Adil Yargılanma Hakkı

————————————————————————–

eKitap İlk Sayfa eKitap İçindekiler

.
Adil Yargılanma Hakkı

Anayasanın 36. Maddesi “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. …” demektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” Başlıklı 6. Maddesi’nde 6–1 “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili, gerek ceza alanında kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasa ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkını sahiptir. …” denmektedir.

Maddenin devamında 6–3 adil yargılamanın nasıl olması gerektiği tarif edilmekte ve Adil Yargılanma Hakkının ‘olmaz ise olmaz’ı Savunmanın unsurlarını listelenmektedir. Buna göre, her sanık en azından, “ … a Kendisine yöneltilen suçlamanın sebebini en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilmek,  b savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak, c kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmanın yardımından yararlanmak, savunmacı tutmak için mali olanakları yetersiz ise, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın yardımından para ödemeksizin yararlanabilmek, d iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek, e Duruşmada kullanılan dili anlamıyorsa, bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak hakkına sahiptir.”

Oysa 3167 sayılı Çek Hamillerini Koruma Kanunu, insanları 5 yıla kadar hapis cezası ile sonuçlanacak adli para cezalarına mahkum ederken, değil savunma hakkını kısıtlamak, savunma hakkını, tebligata ilişkin şekli nedenlerle ve “sanık olmadan duruşma yapılabilir” hükmüne dayalı olarak tamamen ortadan kaldırmaktadır. 3167 Sayılı Kanun’a göre, sanığa kendini savunma hakkı verilmesi zorunlu değildir. Sanık hangi suçtan neden yargılandığını bile bilmeden, kendini savunma şansına sahip olmadan yargılanıp hapis cezası alabilmektedir.

Karşılıksız çeke ilişkin dava tebligatları, duruşma çağrıları sanığın bankadaki mevcut adresine gönderilmektedir. Tebligatın ulaşmaması halinde ise, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre, aynı adrese usulen bir tebligat yapılmaktadır. Bu yetersiz tebligatlardan sonra, sanığın duruşmaya gelmemesi durumunda, sanığın savunması alınmaksızın, yokluğunda adli para cezasına mahkum edilmektedir. Sanık yüksek olasılıkla duruşmadan haberdar olamayacağı için, doğal olarak duruşmaya gelemeyebilecektir.

Böylesi şekil şartları ile sanığın en doğal hakkı olan Savunma Hakkını yok ederek, onu adli para cezasına mahkum etmek, mahkumiyet kararı tebligatını da gene aynı şekilde tebliğ etmek, tebligattan habersiz sanığı infaz aşamasına kadar getirmek ve sonra da onu hapsetmek AiHS’nin 6. maddesine açıkça aykırıdır.

Sanık, haberi bile olmadan, savunması alınmadan yargılanıp suçlu bulunup hapis cezasına maruz kalabilmektedir.

Ta ki, bir gün, bir polis çevirmesinde tutuklanıp şaşkınlık içinde cezaevine götürülene kadar!

Eski Müdür Vakası

Firmada imza yetkilisi olan müdürlerden birisi, bir gün istifa eder ve fiilen firmaya gitmeyi bırakır, işten ayrılır. Müdür, yönetim kurulunun toplanıp istifasını yürürlüğe koymasını istese de, ortaklardan birinin yurtdışında yaşamasından dolayı yönetim kurulu bu istifayı yürürlüğe koymakta gecikir. Beklemekten vazgeçen müdür bir süre sonra noter kanalı ile istifasını gerçekleştirir.

O firma ile ilgisi kalmayan müdür, 4 yıl sonra ailesi ile bir akşam gezintisi yaparken polis çevirmesinde tutuklanıp cezaevine gönderilir. 5 yıl hapis cezası alan müdür, şok içindedir. Neler olduğunu anlamaya çalışır.

Olan şudur:

Müdür, firmadan ayrıldıktan sonra firma ekonomik krizden dolayı iflas etme noktasına gelmiştir. Firmanın piyasaya yazdığı yüzlerce çek vardır. Firma zor durumda olduğundan bu çekleri ödeyememiştir ve bankalar çeklere karşılıksız işlemi yapmıştır. Yıllar önce o çeklerin bir kısmının banka hesaplarını açan müdür hakkında, savcılıklar dava açmıştır. Çeklere imza atan söz konusu müdür değildir. Firmadaki yönetim kurulu üyeleri ya da yeni müdürler çekleri imzalamıştır. Ancak imzaların kime ait olduğunu tespit edemeyen savcılıklar, müdürün fiilen istifa ettiği tarih ile resmen noter kanalı ile istifa ettiği tarih arasında geçen sürede banka hesabını açan bizim müdür olduğu için ona dava açmışlardır. Bankalarda görünen adres, müdürün eski iş adresi olduğundan ve o adres ile ilişkisi kalmadığından müdür, davalar ile ilgili gelen tebligatların hiçbirini alamamıştır. Tebligatları alamayan müdür, ne kendisine yöneltilen suçlamalardan ne de yokluğunda görülen davalardan haberi olmadan infaz aşamasına getirilmiş ve sonunda hapis cezaları almıştır. [Eski Müdür Vakası]

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6–2 ne diyor:

“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.“

İmza tespitine bile gerek duyulmadan, sanık duruşmada olmasa bile, “bu suçu o savcının suçladığı sanık işledi” yargısına varmak, adil yargılama hakkını yok saymaktır.

Kast Arama Tamam, ama en azından İmza Tespiti yap!

Bu vaka ve benzeri vahim vakalar adil olmayan kanun ve yargılamalardan kaynaklanmaktadır. Bir an için, 3167 Sayılı Kanun’un karşılıksız çek keşide etmekte Kast unsuru aramamasını bir kenara bırakalım. Kast aranmayacağına göre, davanın görülmesinde sanık katılımına gerek yoktur diyelim. Peki, o çeklere imzayı atan suçlu olduğuna göre, hakimlerin, en azından İmza Tespiti için sanık olmadan yargılama yapmaması gerekmez mi? Sorun bakalım, o imzaları, savcının suçladığı sanık mı atmış? Adil olan bu değil midir? Bazı hakimlerimiz bu durumu dikkate alıyorlar, ama birçok hakim ne tebligatın yetersizliğini ne de sanık olmadan duruşma yapma konusunu önemsemiyor. 3167 de hakimlere, bir an önce hapis cezasını verin diyor zaten!

Karşılıksız çek keşide etmekte Kast unsuru aramadan, adil yargılama olmadan, onu da bırakın, İmza Tespiti anlamında bile ‘Sanık Savunma Hakkı’nı dikkate almadan, verin insanlara yıllar sürecek hapis cezasını! Modern hukuk ve adalet bu olmasa gerek!

3167’de Tebligat Adresi ile ilgili de, aynı kayıtsızlık vardır. AKP iktidarının 2006 yılında çıkardığı nüfus hizmetleri kanunu, konu ile ilgili bakanlar kurulu kararı ve diğer değişiklikler ile nüfus kayıtları ve ikametgah konusunda çağdaş bir adım atılmıştır. Oysa 3167 Sayılı Çek Kanunu ve Yeni Çek Kanunu Tasarısı bu gelişmelerin gerisinde kalmakta ve bankalara bildirilen adresleri geçerli kayıtlar olarak görmektedir. Bankaların kayıtlarını doğru kabul etmek, kanunla düzenlenen adrese dayalı nüfus kayıtlarına itibar etmemek, özel bir kurumun kayıtlarını öne çıkarmaktır.

Birçok banka şubesinde adreslerin ayrı ayrı takip edilmesindense, Adrese Dayalı Nufus Kayıt Sistemi ile modern bir şekilde merkezden adreslerin TC Kimlik Numarası ile takip edilmesi çok daha hızlı ve dikkatli bir sistem olacaktır. İşte bu sistem ile tüm eDevlet ve Yargı işleri yapılırsa, o zaman, Tebligat Kanunu 35. Madde’deki adres bildirme mecburiyeti hükmünü rahatlıkla uygulanabilir bir hüküm yaparsınız.

Sonraki sayfa,  Sözleşme Borcu, Kast ve Adil Yargılanma […]

————————————————————————–

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

————————————————————————–

.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: