ADALET TALEP EDİYORUZ

Yeni avukatlığa başladığım günlerde ilk sıkıntım dilekçenin sonuç bölümünü yazmak olmuştu. O zaman internet yok ki girip dilekçe örneklerine bakalım; ben de acemi avukatlar için yazılmış bir kitap satın aldım. Bir çok avukat bilmediği bir şey olduğu zaman ne yapar biliyor musunuz?  Bilmediklerini mahkeme katiplerine, icra memurlarına sorarlar..Ben bunu avukat kimliğimle hiç bir zaman bağdaştıramadım . Neyse aldığım acemi avukat kitabında son cümle ” arzederim”  ile bitiyordu. Aklıma yedek subay olarak askerlik yaptığım günler geldi. Yedek subay öğrenci olduğumuz dönemde bize arzetmek ve rica etmek sözcüklerinin anlamları öğretilmişti. Üstlere arzedilir, astlarda rica edilir. Bu nedenle arzederim sözcüğü beni uzun uzun düşündürmüştü. Elim varmadı dilekçenin sonunu arzederim diye bitirmeye. O zaman öz Türkçe oldukça moda idi, hocam rahmetli Hıfzı Veldet Velidedeoğlu kitaplarında çok güzel bir türkçe kullanırdı. O zamanlar Yargıtay’ın ve Danıştay’ın dili de öz Türkçe ağırlıklı idi. Bütün bu araştırmalardan sonra dilekçelerimi “dilerim” sözcüğü ile bitirmeye karar verdim. Ama bu sözcükte çok hoşuma gitmemişti. Şimdilerde artık TALEP EDERİM diyorum.

Arzederim sözcüğü neden beni düşünmeğe sevk etmişti? Düşündüğüm şu idi; arz bir kişiye yapılır, mahkemedeki somut kişi hakimdi. Mahkemenin hakimi avukatın üstü müdür? Elbette hayır. Yargı, savcı, hakim ve avukattan oluşur. Bu üç ana unsur, yani iddia, savunma ve hakim olmadan yargı ve yargılama olamaz. Bu üç ana unsurun da birbirlerine karşı bir hiyerarşisi yoktur. Ben neden dilekçemin sonuç bölümünü arzederim diye bitirecektim ki? Sonralara doğru dilemekte hoşuma gitmemeye başladı. Hak varsa bu talep edilir, o kadar..Kimse kimseye bir şey bağışlamıyor..Uygarlık ve uygar toplum budur.. Ama sanırım blogdaki “akrep gibisin kardeşim” şiirini okudunuz.. Ne diyor şair:

gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye

Ve biz herkese arzediyoruz, hakkımızı talep etme hakkımız olduğunu bilmiyoruz. Bir sitede Ekim25 rumuzlu kişi hükümete Sayın Hükümet diye hitap ediyor.. Hükümümet bir kurum; bu bana sayın Sabancı Holding A.Ş gibi geldi.. Ya da sayın Devlet.. Nazik olacağız ya, ne diyeceğimizi şaşırıyoruz..Bu sayın sözcüğü de böyle rast gele kullanıla kullanıla anlamını yitirdi..

ADALETİ NASIL TALEP EDECEĞİZ, KİMDEN TALEP EDECEĞİZ?

Adalet talep etmenin bir şekli şemali vardır. Bu konuda bana en büyük dersi rahmetli Burhan Adli Apaydın vermiştir. Genç avukatım, birgün İstanbul Barosu ile bir yakınımın ticari bir sözleşmeden doğan bir sorununu konuşuyoruz. Yıl 1980, Apaydın İstanbul Barosu başkanı..Apaydın tam bir beyefendi, aristokrat ve dünyaca ünlü birisi, sanıyorum bir kaç göbek İstanbul’lu.. Konuşmanın bir yerinde bana Apaydınca bir fırça geçti. Hani ne derler, “yer yarılsa da içine girsem”, işte öyle oldum. Bana şöyle dedi:

-Siz avukatsınız, benimle lütfen esnaf ağzı ile konuşmayın..

Apaydın bunu söylerken yüzü cehennem gibiydi.. Evet çok utandım ama kendisine feodal kin tutmaktan da geri kalmadım, iki yıl sonra baro seçimlerinde Apaydın’ın Kalamış’daki  villasında yapılan bir toplantıda kendimce rovanşı yaptık.. Bugün bu rovanş da aklıma gelince utanıyorum..Bu nedenlerle adaleti adaletten talep ederken hukuk kuralları içerisinde kalmalıyız, ne yağcılık, neden başka bir şeye tevessül etmemeliyiz. İnsan özgürlüğü konusunda karar veren insanlarla karşı karşıya olacağız..Onların acıma duyguları yok demiyorum ama yok olmak zorunda, aksi halde onlar da Rahşan Ecevit gibi düşünür ve içeride kader kurbanı kalmaz.

Adalete ilişkin yapılacak her işin içerisinde mutlaka hukukçular olmalı.. Bu ilkeler doğrultusunda NE YAPMALI?

NE YAPMALI?

Sitelerin önde gelenleri toplanıp ne yapmalıyı tartışmalı.. Ancak yüzünü göremediğimiz, kimliğini bilemediğimiz pirlerin aklı ile bir araya gelmemeliyiz. Kaç kişi isek  özgür iradesi ile karar verecek, 3, 5 veya 10 kişi bir araya gelip karar vermeliyiz..Bana göre adaleti adaletten talep etme eylemi için malüm site yeni hatalar yapmaya devam ediyor..Bu hataları yapanları yalnızlaştırmak en güzel eylemdir. Hayali adamlar, hayali Elçim’ler yaratıp bizi yönlendirmesin.

4 Responses to “ADALET TALEP EDİYORUZ”

  1. acil demokrasi Says:

    çekte hamil ve şikayet hakkı 5941 sayılı yasanın getirdiği en önemli değişikliktir
    her ne kadar 3167 sayılı yasada da hamil ibraz anında karşılıksızdır kaşesi vurduran kişi olduğu Yargıtay 10. ceza dairesi üyesi Ali Akıncı nın sözleriyle “3167 sayılı kanunun ilk biçiminde de şikâyet hakkı sadece hamiletanınmıştı, hamil sözü geçiyordu. Fakat gerek Yargıtay 7. Ceza Dairesi gerekse benim mensubu olduğum 10. Ceza Dairesi, ki 91’de göreve başladı,bunu geniş yorumladı. Burada ibraz eden hamil şikâyet edebileceği gibi, ibraz ettikten sonra bunu kendinden önceki cirantalara vermişse o cirantaların da şikâyet hakkı var diye kabul etti, uygulama böyleydi. 2003 yılında 4814 sayılı kanunla 3167’de bir değişiklik yapıldı. Değişiklik yapılırken burada şikâyet hakkıyla ilgili gerek 7. Cezanın gerek 10. Ceza Dairesinin uygulamasının yasallaştıracak bir düzenleme yapıldı.”net olarak açıklanmış olsa dahi uygulamada henüz bu konuda içtihat yoktur
    bu değişiklik çok açıkça 3167 ye göre ceza almış birçok dosyanın beraatla sonuçlanmasına neden olacaktır-olmalıdır
    ayrıca çekin arkasını yazdıran kişinin açıkça isminin yazılmış olması gerekmektedir,şirket cirosuyla yapılan karşılıksızdır işlemleride ceza soruşturmasına konu olamayacaktır
    bu savunmayı mahkemesi süren benzer durumdaki arkadaşların yapmaları gerekiyor
    Yargıtaya ve Adalet Bakanlığına yapılacak yasa yararına bozma gerekçelerimizden önemli birini yine bu konu oluşturacaktır
    ben süren bir davamda bu savunmayı yaptım ve nasıl bir karar verileceğini merakla bekliyorum
    adaleti adaletten talep ediyoruz kampanyamızda elimiz güçlüdür,bu süreçte tek sorunumuz birlikte davranıp sürecin elden geldiğince kısaltılması olacaktır
    birlikte başaracağız

  2. acil demokrasi Says:

    Çekte Hamil ve Şikayet Hakkı

    Gazi Üniversitesinde 5941 Sayılı Çek Kanunu Panelinde Çekte Hamil ve Şikayet Hakkı Konusundaki Soru Cevaplar Aşağıdadır:
    Y. 10. CD. ÜYESİ HÜSNÜ UĞURLU – Teşekkür ederim. Benim sorum
    Sayın İzzet Hocama. İlk sorum, şikâyet hakkıyla ilgili. Bilindiği üzere 3167
    sayılı Yasanın ilk şeklinde şikâyet hakkı ibraz eden hamile aitti. Ancak Yargıtay bunu verdiği kararlarla, çeki elinde bulundurmak koşuluyla cirantalara da, cirantaların da şikâyet hakkı olduğunu tanımıştı. Ardından 4814 sayılı yasayla yapılan değişiklikle yine ibraz eden hamil dışında çeki elinde bulunduran cirantaların ve bazı şartlarda bankaların da şikâyet hakkı mevcuttu. Şimdiki 5941 sayılı Yasanın 5. maddesinde 4814’le yapılan bu değişiklikten dönülmüş oluyor ve tekrar şikâyet hakkı sadece hamile tanınıyor. Yani buradaki hamili de biz ibraz eden hamil şeklinde anladığımız takdirde, çekin karşılıksız çıkması durumunda, çeki şikâyet hakkını kullanmadan kendisinden önceki cirantaya
    verdiğinde, cirantanın şikâyet hakkı var mı yok mu? 4814 sayılı yasada vardı.
    Şimdi bu değişiklik cirantaların şikâyet hakkı olmadığını vurgulamak için mi
    yapıldı, ne amaçla yapıldı? Bu konudaki görüşünüzü almak istiyorum. İlk
    sorum bu, cevaptan sonra ikinci soruyu da sormak istiyorum.
    PROF. DR. İZZET ÖZGENÇ – İzin verirseniz hemen söyleyeyim.
    Kanunun bu kurgusuna göre şikâyet hakkına sahip olan kişi çeki, karşılığını
    tahsil etmek üzere çeki bankaya ibraz eden kişidir. Dolayısıyla 3167 Kanunun uygulaması döneminde olduğu gibi mesela bankanın şikâyeti söz konusu değildir bu sistemde bir, iki çeki hamil karşılığını tahsil edemediği için, çeki cirantaya vermiş olması halinde cirantanın da şikâyet hakkı söz konusu değil, Kanun sistemi bu.
    Y. 10. CD. ÜYESİ HÜSNÜ UĞURLU – 4814 sayılı Yasayla yapılan
    değişiklikten yani bu nedenle, tekrar bu şekilde döndü.
    PROF. DR. İZZET ÖZGENÇ – Yani eski kanundan buraya dönüldü
    demiyoruz. Bu kanunun kendi içerisinde bir kurgusu var, bir mantığı var.
    Felsefesi tamamen farklıdır. O nedenle Ünal hocamın da izah ettiği gibi eski
    kanunun bir devamı şeklinde bu kanun değerlendirilmemeli, dolayısıyla eski
    kanundaki müesseselerle yeni kanundaki müesseselerin mukayesesi yoluna
    gidilmemelidir.

    Y. 10. CD. ÜYESİ UĞURLU – İkinci sorum da şu:
    Y. 10. CD. ÜYESİ ALİ KINACI – Bir katkı yapmak istiyorum. Teşekkür
    ederim. 3167 sayılı kanunun ilk biçiminde de şikâyet hakkı sadece hamile
    tanınmıştı, hamil sözü geçiyordu. Fakat gerek Yargıtay 7. Ceza Dairesi
    gerekse benim mensubu olduğum 10. Ceza Dairesi, ki 91’de göreve başladı,
    bunu geniş yorumladı. Burada ibraz eden hamil şikâyet edebileceği gibi, ibraz ettikten sonra bunu kendinden önceki cirantalara vermişse o cirantaların da şikâyet hakkı var diye kabul etti, uygulama böyleydi. 2003 yılında 4814 sayılı kanunla 3167’de bir değişiklik yapıldı. Değişiklik yapılırken burada şikâyet hakkıyla ilgili gerek 7. Cezanın gerek 10. Ceza Dairesinin uygulamasının yasallaştıracak bir düzenleme yapıldı. Yani dairelerin görüşünü kanuna açıkça yansıttı. Şikâyet hakkı sadece ibraz eden hamile değil, elinde bulundurmak koşuluyla cirantalara, ödemede bulunmuşsa bankaya da aittir dendi; ama yeni kanun tekrar bu 4814 ile getirilen geniş şikâyet hakkını kaldırdı. İlk biçime
    döndü, hamil olarak döndü. Şimdi deniyor efendim ilk biçiminde de sadece
    hamil vardı ama geniş yorumlamıştık. Şimdi de yalnız hamil var gene geniş
    yorumlayabiliriz. Buna karşı şöyle denebilir: Evet o zaman sadece hamil olduğu halde yasa koyucu Yargıtay’ın uygulamasını bir tereddüt oluşturmamak için yasalaştırdı; fakat şuanda bu uygulamayı benimsemediği için bilerek isteyerek onları yasa metninden çıkardı, şikâyet hakkı olarak sadece ibraz eden hamili bıraktı denebilir. Buna bir ek daha yapmak isterim ben. Yeni kanunumuzun baştan beri hamile ödenir derken kastettiği hep ibraz eden hamildir. Maddeleri bütünüyle dikkate aldığımızda yasa koyucunun iradesinin sadece ibraz eden hamil olduğunu kabul etmek gerektiğini düşünüyorum. Teşekkür ederim.
    karşılıksızcek wordpress

  3. MEHMET ALİ ÖZTÜRK Says:

    Sayın Ofluoğlu,

    Adaleti adaletten talep edelim-Çok doğru.

    Ama ülkemizdeki yargı mensupları ne kadar bağımsız, ne kadar tarafsız ? Pek çoğu birtakım pazarlıklar, anlaşmalar içinde. Böyle olmayanları ise “karşılıksız çeke karşı yaptırım olmazsa ekonomi kötü etkilenir, borsa şöyle olur, döviz böyle olur” düşünceleri içinde.

    Sorunumuzun gerek Yargıtay’da, gerekse Anayasa Mahkemesi’nde sadece hukuki bakımdan incelenerek neticeye varılacağı konusunda maalesef pek karamsarlaştım. Bu 2 makam nezdinde her türlü girişimi yapmakla beraber, sorunun kati çözümünün (ülkemizdeki çekişme ve pazarlıkların tarafı olmayan) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden alınacak Türkiye aleyhine cezalarda yattığını düşünüyorum.

    Saygılarımla,

    Mehmet Ali Öztürk

  4. bero Says:

    çok haklısınız,yürekten katılıyırum,mazlum ve mağdur edebiyatını bırakıp neistediğini bilen ve nereden isteyeceğini bilen olmalıyız.
    bir hikayede benden;
    eskişehirde seramik mağazalarının kullandığı ilk defa türkiyede üretilen bir ürün yaptım.eskişehir ve çevresi seramik üretm merkezi ben bir yılboyunca bütün fabrikalara defalarca girip çıktım fakat sonuç eldeedemedim ticareti kuramadım,oysa seramik fabrikalarının pazarlama teşkiltları istanbuldaydı,istanbuldaki organizasyonla temasa geçtiğimde işler çok kolay çözüldü.

    mahkemeleri,hakimleri,avukatları,ifade alan sekreterleri,mübaşirleri ve yargıtaydaki hakim ve savcıları eğitmeliyiz ,konu hakkında onları düşünmeye zorlamalıyız.

    iyi akşamlar


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: