HUKUKSUZLUK

HUKUKSUZLUK

AİHM başvuruları ile ilgili çalışmalarımızı sürdürürken son derecede ilginç bir Yargıtay kararına rastladık. Çek cezalarına ilişkin AİHM’de dava kazanmanın yolu AİHM doğru sözleşme maddesinden gitmek ve sözleşme maddesinin ihlalini de ciddi gerekçelere dayandırmak gerekir. Türkiye’nin ek 4 nolu protokolün tarafı olmadığını tespit ettikten sonra AİHM’e  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “cezaların yasallığı” başlığını taşıyan 7.maddeden gidilebileceğinin tespitini yaptık. Bize göre 3167 sayılı yasadan verilen cezalar 31.12.2008 tarihinden sonra yasal değildir. Ancak bu konuda bir, iki akademisyenin görüş açıklamasının dışında elimizde doküman yoktu. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin Marka Yasası ile ilgili karar vardı. Ancak daire bu kararı Kanun hükmünde kararname ile ceza verilemeyeceği gerekçesine dayandırmıştı. Oysa 3167 sayılı yasa bir KHK değil, özel bir ceza yasasıdır. Elde ettiğimiz Yargıtay kararı Yargıtay 16. Hukuk Dairesine ait, 2007 yılında verilmiş bir karar. Kararda 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girmesinden sonra özel ceza yasalarının durumu ele alınmakta ve ilginç ilginç olduğu kadar da doğru yorumlar yapılmaktadır. Dosyadaki tebliğnamede şöyle denilmektedir:

“Tebliğname ile, 5252 sayılı TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5560 sayılı Kanun’la değiştirilen geçici ı. maddesi uyarınca, diğer kanunların 5237 sayılı TCK’nın birinci kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümlerinin ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31.12.2008 tarihine kadar uygulanacağı, mal beyanında bulunmamak suçunun şekli bir suç olup, 5237 sayılı Kanun’un 30. maddesinin olayda uygulama yerinin olmadığı cihetle, sanığın Kırşehir İcra Müdürlüğü’nün 2006/417 sayılı dosyasına verdiği 03.03.2006 tarihli mal beyanı dilekçesinde, yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını ve borcu ne şekilde ödeyeceğini belirtmediğinden söz konusu dilekçenin 2004 sayılı İİK’nın 74. maddesindeki zorunlu unsurları taşımaması sebebiyle usulüne uygun olmadığı, alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmediği ve borcun da ödenmediğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin İİK’nın 337. maddesine göre suç teşkil edip, anılan maddede öngörülen 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılması gerektiği gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı gerekçesiyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 08.03.2007 gün ve 12144 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığı’nın 27.03.2007 gün ve K.Y.B.2007/50793 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla, “

Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin karar bölümünde ise şu yorum yapılmaktadır:

“Diğer taraftan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kitabının “Temel İlkeler, Tanımlar ve Uygulama Alanı” başlıklı Birinci Kısmın “Temel ilkeler ve Tanımlar” başlıklı “Birinci Bölüm”ünün “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5. maddesi, “bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” Hükmünü içermekte ve madde gerekçesinde bu konu, “Özel ceza kanunlarında ve ceza içeren kanunlarda suç tanımlarına yer verilmesinin yanı sıra, çoğu zaman örneğin teşebbüs, iştirak ve içtima gibi konularda da bu kanunla benimsenen ilkelerle çelişen hükümlere yer verilmektedir. Böylece, ceza kanununda benimsenen genel kurallara aykırı uygulamaların yolu açılmakta ve temel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu sakıncaların önüne geçebilmek bakımından, ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini sağlamak için; diğer kanunlarda sadece özel suç tanımlarına yer verilmesi ve bu suçlarla ilgili yaptırımların belirlenmesi ile yetinilmelidir. Buna karşılık, suç ve yaptırımlarla ilgili olarak bu kanunda belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının temin edilmesi gerekmektedir. Aksi yöndeki düzenlemelerin hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturması nedeniyle Hükümet tasarısındaki madde metni değiştirilmiştir.” şeklinde açıklanmıştır.

Ancak, ilgili kanunlarda TCK’nın sistemine uygun gerekli değişiklikleri hemen gerçekleştirme imkanının olmaması nedeniyle bu hükmün ülkemiz hukuk uygulamasında ortaya çıkarabileceği sonuçlardan duyulan kaygı nedeniyle ve söz konusu değişiklikler yapılıncaya kadar uygulamada herhangi bir boşluğun doğmaması bakımından 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici madde 1 hükmüne göre, “Diğer Kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.” biçiminde getirilen düzenleme ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. maddesi ile öngörülen bu kanunun genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükmü 31 Aralık 2008 tarihine kadar ertelenmiştir.

Açıklamalar çerçevesinde yeniden somut olaya dönüldüğünde, borçluya çıkarılan ödeme emrinde mal beyanının nasıl olması gerektiğini düzenleyen İİK’nın 74. maddesindeki unsurların belirtilmemesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. ve 30/1. maddelerindeki düzenleme karşısında bir eksiklik olarak kabul edilebilir ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. maddesinin 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici madde 1 hükmü ile en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanacağının hüküm altına alınması karşısında……”

Görüldüğü gibi Yargıtay 16. Hukuk Dairesi Özel Ceza yasasının İİK 74.maddenin teşebbüs, iştirak ve içtima gibi konularda TCK’nun 1.kitabının temel ilkeleri ile çelişmektedir. Daire bu yorumu İİK 74 açısından yapmıştır. 3167 sayılı yasa açısından kast, zincirleme suç ve indirime ilişkin ceza kanununun temel ilkelerini ekleyebiliriz. 16. Hukuk Dairesinin kararı AİHM başvurularına eklenecek önemli bir yargısal dokümandır. Kararın tamamın aşağıda yayınlıyoruz.

T.C.

YARGITAY

16. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/1384

K. 2007/4598

T. 20.11.2007

• MAL BEYANINDA BULUNMAMA ( 5237 Sayılı Yasa’nın 5. Maddesinin Yürürlüğünün Ertelendiği – Suçun Yasal Unsurlarının Tanımlanmaması Nedeniyle Sanığın Suçun Unsurlarını Bilmediğini Kabul Etmenin Mümkün Olmadığı )

• SUÇUN UNSURLARINI BİLMEME ( Borçluya Çıkarılan Ödeme Emrinde Mal Beyanının Nasıl Olması Gerektiğini Düzenleyen İİK’nın 74. Maddesindeki Unsurların Belirtilmediği – Mal Beyanında Bulunmama )

2004/m. 74, 75, 337/1, 353/1

5237/m. 5,30/1

5252/m.Geç.1

ÖZET : Borçluya çıkarılan ödeme emrinde mal beyanının nasıl olması gerektiğini düzenleyen İİK’nın 74. maddesindeki unsurların belirtilmemesi, 5237 sayılı Yasa’nın 5 ve 30/1. maddelerindeki düzenleme karşısında bir eksiklik olarak kabul edilebilir ise de, 5237 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin yürürlüğü 5252 sayılı Yasa’nın 5560 sayılı Yasa ile değişik geçici 1. maddesi ile 31.12.2008 tarihine ertelendiğinden suçun yasal unsurlarının tanımlanmaması nedeniyle sanığın suçun unsurlarını bilmediğini kabul etmek mümkün değildir.

DAVA : Mal beyanında bulunmamak eyleminden borçlu sanık İbrahim’in 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Kanun’la değişik 33711. maddesi gereğince 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına dair, ( Kırşehir İcra Mahkemesi )’nin 31.10.2006 tarihli ve 2006/254-766 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinde yer alan anılan Kanun’un genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlar hakkında da uygulanacağı ilkesi uyarınca aynı Kanun’un 30/1. maddesi gereğince fiilin icrası sırasında suçun kanuni unsurlarını bilmeyen bir kimsenin kasten hareket etmiş kabul edilemeyeceği, buna göre İİK’nın 74. maddesindeki şekil şartlarının tamamını içermeyen mal beyanında bulunmayan sanığın, atılı suçtan hatası nedeniyle cezalandırılmasına karar vermenin hakkaniyete uygun düşmeyeceğinden bahisle sanığın beraatine ilişkin ( Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi )’nin 10.01.2007 tarihli ve 2007/3 müteferrik sayılı kararını kapsayan dosya incelendi:

Tebliğname ile, 5252 sayılı TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5560 sayılı Kanun’la değiştirilen geçici ı. maddesi uyarınca, diğer kanunların 5237 sayılı TCK’nın birinci kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümlerinin ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31.12.2008 tarihine kadar uygulanacağı, mal beyanında bulunmamak suçunun şekli bir suç olup, 5237 sayılı Kanun’un 30. maddesinin olayda uygulama yerinin olmadığı cihetle, sanığın Kırşehir İcra Müdürlüğü’nün 2006/417 sayılı dosyasına verdiği 03.03.2006 tarihli mal beyanı dilekçesinde, yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını ve borcu ne şekilde ödeyeceğini belirtmediğinden söz konusu dilekçenin 2004 sayılı İİK’nın 74. maddesindeki zorunlu unsurları taşımaması sebebiyle usulüne uygun olmadığı, alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmediği ve borcun da ödenmediğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin İİK’nın 337. maddesine göre suç teşkil edip, anılan maddede öngörülen 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılması gerektiği gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı gerekçesiyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 08.03.2007 gün ve 12144 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığı’nın 27.03.2007 gün ve K.Y.B.2007/50793 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,

Gereği görüşüldü:

KARAR : Borçlu İbrahim hakkında Kırşehir İcra Müdürlüğü’nün 2006/417 sayılı dosyası ile yapılan takipte, usulüne uygun olarak tebliğ edilen ödeme emrine süresinde verdiği tarihsiz mal beyanında “iki adet çekyat ve iki adet tek kişilik koltuk, bir adet buzdolabı, bir adet televizyon, bir adet elektrikli süpürge, bir adet altı kişilik masa ve sandalye ve sair ufak tefek şeyler” bulunduğunu belirttiği, müşteki vekili tarafından süresi içerisinde verilen 21.03.2006 havale tarihli şikayet dilekçesi ile borçlu hakkında mal beyanında bulunmamak fiilinden dolayı şikayette bulunulduğu, Kırşehir İcra Mahkemesi’nce yürütülen yargılama sonunda da 31.10.2006 tarih ve 2006/254-766 sayı ile mal beyanı dilekçesinin İİK’nın 74. maddesindeki zorunlu unsurları taşımaması sebebiyle usulüne uygun olmadığı ve alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmediği ve borcun da ödenmediği gerekçesiyle on gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına karar verildiği, borçlunun itirazı üzerine de Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi’nce 10.01.2007 tarih ve 2007/3 müteferrik sayı ile ve ” … her ne kadar İİK’nın 74. maddesinde mal beyanının ne şekilde yapılması düzenlenmiş ise de, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesi uyarınca TCK’nın genel hükümleri özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlar hakkında da uygulanacağı ilkesi uyarınca 5237 sayılı TCK’nın 30/1. maddesi uyarınca fiilin icrası sırasında suçun kanuni unsurlarını bilmeyen bir kimse kasten hareket etmiş kabul edilemeyecektir. Buna göre İİK’nın 74. maddesindeki şekil şartlarının tamamını içermeyen mal beyanında bulunan sanığın kasten mal beyanında bulunmamak suçunu işlediği kabul edilemeyeceğinden, sanığın atılı suçtan hatası nedeniyle cezalandırılmasına karar vermek hakkaniyete uygun düşmeyeceği. .. ” gerekçesiyle itirazın kabulüne, İcra Mahkemesi’nin 31.10.2006 gün ve 2006/2544766 sayılı ilamının kaldırılmasına ve atılı suçtan beraatine karar verilmiştir.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının ( L ) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” şeklinde yapılmış olup, disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi, gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler. Bu nedenle de İcra ve İflas Kanunu’nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemler kabahat olarak kabul edilmektedir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 9. maddesinde kabahatlerin, kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, hem kasten hem de taksirle işlenebileceği öngörülmüştür.

Mahkeme kararına gerekçe yapılan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kitabının “Ceza Sorumluluğunun Esasları” başlıklı İkinci Kısmın “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler” başlıklı İkinci Bölümün “Hata” başlıklı 30. maddesinin ı. fıkrasında, “Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki madde unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.” Yine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 74. maddesi “Mal beyanı, borçlunun gerek kendisinde ve gerek üçüncü şahıslar yedinde bulunan mal ve alacak ve haklarında borcuna yetecek miktarın nevi ve mahiyet ve vasıflarını ve her türlü kazanç ve gelirlerini ve yaşayış tarzına göre geçim membalarını ve buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini yazı ile veya şifahen İcra Dairesi’ne bildirmesidir.” hükümlerini içermektedir.

Somut olayda borçlu sanığa çıkarılan ödeme emrinde, ” … itiraz edilmediği ve borç ödenmediği takdirde ( 10 ) gün içinde İcra İflas Kanunu’nun 74. maddesi gereğince, mal beyanında bulunmanız, itiraz edilip de reddedildiği takdirde ise, üç gün içinde İcra İflas Kanunu’nun 75. maddesi gereğince mal beyanında bulunmanız, bulunmazsanız, hapisle tazyik olunacağınız, hiç mal beyanında bulunmaz veya hakikate aykırı beyanda bulunursanız ayrıca hapisle cezalandırılacağınız ihtar olunur.” uyarısını taşıdığı gözlenmektedir. Borçluya çıkarılan ödeme emrinde mal beyanının İİK’nın 74. maddesine göre yapılması, hiç mal beyanında bulunulmaması ya da hakikate aykırı beyanda bulunulması halinde hapisle cezalandırılacağı ihtar edilmekte, fakat İİK’nın 74. maddesinde aranan unsurların neler olduğunun da belirtilmediği anlaşılmaktadır.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında, mal beyanının İİK’nın 74. maddesinde sayılan unsurları içermesi aranmaktadır. Nitekim bu husus Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.09.2005 tarih, 17. H.D.-109/105 sayılı kararında, özetle “yasaya uygun bir mal bildiriminden söz edilebilmesi için, borçlunun bu beyanında; a ) çeşit, mahiyet ve vasıflarını da göstermek suretiyle, borcuna yetecek miktardaki mal, alacak ve haklarını, b ) her türlü kazanç ve gelirlerini, c ) yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını, d ) borcunu ne surette ödeyebileceğini, bildirmiş olması gerekir.” şeklinde değerlendirilmiştir. Ancak bütün bu açıklamalara rağmen, borçlu, bütün mallarını değil, borcun ferileri de dahil olmak üzere tamamını karşılayacak kadar mallarını bildirmesi de yeterli olarak kabul edilmelidir.

Diğer taraftan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kitabının “Temel İlkeler, Tanımlar ve Uygulama Alanı” başlıklı Birinci Kısmın “Temel ilkeler ve Tanımlar” başlıklı “Birinci Bölüm”ünün “Özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5. maddesi, “bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.” Hükmünü içermekte ve madde gerekçesinde bu konu, “Özel ceza kanunlarında ve ceza içeren kanunlarda suç tanımlarına yer verilmesinin yanı sıra, çoğu zaman örneğin teşebbüs, iştirak ve içtima gibi konularda da bu kanunla benimsenen ilkelerle çelişen hükümlere yer verilmektedir. Böylece, ceza kanununda benimsenen genel kurallara aykırı uygulamaların yolu açılmakta ve temel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu sakıncaların önüne geçebilmek bakımından, ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini sağlamak için; diğer kanunlarda sadece özel suç tanımlarına yer verilmesi ve bu suçlarla ilgili yaptırımların belirlenmesi ile yetinilmelidir. Buna karşılık, suç ve yaptırımlarla ilgili olarak bu kanunda belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının temin edilmesi gerekmektedir. Aksi yöndeki düzenlemelerin hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturması nedeniyle Hükümet tasarısındaki madde metni değiştirilmiştir.” şeklinde açıklanmıştır.

Ancak, ilgili kanunlarda TCK’nın sistemine uygun gerekli değişiklikleri hemen gerçekleştirme imkanının olmaması nedeniyle bu hükmün ülkemiz hukuk uygulamasında ortaya çıkarabileceği sonuçlardan duyulan kaygı nedeniyle ve söz konusu değişiklikler yapılıncaya kadar uygulamada herhangi bir boşluğun doğmaması bakımından 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici madde 1 hükmüne göre, “Diğer Kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.” biçiminde getirilen düzenleme ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. maddesi ile öngörülen bu kanunun genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükmü 31 Aralık 2008 tarihine kadar ertelenmiştir.

Açıklamalar çerçevesinde yeniden somut olaya dönüldüğünde, borçluya çıkarılan ödeme emrinde mal beyanının nasıl olması gerektiğini düzenleyen İİK’nın 74. maddesindeki unsurların belirtilmemesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. ve 30/1. maddelerindeki düzenleme karşısında bir eksiklik olarak kabul edilebilir ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 5. maddesinin 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici madde 1 hükmü ile en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanacağının hüküm altına alınması karşısında, suçun kanuni unsurlarının açıklanmaması nedeniyle İİK’nın 74. maddesindeki unsurları içermeyen ödeme emrinden dolayı suçun kanuni unsurlarını bilmediğini kabul etmek mümkün değildir. İtirazın reddi yerine açıklanan nedenlerle kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görüldüğünden, Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10.01.2007 tarih ve 2007/3 müteferrik sayılı kararının hükümlü aleyhine sonuç doğurmayacak biçimde BOZULMASINA , “tekriri muhakeme” yasağı nedeniyle borçlu sanığın bozma kapsamı doğrultusunda yeniden yargılanmasının gerekmediğine, dosyanın mahkemesine iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 20.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: