Dolandırıcılık

Dolandırıcılık

MADDE 157 – (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/11924

K. 2012/32898

T. 27.3.2012

• DOLANDIRICILIK ( Sanığın Yaralanan Kızını Acile Götürdüğünde Komşusunun Kızının Yeşil Kartını Kullandığı/Sanığın Sağlık Güvencesi ve Geliri Olmadığı – Zarar Meydana Gelmediği/Ücretsiz de Acil Hizmetinden Yararlanacağından Suçun Oluşmadığı )

• ACİL SERVİS HİZMETİNDEN FAYDALANABİLMEK İÇİN BAŞKASININ YEŞİL KARTINI KULLANMAK ( Sanığın Sağlık Güvencesi ve Geliri Olmadığı – Zarar Oluşmadığı/Ücretsiz de Acil Hizmetinden Yararlanacağından Eylemin Dolandırıcılık Teşkil Etmediği )

• ADLİ PARA CEZASI ( Doğrudan Haksız Menfaatin İki Katının Esas Alınarak İndirimlerin Bu Miktar Üzerinden Uygulanmasının Hukuka Aykırı Olduğu )

• BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA ( Dolandırıcılık – Velayet Vesayet ve Kayyımlık Haklarına İlişkin Hak Yoksunluğunun Koşullu Salıverilmeye Kadar Uygulanabileceği )

• KIZI YARALANAN SANIĞIN KOMŞUSUNUN KIZININ YEŞİL KARTINI KULLANMASI ( Sanığın Sağlık Güvencesi ve Geliri Olmadığı – Zarar Oluşmadığı/Ücretsiz de Acil Hizmetinden Yararlanacağından Dolandırıcılık Suçunun Oluşmadığı )

5237/m.53, 157, 158

ÖZET : Sanıklardan birinin kızı olan küçüğün düşmesi sonucu yaralandığı, sanığın kendi kızının yaşına yakın olan komşu kızının yeşil kartını alarak acil polikliniğine götürerek tedavisini yaptırdığı, sanıık savunmasında sosyal güvencesinin ve kazancının olmadığını belirtmiştir. Sanığın hiçbir sosyal güvencesinin olmaması ve ödeme gücünün bulunmaması nedeniyle kendisinden acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı ve bu nedenle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun oluşmadığı gözetilmelidir.

Adli para cezasının tayininde doğrudan haksız menfaatin iki katının esas alınarak indirimlerin bu miktar üzerinden uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini hukuka aykırıdır.

Kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Gerekçeli karar başlığında 07.04.2006 şeklinde yanlış yazılan suç tarihinin 31.03.2006 olarak mahkemesince düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

A- Sanık Yunis hakkında verilen beraat hükmünün temyizi üzerine yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

B- Sanık Arif hakkında verilen mahkumiyet hükmünün temyizi üzerine yapılan incelemede;

Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sağlık Bakanlığı’nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği’nin 37. maddesinde yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler hükmü ve Başbakanlığın 2008/13 sayılı genelgesinde;

1 ) Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır.

2 ) Acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacaktır. Hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.

3 ) Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlarımızdan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 32., 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 38. ve 60., 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18. maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır.” hükmünü amirdir.

Somut olayda; sanıklardan Arif’in kızı Tuba’nın oyun oynadığı sırada yüksekten düşmesi sonucu başından yaralandığı, sanık Arif’in kendi kızı ile aynı yaşlardaki komşusu sanık Yunis’in kızı Merve’ye ait yeşil kartı alarak kızını önce Z… Devlet Hastanesi’ne oradan da T… D… C… A… Devlet Hastanesi’nin acil polikliniğine götürerek tedavisini yaptırdığı, sanık Arif’in savunmalarında olay sırasında para bulamadığını, herhangi bir sosyal güvencesinin olmadığını, komşusunun kızına ait yeşil kart ile kızını tedavi ettirmek zorunda kaldığını beyan etmesi karşısında, sanığın hiçbir sosyal güvencesinin olmaması ve ödeme gücünün bulunmaması nedeniyle kendisinden acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı ve bu nedenle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, sanığa atılı suçun unsurları bakımından oluşmadığı nazara alınarak beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

1- 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e-son maddesi gereğince adli para cezasının tayininde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının belirleneceği gözetilmeksizin yazılı şekilde, doğrudan haksız menfaatin iki katının esas alınarak indirimlerin bu miktar üzerinden uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,

2- 5237 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/ 11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belir-lenmesinde zorunluluk bulunması,

4- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezasının tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/11823

K. 2012/32803

T. 26.3.2012

• DOLANDIRICILIK ( Sanığın Çalıştığı Halde Çalışmadığına Dair Taahhüt İmzalayarak Don Olayı Nedeniyle Devletten Yardım Aldığı – Genelge Kapsamında Sanığın Maaş Miktarı Nedeniyle Yardım Almaya Kanunen Hakkı Olduğu/Eyleminin Dolandırıcılık Değil Yalan Beyanda Bulunmak Olduğu )

• YALAN BEYANDA BULUNMAK ( Sanığın Çalıştığı Halde Çalışmadığına Dair Taahhüt İmzalayarak Don Olayı Nedeniyle Devletten Yardım Aldığı – Genelge Kapsamında Sanığın Maaş Miktarı Nedeniyle Yardım Almaya Kanunen Hakkı Olduğu/Eyleminin Dolandırıcılık Değil Yalan Beyanda Bulunmak Olduğu )

• SANIĞIN ÇALIŞMASINA RAĞMEN ÇALIŞMADIĞINA DAİR TAAHHÜT İMZALAMASI ( Don Olayı Nedeniyle Devletten Yardım Almak İçin/Genelge Kapsamında Sanığın Maaş Miktarı Nedeniyle Yardım Almaya Kanunen Hakkı Olduğu – Yalan Beyanda Bulunmak Suçunun Gerçekleştiği )

• DON OLAYINDAN DOLAYI DEVLETTEN YARDIM ALMAK ( Sanığın Çalıştığı Halde Çalışmadığına Dair Taahhüt İmzalayarak – Genelge Kapsamında Sanığın Maaş Miktarı Nedeniyle Yardım Almaya Kanunen Hakkı Olduğu/Eyleminin Dolandırıcılık Değil Yalan Beyanda Bulunmak Olduğu )

5237/m.157,206

ÖZET : Sanığın, SSK’dan emekli olarak maaşı aldığı halde bunu gizleyerek, emekli ya da çalışan olmadığına dair taahhüt imzalayarak meydana gelen don olayından dolayı devletçe ödenmekte olan yardımı almak suretiyle kamu kurumu olan Hazine’yi zarara uğrattığı iddia edilmesine karşılık 27.08.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 26272 sayılı genelgenin mahkemece değerlendirilen 5/b-3 maddesinin “bu yardımlardan yararlanılabilmesi için, yıllık gelir toplamının her yıl Bakanlar Kurulu’nca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret brütünün yıllık toplamının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir” hükmü karşısında, sanığın aldığı emekli maaş miktarına göre yardım almasının mümkün bulunması nedeniyle olayda dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayıp mahkemece eylemin yalan beyanda bulunmak olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Müşteki Hazine vekilinin 29.05.2008 günlü ara kararla davaya katılma talebinin reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.10.2010 gün ve 2010/9-149/205 sayılı kararında açıklandığı üzere, dosya içeriğine göre suçtan zarar görmüş olan müşteki vekilinin CMK’nın 260. maddesi uyarınca kurulan hüküm temyiz ve katılma hakkı bulunduğunun anlaşılması karşısında, katılma isteminin reddine dair 29.05.2008 tarihli kararın kaldırılarak CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca suçtan zarar gören Hazine vekilinin davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede,

Yargıtay CGK’nın 04.10.1993 gün ve 187/227 sayılı kararında açıklandığı üzere tür ve miktarı itibariyle kesin olan kararların suç vasfına yönelik bir temyiz bulunması halinde Yargıtay’ca incelenmesinin olanaklı bulunması, katılan idare vekilinin temyizinin de suç vasfına yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, usul ve yasaya aykırı bulunan temyizin reddine dair 26.06.2008 tarihli ek kararın kaldırılarak yapılan temyiz incelemesinde,

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.

Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Somut olayda;

Sanığın, SSK’dan emekli olarak maaşı aldığı halde 14.11.2006 tarihinde bunu gizleyerek, emekli ya da çalışan olmadığına dair taahhüt imzalayarak meydana gelen don olayından dolayı devletçe ödenmekte olan 1.349.46 TL almak suretiyle kamu kurumu olan Hazine’yi zarara uğrattığı iddia edilmesine karşılık 27.08.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 26272 sayılı genelgenin mahkemece değerlendirilen 5/b-3 maddesinin “bu yardımlardan yararlanılabilmesi için, yıllık gelir toplamının her yıl Bakanlar Kurulu’nca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret brütünün yıllık toplamının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir” hükmü karşısında, sanığın aldığı emekli maaş miktarına göre yardım almasının mümkün bulunması nedeniyle olayda dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayıp mahkemece eylemin TCK’nın 206. maddesine uyan yalan beyanda bulunmak olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla,

SONUÇ : Sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre hükmün 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 5219 sayılı Kanun’un 3-B maddesi ile değişik 1412 sayılı CMUK’nın 305/1. maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle, temyizi mümkün olmadığından katılan vekilinin bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin aynı Kanun’un 317. maddesi gereğince REDDİNE, 26.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

E. 2011/22751

K. 2012/30753

T. 6.3.2012

• NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK ( PTT Müdürlüğünde Çalışan Sanığın Geçici Süreli Sigortalı Gözüken Eşini de Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişiler Arasında Gösterdiği – Sanığın Eşinin Sağlık Yardımına Hak Kazandığı/Suçun Oluşmayacağı )

• PTT GÖREVLİSİNİN BAKMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUĞU KİŞİLER ARASINDA EŞİNİ DE BELİRTMESİ ( Sanığın Eşi Geçici Süreli Sigortalı Olduğundan Sağlık Yardımına Hak Kazandığı – Dolandırıcılık Suçunun Oluşmadığı )

• SAĞLIK YARDIMINI HAK EDEN KİŞİ ( PTT Müdürlüğünde Çalışan Sanığın Eşini Bakmakla Yükümlü Olduğu Kişiler Arasında Gösterdiği/Sanığın Eşi Geçici Süreli Sigortalı Olduğundan Sağlık Yardımına Hak Kazandığı – Dolandırıcılık Suçunun Oluşmadığı )

5237/m.157, 158

ÖZET : Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekir. PTT Müdürlüğü nezdinde posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanığın, sigortalı hizmeti nedeniyle sağlık yardımına müstehak sayılan eşini kurumuna ibraz ettiği tedavi yardım beyannamesinde, bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri arasında göstererek eşine ait sağlık harcamalarının katılan kurum tarafından karşılanmasına sebebiyet vermesi şeklinde belirlenen eyleminde, geçici sürelerle çalışan eşinin, prim ödenmesi nedeniyle sağlık yardımına müstehak sayılmasından dolayı tabi olduğu ilgili sosyal güvenlik kurumunun sağlık hizmetlerinden yararlanmaya hak kazanacağı ve kurumun herhangi bir zararı söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun oluşmadığına yönelik kabul hukuka uygundur.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.

Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Somut olayda;

PTT Müdürlüğü nezdinde posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanığın, sigortalı hizmeti nedeniyle sağlık yardımına müstehak sayılan eşi Y. D.’ı, 2003-2007 yıllarında kurumuna ibraz ettiği tedavi yardım beyannamesinde, bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri arasında göstererek eşine ait sağlık harcamalırının katılan kurum tarafından karşılanmasına sebebiyet vermesi şeklinde belirlenen eyleminde, 1991 ile 2007 yılları arasında geçici sürelerle çalışan eşinin, 506 sayılı Kanuna göre 23.09.2005 ile 28.02.2006 tarihleri arasında sigortalı adına 92 gün prim ödenmesi nedeniyle sağlık yardımına müstehak sayılmasından dolayı tabi olduğu ilgili sosyal güvenlik kurumunun sağlık hizmetlerinden yararlanmaya hak kazanacağı ve kurumun herhangi bir zararı söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun oluşmadığına yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 06.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2012/750

K. 2012/2426

T. 28.2.2012

• DOLANDIRICILIK ( Sağlanan Menfaat Miktarı Pek Fahiş Kabul Olunarak Artırım Yapıldığı Halde Uyarlama Hükmünde Alt Sınırdan Ayrılarak Ceza Tayini Gerektiğinin Gözetilmemesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

• UYARLAMA YARGILAMASI ( Dolandırıcılık – Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinin Uyarlama Kararında da Aynen Gösterileceği )

• CEZANIN BELİRLENMESİ ( Dolandırıcılık – Sağlanan Menfaat Miktarı Pek Fahiş Kabul Olunarak Artırım Yapıldığı/Uyarlama Hükmünde Alt Sınırdan Ayrılarak Ceza Tayini Gerektiği Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinin Uyarlama Kararında da Aynen Gösterileceği )

765/m.522

5237/m.61, 157

765/m. 503, 522

ÖZET : Sağlanan menfaat miktarı pek fahiş kabul olunarak artırım yapıldığı halde, uyarlama hükmünde alt sınırdan ayrılarak ceza tayini gerektiğinin gözetilmemesi karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Kesinleşen kararın infaza esas alınacak hüküm bölümü ortadan kalkıp geçerliliği sona ereceği için, önceki kesinleşen hükümdeki yargılama gideri ve vekalet ücretinin infazda doğabilecek kuşku ve duraksamaları gidermek üzere uyarlama kararında da aynen gösterilmesi gerekir.

DAVA VE KARAR : Kesinleşen hükümde dolandırıcılık suçundan karar verilirken sağlanan menfaat miktarı pek fahiş kabul olunarak 765 sayılı TCK.nun 522. maddesi uyarınca artırım yapıldığı halde, uyarlama hükmünde 5237 sayılı TCK.nun 61. maddesi gereğince anılan husus nazara alınarak alt sınırdan ayrılarak ceza tayini gerektiğinin gözetilmemesi karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Bozma üzerine yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre önceki mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri uyarınca mahkemece duruşma açılarak daha önce uygulanan hüküm ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların denetime imkan verecek şekilde gösterilip birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasa belirlenip, CMK.nun 231. maddesinin uygulanmama nedenleri gösterilerek hüküm kurulduğundan hükümlüler müdafiinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Kesinleşen kararın infaza esas alınacak hüküm bölümü ortadan kalkıp geçerliliği sona ereceği için, önceki kesinleşen hükümdeki yargılama gideri ve vekalet ücretinin infazda doğabilecek kuşku ve duraksamaları gidermek üzere uyarlama kararında da aynen gösterilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde anılan hususlarda karar verilmemesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ise de, yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “kesinleşen 06.11.2001 tarihli kararda yer alan katılan kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 172.500.000 TL (172.TL) maktu vekalet ücretinin sanıklardan müteselsilen alınıp müdahile verilmesine 53.850.000 TL (53 TL) yargılama giderinin sanıklardan müteselsilen alınmasına” paragraflarının eklenmesi suretiyle eleştiri dışında sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA , 28.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karar, kullanıcılarımızdan Sayın Avukat Kemal VURALDOĞAN tarafından gönderilmiştir.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: