Gürültüye neden olma

Gürültüye neden olma

MADDE 183 – (1) İlgili Kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/8-109

K. 2007/115

T. 29.5.2007

• GENEL GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE SOKMAK ( Hükümlünün Bir Düğün Sırasında Kurusıkı Tabanca İle Havaya Birkaç El Ateş Etmesi – Eylemin Kabahat Teşkil Etmesi Nedeniyle Daha Hafif Bir Cezanın Verilmesi Gerektiği )

• GÜRÜLTÜYE NEDEN OLMAK ( Genel Güvenliği Tehlikeye Sokmak – Eylemin Kabahat Teşkil Etmesi Nedeniyle Daha Hafif Bir Cezanın Verilmesi Gerektiği )

• KURUSIKI TABANCA İLE HAVAYA BİRKAÇ EL ATEŞ ETMEK ( Eylemin Kabahat Teşkil Etmesi Nedeniyle Daha Hafif Bir Cezanın Verilmesi Gerektiği )

• MESKUN MAHALDE ATEŞ ETMEK ( Eylemin Kabahat Teşkil Etmesi Nedeniyle Hükümlünün İdari Para Cezası İle Cezalandırılması Gerektiği )

• MÜSADERE / ZORALIM ( Hükümlünün İdari Para Cezası İle Cezalandırılmasına ve Eylemde Kullanılan Kurusıkı Tabanca ve Eklerinin Kabahatliye İadesine Karar Verilmesi Gereği )

• İDARİ YAPTIRIM KARARI ( Hükümlünün Bir Düğün Sırasında Kurusıkı Tabanca İle Havaya Birkaç El Ateş Etmesi – Eylemin Kabahat Teşkil Etmesi Nedeniyle Daha Hafif Bir Cezanın Verilmesi Gerektiği )

5237/m.6,50/5-7,54,58,62,123,170/1-c,183

5326/m.18,24,36

5352/m.4/1-d,5/1-c

765/m.264/7

ÖZET : Hükümlünün bir düğün sırasında kurusıkı tabanca ile havaya birkaç el ateş etmek şeklindeki eylemi nedeniyle genel güvenliği tehlikeye sokma suçundan yargılanmıştır.

Olayda, eylemin kabahat teşkil etmesi nedeniyle, daha hafif bir cezanın verilmesi gerektiğine göre, Özel Dairenin önceki cezayı kaldırmakla yetinmeyip daha hafif cezaya da kendiliğinden karar vermesi gerekir.

Sonuç olarak, hükümlünün idari para cezası ile cezalandırılmasına ve eylemde kullanılan kurusıkı tabanca ve eklerinin kabahatliye iadesine karar verilmelidir.

DAVA : Hükümlü Ahmet’in; 18.06.2005 günü yapılan düğün sırasında kurusıkı tabanca ile ateş ettiği iddiasıyla; genel güvenliği tehlikeye sokma suçundan yapılan yargılaması sonunda, ( Konya Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi )’nce 21.12.2005 gün ve 537-1397 sayı ile; “…5237 sayılı TCY’nin 170/1-c ve 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Yasa’nın 50/1-d maddesi uyarınca … 1 yıl süre ile her türlü düğüne, alkollü içki tüketilen yere ve toplantıya gitmekten yasaklanmak tedbirine çevrilmesine, 5237 sayılı TCY’nin 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine tabi tutulmasına, 54. maddesi gereğince suçta kullanılan ve emanetin 2005/2062 sırasında kayıtlı tabanca ve eklerinin müsaderesine…” karar verilmiş ve bu karar yasa yoluna gidilmediğinden kesinleşmiştir.

T.C. Adalet Bakanlığı’nın talebi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.03.2007 gün ve 46027 sayılı ihbarı ile; “…Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 264/7. maddesinde düzenlenen suçla ilgili olarak benzer bir olay hakkında vermiş olduğu 02.06.2005 tarihli ve 2004/3811 Esas, 2005/3998 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığın silah vasfında bulunmayan ( kuru-sıkı ) gaz tabancası ile düğün yerinde havaya ateş etmekten ibaret eyleminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170/1. maddesinde düzenlenen, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçunu oluşturmayıp 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen ve idari para cezası yaptırımını öngören suçu oluşturduğu gözetilmeksizin, yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemiştir…” biçiminde yasa yararına bozma isteminde bulunulmuş; Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nce de 02.04.2007 gün ve 3014-2677 sayıile; “…Silah niteliğinde bulunmayan ‘kurusıkı’ tabir edilen tabanca ile havaya ateş etme eyleminin 765 sayılı TCY’nin 264/7 ve 5237 sayılı TCY’nin 170/1-c madde fıkrasında tanımlanan, içinde silah öğesi bulunan suç tipine uygun bulunmadığı, ancak eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin ( 1. ) fıkrasında tanımlanan suç kapsamında kalmakla Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 01.03.2007gün ve 10718 sayılı yazılarına atfen Yargıtay C. Başsavcılığı’nın 14.03.2007 gün ve 46027 sayılı kanun yararına bozma talepli ihbarnamesi içeriği yerinde görüldüğünden Konya Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin 21.12.2005 gün ve 2005/537 Esas ve 2005/1397 sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca bozulmasına ve cezanın ortadan kaldırılmasına” karar verilmiştir.

Bu karara karşı; Yargıtay C. Başsavcılığı’nca 07.05.2007 gün ve 46027 sayı ile;

“…5326 sayılı Kanun’un 24. maddesi uyarınca kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilmesi zorunludur.

Anılan Kanun’un 18. maddesi gereğince kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir. 5326 sayılı Kanun’un 36. maddesinde kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.

Yapılan açıklamalar ışığında; Yerel Mahkemece, kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması nedeniyle sanığın 5326 sayılı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 50 YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına ve emanette kayıtlı kurusıkı tabanca ve eklerinin sahibine iadesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi yasaya aykırıdır.

Kanun yararına bozma istemi, davanın esasını çözümleyen mahkumiyet hükmüne yönelik olup bozma nedeni hükümlüye daha hafif ceza verilmesini gerektirmektedir. Bozma nedeni cezanın tamamen kaldırılmasını gerektirmemekte, bozma kararı üzerine yerel mahkemece yeniden inceleme, araştırma, yargılama yapılarak bir karar verilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Bozma nedenine göre, Yerel Mahkeme hükmünü bozan Yargıtay Özel Dairesi’nin 5326 sayılı Kanun’un 24. maddesini gözönünde bulundurmak suretiyle aynı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca idari para cezasına hükmetmesi, kurusıkı tabanca ve eklerinin iadesine karar verilmesi yerine, cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.” açıklamasıyla, “Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nin 02.04.2007 gün ve 2007/3014-2677 sayılı kararından “cezanın ortadan kaldırılması” ibaresinin çıkartılmasına, kabahatli Ahmet’in 5326 sayılı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 50 YTL idari para cezası ile cezalandırılmasına, Konya Adli Emanet Memurluğu’nun 2005/2062 sayısında kayıtlı 1 adet Blov-Magnum Mod 2000 marka seri numarasız 9 mm çaplı kurusıkı tabanca ve şarjör ile 4 adet dolu fişeğin kabahatliye iadesine karar verilmesi…” talebiyle itiraz yoluna başvurulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A ) Yargılama konusu maddi olayın;

“Ahmet’in 18.06.2005 tarihinde yapılan düğün sırasında kurusıkı tabanca ile havaya birkaç el ateş etmesi” tarzında gerçekleştiği,

B ) Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca çözülmesi gereken hukuki ihtilafın;

Hükümlünün eyleminin, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 36. maddesindeki kabahati oluşturduğu kabul edildiğine göre; 5271 sayılı CYY’nin 309/4-d madde-fıkra ve bendi gereğince idari yaptırıma Özel Daire’nin bizzat hükmetmesi gerekip gerekmediğine ve Kabahatler Yasası’nda açık bir hüküm bulunmadığı halde kurusıkı tabancanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilip verilemeyeceğine ilişkin bulunduğu,

C ) Genel Kurul’ca yapılan değerlendirmede;

1- Hükümlünün eyleminin düğün yerinde kurusıkı tabanca ile ateş etmekten ibaret olduğu ve bu eylemin Kabahatler Yasası’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olan gürültü çıkarmak kabahatini oluşturduğu konusunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı,

2- Gerçekten de; sözkonusu eylemin 5237 sayılı Yasa’nın 170. maddesindeki genel güvenliği tehlikeye sokmak, 123. maddesindeki kişilerin huzur ve sükununu bozmak ve 183. maddesindeki gürültüye neden olmak suçlarını oluşturmayacağı;

Zira; 5237 sayılı Yasa’nın,

123. maddesinde; “Sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.”

170. maddesinde; ” ( 1 ) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;

a )…

b )…

c ) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan,

Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

183. maddesinde; “İlgili kanunlarda belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.”

Şeklindeki düzenlemelerin bulunduğu,

123. maddede düzenlenen suçta; gürültü çıkartarak huzur ve sükunu bozma eyleminin belli bir kişiye yönelik olması şartı bulunduğundan,

170. maddede düzenlenen suçta; “silah” kullanma koşulu arandığından ve “kurusıkı tabancanın” 5237 sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca silah sayılamayacağından,

183. maddede düzenlenen suçta; sağlığa zarar verecek elverişlilik ve düzeyde bir gürültü arandığından ve kurusıkı tabanca ile çıkartılan gürültünün bu seviyede olduğuna ilişkin bir tespit bulunmadığından,

Olayımızdaki eylemin bu suçların üçünü de oluşturmadığı,

Buna karşılık; 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 36. maddesinde yer alan;

” ( 1 ) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir.

( 3 ) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.”

Şeklinde düzenlenen kabahatin hükümlünün eylemine uyduğu,

Yine, Kabahatler Yasası’nın 24. maddesinde bulunan; “Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir.” biçimindeki düzenleme nedeniyle, olayımız açısından sözkonusu kararın mahkeme tarafından verilmesinin zorunlu olduğu,

3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının iki hususa yöneldiği;

Bunlardan birincisinin; 5271 sayılı CYY’nin 309/4-d madde, fıkra ve bendi gereğince idari yaptırıma Özel Daire’nin bizzat hükmetmesi gerektiğine,

İkincisinin ise; Kabahatler Yasası’nda açık bir hüküm bulunmadığı halde kurusıkı tabancanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilemeyeceğinden cihetle, kurusıkı tabancanın sahibine iadesine de Özel Daire’nin bizzat karar vermesi icap ettiğine,

Yönelik olduğu,

5271 sayılı Yasa’nın 309/4-d madde-fıkra ve bendi uyarınca; “Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesi doğrudan hükmeder.”

Bu durumda; itirazda da belirtildiği gibi, “daha hafif bir cezanın verilmesi” gerektiğine göre, Özel Daire’nin önceki cezayı kaldırmakla yetinmeyip daha hafif cezaya da kendiliğinden karar vermesi gerektiği,

Yine, Kabahatler Yasası’nın 18. maddesinde yer alan; ” ( 1 ) Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak, kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir…” hükmü gözönüne alındığında, Kabahatler Yasası’nda düzenlenen “mülkiyetin kamuya geçirilmesi” müessesesinin, Türk Ceza Yasası’nda düzenlenen “zoralım” müessesesinden farklı olduğunun görüldüğü, buna göre; “mülkiyetin kamuya geçirilmesine” karar verilebilmesi için yasada açık bir düzenlemenin bulunması gerektiği, nitekim; Kabahatler Yasası’nın 33. maddesinde dilencilik, 34. maddesinde kumar kabahatleri düzenlenirken mülkiyetin kamuya geçirilmesinden açıkça bahsedildiği, olayımızda sözkonusu olan 36. maddede ise bu şekilde açık bir düzenlemenin bulunmadığı,

Bunun gibi, işlenen eylemin bir kabahati oluşturduğunun kabulü halinde, Türk Ceza Yasası’nda düzenlenmiş bulunan zoralıma ilişkin hükümlerin de uygulanamayacağı,

Bu itibarla, kabahatte kullanılan kurusıkı tabancanın sahibine iadesi gerekirken, zoralımına karar verilmiş olması usulsüz olduğundan, idari yaptırım kararına bizzat karar vermesi gereken Özel Daire’ce, kurusıkı tabancanın sahibine iadesine de karar verilmesinin icap ettiği,

4- 5237 sayılı Yasa’nın 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ve buna bağlı olarak hak yoksunluğu ve güvenlik tedbiri uygulanmasını gerektiren 170. maddesine nazaran, Kabahatler Yasası’nın sadece 50 YTL idari para cezasını gerektiren 36. maddesinin daha lehe olduğu, kaldı ki; ilk bakışta sonuç olarak uygulanmasına karar verilen tedbirin, 5237 sayılı Yasa’nın 50/5. madde-fıkrası da nazara alındığında, 50 YTL idari para cezasına göre daha lehte olduğu düşünülebilirse de;

a ) 5237 sayılı Yasa’nın 50/6-7. madde-fıkralarına göre bu tedbirden dönülmesi veya tedbirin değiştirilmesi mümkün olduğundan,

b ) 5237 sayılı Yasa’nın 54. maddesi gereğince güvenlik tedbiri ( zoralım ) uygulanması mümkün iken, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 18. maddesi uyarınca bu kabahatle ilgili olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilmesi olanaksız bulunduğundan,

c ) 5352 sayılı Adli Sicil Yasası’nın 4- ( 1 )-d madde-fıkra ve bendine göre; kısa süreli hapis cezası yerine seçenek yaptırıma mahkumiyet halinde, bu mahkumiyetin adli sicile kaydedilmesinin zorunlu olmasına rağmen, aynı Yasa’nın 5- ( 1 )-c madde-fıkra ve bendi uyarınca idari para cezasına ilişkin kararlar adli sicile kaydedilemeyeceğinden,

5326 sayılı Yasa’nın 36. maddesi ile yapılacak uygulamanın hükümlünün daha lehine olduğu,

Görüş ve kanaati benimsenmekle;

Hükümlünün eylemi 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 36. maddesindeki kabahati oluşturduğundan ve aynı Yasa’nın 18. maddesi uyarınca bu kabahatle ilgili olarak olayda kullanılan kurusıkı tabancanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi mümkün görülmediğinden, Özel Daire’ce; 5271 sayılı CYY’nin 309/4-d ve Kabahatler Yasası’nın 24. maddeleri gereğince 50 YTL idari yaptırıma ve olayda kullanılan kurusıkı tabancanın sahibine iadesine karar verilmesi gerekirken, yerel mahkeme kararının bozulmasına ve cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla; itirazın kabulüne, hükümlü hakkında 50 YTL idari yaptırım kararı uygulanmasına ve olayda kullanılan kurusıkı tabancanın hükümlüye iadesine, 1412 sayılı CYUY’nin kısmen halen yürürlükte bulunan 322. maddesindeki yetkiye istinaden bizzat Ceza Genel Kurulu’nca karar verilmelidir.

Genel Kurul Üyelerinden M. Ünal Başoğlu ve Celal Araş; “Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 18.07.2005 günlü iddianamesi ile sanık hakkında “18.06.2005 tarihinde katıldığı düğünde kurusıkı tabanca ile korku-kaygı-panik yaratacak şekilde havaya ateş ettiği iddiasıyla” 5237 sayılı Yasa’nın 170/1-c, 54. maddeleriyle cezalandırılması talebiyle dava açılmış, yargılama sonunda Konya Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nce sanığın iddianamedeki sevk maddeleriyle cezalandırılmasına ve silahın müsaderesine karar verilmiştir.

Kesinleşen bu karar aleyhine “kanun yararına bozma” yasa yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi 02.04.2007 gün ve 3014-2677 sayılı kararı ile sanığa atılı suçun 765 sayılı Yasa’nın 264/7 ve 5237 sayılı Yasa’nın 170/1-c maddesinde tanımlanan suç tipine uymadığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle kararın bozulmasına ve hükmedilen cezanın “ortadan kaldırılmasına” karar vermiştir.

Sekizinci Ceza Dairesi’nin bu kararı isabetli olmayıp aşağıda gösterilen gerekçelerle hukuka aykırıdır.

5237 sayılı Yasa’nın 170/1. maddesinde: “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli biçimde ya da kişilerde korku, kaygı, panik yaratabilecek tarzda;

a- Yangın çıkaran,

b- Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel ve taşkına neden olan,

c- Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü yer almaktadır.

170. maddede yazılı suç bir tehlike suçudur. Maddede yazılı seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesi ile suç oluşur, ( c ) bendinde yazılı suçun maddi unsuru kişilerde korku-kaygı-panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme eyleminin korku-kaygı-panik yaratabilecek yeterlilikte olması gerekir. Ayrıca, sonucun gerçekleşmesi koşul değildir. Suçun manevi unsuru ise genel kasttır. Saik aranmaz.

765 sayılı TCK’nın yürürlüğü döneminde 264/7. maddesinde yazılı suçun oluşabilmesi için maddede sözü edilen “silah”ın mutlaka 6136 sayılı Yasa kapsamında sayılan ateşli silahlardan olması gerektiğine ilişkin görüş ve uygulama silah teriminin aynı Yasa’nın 189. maddesindeki tanımından kaynaklanan bir husus olup burada uygulama yeri yoktur. Çünkü, 5237 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin ( f ) fıkrasında silahın tanımı yeniden yapılmış olup 5. bentte saldırı ve savunma amacıyla yapılmamış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli şeyler de silahtan sayılmıştır. Dolayısı ile 170. maddede sözü edilen ateşli silahın sadece 6136 sayılı Yasa kapsamında sayılan ateşli silah olarak değil, maddede yazılı korku-kaygı ve panik yaratabilecek elverişlilikte bir ateşli silah olarak anlaşılması gerekmektedir. Bu nedenle, gerek görünümü gerekse ateş etme kabiliyeti yönünden gerçeğinden ayırt edilemeyen ve hatta basit bir ameliye ile 6136 sayılı Yasa kapsamındaki silaha dönüştürülebilen ses tabancası yüksek ateş gücü nedeniyle mağdur üzerinde sonuç doğurmaya elverişli bulunması nedeniyle 170/1. maddede yazılı suçun oluşacağı açıktır. Bunun illa da 6136 sayılı Yasa kapsamında kalan silahlardan olması şart değildir.

Örneğin kamuoyunda isabetli olarak “maganda” olarak tanımlanan kişilerin spor müsabakaları, düğün ve şenlikler gibi toplumsal hassasiyetlerin yoğun olduğu ortamlarda veya geceleyin herkesin istirahata çekildiği meskun mahallerde bu maddede yazılı suçu işledikten sonra silahın ele geçirilememesi veya ele geçirilen silahın balistik muayenesi neticesinde 6136 sayılı Yasa kapsamında kalmadığının anlaşılması halinde mağdura; kusura bakma, korku ve kaygıya kapılmanı gerektirecek bir şey yokmuş demek kamu vicdanını tatmin edebilecek midir?

Nitekim, Dairemizin görevi dahilinde bulunan tehdit suçlarında ( 765 sayılı Kanun’un Md. 188/3, 191/2, 5237 sayılı Kanun’un Md. 106/2-a ) tehdit suçunda kullanılan ateşli silahın mutlaka 6136 sayılı Yasa kapsamında sayılan silahlardan olması koşul değildir. Oyuncak tabancanın dahi tehdit kastı ile karşısındaki kişiye doğrultulması korku doğurmaya elverişli bulunması nedeniyle silahla tehdit suçunu oluşturacağı kabul edilmekte ve bu uygulama istikrarlı bir şekilde sürdürülmektedir ( Örneğin 4 CD. 03.10.2003 gün, 2002/ 27434 E. 2003/10566 K. ).

Bir diğer husus: 5326 sayılı Yasa’nın “gürültü” başlıklı 36. maddesinde tanımlanan suç öngörülen müeyyideden de anlaşılacağı üzere toplum olarak birlikte yaşamanın zaruri kıldığı ortak yaşam, mekan ve alanlarında başkalarının huzur ve sükununu ihlal edebilecek nitelikte gürültü teşkil edebilecek basit fiiller olup gürültü neticesinde kişinin korku-kaygı-panik duymuş olması da maddede yazılı suçun unsurlarından değildir. Bu nedenle, 170. maddede yazılı suç, çağdaş toplumlarda önemsenmeyecek, basite alınacak ve basit müeyyidelerle geçiştirilebilecek türden bir suç değildir. Yerel mahkemenin mahkumiyet hükmü isabetlidir ve yasaya uygundur.

Sonuç olarak: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının suçun 5326 sayılı Yasa’nın 36/1. maddesi kapsamında kalması nedeniyle Özel Daire’ce maddede belirtilen idari para cezasına hükmedilmesi ve suçta kullanılan silahın iadesine karar verilmesi yolundaki itirazı yasaya uygun bulunmamakla beraber, yukarıda işaret edilen nedenlerle ve değişik gerekçeyle itiraz kabul edilerek Sekizinci Ceza Dairesi’nin Kanun Yararına Bozma hükmünün kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığı’nın Kanun Yararına Bozma isteminin reddine karar verilmesi gerektiği görüş ve düşüncesi ile sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.” şeklinde değişik gerekçe ile itirazın kabulü yönünde oy kullanırlarken,

Bir kısım Genel Kurul üyesi ise; “hükümlünün eyleminin Kabahatler Yasası’nın 36. maddesindeki kabahati oluşturacağı ve bu durumda kullanılan aletin müsaderesine ya da mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilemeyeceği konusunda farklı düşünmemekle birlikte, bu durumda Kabahatler Yasası’nın 24. maddesinin Yargıtay Ceza Daireleri için uygulanamayacağı ve Özel Daire’nin idari yaptırım kararı ile aletin sahibine iadesine karar veremeyeceğini” ileri sürerek itirazın reddi yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE;

2- Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nin 02.04.2007 gün ve 3014-2677 sayılı kararının KALDIRILMASINA;

3- Konya Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin 21.12.2005 gün ve 537-1397 sayılı kararının BOZULMASINA; ancak; belirlenen hukuka aykırılığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 1412 sayılı CYUY’nin kısmen halen yürürlükte olan 322. maddesindeki, 5271 sayılı CYY’nin 309/4-d madde/fıkra ve bendindeki ve 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 24. maddesindeki yetkilere dayanılmak suretiyle, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 36. ve 18. maddeleri uyarınca, hükümlünün sonuç olarak 50 YTL idari para cezası ile CEZALANDIRILMASINA ve Konya Adli Emaneti’nin 2005/2062 sırasında kayıtlı bir adet Blov-Magnum Mod 2000 marka 9 mm. çaplı kurusıkı tabanca, şarjör ve 4 adet dolu fişeğin kabahatliye İADESİNE karar verilmek suretiyle Konya Dördüncü Asliye Ceza Mahkemesi’ne ait 21.12.2005 gün ve 537-1397 sayılı hükmünün DÜZELTİLEREK ONANMASINA;

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 29.05.2007 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

One Response to “Gürültüye neden olma”

  1. Tarık Özdemir Says:

    Bu kişiye bulundugum yasam alanima dogru silah ile ateş edilmesinden dolayı bende karşılık olarak ruhsatli silah ile havaya uyari atesi yaparak sahsin fiiline devem etmesi halinde ayağına ateş etmek sureti can güvenliğimi koruma amacı ile nefsi müdafa hakkımı kullanarak karşılık vermem halinde ben ne suç alırım.
    Sonucta hep birlikte kurusıkı alıp saat gözetmeksizin hakim ve savcıların ikamet ettiği yerlerin önünde gürültü yapmamıza izin veren bu karar ile keyfi olarak insanları rahatsız edip hukuku mahkemeyi emniyeti boş yere ugrastirip mesai harcamasına mahal verip devletin genel olarak 5000 lira masraf yapıp dosya oluşturduğu bir dava da 50 TL ceza devlet aklı ile kasten dalga geçmeye mahal vermektedir kişinin 50 tl veririm bi dünya insanı boş yere oyalarım bu şekilde diğer dava konusu işlemler zaman kazanir fikri ile yapacağı fiili hamlelerin önü açılmaktadır . Aslında basit olarak net bir kabahat olmasına karşın hüküm verememek devletin bu dosya trafiğinde hem zaman olarak hemde maddi olarak kayba uğratılması nedeni ile görevi kötüye kullanmak suçu ve suçluyu özendirici karar almak nedeni ile ilgili üyeler hakkında kamu davası açılması gerekirmi.Hatta üye kişilerin yasama organının gundemini ve mesaisini bosyere harcamasina olanak veren bu karari kasten alıp anayasa ile dalga geçme çabası da göz ardı edilmemeli .


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: