşılıksız çek suçları konusunda beyinlerini reset edebilirlerse kanunu anlayabilirler ve doğru uygulayabilirler. Evet, yeni çek yasasının 3167 ile uzak yakın bir ilişkisi yoktur. Bu görüşlere katılıyoruz.

  • Batı hukukunda olmayan “tacir çeki”, “hamiline çek” gibi kavramlara baktığınızda çek kanunun evrensel hukuk kuralları ile uyuşmadığı sonucuna varabilirsiniz. Biz bu ayırım sadece ayırt edilebilirlik açısından yaptık. Çekin TTK ‘daki tanımında bir değişiklik yapmadık.

Biz Tekinalp’in bu görüşlerine katılmıyoruz. Bizce bu düzenleme, tacir çeki ve hamiline çek kavramları beyhude kavramlardır ve hiçbir hukuki değeri korumamaktadır. Kanunda bunun gibi hiçbir hukuki değeri korumayan bir yığın düzenleme vardır. Banklara getirilen cezai düzenlemeler buna en iyi örneği oluşturmaktadır. Önümüzdeki yıllar bunu gösterecektir. Bankaların “Diğer ceza hükümleribaşlığı altında 7.Madde ile düzenlenen suçları işlemesi için hiçbir neden yoktur. Bankalar kurumsallaşmayı en üst düzeyde başarmış ticari kurumlardır. Banka neden çeke karşılıksızdır işlemi yapmasın, neden tacir çeki yerine hamiline çek karnesi versin? Bu düzenlemeler anlamsız ve hiçbir hukuki değeri de korumamaktadırlar. Bu açıdan çek kanunu evrensel hukuk kuralları ile uyuşmamaktadır. Zaten bu çek kanunu dünyada olmayan bir suçu, karşılıksız çek suçunu düzenlemektedir. Türk icadı bir kanundur.

Kusurluluk ilkesi:

  • Çek kanunu ile suçun nevi değişmiştir. Çek kanunu kusurluluk ilkesini benimsemiştir. İmkansızlıktan ötürü çekin karşılığını bankada bulunduramayan yükümlüler cezalandırılamaz. İmkansızlığa örnekler verirsek:

1. Şirket kriz nedeni ile sıkıntıya girmiş,

2. Kasada veya bankada para var ama ibraz günü şirkete haciz gelmiş,

3. Deprem olmuş.

Tekinalp’in bu görüşlerine katılıyoruz ancak uygulamanın böyle olacağı konusunda ciddi kaygılarımız vardır. Başta Yargıtay hakimleri olmak üzere hakimlerin beyinlerini resetleyerek 5941 in 3167 den tamamen farklı bir kanun olduğunu anlamaları 25 yıllık uygulamadan sonra çok zor görünüyor. Hakimler çekleri karşılıksız çıkan bütün iş adamlarını üç kağıtçı, dolandırıcı olarak görmektedirler, istisnalar olabilir.

2

Prof. Dr. İzzet Özgenç:

1.1.2009 Tarihi İtibariyle 3167 Sayılı yasa hukuki açıdan uygulanamaz hale gelmiştir.

R.O.

Bu görüş Adem Sözüer’in görüşü ile örtüşmektedir.  Akademisyenlerin baskın görüşüne rağmen Yargıtay 10.Ceza  Dairesinin 3167 ‘nin uygulanmasına onay vermesi, esas mahkemelerinden gelen cezaları onaylaması uzun süreden beri tartışılmaktadır.

Türkiye’de hukukun gelişmesinin, demokratikleşmenin önündeki engel yargı mı acaba diye düşünmeden edemiyoruz. Yargı tutucudur, bu yargının statükoyu koruma ile görevli olmasından kaynaklanmaktadır, ama yargının hukuku uygulamaktaki direnişini anlamakta güçlük çekiyoruz.

Tedavülde 750- 800 milyar Türk Lirası  para vardır, bunun 2009 itibariyle yaklaşık 250 milyar liralık bölümünü çek oluşturuyor. Bu realite karşısında ileri düzenleme tarihli çeki ortadan kaldıramayız. Çeke olan güvenin sağlanması için karşılıksız çekin ceza ile karşılanması gerekmektedir.

Ceza politikası siyasi iradenin işidir. Çekte cezaya parlamentodaki hakim siyasi irade karar vermiştir.

R.O.

Özgenç’in bu açıklamalarına katılmamız mümkün değildir. Buradaki ileri sürülen görüş Aristo mantığını yansıtmaktadır. Tedavüldeki likidite ile çekin özel korumaya alınmasının ilgisini anlamıyoruz. 1985 yılına kadar karşılıksız çek herhangi bir ceza ile karşılanmıyordu. 1985 e kadar Türkiye’de ekonomi yok muydu? Ya da karşılıksız çeke ceza vermeyen diğer bütün dünya ülkelerinin ekonomileri yok mudur?

Özgenç’in bu görüşünün bilimsel maddi bir temeli yoktur. Ben Özgenç’in kitaplarını zevkle okuyorum ve bilimsel çalışmalarına saygı duyuyorum. Burada Özgenç bilmediği bir alanda görüş ileri sürmektedir. İktisat bilimine göre piyasadaki 800 milyar ve bunun 250 milyarlık bölümünün çek olması ne ifade ediyor? 250 milyarlık çek mal ve hizmetlerin karşılığıdır. Çeke ceza olmazsa bu mal ve hizmetler piyasaya arz edilmeyecek mi? Böyle bir şey olur mu?  Bu görüşün hiçbir bilimsel temeli yoktur, ekonomi pratiğinde yeri yoktur. Bu görüş çeke cezaya uydurulmuş bir kılıftır, tıpkı çekin terörü finanse ettiği savı gibi. Hocanın samimiyetinden şüphemiz yok. Kendisi anlaşılan bu konuda ikna edilmiş. Hocam biz ikna olmadık.

Çek Paneli Sorular Cevaplar OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

One Response to “Notlarım”

  1. hasan tetkili Says:

    Sn Rahmi Ofluoğlu

    Mücadeleniz için minnettarız.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: