Cevap

Sayın Eralp,

Çek Kanunu Tasarısı tartışıldığı günlerde ilgililerle bir görüşmemde; iktidar partisinin görüş ve önerilere açık olduğu izlenimini aldım. Bunun üzerine tasarı ile ilgili önerilerimi Siyasi ve hukuki ilişkilerden sorumlu başkan yardımcılarından İzmir Milletvekili Av. Erdal Kalkana ilettim. Bu önerimi o tarihte kendi blogumda da yayınladım.

(http://rahmiofluoglu.blog/2009/04/29/cek-kanunu-tasarisi-degisiklik-onerileri/)

Ben tasarının 1/5 fıkrasına sadece “kast”  sözcüğünü ilave etmiştim, birde tebligata ilişkin değişiklik önerilerim vardı. Bana bu değişiklik önerimi Adalet Komisyonuna ileteceklerini söylemişlerdi. Daha sonra Adalet Alt Komisyonunda maddeye bu sözcük eklendi.  Bundan şunu anladım; demek ki  etkili çevrelerden de bu öneri gelmişti.

Sizin de belirttiğiniz gibi bu değişiklik önerisi Adalet Komisyonunda tasarıdan çıkarıldı. Daha sonra kanun maddesinin meclisteki görüşmeleri sırasında CHP bir değişiklik önerisi vererek kastın maddeye eklenmesini istedi. Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya, kastın maddede olduğunu söyleyerek değişikliğe ret yanıtı verdiler. Burada dikkat edilecek husus ret cevabı verilirken İyimaya’nın ilginç bir şekilde kast bu maddede var zaten demesidir.

 Bildiğiniz gibi tasarının yasallaşması oldukça sancılı olmuştur.  Siz yazınızda şöyle diyorsunuz :

“Doğal olarak biz yasayı, yasa koyucunun amacına uygun olarak yorumlamak ve uygulamak durumundayız.”

Bu görüşe katılmamak elde değil, siyasi iradenin bu düzenleme ile bir toplumsal amacı vardır ve uygulayıcılar bu amacı gözetmek durumundadırlar. Tasarının genel gerekçesinde bu kanun 3167 den farklı olarak, çek hamillerini korumak amacı ile değil kamuyu korumak amacını taşımaktadır denmektedir. Bu nedenlerle kanunun salt amacının karşılıksız çek suçlarını cezalandırmak olduğunu söylemek imkânsızdır. Görüşüme göre bu amaç ikincil bir amaçtır. Biz hukuk kurallarını yok sayarak, kötü niyeti olmayan insanları cezalandırarak bu kanunun kamuyu koruma amacına ters düşmüş oluruz.

Bize göre Çek Kanunu ileri bir adımdır ve bu alanda çıkan son kanun olacaktır. İkinci adım bu düzenlemeyi ceza sisteminin dışına çıkarmak olacaktır. Benim endişem yargının bu dar yorumla çek kanununu doğal mecrasından çıkarmasıdır. Hatırlayınız, Devlet Bakanı Ali Babacan karşılıksız çek suçunun  uluslar arası hukukla bağdaşmadığını belirtmiş, Adalet Bakanı, orta vadede bu cezanın kalkacağını söylemişlerdir. Sizin yorumunuzla yasayı objektif suç gibi uygulayıp hakimler önüne gelene ceza verirlerse 25 yıldır olduğu gibi karşılıksız çekler azalmayacak artacaktır ve siyasi iradenin hedeflediği orta vadede bu cezayı kaldırma hedefi ile ters düşülecektir.

Bir yasa maddesinin uygulaması yapılırken sadece siyasi iradenin amacı gözetilirse bu kez biz HUKUK DEVLETİNDEN söz edemeyiz. Böylesi bir yorum ancak totaliter rejimlerde yapılabilir. Cezaların tayini, ceza siyasetleri parlamentodaki hakim gücün iradesine göre oluşur, ancak siyasi irade uluslar arası sözleşmelerle ve anayasa ile bağlıdır, yani siyasi irade Anayasanın 90. Maddesine göre uluslar arası sözleşmeleri yok sayamazlar, anayasaya aykırı düzenlemeler yapamazlar, kanun vaaz edemezler. Uygulayıcılar kanunları lafzı ve ruhu ile birlikte yorumlamak durumundadırlar. Çek hamillerinin çıkarları, banka ve faktöringlerin, lobilerin çıkarları ekonominin ve kamunun çıkarları ile örtüşmeyebilir, önemli olan hukukun üstünlüğüdür.

Bizce siyasi irade çek kanununda anayasaya ile uluslar arası sözleşmelerle uyumlu bir çek kanunu amaçlamıştır. Kanunun gerekçesinde bu açıkça vardır. Genel gerekçede bu kanunun çıkış amaçları sıralanırken ikinci ve önemli neden olarak 5237 sayılı TCK ile uyum sağlamak olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir. TCK nın esasını oluşturan suç nazariyesinde ise objektif suç kabul edilemez.

Mağdur kimdir? Çekinin karşılığını alamayan kişi her zaman mağdurdur ama çekinin karşılığını temin edemeyen çek keşidecisi de çağdaş hukuk anlayışı nezdinde her zaman bir suçun faili değildir, ancak uygulamada karşılıksız çek keşidecilerine ön yargı ile suçlu, dolandırıcı olarak bakılmaktadır. Çağdaş ülkelerde iflas edenlere, borcunu ödeyemeyenlere böylesi önyargılı bir yaklaşım söz konusu değildir. Bu yaklaşım bir orta çağ yaklaşımıdır.

Sizin de dediğiniz gibi hukuk adil olmalı. Adalet kanun önünde ayrıcalıklı kesimler yaratarak sağlanamaz.

One Response to “Cevap”

  1. Erkan AKYÜZ Says:

    Bu kadar açı ve yalın dille yazılan bu yazıyı bir kişinin anlayamaması için,ya taraf olması yada sabit fikirli olması gerekir.
    Bir savcınının taraflı yada sabit fikirli olmasını düşünmek bile istemiyorum.Dolayısıyla anlayacaktır.
    Eğer direnirse mesleğinden derhal uzaklaşmalı,istifa etmeli ve avukat olup çek senet tahsilatı yapmalıdır.
    Nitekim şu an avukatlık yapanlar dahi bu yasa ile ard niyetli kişiler hariç kimsenin hapis yatmayacağını söylüyor.Ve ekliyorlar ‘tabi doğru uygulanırsa’ diye..


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: