Ahmet İyimaya

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, yüce Parlamentonun değerli üyeleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

70 milyon insanın bağrına ateş düştü, 7 yavrumuzu şehit verdik. Ailelerin, aziz milletimizin, hepimizin başı sağ olsun. Merhumlara Cenabıhak’tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, şu anda, hem hukuk ve hem kültür olarak 1985 yılında uygulama dünyamıza giren bir kanunun altıncı değişikliğini gerçekleştiriyoruz. Aslında, çek alanındaki düzenlemenin partilere izafe edilecek değil, sisteme izafe edilecek bir kusuru var; o da, çek konusunda dualist bir sistemin, ikili bir yapının hukukumuzda mevcut olması. Bu bir sistem inşa kusurudur, ancak uzlaşmayla ortadan kaldırılabilir.

Bir de, sıkça değişimin, altı kez değişimin bize öğrettikleri olmalı. Bu, şu demektir: Biz, hukuku kökten inşa ederken, uygulamaya yönelik, inşaya yönelik araştırmaları derince yapmıyoruz ve deneme-yanılma yöntemleriyle inşa ediyoruz. Bugün ne yapıyoruz? Bugün bu değişiklik zorunlu mu? Evet zorunlu. Bu değişiklikle ne yapıyoruz? Reform yapmıyoruz, yaptığımız şu: 1985 yılından bu yana Türk hukuk kültüründe, müktesebatında yerleşik olan durumu koruyor, ihtiyaçların gerekli olduğu durumları hükümlere dönüştürüyoruz, yani bir iyileştirme tasarısıyla karşı karşıyayız.

Bu tasarının dayandığı üç temel ruh, ratio sebebi var: Bir, bankaların sorumluluğunu -yine de noksanlıkları var söyleyeceğim- kodifiye etmek. İki, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede hukuksal araçsallığı ortaya koymak. Üç, bundan önceki Parlamentomuzun oy birliğiyle gerçekleştirdiği ceza reformunu 2008 yılına kadar -31 Aralık galiba- uyarlamamız gerekmesine karşın ancak bugün uyarlayabiliyor olmamız.

Ben başlıca değişiklikleri yüksek kurulla paylaşmak istiyorum: Bir, bankaların özen borcu. Çekin keşidesinde, muhatabının seçiminde, borçlunun tercihinde çek keşidesi noktasında bankalara geliştirilmiş bir özen borcu yükleniyor. Hukukçu, Parlamento, burada, özen borcundan çıkarsanabilecek uygulama sonuçlarını ortaya koymak zorundadır. Ağırlaştırılmış özen borcunun temel sonucu kanunun 1’inci maddesinin ikinci fıkrasındaki bu hâlde genel hükümlerin uygulanmasıdır. Diyelim ki yasaklı kişiye banka çek keşide etti, buradaki özel sorumluluk maddesi değil. Diyelim ki 1 trilyonluk çeki Yasa’nın 1’inci maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle Borçlar Kanunu’nun -Ticaret Kanunu’nun 1’inci maddesine yollama yaparak- ilgili hükümlerine göre çekin karşılığını tahsil edemeyen alacaklı sorumluluk davası yoluyla alabilecektir.

Bu, tasarıdaki gizli bir anlamdır ama anlamı bilen hukukçularca rahatlıkla ortaya konan bir anlamdır. Bir Komisyon Başkanı olarak hukuk uygulayıcılarına bir şerh beyanı olarak arz ediyorum.

İki: Çek türleri değiştiriliyor. Tacir çeki, tacir olmayan çeki -dilemesi hâlinde esnaf ve sanatkârlar da tacir çekinden yararlanacak- ve hamiline çek. Bu, tamamen hukuksal bir işlevi değil, mali bir mücadeleyi, kayıt dışılığı, terörün finansmanını ve kara parayı denetlemeye yönelik bir ayrımdır. Çek yasaklısının tüzel kişi organda görev yapması hâlinde tüzel kişinin çek keşide etmemesi de bu amaçla önemli bir iyileştirmedir.

Yine, ilk milletvekiliyim, imzam yok, birkaç bankadan çekler vesaireler gönderiliyor, çek keşide… Burada çek hesabının açılmasının mutlaka imzaya ve rızaya dayalı olma zorunluluğu getiriliyor. Bunlar, her maddede okunduğunda anlaşılan ve belki de iyileştirmelerin onda 1’ini ancak dile getirdiğim marjlar, maddeler.

Esasen ceza sisteminde getirilen yapılanma önemlidir. Burada sadece ceza reformunun bu yasaya uyarlanması değil, onun dışında ceza sisteminde yapısal bir dönüşüm yaşanıyor. Önceden yani şu andaki, yürürlükteki yasada ceza veriyorsunuz, parası ödenecek ama borç devam ediyor. Şu anda adli para cezasının ödenmesi hâlinde borcun kendisi ödenmiş oluyor. Borç ödendiğinde adli para cezası kesinlikle çöküyor, ortadan kalkıyor. Bu nedir? Bu, belki de ceza hukuku bakımından incelenmeye değer yeni bir enstrümandır, ceza ile icra işlevi kümülatif, bileşik bir hâl alıyor. Bu, gerçekten bir yenilik.

Şimdi, bir de sorun var, somut sorun var. Bütün milletvekillerimize dijital yollarla erişiliyor, telefonlarla erişiliyor, 14.00’te, 14.30’da, gece, rahat… Ancak iki kişinin telefonuna cevap veremedim. Bir beklenti var. O beklenti neden kaynaklandı? Ceza Kanunu’ndaki özel kanunlara yapılan atıf, 5’inci madde, 2008’in, o yılın son gününe kadar uyarlanacaktı, uyarlanma olmadı, acaba cezalar düştü mü? Düzenlememe sebebiyle düştü mü? Buradan bir af beklentisi veya bir sukut, düşme beklentisi doğdu ve çek borçluları bakımından toplumsal talep teşekkül etti. Adalet Komisyonumuzun, önemle, ayrıntılı olarak üzerinde durduğu sorun bu sorun olmuştur.

Üç tane öneri geldi. Bunlardan birisi, Adalet Komisyonu üyeleri değerli araştırmalarıyla, fikirleriyle ortaya koydular, dediler ki: “Hem ulusal üst hukukumuza hem Anayasa’mıza aykırı olması sebebiyle bu çek suçu ve cezasını ortadan kaldıralım, sistem olarak ortadan kaldıralım.” Bu, mantığa aykırı, üst hukuk normlarına aykırı bir öneri değildi, mukayeseli hukuk bakımından da yabancı bir öneri değil, çünkü, Amerika’da Anglosakson sistemlerinde birkaç eyaletteki ceza sistemi dışında dünyada böyle bir şey yok. Ha, burada bir sorun var.

Bir: Değerli arkadaşlar, Anayasa’mızın 38’inci maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 4 No.lu Protokol’ünün 1’inci maddesi, özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan edimlerin yerine getirilememesine hapis cezası, özgürlükten yoksun kalma cezası tertip edilemez… Burada bir defa hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hem Anayasa Mahkememizin doğru anlamı bu subjektif ve objektif imkânsızlık hâlinde ceza tertip edilemez demektir. Zaten şimdi de tertip edilemez çünkü Yargıtayımızın hukuk yorumunu yani Anayasa’ya uygun -Anayasa’nın 90’ıncı maddesine uygun, 38’inci maddesine uygun- yorum yapmak zorundadır. Ha, bunun dışındaki yani subjektif imkânsızlık. Yolda trafik kazası geçirdi, ödeme saatine yetişemedi, subjektif imkânsızlık; deprem oldu ekonomik olarak çöktü, objektif imkânsızlık, bu gibi durumların dışında çeke ceza tertibini yasaklayan bir üst norm yoktur. Biz bu yorumla ve ayrıca çekin 1985 yılından bu yana ekonomi içindeki enstrüman özelliliği, alacaklıların çek cezasına yüklediği güven ve diğer sebeplerle bu formülü Adalet Komisyonu benimsemedi ama bir başka nedeni de gerçekten şu andaki Çek Kanunu’nda -aşağıda söyleyeceğim- noksandır, veri tabanı noktasında, risk merkezi noktasında bankacılık sisteminde bir boşluk var, Bankacılık Kanunu’na eklenmesi lazım. Komisyonuma geldi ama uygun olmayan bir zamanda geldi, son günde geldi, onun için işleme koyamadım. Fakat benim kanaatim de esasen bugünkü yaptığımız düzenleme çek suç ve cezalarının sistemden kaldırılması yönündeki uzak veya orta gelecekteki bir adımdır veya uzak veya orta gelecekte sonuç doğuracak bir adım olarak görüyorum.

İkinci öneri: “Affedelim.” dendi. Değerli arkadaşlar, af konusunda siyasal deneyimi olan bir arkadaşınızım. Af yaşandı. Bir af Anayasa’dan Cumhurbaşkanının geri göndermesi sebebiyle beş defa burada konuşuldu. Eğer sistem bir cezayı üretmişse af hukukun inkârıdır, af, hukuka güvenin inkârıdır ve affa ancak istisnai hâllerde… Devlet çökmüştür, yeniden kurulacaktır, işte Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Ekonomi çöktü Başkanım!

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Çok büyük ekonomik krizdir, olabilir, bu mümkün. Burada af her zaman başvurulabilecek bir araç olmadığı ve esasen… Benim önerimle gelmiştir. Anayasa’nın 87’nci maddesini okuyalım. 5/3’lük bir ağırlaştırılmış oy, yani tamamen vasıflı oy nisabı var, yeter sayı çok yüksek, onun için çıkması da mümkün değil.

“Geçici çözüm.” dendi. Tabii geçici çözüm üretirken her yasa koyucu düzenlemenin ait olduğu sorunla ilgili çıkarı olanları, hukuki menfaatleri olanları gözetmek ve menfaatleri dengelemek zorundadır. Yoksa “Ben yaptım bitti.” değil. Burada kimin menfaatleri var? Gerçekten iflas etmiş, alacağını tahsil edememiş bir çek borçlusu ödeme yapamıyor. Bu bir menfaattir, çok önemli bir menfaattir. Alacaklı parasını tahsil edemiyor, o menfaat… Yani hem borçlunun hem alacaklının hem ekonomik kamu düzeni yoluyla piyasadaki likiditenin burada bir gözetilmesi lazım. O zaman dedik ki… İki model geliştirdik değerli arkadaşlar. Modellerden birisi Komisyon modelidir. Modellerden birisi anlaşmalı model, ikincisi taahhüt modeli. Çek borçlusu içeridedir, dışarıdadır. Yani kendi çek suçu, karşılıksız çek suçu takibe uğramış şikâyete konu çek borçlusu alacaklısıyla anlaşırsa, istediği vadelerde, istediği miktarlarda, istediği tavan sürede anlaşır, orada cezai takip askıya alınır, infaz varsa dışarıya çıkar, bu birinci model, ama nisan ayına kadar bu başvurunun yapılması lazım mercie.

İkinci model taahhüt modeli. Değerli arkadaşlar, taahhüt modelinde borçlu alacaklıyı bulamıyor. Amerika’da, adresi gitmiş, varisler hepsiyle bağ kuramıyor, iştirak hâlindeki mülkiyet vesaire veya alacaklıyla anlaşamıyor, o zaman yasama organı, kamu müdahale ediyor diyor ki: Ey borçlu, tamam, sana iki yıllık süre veriyorum, çıkıyorsun içeride isen veya ceza takibe uğramıyor, askıya alınmıyor, buna doktrinde belki “Şikâyetin askıya alınması” da denebilir -İsa Bey bakıyor, belki yani şey değil, şarta bağlı meşruten tahliye değil- o zaman taahhütname veriyor, taahhütname ilgili mercie gidiyor ve kendisi çıkıyor. Ha şöyle bir imkân var: İki yıllığına taahhütle çıktı. Birinci yıl borçlarını ödedi, alacaklı da bakıyor “Çok güzel ödüyor.” E ne olacak? İkinci yıl da içeri girecek çünkü borç yüksek, ama çalışma, üretme kabiliyeti yüksek. O zaman -ilave enstrüman geliştirildi- “İki yıl tamamlanmadan alacaklıyla böylesi bir anlaşma yaparak modelden öbür modele geçebilir, uzun süreli bir anlaşma yapabilir.” diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu yasanın noksanları da var. Birinci noksanı: Çek risklerinin sigorta edilmemesi, edilebilir, fonlar üretilebilir, Türk sistemi bu kapasiteyi rahat rahat üretebilir, ama Adalet Komisyonumuzun gerçekten yükünün ve sahasının dışında, sigorta hukukuyla vakıa benim münasebetim var ama dışında, doğrudan bu konuda bir çalışma yapmadık. Bir de bugün Çek Kanunu hem şu andaki yani yürürlüğe girecek olan -kabul edilirse yüksek oylarınızla- Çek Kanunu hem yürürlükteki Çek Kanunu, veri tabanında sadece negatif veriler toplanıyor, pozitif veriler toplanmıyor, verilerle ilgili toplanmama noktasında, yaptırımlar noktasında bayağı sorunlar var, işte burada bir risk merkezinin ve veri toplama merkezinin kurulması lazım. Bu konuda teklifler Merkez Bankasından bana ulaştı ama zaman itibarıyla, nihai, son oylama veya son güne geldiği için, komisyonumuzun çalışması uzayacağı için, bu geçici model de gerçekten kamuoyunca, talep sahiplerince beklendiği için onun uyarlanması başka bir düzenlemeye kaldı.

Beni dinleme lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ediyorum, saygılar, sağlıklar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İyimaya.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: