İçtima

İçtima

MADDE 212 – (1) Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2012/2921

K. 2012/2817

T. 28.3.2012

• UYARLAMA YARGILAMASI ( Hükümlülerin Sadece Hükmün Kesinleşmesinden Önceki Yargılama Giderlerinden Sorumlu Olduğu ve Uyarlama Yargılaması Sırasında Yapılan Yargılama Giderlerinden Sorumlu Tutulamayacağı)

• KESİNLEŞME ÖNCESİNDEKİ YARGILAMA GİDERLERİ ( Uyarlama Yargılamasında Verilen Yeni Kararda Bu Sorumluluğunun Saptanması ve Kesinleşen Önceki Hükümdeki Yargılama Giderlerinin Uyarlama Hükmünde de Aynen Gösterilmesi Gerektiği)

• YARGILAMA GİDERLERİ ( Hükümlülerin Sadece Hükmün Kesinleşmesinden Önceki Yargılama Giderlerinden Sorumlu Olduğu ve Uyarlama Yargılaması Sırasında Yapılan Yargılama Giderlerinden Sorumlu Tutulamayacağı)

• BELİRLİ HAKLARDAN YOKSUN BIRAKILMA ( Suçun 5237 S.K’nun 53/1-A Md.sindeki Yetkinin Kötüye Kullanılması Suretiyle İşlendiği Kabul Edilmesine Rağmen Hükümlüler Hakkında Aynı Kanunun 53/5. Md.nin Uygulanmamasının Doğru Olmadığı)

5237/m.53,212

ÖZET : Hapis cezasının kanuni sonucu olarak “belirli haklardan yoksun bırakılma” hükmünün ve suçun 5237 Sayılı Kanunun 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiği kabul edilmesine rağmen hükümlüler hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesinin uygulanmaması, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.2.2006 gün ve 2006/10-11-12 Sayılı kararına göre; uyarlama yargılamasında hükümlülerin sadece hükmün kesinleşmesinden önceki yargılama giderlerinden sorumlu olduğu, uyarlama yargılaması sırasında yapılan yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı, kesinleşme öncesindeki yargılama giderlerinin tahsil edilebilmesi bakımından, uyarlama yargılamasında verilen yeni kararda bu sorumluluğunun saptanması ve kesinleşen önceki hükümdeki yargılama giderlerinin infazda doğabilecek kuşku ve duraksamaları gidermek üzere uyarlama hükmünde de aynen gösterilmesi zorunluluğuna uyulmaması, doğru değildir.

DAVA : Hükümlüler hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nın uygulanıp uygulanmayacağıyla ilgili olarak mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle Dairemize ait 2008/2146 Esas sayılı dava dosyasıyla birlikte dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Uyarlama yargılamasına konu hükme ait dava dosyasının tamamının aslının ya da onaylı örneğinin teminiyle karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi Dairemize ait 2008/2146 Esas sayılı dava dosyasının incelenmesi sebebiyle bozma nedeni sayılmamış, T.C.K.nın 43. maddesi uyarınca artırım yapılırken 8 yıl 16 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ceza tayini sonuç cezanın doğru belirlenmesi karşısında sonuca etkili görülmemiş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Hükümlüler lehine olduğu kabul edilen 5237 Sayılı T.C.K.nın 212. maddesindeki “sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur” şeklindeki düzenleme nedeniyle, gerçekte belediyeye akaryakıt ve inşaat malzemesi almadıkları halde alınmış gibi alt ve üst nüshalarını farklı düzenlettirdikleri faturalarla suça konu paraları maledinme şeklindeki eylemlerinde sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve sahteciliğin varlığının kabulü halinde bu suçtan da mahkûmiyet hükmü kurularak sonucuna göre lehe Kanunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Hapis cezasının kanuni sonucu olarak “belirli haklardan yoksun bırakılma” hükmünün ve suçun 5237 Sayılı Kanunun 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiği kabul edilmesine rağmen hükümlüler hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesinin uygulanmaması, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7.2.2006 gün ve 2006/10-11-12 Sayılı kararına göre; uyarlama yargılamasında hükümlülerin sadece hükmün kesinleşmesinden önceki yargılama giderlerinden sorumlu olduğu, uyarlama yargılaması sırasında yapılan yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı, kesinleşme öncesindeki yargılama giderlerinin tahsil edilebilmesi bakımından, uyarlama yargılamasında verilen yeni kararda bu sorumluluğunun saptanması ve kesinleşen önceki hükümdeki yargılama giderlerinin infazda doğabilecek kuşku ve duraksamaları gidermek üzere uyarlama hükmünde de aynen gösterilmesi zorunluluğuna uyulmaması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, hükümlüler müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 6.4.2010 tarih ve 2010/11-1-2010/72 Sayılı kararında da açıklandığı üzere uyarlama yargılamalarında “cezayı aleyhe değiştirme yasağı”nın söz konusu olamayacağı da nazara alınarak hükümlerin 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek C.M.U.K.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 28.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2012/2120

K. 2012/2037

T. 14.3.2012

• ZİMMET ( Sanıkların Belgelerde Sahtecilik Yaparak Nitelikli Zimmet Suçunu İşledikleri – 765 S. T.C.K.na Göre Hüküm Kurulması Durumunda Sanıkların Ayrıca Bu Suçun Unsuru Niteliğindeki Resmi Evrakta Sahtecilik Suçundan Cezalandırılmayacağı)

• RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK ( Nitelikli Zimmet Suçunun İşlendiği – 765 S. T.C.K.na Göre Hüküm Kurulması Durumunda Sanıkların Ayrıca Bu Suçun Unsuru Niteliğindeki Resmi Evrakta Sahtecilik Suçundan Cezalandırılmayacağı)

• NİTELİKLİ ZİMMET ( 5237 S. T.C.K’nun Tercih Edilmesi Durumunda Bu Kanunun 212. Md.nin Açık Hükmü Karşısında Nitelikli Zimmet Suçu Yanında Resmi Evrakta Sahtecilik Suçundan da Cezalandırılmaları Gerekeceği)

• LEHE KANUN UYGULAMASI ( Nitelikli Zimmet Suçundan 5237 S. T.C.K.nın Tercih Edilmesi Durumunda Resmi Evrakta Sahtecilik Suçundan da Ancak Bu Kanuna Göre Ceza Tertip Edilebileceği)

• HAK VE YETKİNİN KÖTÜYE KULLANILMASI ( 5237 S. T.C.K.nın 53/5. Md.sine Göre Cezanın İnfazından Sonra Başlamak Üzere Hükmolunan Cezanın Yarısından Bir Katına Kadar Sadece Suç İşlenirken Kötüye Kullanılan Hak ve Yetkinin Kullanılmasının Yasaklanmasına Karar Verilebileceği)

5237/m.53/5,212

5252/m.9/3

5271/m.34,230

ÖZET : Sanıkların belgelerde sahtecilik yaparak nitelikli zimmet suçunu işledikleri kabul edilerek 765 Sayılı T.C.K.ya göre hüküm kurulması durumunda, sanıkların ayrıca bu suçun unsuru niteliğindeki resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmayacağı, buna karşın 5237 Sayılı T.C.K.nın tercih edilmesi durumunda bu Kanunun 212. maddesinin açık hükmü karşısında nitelikli zimmet suçu yanında resmi evrakta sahtecilik suçundan da cezalandırılmaları gerekeceği ve 5252 Sayılı Kanunun 9/3 ve C.M.K.nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi zorunluluğu sebebiyle nitelikli zimmet suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nın tercih edilmesi durumunda resmi evrakta sahtecilik suçundan da ancak bu Kanuna göre ceza tertip edilebileceği gözetilmeksizin, nitelikli zimmet suçundan 5237 Sayılı T.C.K.ya göre hüküm kurulduğu halde, resmi evrakta sahtecilik suçundan 765 Sayılı T.C.K.hükümlerine göre uygulama yapılması suretiyle karma uygulama sonucunu da doğuracak şekilde lehe Kanunun tespitinde hataya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,

5237 Sayılı T.C.K.nın 53/5. maddesine göre cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar sadece suç işlenirken kötüye kullanılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilebileceği nazara alınmadan, infazda tereddüt oluşturacak şekilde hangi maddedeki hak ve yetkinin kötüye kullanıldığı da belirtilmeden hüküm kurulması, doğru değildir.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR : Sanıkların kooperatifteki görevle yetkilerinin ve kapsamının ne olduğu, hangi tarihte başlayıp ne zaman sona erdiğinin araştırılmadığı, sahte olduğu iddia olunan senetler üzerinde yapılan imza incelemesi sonucunda imzaların bir kısmının adlarına atılan ortakların eli ürünü olduğu, yine bir kısmının adlarına atılan ortakların eli ürünü olmadığı, bir kısmının ise, karakteristik özellik taşımadığından değerlendirme yapılamadığının bildirilmesine rağmen, tüm belgelerdeki miktarlar zimmet kabul edilerek mahkümiyet hükmü kurulduğu dikkate alındığında; sanıkların görevle yetkilerinin ve kapsamının ne olduğu, hangi tarihte başlayıp ne zaman sona erdiği kooperatiften sorularak, konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınıp, zimmetin olup olmadığı, olması halinde miktarının ne kadar olduğu, her bir sanığın suça ne şekilde iştirak ettiği ve ne miktardan sorumlu olduğu belirlenerek sonucu dairesinde dosya kapsamına uygun hüküm kurulması gerekirken eksik incelemeyle sanıkların mahkümiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

Sanıkların belgelerde sahtecilik yaparak nitelikli zimmet suçunu işledikleri kabul edilerek 765 Sayılı T.C.K.ya göre hüküm kurulması durumunda, sanıkların ayrıca bu suçun unsuru niteliğindeki resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmayacağı, buna karşın 5237 Sayılı T.C.K.nın tercih edilmesi durumunda bu Kanunun 212. maddesinin açık hükmü karşısında nitelikli zimmet suçu yanında resmi evrakta sahtecilik suçundan da cezalandırılmaları gerekeceği ve 5252 Sayılı Kanunun 9/3 ve C.M.K.nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi zorunluluğu sebebiyle nitelikli zimmet suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nın tercih edilmesi durumunda resmi evrakta sahtecilik suçundan da ancak bu Kanuna göre ceza tertip edilebileceği gözetilmeksizin, nitelikli zimmet suçundan 5237 Sayılı T.C.K.ya göre hüküm kurulduğu halde, resmi evrakta sahtecilik suçundan 765 Sayılı T.C.K.hükümlerine göre uygulama yapılması suretiyle karma uygulama sonucunu da doğuracak şekilde lehe Kanunun tespitinde hataya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,

5237 Sayılı T.C.K.nın 53/5. maddesine göre cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar sadece suç işlenirken kötüye kullanılan hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilebileceği nazara alınmadan, infazda tereddüt oluşturacak şekilde hangi maddedeki hak ve yetkinin kötüye kullanıldığı da belirtilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık Reşat ve sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek C.M.U.K.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 14.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2009/802

K. 2012/45

T. 10.1.2012

• ZİMMET ( Kooperatif Muhasebecisi Sanık/Kamu Görevlisi Gibi Cezalandırılacağı – Ödeme Yapmak Üzere Mali Değer Alamayacağı/Sahte Faturalarla Gerçeğe Aykırı Vergi İndirimi Yapmak Eyleminin Zimmet Değil Özel Düzenleme Olan 213 S.K. Md. 359’daki Suçu Oluşturacağı )

• VERGİ USUL KANUNU’NA AYKIRILIK ( Kooperatif Muhasebecisi Sanığın Sahte Faturalarla Gerçeğe Aykırı Vergi İndirimi Yapmak Eyleminin Zimmet Suçunu Değil Özel Düzenleme Olan 213 S.K. Md. 359’daki Suçu Oluşturacağı )

• KOOPERATİF MUHASEBECİSİNİN SAHTE FATURA İLE VERGİ İNDİRİMİ SAĞLAMASI ( Eylemin Zimmet Suçunu Değil Özel Düzenleme Olan 213 S.K. Md. 359’daki Suçu Oluşturacağı )

• KAMU GÖREVLİSİ ( Kooperatif Muhasebecisi Sanık – Kamu Görevlisi Gibi Cezalandırılacağı )

5237/m. 212, 247

213/m. 359

3568/m. 47

1163/m. 62

Mecburi Meslek Kararlarına İlişkin Genelge/m.1

ÖZET : Zimmet suçunda; serbest muhasebeci olup kooperatifin muhasebe işlemlerini yapmayı sözleşmeyle üstlenen sanığın görevi sebebiyle işlediği suçlardan dolayı, kamu görevlileri gibi cezalandırılması gerekmekteyse de müşterilerinin vergilerini yatırma görevi bulunmadığı gibi muhasebecilerin müşteri adına 3. kişilere ( Vergi Dairesi, SSK, Bağ-Kur ve benzeri kurumlara) ödeme yapmak üzere her ne isim altında olursa olsun para, çek gibi mali değerler almalarının yasaklanmış olması nedeniyle kooperatif yönetim kurulu başkanından kooperatif adına tahakkuk edecek vergilerin ödenmesi için aldığı iddia edilen para ve çeklerin kendisine görevi nedeniyle tevdi edildiğinin ve bunlar üzerinde gözetim ve muhafaza görevinin bulunduğunun kabul edilemeyeceği gözetilmelidir. Keza sahte faturalarla gerçeğe aykırı vergi indirimi yapmak gibi hileli hareketlerle kooperatif adına düşük vergi ödenmesini sağlamak şeklindeki eylemlerinin de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde yer alan özel düzenleme nedeniyle zimmet suçuna vücut vermeyeceği dikkate alınmalıdır.

DAVA : Zimmet suçundan sanıklar S., H. G., Y., A., A., H. E., M., H., H. ve M.’ın yapılan yargılanmaları sonunda; sanıklar S.ve H. G.’nin atılı suçtan mahkumiyetine diğer sanıkların beraetlerine dair, ( Alanya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)’nden verilen 12.03.2008 gün ve 2002/65 Esas, 2008/87 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde o yer Cumhuriyet Savcısı, sanıklar Hasan G. ve S.müdafiileri ile sanık H. G. tarafından temyiz edilmesi ve incelemenin duruşmalı yapılmasının talep edilmesi üzerine dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi.

O yer Cumhuriyet Savcısının gerekçeli temyiz dilekçesinin içeriğine nazaran sanıklar S.ve Hasan G. hakkındaki mahkumiyet ve sanıklar Yusuf ve Hasan E. hakkındaki beraet hükümlerini kapsamadığı anlaşılmakla temyiz talebinin sadece sanıklar M., H., Hü., M., A.ve A.hakkında zimmet suçundan verilen beraet kararlarıyla sınırlı olduğunun kabul edilmesine ve sanıklara tayin edilen cezaların süresine göre sanıklar Hasan G. ve S.müdafiileri ile sanık H. G.’nin duruşma isteklerinin CMUK’nın 318. maddesi gereğince reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın 14.03.2002 tarihli yazısı içeriğinden sanıklar M., Hü. ve M.’ın kooperatifi temsil yetkileri bulunmadığının ve dosya kapsamından kooperatif iş ve işlemlerinin fiilen yönetim kurulu başkanı olan sanık Hasan G. tarafından yürütülüp sanıklar H., A.ve Ali’nin davaya konu eylemlere iştirak ettiklerine dair her türlü kuşkudan uzak, cezalandırmaya yeterli kanıtların elde edilemediğinin anlaşılması nedeniyle delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle M., H., Hü., M., Ali ve A.hakkındaki hükümlerin tebliğname gibi ONANMASINA,

Sanıklar Hasan G. ve S.hakkında zimmet suçundan kurulan hükümlere yönelik itirazlara gelince:

Serbest muhasebeci olup S.S. K… Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifimin muhasebe işlemlerini yapmayı sözleşmeyle üstlenen sanık S.’ın 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca görevi sebebiyle işlediği suçlardan dolayı kamu görevlileri gibi cezalandırılması gerekmekteyse de söz konusu Kanun ve uygulama yönetmeliği hükümlerine göre müşterilerinin vergilerini yatırma görevi bulunmadığı gibi 26.01.1996 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Mecburi Meslek Kararlarına İlişkin Genelge’nin 1. maddesiyle muhasebecilerin müşteri adına 3. kişilere ( Vergi Dairesi, SSK, Bağ-Kur ve benzeri kurumlara) ödeme yapmak üzere her ne isim altında olursa olsun para, çek gibi mali değerler almalarının yasaklanmış olması nedeniyle kooperatif yönetim kurulu başkanı olan sanık H. G.’den kooperatif adına tahakkuk edecek vergilerin ödenmesi için aldığı iddia edilen para ve çeklerin kendisine görevi nedeniyle tevdi edildiğinin ve bunlar üzerinde gözetim ve muhafaza görevinin bulunduğunun kabul edilemeyeceği, keza sahte faturalarla gerçeğe aykırı vergi indirimi yapmak gibi hileli hareketlerle kooperatif adına düşük vergi ödenmesini sağlamak şeklindeki eylemlerinin de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde yer alan özel düzenleme nedeniyle zimmet suçuna vücut vermeyeceği bu itibarla diğer zimmet iddialarına ilişkin olarak sanık H. G. tarafından bilirkişi raporlarının tanziminden sonra ileri sürülen kooperatife ait otobüsün alınmasından kalan borcun ödendiği, harcamaların gider pusulaları ile yapıldığı, sahte faturaların kullanılmasından haberinin olmadığı yönündeki savunmaları gözetilerek, otobüs borcunun ödenmesine ilişkin olarak bilgisi olduğu anlaşılan L., Ha., M. E. ve M. S. isimli şahıslar ve gerektiğinde sonradan ibraz edilen harcama pusulaları adına düzenlenmiş olan kişiler ile tespiti halinde sanık tarafından ibraz edilen harcama listelerinde adına ödeme yapıldığı belirtildiği halde ödeme belgesi bulunmayan şahısların çağrılıp tanık olarak dinlenmesinden ve kooperatif paralarının fiilen kimlerin zilyetliğinde olduğu hususunda sanıkların tekrar beyanlarının alınmasından sonra dosyanın tüm ekleriyle birlikte emekli Sayıştay uzman denetçilerinden oluşturulacak yeni bir heyete tevdii ile suça konu dönemde kooperatifin gelir gider ve mevcutlarının karşılaştırılması suretiyle sanıkların uhdelerinde kalan bir miktarın bulunup bulunmadığına dair rapor alınmasından sonra 3568 sayılı Kanun’un 47. maddesi, 1163 sayılı Kanun’un 62. maddesi ve 5237 sayılı TCK’nın 212. maddesi de nazara alınıp davaya konu belgelerin düzenlenmesi nedeniyle “memurun resmi belgede sahteciliği” suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden ve sanıkların fikir ve irade birliği içinde hareket ettiklerine ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip tartışılmadan yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet Savcısının ve sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA), 10.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2010/12163

K. 2012/7

T. 4.1.2012

• CUMHURİYET SAVCISININ GÖRÜŞÜ ALINMADAN HÜKÜM KURULMASI ( C. Savcılarının Daha Önceki Oturumda Bildirilen Görüşü Tekrar Edilmekle Yetinilip Ayrıca Görüş Bildirmedikleri – Bu Şekilde Sanık Hakkında C. Savcısı Görüşü Alınmadan Hüküm Kurulamayacağı )

• BERAAT VE MAHKUMİYET HÜKÜMLERİNİN AYNI EYLEME DÖNÜK OLAMAYACAĞI ( Rüşvet Almak Suçundan Beraatlerine Görevi Kötüye Kullanmak Suçundan Cezalandırılmalarına Karar Verilmesi Suretiyle Aynı Olan Eylem İkiye Ayrılarak Beraat ve Hükümlülük Kararı Verilemeyeceği )

• AYNI OLAN EYLEM İKİYE AYRILARAK BİR YÖNDEN BERAAT DİĞER YANDAN HÜKÜMLÜLÜK KARARI VERİLEMEYECEĞİ ( Sanıkların Rüşvet Almak Suçundan Beraatlerine Görevi Kötüye Kullanmak Suçundan Cezalandırılmalarına Karar Verilmesi Suretiyle )

5271/m. 216

5237/m. 212/2-son, 219/3-4

ÖZET : 1- Cumhuriyet Savcılarının daha önceki oturumda bildirilen görüşü tekrar edilmekle yetinilip, ayrıca görüş bildirmedikleri ve bu şekilde sanık hakkında Cumhuriyet Savcısının görüşü alınmadan hüküm kurulması suretiyle CMK’nun 216.maddesine aykırı davranılması,

2- Mahkemece adı geçen sanıkların rüşvet almak suçundan beraatlerine, görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmalarına karar verilmesi suretiyle aynı olan eylem ikiye ayrılarak bir yönden beraat diğer yandan ise hükümlülüklerine karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : 1- 23.03.2007günlü oturumda verilen ara kararında “… sanık T. G.’nin firari olması nedeniyle hakkında dosyanın tefrikine, yakalama işlem sonucunun beklenmesine…” karar verildiği, takip eden 04.05.2007 tarihli oturumda “… sanık T. G.’nin yakalama işlem sonucunun beklenmesine, bu sanık hakkındaki dosyanın tefrike ve esas hakkında mütalaa için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine…” karar verildiği, 06.07.2007 ve 15.10.2007 tarihli oturumlardan sonra yapılan 14.12.2007 günlü oturumda “… sanık T. G.’nin yakalama işlem sonucunun beklenmesine…” karar verildiği, sanık T. G.’nin yakalanmasını izleyen oturumların yapılarak yazılı biçimde karar verildiği anlaşılmışsa da; sanık T. G. hakkındaki davanın ayrılmasına karar verildikten sonra ne gibi işlem yapıldığı, dosyanın bu dava dosyasından ayrılıp ayrılmadığı anlaşılamadığından ve ayrıca davanın ayrılması yönündeki ara kararından dönüldüğüne ilişkin bir karar da verilmeden adı geçen sanık hakkında yargılamaya devamla hüküm kurulması,

2- Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği 06.07.2007 günlü oturumda, sanık T. G. hakkındaki davanın ayrılmasına karar verilmesini isteyip, diğer sanıklarla ilgili görüş bildirdiği, devam eden 15.10.2007, 14.12.2007 ve 04.06.2008 günlü oturumlara katılan Cumhuriyet Savcılarının ise 06.07.2007 tarihli oturumda bildirilen görüşü tekrar etmekle yetinip, ayrıca görüş bildirmedikleri ve bu şekilde sanık T. G. hakkında Cumhuriyet Savcısının görüşü alınmadan hüküm kurulması suretiyle CMK’nun 216.maddesine aykırı davranılması,

3- 01.08.2005 tarihli iddianameyle sanıklar G. A., E. S., H. H. E. ve B. E. C.’nın rüşvet almak suçundan TCY’nın 212/2-son, 219/3-4.maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için kamu davası açıldığı ve Mahkemece adı geçen sanıkların rüşvet almak suçundan beraatlerine, görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmalarına karar verilmesi suretiyle aynı olan eylem ikiye ayrılarak bir yönden beraat diğer yandan ise hükümlülüklerine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan E. K. vekili, sanıklar G. A., E. S., H. H. E., B. E. C., A. K., C. Y., K. Z., K. S. savunmanlarının ve sanık T. G. ve savunmanının temyiz itirazı ve kısmen tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 04.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: