Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak

Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak

(1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.MADDE 302 (Değişik 1. fıkra: 5377 – 29.6.2005 / m.36) (1) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2011/2482

K. 2011/1244

T. 23.2.2011

• DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAK ( 5237 S.K. Kapsamında Bu Suçun İşlenmesi Sırasında Başka Suçların İşlenmesi Halinde Ayrıca Bu Suçlardan da Cezaya Hükmolunacağı – Sanığın Lehine Olan 765 S.K.’nın Uygulanacağı )

• LEHE KANUN UYGULAMASI ( Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak/5237 S.K. Kapsamında Bu Suçun İşlenmesi Sırasında Başka Suçların İşlenmesi Halinde Ayrıca Bu Suçlardan da Cezaya Hükmolunacağı – Sanığın Lehine Olan 765 S.K.’nın Uygulanacağı )

5237/m.302

ÖZET : Silahlı örgütün devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller işlemek suçunda; 5237 S.K.’da “… suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur…” hükmü nazara alındığından hükümlü hakkında ayrıca bu suçlardan dolayı da ilgili hükümlere göre ceza tayini gerektiği için, 765 S.K.’nın sanığın lehine olduğu gözetilmelidir.

DAVA : Silahlı çete PKK örgütünün elemanı olarak devletin istiklalini tenkise, birliğini bozmaya, devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller işlemek suçundan sanığın, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125, 55/1, 59/2. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Erzincan 1 numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 18.3.1996 tarihli ve 1994/382 esas, 1996/75 Sayılı kararının infazı sırasında, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, 5237 Sayılı Kanunun 302/1, 31/3, 62/1. maddeleri gereğince 11 sene 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8.6.2005 tarihli ve 1994/382 esas, 1996/75 Sayılı kararı ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.”şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 2005/3-162-173 Sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükümün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden evrak üzerinde karar verilmesinde, 5237 Sayılı Kanunun 302/2. maddesinde yer alan “Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur” hükmü nazara alındığından hükümlü hakkında ayrıca bu suçlardan dolayı da ilgili hükümlere göre ceza tayini gerektiği için, bu durumda 765 Sayılı kanunun 125. maddesinin hükümlü lehine olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 2.1.2011 gün ve 2010.19.19 Sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 3.2.2011 gün ve 10098 Sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma istemi incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden,

SONUÇ : Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8.6.2005 tarih ve 1994/382-1996/75 Sayılı kararının C.M.K.nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2010/3968

K. 2010/6796

T. 3.6.2010

• DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMA (1998 Yılında Türkiye – Irak Sınırında Türk Silahlı Kuvvetleri İle Silahlı Terör Örgütü Arasında Çatışma Olup Olmadığı Hususunun Genel Kurmay Başkanlığı ve İlgili Yerlerden Sorulup Araştırılması Gerektiği)

• VAHAMET ARZ EDEN EYLEME KATILMA (Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma – Eylem Tarihinin Suç Tarihi Olduğu da Nazara Alındığında 5237 S. TCK’nun 302. Md.sinde Tanımlanan Suçun İşlenmesi Sırasında Başka Suçu da İşlediği/Suç Tarihinde Yürürlükte Olan 765 S. TCK’nın 125. Md.sinin Lehe Olduğu)

• LEHE KANUN UYGULAMASI (Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma – Eylem Tarihinin Suç Tarihi Olduğu da Nazara Alındığında 5237 S. TCK’nun 302. Md.sinde Tanımlanan Suçun İşlenmesi Sırasında Başka Suçu da İşlediği/Suç Tarihinde Yürürlükte Olan 765 S. TCK’nın 125. Md.sinin Lehe Olduğu)

765/m.125

5237/m.302

ÖZET : 1998 yılında Türkiye – Irak sınırında Türk Silahlı Kuvvetleri ile silahlı terör örgütü arasında çatışma olup olmadığı hususunun Genel Kurmay Başkanlığı ve ilgili yerlerden sorulup araştırıldıktan sonra sanığın hukuki durumu ile suç vasfının buna göre takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanığın mensubu olduğu örgütün amacı doğrultusunda vahamet arz eden eyleme katıldığının kabul edilmesi ve eylem tarihinin suç tarihi olduğu da nazara alındığında; 5237 sayılı TCK.nın 302. maddesinde tanımlanan suçun işlenmesi sırasında başka suçu da işlemesi nedeniyle aynı Kanun maddesinin 2. fıkrası uyarınca yasanın amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, hakkında ayrıca bu suçlardan dolayı da ilgili hükümlere göre ceza tayini gerektiği, bu durumda da suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinin lehe olduğu gözetilmelidir.

DAVA : Sanık H. A. müdafiinin usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmediği ve geçerli bir mazeret de bildirmediği anlaşıldığından duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Sanık C. Y. hakkındaki hükmün incelenmesinde;

Yapılan yargılama sonunda, toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün Onanmasına,

2- Sanık H. A. hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

a) 1998 yılında Türkiye – Irak sınırında Türk Silahlı Kuvvetleri ile silahlı terör örgütü arasında çatışma olup olmadığı hususunun Genel Kurmay Başkanlığı ve ilgili yerlerden sorulup araştırıldıktan sonra sanığın hukuki durumu ile suç vasfının buna göre takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

b) Kabule göre de;

Sanığın mensubu olduğu örgütün amacı doğrultusunda vahamet arz eden eyleme katıldığının kabul edilmesi ve eylem tarihinin suç tarihi olduğu da nazara alındığında; 5237 sayılı TCK.nın 302. maddesinde tanımlanan suçun işlenmesi sırasında başka suçu da işlemesi nedeniyle aynı Kanun maddesinin 2. fıkrası uyarınca yasanın amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, hakkında ayrıca bu suçlardan dolayı da ilgili hükümlere göre ceza tayini gerektiği, bu durumda da suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinin lehe olduğu gözetilmeden, değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 03.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2009/18816

K. 2010/4964

T. 5.5.2010

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN FAALİYETLERİNE ÜYE OLMA (Yöneticisi Olduğu – Güvenlik Güçlerince Yapılan Operasyon Üzerine Çıkan Çatışma Sonucunda Yakalanan Sanığın Eyleminin 5237 S. TCK’nın 302/1 ve 765 S. TCK’nın 146/1. Md.leri Kapsamında Değerlendirilmesi Gerektiği)

• GÜVENLİK GÜÇLERİNCE YAPILAN OPERASYON ÜZERİNE ÇIKAN ÇATIŞMA SONUCUNDA YAKALANAN SANIK (Yöneticisi Olduğu Silahlı Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Yürütüldüğü Eve – Güvenlik Güçlerince Yapılan Operasyon Üzerine Çıkan Çatışma Sonucunda Yakalanan Sanığın Eyleminin 5237 S. TCK’nın 302/1 ve 765 S. TCK’nın 146/1. Md.leri Kapsamında Değerlendirilmesi Gerektiği)

• ÖRGÜT YÖNETİCİLERİNİN ÖRGÜTÜN FAALİYETİ ÇERÇEVESİNDE İŞLENEN BÜTÜN SUÇLARDAN (Ayrıca Fail Olarak Cezalandırılacakları Dikkate Alınarak ve Takdire İlişkin Hususlar da Gözetilerek Somut Olaya Ayrı Ayrı Uygulanması Gerektiği)

765/m.59, 146/1

1412/m.322

5237/m.62, 220/5, 302/1, 314/3

ÖZET : 1- Yöneticisi olduğu silahlı terör örgütünün faaliyetlerinin yürütüldüğü eve güvenlik güçlerince yapılan operasyon üzerine çıkan çatışma sonucunda yakalandığı anlaşılan sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 302/1 ve 765 sayılı TCK’nın 146/1. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, suçun işlendiği zamandaki Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanunun ilgili tüm hükümlerinin 5237 sayılı TCK’nın 314/3, 220/5. maddeleri uyarınca örgüt yöneticilerinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılacakları dikkate alınarak ve takdire ilişkin hususlar da gözetilerek somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve 765 sayılı Kanuna ve 5237 sayılı Kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra sanığın lehine olan Kanunun tespiti ve uygulanması, bu durumun gerekçeye de yansıtılması suretiyle hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Usulüne uygun tebligata rağmen sanıklar müdafilerinin duruşmaya gelmedikleri ve geçerli bir mazerette bildirmedikleri anlaşıldığından, duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Sanık R.K. hakkındaki hükme yönelik temyizin incelenmesinde;

Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını cebir ve şiddet kullanarak değiştirme amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştirdiği, sanığın sübutu kabul olunan eyleminin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümde aşağıdaki husus dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine, ancak;

765 sayılı TCK’nın lehe olduğu kabul edilerek uygulama yapıldığına göre; takdiri indirime ilişkin uygulamanın anılan Kanunun 59. maddesi yerine 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesi uyarınca yapılması,

Kanuna aykırı olup hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesi ne göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 2. bendindeki “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62.” maddesi çıkartılıp yerine “765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 59.” ibaresi yazılmak suretiyle diğer yönleri doğru bulunan ve res’en de temyize tabi olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2- Sanık H. B. hakkındaki hükme yönelik temyizlere gelince,

a-) Yöneticisi olduğu silahlı terör örgütünün faaliyetlerinin yürütüldüğü eve güvenlik güçlerince yapılan operasyon üzerine çıkan çatışma sonucunda yakalandığı anlaşılan sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 302/1 ve 765 sayılı TCK’nın 146/1. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

b-) Kabul ve uygulamaya göre de;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, suçun işlendiği zamandaki Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanunun ilgili tüm hükümlerinin 5237 sayılı TCK’nın 314/3, 220/5. maddeleri uyarınca örgüt yöneticilerinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılacakları dikkate alınarak ve takdire ilişkin hususlar da gözetilerek somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve 765 sayılı Kanuna ve 5237 sayılı Kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra sanığın lehine olan Kanunun tespiti ve uygulanması, bu durumun gerekçeye de yansıtılması suretiyle hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafii ile Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan re’sen de temyize tabi olan hükmün BOZULMASINA, 05.05.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2009/9-103

K. 2010/22

T. 9.2.2010

• SİLAHLI ÖRGÜT ÜYELİĞİ (Suçunu Aşan ve Devlet Topraklarından Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırma Amacına Yönelik Matuf Fiil Niteliğinde Bulunduğundan Eylem Kül Halinde 765 S. TCY’nın 125. Md.sindeki Suçu Oluşturduğu)

• DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMA (765 S. TCY’nın 168. Md.sindeki “Silahlı Örgüt Üyeliği” Suçundan Ceza Verilmesi Olanağı Bulunmadığı – 5237 S. TCY’nın 302. Md.sinde Düzenlenmiş Bulunan Suçu Oluşturduğu)

• TERÖR SUÇLARINDA CEZALARIN ARTTIRILMASI (Silahlı Örgüt Üyeliği Suçunu Aşan ve Devlet Topraklarından Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırma Amacına Yönelik Matuf Fiil Niteliğinde Bulunduğundan Eylem Kül Halinde 765 S. TCY’nın 125. Md.sindeki Suçu Oluşturduğu)

5237/m.7,302, 314, 315

765/m.125, 168, 169, 264

2709/m.3, 13, 14

3713/m.5

4721/m.471

ÖZET : Türkiye topraklarından bir kısmı üzerinde etnik kökene dayalı olarak bir devlet kurmak amacına ulaşmak için öncelikle ülke topraklarının belli bir kısmında, bulman vatandaşların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü ve haklarının kısıtlandığı hususunda inandırdıkları kişileri örgütleyerek, bu amaca yönelik eylemlere katılmalarını sağlamak suretiyle, yoğun bir terör faaliyeti başlatan yasadışı silahlı PKK terör örgütüne katılarak, siyasi eğitim alan, örgüt içerisinde “L.” ve “A.” kod adlarını kullanan ve dosya kapsamında bomba yapımı ve kullanımı konusunda da eğitim aldığı saptanan P. S.’in, PKK terör örgütünün talimatı ve amacı doğrultusunda diğer sanık A. Ö. ile birlikte, örgütsel bağlılık ve örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü içerisinde gerçekleştirdiği ve 7 kişinin ölümü, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan “Mısır Çarşısı’na bomba konulması ve patlatılması” eylemi, doğurduğu vahim sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde, 765 sayılı TCY’nın 168. maddesinde yaptırıma bağlanmış olan örgüt üyeliği suçunu aşan ve Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik matuf fiil niteliğinde bulunduğundan, eylem kül halinde 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

Sanığın eylemlerinin kül halinde amaç suç olan “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma” suçunu oluşturduğu kabul edilmekle ayrıca 765 sayılı TCY’nın 168. maddesindeki “silahlı örgüt üyeliği” suçundan ceza verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Sanıklara atılı eylem açıklanan nedenlerle 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde düzenlenmiş bulunan suçu oluşturmakta ise de; 302. maddenin 2. fıkrası uyarınca, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca araç suçlardan dolayı da cezaya hükmolunması gerekeceğinden, 765 sayılı TCY’ndaki düzenlemenin, 5237 sayılı TCY’ndaki düzenlemeden daha lehe olduğunun kabulü gerekmiştir.

DAVA : Devletin hakimiyeti atında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmak suçundan sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün 765 sayılı TCY’nın 125., ayrıca silahlı örgüt üyesi olma suçundan sanık P. S.’in 765 sayıl TCY’nın 168/2 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesiyle cezalandırılması istemiyle açılan kamu davalarının birleştirilerek yapılan yargılaması sonunda; diğer eylemleri sübut bulmayan sanık P. S.’in bomba bulundurmak suretiyle 765 sayıl TCY’nın 169. maddesindeki suçu işlediği, bu suçun da aynı Yasanın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, sanık A. Ö.’ün ise 765 sayılı TCY’nın 125. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2006 gün ve 518-111 sayılı hüküm kısmen res’en temyize tabi olmakla birlikte, sanık A. ve her iki sanık aleyhine yerel Cumhuriyet savcıları tarafından da temyiz edilmekle, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.11.2006 gün ve 6536-5807 sayı ile bir kısım tebligat eksikliklerinin giderilmesi sağlandıktan sonra, 17.04.2007 gün ve 2209-3375 sayı ile;

“… 1- 09.07.1998 tarihli Mısır Çarşısı’na bomba konulması eylemi ile ilgili olarak sanıklar A. Ö. ve P. S. hakkında bir hüküm kurulmaması,

2-…

3-…

4- Sanık A. Ö. hakkında iddianameye konu edilmeyen E. H.’ın öldürülmesi talimatını verme suçundan hüküm kurulması,

5- Sanıklar A. Ö., …’e ait adli sicil kayıtlarının nüfus kayıtlarına uygun olarak celbedilmemesi…” isabetsizliklerinden, aralarındaki fiili irtibat nedeniyle tüm hükümler yönünden bozulmuş;

Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda; İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 23.05.2008 gün ve 357-143 sayı ile;

“… Sanık P. S. hakkında her ne kadar 22.12.1998 tarihli iddianame ile açılan kamu davasında 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı girişinde bulunan Ü… Büfeye Azat kod A. Ö. ile Ş. G.’in evinde TNT’yi salata rendesi ile rendeleyerek kurutmak ve kuruyan TNT’yi kola kutusunun içine sıkıştırarak patlama düzenini P. S.’in yaptığı, iki bombadan birinin Maltepe’deki orduevine, diğerinin 50. Yıl Parkı’na konulduğu, B. Ö.’ün talimatı doğrultusunda 06.07.1998 tarihinde bomba koymak için Mısır Çarşısı’nda keşif yaptığı, Ü… Büfe’ye bomba koymayı A. Ö. ile kararlaştırdığı ve hazırladıkları bombayı A. Ö.’ün gözcülüğünde P. S.’in büfeye koyduğu, meydana gelen patlama sonucu 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin yaralandığı iddia olunmuş ise de,

Yapılan yargılama sırasında;

a) Olay sonrası yapılan inceleme sonucu düzenlenen 10.07.1998 tarihi inceleme tutanağında olay yerinin patlamadan sonraki ilk halinin bozulduğu, bomba unsuru veya patlayıcı maddeye rastlanılmadığına dair 8 bomba imha uzmanının imzası bulunan tutanak düzenlendiği,

b) Aynı doğrultuda 11.07.1998 tarihli önceki 10.07.1998 tarihli tutanakta da imzası bulunan 4 bomba imha uzmanınca düzenlenen ve olay yerinde ele geçirilen artıkların kurutulup elenerek daha ayrıntılı olarak yeniden incelendiği, bomba yapımına ve bombaya dair bulgu olmadığına dair rapor verildiği,

c) 10.07.1998 tarihli birbirinden bağımsız olarak düzenlenen makine mühendisi ve yüksek mühendis tarafından verilen rapora göre, patlamanın gaz kaçağından olmasının mümkün olmadığına, bomba patlamasına ilişkin tavanda patlama izi, çöküntü, mermer zeminde patlama izi olduğuna dair rapor verildiği,

d) Mahkememizin 05.07.1999 tarihli oturumda, bomba imha uzmanı tanığın bomba izi olmadığına dair beyanı,

e) 14.07.1998 tarihli İstanbul Polis Kriminal Dairesinin raporuna göre, nitroselüloz artıkları ve ölen şahıs elbiselerinde nitrit bulunduğuna dair rapor verildiği,

f) 20.07.1998 tarihli olay yerinde ilk incelemeyi de yapan bomba imha uzmanlarınca ekspertiz raporu da gözetilerek düzenlenen olay yeri inceleme raporu,

g) 02.11.1998 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre; olay yerinde ve maktullerden alınan kumaş parçası, tahta ve cam gibi farklı malzemelerin her üçünde de tekrarlanan bomba içeriğinde de bulunabilen malzemenin tesbit edildiği ve buna göre maktul F. Ç.’ın yakınındaki nitroselüloz içerir patlayıcı maddenin neden olduğuna dair rapor verildiği,

h) Sanık müdafiinin itirazı üzerine 15.06.2000 tarihli eleştiri başlıklı rapor düzenlendiği,

ı) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 27.07.2000 tarihli rapora göre; eylemin sanıkların ifadesinde geçtiği gibi TNT kalıplarının rendelenerek, içi boş kola kutusuna konularak bomba haline getirilmesi ile oluşmadığına, bununla birlikte patlamanın bomba mı, yoksa gaz kaçağından mı kaynaklandığının kesin olarak söylenemeyeceğine dair rapor verildiği,

i) 21.12.2000 tarihli 3 kişilik bilirkişi raporunda patlamanın tüpgaz patlaması olduğuna dair rapor verildiği,

j) 04.07.2002 tarihli 5 kişilik bilirkişi raporunda; patlamanın bombadan kaynaklandığı bildirilmiş olup rapora muhalif kalan üye tarafından bağımsız olarak 10.07.2002 tarihli farklı mahiyette rapor verildiği,

k) Adli Tıp 1. İhtisas Dairesinin 27.06.2001 tarihli Mısır Çarşısı’nda büyük patlama olduğuna ve patlamanın orjininin tıbben tespit edilemeyeceğine dair rapor verildiği,

l) 24.01.2002 tarihli aynı mahiyette Adli Tıp Genel Kurulu raporlarının verildiği,

m) 07.10.2002 tarihli sanık P. S. müdafilerinin başvuruları üzerine Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünce 22.11.2002 tarihli görüntü işleme yöntemiyle patlamanın merkezini gösteren, buna göre patlamanın bilinen gaz kaçaklarında olduğunun aksine belirli bir merkezinin olduğu ve bu merkezin büfede yer alan fırının köşe veya büyük olasılıkla içinde meydana geldiğine ilişkin patlayıcının niteliğini kesin olarak belirlemeyen, merkezini belirleyen rapor verildiği, bu nedenle olaya ilişkin çok sayıda ve birbirinden farklı raporlar bulunduğu, bununla birlikte uzman bir kurum olan Adli Tıp Kurumunun gerek maktuller üzerinde 1. İhtisas Dairesinin gerekse Adli Tıp Genel Kurulunun sunmuş olduğu raporda maktullerin meydana gelen büyük bir patlama neticesi yaralanma sonucu ölmekle birlikte patlamanın orjininin tıbben tespit edilemeyeceği, bombadan mı yoksa gaz kaçağından mı kaynaklandığının kesin olarak söylenemeyeceğine ilişkin raporu dikkate alındığında, maktüllerdeki bulgunun patlamanın orjinini belirlemeye yeterli olmadığı, yine olay yerindeki malzemeler üzerinde yapılan kimyasal analizler sonucu tahta, cam, kumaş parçası gibi 3 farklı malzemede tekrarlanan ve patlayıcı maddelerde bulunan nitroselüloz artığının maktullerin üzerinden çıkan bu tür eşyalarda bulunması tek başına kimyasal olarak meydana gelen patlamanın bombadan kaynaklandığını göstermeyeceği, zira belirtilen bu malzemenin günlük hayatta sık kullanılan boya, vernik, suni deri hatta gıdalarda dahi bulunabileceği yönündeki raporlar dikkate alındığında bu tür kimyasal analizlere dayanılarak düzenlenen raporunda tek başına patlamanın orjinini kesin olarak tespit etmeye yeterli olmadığı,

Gerek 04.07.2002 tarihli gerekse 10.07.1998 tarihli Makine Mühendisi bilirkişi raporu, patlamanın bombadan kaynaklandığını daha ayrıntılı ve bilimsel olan 04.07.2002 tarihli raporda bomba patlamalarında görülen belirli bir patlama merkezinin olduğuna ilişkin rapor içeriğinde patlamanın TNT’den kaynaklandığı belirtilmişse de, 21.12.2002 tarihli bilirkişi raporunda patlamanın tüpgaz veya bomba nedeniyle olduğunu düşündüren unsurlar tartışıldıktan sonra patlama yerinde 8 adet LPG tüpünün bulunması, bu tüplerden herhangi birinin toplam 108 gr. gaz kaçırması durumunda işyerinin ölçüleri itibariyle patlamayı meydana getirecek konsantrasyona ulaşarak patlamaya neden olacağı yönündeki raporlar birlikte değerlendirildiğinde, maktullerin sanıkların ifadelerinde geçtiği şekilde TNT’nin rendelenerek kola kutusuna konulması suretiyle meydana gelen patlama ile öldüklerinin kesin olarak tesbit edilemediği, zira maktullerin hiçbirinde doğrudan patlayıcının konulduğu kola kutusu, bomba parçası, patlamadan arta kalan fünye veya patlatıcı mekanizmanın bulunamamış olması nedeniyle patlamanın tam olarak sanıkların tarif ettikleri şekilde hazırlanmış bombadan meydana geldiğini kesin olarak doğrulamadığı anlaşılmıştır. Yine bu raporda muhalif kalan bilirkişi Prof. Dr. İnci Gökmen sunmuş olduğu 10.07.2002 tarihli raporda sadece önceki raporlardaki incelemeleri bilimsel olmayan bir tarzda yorumlayarak değişik tarihlerde Maltepe Sahil Askeri Gazinosu, Küçükyalı İdealtepe’de bomba konulması, E. H. isimli şahsın öldürülmesi eylemlerinin Mısır Çarşısı’ndaki patlama ile ilişkilendirilerek insanlara çeşitli kod adı verilmesi olaylarının Mısır Çarşısındaki patlama ile ilişkilendirilemeyeceği yönünde kanaat belirterek, belirtilen davaların ayrı görülmesi gerektiğini ve Mısır Çarşısındaki patlamaya ilişkin mahkumiyete yol açabilecek bir karar oluşturulmasının kesinlikle yanlış olacağı yönündeki raporu, bilimsellikten uzak, bilirkişilik görevinde belirtilen ve patlama ile ilgili olmayıp tamamen şahsi görüşlerine ilişkin rapor olmakla dikkate alınmamış, yine sanık müdafii tarafından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik – Elektronik bölümünün 22.11.2002 tarihli görüntü işleme teknolojisini kullanarak oluşturulan raporu patlama merkezini tespiti açısından daha bilimsel ve patlamanın oluşuna uygun görülmüştür.

Buna göre belirtilen rapor patlamanın merkezini gösterme si itibariyle bomba patlamasında belirli bir patlama merkezinin bulunacağı, bu nedenle patlamanın bombadan meydana geldiğine yönelik 04.07.2002 tarihli bilirkişi raporunu da patlama merkezinde farklılık dışında doğrulamaktadır.

Bununla birlikte 21.12.2000 tarihli raporda patlamanın tüpgazdan kaynaklı olabileceği alışıldık tüpgaz patlamasında sık rastlanan belirli bir patlama merkezinin bulunmaması olgusunun aksine bu olayda belirli bir patlama merkezinin bulunmasının kesin olarak bomba patlamasından meydana geldiğini göstermeyeceği, zira 22.11.2002 tarihli rapora göre patlamanın büyük bir ihtimalle lahmacun fırınında meydana geldiğine ilişkin tespiti, yine sızıntı halindeki gazın hava sirkülasyonun sınırlı olması durumunda belirli bir yerde birikerek gerçekleşebileceğine ilişkin 21.12.2000 tarihli bilirkişi raporu da dikkate alındığında, her türlü şüpheden uzak kesin, inandırıcı delillerle sanık P. S.’in A. Ö. ile birlikte hazırladığı bombayı koyması sonucu patlamanın meydana geldiğine dair delillerin belirtilen raporlar çerçevesinde kesin olarak tespit edilememiş olması, gerek soruşturma aşamasında Mısır Çarşısı’ndaki patlamanın ne sebepten kaynaklandığına dair yapılan araştırmalar sonucunda tutulan tutanaklar, gerekse Mahkememizce patlamanın sebepleri ile ilgili birçok kez uzman bilirkişiler ve uzman kurumlara yaptırılan incelemeler sonucu alınan birden fazla raporlar incelendiğinde; söz konusu raporlar arasında çelişkiler olup birbirini doğrular mahiyette olmadığı, Mahkememizce yapılan tüm araştırmalara ve verilen ara kararlara rağmen dosyada mevcut raporlar arasındaki çelişkilerin giderilemediği, dosyada mevcut delil, belge ve raporlar nazara alındığında da raporlar arasındaki bu çelişkilerin giderilmesinin mümkün olamayacağı, bu haliyle Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamanın bombadan mı, yoksa gaz kaçağı-tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tesbitinin mümkün olmadığı, dolayısıyla söz konusu patlamanın ne sebepten gerçekleştiğinin tespit edilememesi nazara alınarak sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği, dolayısıyla sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün atılı eylemden beraatlerine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Yine sanık P. S.’in 01.07.1998 tarihinde Maltepe Sahil kesiminde bulunan askeri gazinoya bomba konulması, 04.07.1998 tarihinde 50. Yıl Parkı’na bomba konulması eylemlerinde patlayıcıları hazırlama ve talimat verme suretiyle katıldığı, sanık M. Y.’a örgüte ait patlayıcı ve lav silahını teslim ettiği, iddianamede iddia olunmuşsa da, sanık tarafından bu eylemlerin kabul edilmediği, sanığın belirtilen eylemleri gerçekleştirdiğine dair dosyada yer alan diğer sanıkların ifadeleri, sanık M. Y. ve D. A.’ın beyanları dikkate alındığında, sanığın atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair cezalandırılmasına yeterli, şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı,

Ancak sanığın, 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada bomba yapım malzemeleri bulunması üzerine gözaltına alındığı, 12.07.1998 tarihli yer gösterme büro arama tutanağına göre sokak çocuklarının sanat faaliyetinde bulunmasında kullandığını iddia ettiği atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu, bomba üzerinde yer alan koli bantındaki parmak izinin 14.07.1998 tarihli ekspertiz raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun tesbit edildiği, P. S.’in gerek savcılık gerekse yargılama aşamasında bizzat kendisinin ve müdafisinin beyanları, özellikle 14.04.1999 tarihli celsede tamamen serbest iradesi ile yaptığı savunmada “Kürdistan İşçi Partisi lideri ile temasa geçmek için girişim ve araştırmalarım oldu. İki toplum arasındaki savaşın sona erdirilmesini amaçladım. Bu araştırmaları yaparken özellikle Türkiye’ye döndükten sonra başına birçok şeyler geleceğini tahmin ettim” yönündeki beyanı ile sanığın yargılama aşamasında 18.07.1998 tarihli savcılık ve sorgu aşamasında alınan ve mahkememizde inkar etmekle birlikte üzerinde yakalanan döküman ve patlayıcıların bulunuşuyla da uyum içerisinde bulunan beyanları (her ne kadar sanık sonraki aşamalarda yurtdışında çeşitli üniversitelerin daveti üzerine çeşitli bilimsel toplantılara katılmak amacıyla gittiğini iddia etmişse de) sanığın yurtdışı seyahatlerini gerçekleştirme nedenini açıkça ifade etmekte, sanığın örgütle ilişkisinin boyutunu açıkça göstermektedir. Bununla birlikte sanığın örgüt üyeliği için gerekli olan askeri, siyasi eğitim alma, örgüt üyeliği düzeyinde eylemlere katılma, kod adı alma ve özgeçmiş raporu sunduğu hususunda kesin ve inandırıcı delilin bulunamadığı, sanığın bu beyanları ve 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada ve atölyesinde yapılan aramada bomba, örgütsel döküman bulunması nazara alınarak sanığın bu eylemlerinin yasadışı terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık olarak kabul edilerek 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi kapsamında kaldığı, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2005/6577-9656 Esas ve Karar sayılı ve 20.12.2005 tarihli ilamı gereğince 765 sayılı TCK.düzenlemesinin sanığın daha lehine olup uygulanmasının gerektiği, suç tarihi nazara alındığında ise bu sanık P. S. hakkında atılı eylemden açılan kamu davasının daha lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 md. Gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanık A. Ö.’ün yasadışı PKK terör örgütünün üyesi olarak doğrudan yurtdışında bulunan B. Ö.’ten talimat alarak Türkiye’de faaliyette bulunduğu, sanık örgüt üyesi olduğuna dair iddiaları mahkememizde reddetmişse de diğer sanıklar B. Ö., H. Ö., M. Y. ve D. A.’ın aşamalardaki ifadesi, özellikle B. Ö.’ün yurt dışına çıkmak isterken Edirne Uzunköprü’de yakalandığı, bu konudaki talimatında Azat kod A. Ö. tarafından B.’ın görüşü olarak iletildiği ve sanığın yakalanma tarzının da bu beyanı doğrular nitelikte olduğu, bu nedenle sanık A. Ö.’ün örgüt üyesi olarak Azat kod adı altında Türkiye’de faaliyet gösterdiğinin sabit olduğu, dolayısıyla sanığın örgüt üyeliğinden cezalandırılmasının gerektiği, hüküm kısmında lehe yasa düzenlemesinin detaylı olarak tartışıldığı anlaşılmıştır.

1- Her ne kadar sanıklar P. S. ve A. Ö. haklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.1998 tarihli ve 1998/1781 Hazırlık nolu iddianamesiyle; suç tarihi olan 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı girişinde bulunan Ü… Büfeye bomba konulması sonucu meydana gelen patlamada F. Ç., E. T., E. T., T. Ö., B. S., E. K., S. K. isimli şahısların ölümü ve 127 kişinin yaralanması eylemini gerçekleştirdikleri iddiası ile eylemlerine uyan 765 sayılı TCK.nun 125. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmışsa da, (yukarıdaki gerekçe burada tekrar edilmiş olduğundan yeniden yazılmadı) Mısır Çarşısında meydana gelen patlamanın bombadan mı, yoksa gaz kaçağı tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tesbitinin mümkün olmadığı, dolayısıyla söz konusu patlamanın ne sebepten gerçekleştiğinin tespit edilememesi nazara alınarak sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediğinden atılı eylemden CMK. 223/2-e md. gereğince ayrı ayrı beraatlerine,

2- …

3- …

4- Her ne kadar sanık P. S. hakkında eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 125. md. ve Mahkememizin 1998/353 Esas, 1999/5 Karar sayılı birleşen dosyasında 765 sayılı TCK.nun 168/2, 264/1-3 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da; hükmün 1. maddesinde belirtilen gerekçelerle; sanığın Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin atılı suçu işlediğine dair kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği, bununla birlikte sanığın 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada bomba yapım malzemeleri bulunması üzerine gözaltına alındığı, 12.07.1998 tarihli yer gösterme büro arama tutanağına göre sokak çocuklarının sanat faaliyetinde bulunmasında kullandığını iddia ettiği atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu, bomba üzerinde yer alan koli bantındaki parmak izinin 14.07.1998 tarihli ekspertiz raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun tesbit edildiği, dolayısıyla sanığın eylemlerinin 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi kapsamında kaldığı, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2005/6577-9656 Esas ve Karar sayılı ve 20.12.2005 tarihli ilamı gereğince 765 sayılı TCK düzenlemesinin sanığın daha lehine olup uygulanmasının gerektiği, suç tarihi olan 1998 yılı ve öncesi tarihi nazara alındığında sanık P. S. hakkında açılan kamu davasının daha lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 md. gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına,

5- …

6- …

7- …

8- …

9- Her ne kadar sanık A. Ö. hakkında eylemine uyan 765 sayılı TCK. nun 125. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da; sanığın Mısır Çarşısı patlaması eylemine ilişkin hükmün 1. maddede belirtildiği üzere delil yetersizliğinden beraatine dair karar verildiği, bununla birlikte sanığın 1994 yılında sanık H. Ö.’ün de katıldığı grup içerisinde yer alarak Ağrı Tutak Dönertaş Köyüne baskın eylemine silahlı olarak katıldığı, örgüt içerisinde görev aldığı, ayrıca sanığın dosyaya yansıyan diğer eylemleri ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde örgüt üyeliği suçunun sabit olduğu, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.’nun yeni düzenlemeler getirdiği, (buna göre 5237 sayılı TCK.nun 314/2 md. gereğince sanığın 5 sene müddetle hapis cezası ile, 3713 sayılı Yasanın 5. md. gereğince cezası yarı oranında artırılarak 7 sene 6 ay müddetle hapis cezası ile, 5237 sayılı TCK.nun 62. md. uygulaması ile cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 6 sene 3 ay müddetle hapis cezası ile cezalandırılmasına dair karar verilmesinin gerektiği, ayrıca 5237 sayılı TCK.nun 314/son maddesinin aynı Yasanın 220/4 md.ne atıfta bulunması nedeniyle bu yasa gereğince sanığın işlediği suçlardan ayrıca cezalandırılmasının gerekeceği, bu kapsamda köy baskını sırasında kullandığı silah, örgüte lojistik destek sağlama, bomba bulundurma, örgüte eleman kazandırma suçları nedeniyle ayrıca cezalandırılması gerekeceği, (221 madde koşullarının oluşmadığı da nazara alındığında) temel ve sonuç ceza itibarıyla 765 sayılı TCK.nun sanığın daha lehine olduğu anlaşılmakla;

Sanık A. Ö.’ün eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 168/2, 3713 sayılı Yasanın 5., 765 sayılı TCK.nun 59 ve 5252 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca neticeten 12 sene 6 ay müddetle hapis cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCK.nun 31. maddesi gereğince 5 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, sanık hakkında 4721 sayılı TMK.nun 471 md. değişikliği ile 765 sayılı TCK’nun 33 md. uygulanmasıyla hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına ve babalık hakkından ve kocalık sıfatının bahşettiği kanuni haklardan mahrumiyetine, 40. madde uyarınca mahsuba,

İstanbul C. Başsavcılığının adli emanetinde kayıtlı suça konu eşyaların 5237 sayılı TCK 54. maddesi gereğince müsaderelerine ve yargılama giderine…” hükmedilmiştir.

Kısmen re’sen temyize tabi olan bu hükmün, sanıklar P. ve A. müdafileri ile sanık P. S. aleyhine olmak üzere yerel Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.03.2009 gün ve 16895-2723 sayı ile;

“… B- Sanıklar A. Ö., P. S., K. F. S. ve H. Ö. ile sanık M. Y.’ın patlayıcı madde koyma suçuna yönelik temyizlere gelince;

Sanıklar A. Ö. ve H. Ö. hakkında tayin olunan cezaların süresine göre 765 sayılı TCK’nun 31. maddesi gereğince müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

1- a- Sanıklar P. S., A. Ö. ve H. Ö. müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanık P. S.’in sosyolojik araştırma yapma adı altında silahlı terör örgütü üyeleri ile irtibata geçip Fransa ve Romanya’ya gittiği, siyasi eğitim ve kod adı aldığı, İstanbul’da Azat kod adlı örgüt mensubu ile irtibat kurup Yurtseverler Birliği adı ile askeri kanat oluşturarak bomba imal ettiği; diğer sanık A. Ö. ile beraber 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı, Ü… Büfesine koydukları bombanın patlaması sonucu yedi kişinin öldüğü yüzyirmiyedi kişinin yaralandığı; sanık A. Ö.’ün duruşmaya kadar süren ikrarı, diğer sanıkların kolluk beyanı, mağdur ve tanık beyanları ile 04.07.2002 tarihli oluşa uygun düşen bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.

Sanık H. Ö.’ün mahkeme tarafından da kabul olunan 01.10.1993 tarihinde katıldığı Ağrı, Tutak, Dönertaş Köyüne silahlı saldırı eylemi ile sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün mensubu bulundukları silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda gerçekleştirdikleri Mısır Çarşısı eyleminin, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü ve toplumdaki etkinliği de nazara alındığında suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nun 125. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında ve delil değerlendirmesinde yanılgıya da düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

b- Kabul ve uygulamaya göre de; sanık A. Ö. hakkında 01.10.1993 tarihinde Ağrı, Tutak, Dönertaş Köyüne silahlı saldırı eylemi nedeniyle, 14.12.1994 tarihli iddianame ile Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesine dava açıldığı, 1999/88-180 esas ve karar sayılı ilamı ile 06.07.1999 tarihinde hüküm kurulduğu ve bu hükmün kesinleştiği gözetilmeden, kısa kararda söz konusu eylemin kabule esas alınması, …” isabetsizliklerinden sanıklar A. Ö. yönünden sonuç ceza bakımından kazanılmış hakkı saklı kalmak suretiyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca ise 04.05.2009 gün ve 202539 sayı ile;

“… Yüksek Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık, sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün, 22.12.1998 tarihli iddianame ile Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili isnat edilen eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri ve üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin mahkumiyet kararı verilmesini gerektirecek, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve inandırıcı delillerin mevcut olup olmadığı ve sanık P. hakkındaki 28.07.1998 tarihli iddianamede sayılan eylemleriyle ilgili suç nitelendirmesinin ne şekilde olacağı noktasındadır.

22.12.1998 tarihli iddianame ile ilgili olarak;

Yüksek Daire bozma kararına, sanık A. Ö.’ün duruşmaya kadar süren ikrarı, diğer sanıkların kolluk beyanı, mağdur ve tanık beyanları ile 04.07.2002 tarihli oluşa uygun düşen bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamını dayanak yapmıştır. Olayla ilgili olarak sanık A. 15.08.1998 tarihli kolluk beyanında eylemi diğer sanık P.’la gerçekleştirdiklerini ayrıntılı olarak anlatmış ise de, 18.08.1998 tarihli savcılık ifadesinde kolluktaki Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin beyanlarını kabul etmediği, bu şekilde ifadesinin tamamlanıp C. Savcısı odasından dışarı çıkarıldığı ve daha sonra dışarıda karar değiştirmesi üzerine tekrar ek ifadesinin alındığı ve bu ifadesinde kolluk beyanlarını tekrarla, eylemi sanık P.’la birlikte gerçekleştirdiklerini beyan ettiği ve aynı tarihte mahkeme huzurundaki sorgusunda da bu beyanlarını tekrarladığı anlaşılmıştır. Yan delillerle desteklenmedikçe bu tür bir ikrarın delil olarak kabul edilemeyeceği açık olmakla birlikte, patlamanın bir bomba patlaması olup olmadığının da maddi bulgularla ve bilimsel olarak kanıtlanamadığı düşünülmektedir. Şöyle ki, olay yerine ilk giden bomba imha uzmanlarının düzenlediği 10.07.1998 ve 11.07.1998 tarihli inceleme tutanağı ve raporda bombaya dair bulguya rastlanılmadığının belirtildiği, yerel mahkemenin beraat kararının gerekçesinde sıraladığı ve dosya içerisinde bulunan bu ve buna benzer birçok değerlendirme ve bilirkişi raporlarının bulunduğu, bunlardan bir bölümü patlamanın bombadan kaynaklandığı, bir bölümü ise patlamanın bombadan kaynaklanmadığı ya da nedeninin tespit edilemeyeceği yönündedir. Patlamanın nedeni konusunda şüphe bulunmaktadır. Hangi raporun, neden üstün tutulacağı tartışmalıdır. Raporlar arasındaki çelişki ise tüm uğraşlara rağmen ve yıllar süren yargılama sonucunda giderilememiştir.

Bu nedenlerle sanıklar P. ve A. hakkında 22.12.1998 tarihli iddianame ile Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili isnat edilen eylem nedeniyle yerel mahkemece verilen beraat kararının yerinde olduğu ve Yüksek Dairenin sanıklar hakkındaki suç nitelendirmesinin yasaya aykırı olduğu düşünülmektedir.

28.07.1998 tarihli iddianame ile ilgili olarak;

Sanık P. hakkındaki bu iddianamede isnat edilen eylemlerle ilgili olarak 16.10.2008 tarihli tebliğnamemizde de belirtildiği gibi, yerel mahkemece, sanık hakkında yakalandığında üzerinde yapılan aramada çantasında bomba yapımında kullanılan malzemeler bulunması, yer göstermesi sonucu atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu ve bombaların üzerindeki koli bandında parmak izinin tespit edildiği, dolayısıyla sangın eylemlerinin 765 sayılı TCK 169. madde kapsamında kaldığından bahisle zamanaşımı nedeniyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ise de; sanığın kolluk beyanlarının dışında, bunların bir bölümünü doğrular nitelikteki savcılık beyanları ve hakim huzurundaki sorgu beyanları, dosyada bulunan diğer sanıklar H. ve M. ile sanıkla ilgili açıklamalarda bulunan diğer sanıkların kolluk, savcılık ve sorgu beyanları, 11.07.1998 tarihinde kolluk tarafından yakalandığında kendi eli ürünü olduğu tespit edilen ve üzerinde şifreli yazılar bulunan kağıt parçalarını yutmaya çalıştığı, üzerinde bulunan çantada bomba yapımında kullanılan maddeler ele geçirildiği, sanığın yer göstermesi sonucu sokak çocuklarının sanat faaliyetlerinde kullanıldığı iddia edilen atölyede yapılan aramada iki adet hazır bomba bulunduğu ve bomba üzerindeki koli bandından elde edilen parmak izinin sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, sanığın, diğer sanıklardan H.’e bomba yapımına uygun metal boru yaptırmasını istediği, H.’in de, her ikisi de tanık olarak dinlenen ve olayı doğrulayan arkadaşının babasına bunları yaptırdığı, anılan boruların yer gösterme sonucu elde edildiği, sanık M.’ın, yer göstermesi sonucu elde edilen lav silahı ve TNT kalıplarının, sanık P.’ın kendisine muhafaza etmesi için verdiğini beyan ettiği, tüm bu deliller birlikte ele alındığında, sanığın eylemlerinin devamlılığı ve niteliği bir bütün olarak 765 sayılı TCK 168. madde ve 5237 sayılı TCK 314. maddelerinde düzenlenen yasadışı silahlı örgüte üye olmak olarak değerlendirilip buna göre cezasının tayin ve takdirinin gerektiği düşünülmektedir” açıklamasına dayalı olarak, “Özel Daire’nin sanık P. hakkındaki hükümlerle, aleyhine temyiz bulunmayan sanık A.hakkındaki beraat hükmüne yönelik bozma kararının kaldırılmasına, sanık P. hakkında; Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamayla ilgili olarak verilen beraat kararının onanmasına, P.’ın diğer eylemleriyle ilgili zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının ise, sanığın eylemlerinin 765 sayılı TCK 168. madde ve 5237 sayılı TCK 314. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden bozulmasına…” karar verilmesi itiraz yoluyla talep edilmiştir.

Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu işleyip işlemediklerinin belirlenmesi bağlamında; 09.07.1998 tarihinde gerçekleştirilen “Mısır Çarşısı’nda bomba patlatmak” eylemine katılıp katılmadıkları ile katılmadıklarının kabul edilmesi halinde, sanık P.’ın kabul edilen eylemlerinin hangi suçu oluşturacağının saptanmasına ilişkindir.

Bu nedenle, Ceza Genel Kurulu’ndaki inceleme itirazın kapsamıyla sınırlı olarak sanıklar P. ve A. hakkındaki hükümlere hasren yapılmıştır.

Dosya incelendiğinde;

Olaydan hemen sonra, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine olay yerinde inceleme yapan Yüksek Mühendis M. Ç. ve Makine Mühendisi Y. K.’nün olay yerindeki tüpgazların ve bu tüpgazların bağlı olduğu tesisatın sağlam olduğuna dair raporları, olay yerinde ve cesetlerde LPG nin içerisinde yer aldığı bilinen kükürt ve türevi maddelere rastlanmamış olması, İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarı’nın olay yerindeki bulguları inceleyerek düzenlediği 14.07.1998 tarihli raporda “olay yerinde bulunan bir kısım materyal üzerinde bombaların ihtiva ettiği nitroselülöz artıkları ve nitrik iyonlarına” tesadüf edildiğinin bildirilmesi, olay yerini de inceleyen İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil A. ve dört arkadaşının düzenleyerek 02.11.1998 tarihinde mahkemeye sundukları ve patlamanın nitroselülöz içerir patlayıcı maddenin infilakı sonucu meydana geldiğini belirten raporu, olay yerini de inceleyen Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Daire Başkanlığı Bomba İncelemeleri Şube Müdürlüğünün 13.04.2001 tarihli üst yazı ile gönderdiği Mısır Çarşısı’nda Meydana Gelen Patlama Olayı ile İlgili Değerlendirme Raporu’nda, “patlamanın bir bombanın patlaması sonucu oluştuğu” şeklindeki tespiti ve mahkeme tarafından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne talimat yazılarak talep edilmesi üzerine, bu mahkemece ikisi Jandarma Genel Komutanlığı’ndan, birisi Makine Kimya Enstitüsü’nden ve ikisi de Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden olmak üzere beş kişiden oluşturulan bilirkişi heyetince 04.07.2002 tarihinde dörde karşı bir oyçokluğu ile verilen raporda, “söz konusu patlamanın dış yüzeyi karton, naylon, kola kutusu, teneke kutu gibi materyallerle, yüksek infilaklı bir patlayıcı madde kullanılarak hazırlanmış bir bombadan kaynaklandığı, iki giriş kapısı arasındaki köşede bulunan taş kolonun krokilerde dondurma makinesi ve Panda dondurma dolabının bulunduğu taraftaki aynı zamanda çarşı giriş kapısına bakan tarafta, Maraş dondurma makinesinin yakınında, Panda dondurma dolabı üzerinde infilak ettiği” biçimindeki saptama ve görüşlere yer verilmesi, yine bazı bilirkişilerce olayda bomba kullanılması halinde yerde bir çukur açılması gerektiği yönünde bir kanaat bildirilmesine karşılık, olay yerinde inceleme yapan Yüksek Mühendis M. Ç.’un 19.07.1998 tarihinde verdiği raporun son bölümlerinde, enkazın kısmen temizlenmesi sonucu görüldüğü üzere, “büfenin kapı girişinde mevcut eşiğe ait mermer plakanın bir bomba tesiri ile dükkan dışına yakın kısmının koptuğu ve dükkan dışı döşemede bomba izi bıraktığı, eşik üzerinde de bomba tesiri ile oluşabilecek ezilme dilimleri hasıl ettiği” şeklinde ifade edilen bulgulara yer verilmesi nedeniyle bu görüşe itibar edilmediğinin belirtilmesi, nitekim bombanın belirtildiği üzere bir dondurma dolabının üzerine bırakılmış olması veya zeminin mermer gibi oldukça sağlam maddelerden yapılması hallerinde bombanın yaratacağı etki ile meydana gelmesi beklenen çukurun oluşmayabileceği, tüm bunların yanında da olayın LPG den meydana geldiğine dair hiçbir bulgunun ele geçirilememesi, aksine olayın LPG sıkışmasından meydana geldiğini ileri sürenlerin, bomba belirtilerinin yeterli olmaması varsayımından hareketle bir tahminde bulunarak bu görüşe ulaştıkları, mevsimin yaz olması nedeniyle iki yönü açık olan ve ileri düzeyde hava sirkülasyonuna maruz bulunan olay yeri büfede, bu denli büyük bir patlamaya yol açacak düzeyde gaz birikmesinin olası görülmemesi hususları, M. H.’nun patlamanın lahmacun fırını tarafından değil, ters taraftaki döner tezgahının bulunduğu deniz tarafından geldiğini belirtilen beyanları başta olmak üzere, patlama anını ve öncesini anlatan tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde; patlamanın deniz tarafından girişte bulunan dondurma dolabı yakınında meydana geldiğini ve tahrip gücü yüksek bir bombadan kaynaklandığını kabul etmek gerekmiştir.

Diğer taraftan, A. Ö.’ün savunmalarının; tanık Ş. G.’in bu savunmayı doğrulayan Cumhuriyet savcılığı ifadesi, Ş. G.’in evinde bulunan artıkların bomba yapımında kullanılan patlayıcı nitelikteki TNT maddesine ait olduğunun ekspertiz raporu ile anlaşılması, ayrıca dosya kapsamından PKK terör örgütüne katılarak siyasi eğitim aldığı, örgüt içerisinde “Leyla” ve “Ayşe” kod adı kullandığı, bomba yapımı kullanımı korosunda eğitim aldığı açıkça anlaşılan P. S.’in üzerinde ve gösterdiği yerde bomba yapım malzemeleri ile iki adet bombanın ele geçirilmesi, bu malzemeler üzerindeki parmak izinin P. S.’ın parmak izleriyle uyum göstermesi, her iki sanığın PKK terör örgütü içerisinde faaliyet gösterdikleri anlaşılan A. Ö., . Ö., M. Y. ve D. A.’la ilişki içerisinde olduklarının belirlenmesi, bu şahısların P. S.’in örgütte yönetici konumunda olduğu, L. kod adını kullandığı ve bombalama eylemlerini organize ettiği yönündeki beyanları, M. Y.’ın gösterdiği yerde kendisine P. S. tarafından bırakıldığını ifade ettiği lav silahı ile bomba malzemelerinin bulunması, H. Ö.’ün gösterdiği, O. S.’ya ait iş yerinde P.S.’in talimatıyla imal ettirilen ve bomba yapımında kullanılan boruların ele geçirilmesi ve P. S.’in örgütle ilişkilerini anlattığı kolluk, Cumhuriyet Başsavcılığı ve sulh ceza mahkemesindeki savunmaları, dosyadaki diğer kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde Mısır Çarşısı’nda patlayan bombanın, bulunduğu yere yurt dışında yaşayan B. Ö.’ün telefon talimatıyla, P. S. ve A. Ö. tarafından konulduğu hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açıkça anlaşılmaktadır.

Her iki sanığın da yukarıda belirtilen şekilde gerçekleştiği kabul edilen Mısır Çarşısı eylemini icra ettiği kabul edilmekle, sanıkların sabit kabul edilen eylemlerin hangi suçu oluşturduğunun değerlendirilmesine geçilmiştir.

Devletin varlığı ya da bütünlüğü öncelikle Anayasada teminat altına alınan değerdir. Anayasa’nın 3. maddesinde, Türk Devleti’nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmiş, 14. maddesinde, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamayacağı, 3. fıkrasında ise, bu amaca aykırı faaliyetlerin yaptırımlarının yasa ile belirleneceği hüküm altında almıştır.

Anayasa’nın 14. maddesindeki ülke ve millet bütünlüğünü parçalamaya, yok etmeye yönelik eylemler ise 765 sayılı TCY’nın, ikinci kitabının birinci babında Devletin şahsiyetine karşı cürümler başlığını taşıyan birinci faslında, 125. madde de düzenlenmiştir. 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki; “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymaya veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmaya veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindeki hüküm ile;

a) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabana bir devletin egemenliği altına koymaya,

b) Devletin bağımsızlığını azaltmaya,

c) Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf yönelik Ster yaptırana bağlanmıştır.

Anılan suçun oluşabilmesi için, fiillerin yukarıda sayılan amaçlara veya amaca matuf yönelik olması ve bu sonucu oluşturmaya elverişli olması gerekir.

Matuf fiilden maksat, Devlet topraklarının (Ülke) tamamını veya bir kısmını devletin idaresinden ayırma, Devletin bağımsızlığını azaltma, Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koyma amacına yönelik ve bu sonucu oluşturmaya elverişli icra hareketleridir.

Bu suç, tehlike suçu olup, yukarda açıklanan belirli amaç veya amaçlara yönelik ve bu sonuçları doğurmaya elverişli fiilin işlenmesi ile oluşur. Suçun tamamlanması için sonucun alınması gerekli olmayıp tehlikenin yaratılmasıyla suç oluşur. Ancak eylemin kastedilen sonucu elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli araçlarla zorlayıcı eylemlere girişilmiş bulunulması, başla bir deyimle amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir. Eylemin elverişli olup olmadığının soyut ve genel bir belirleme dışında, eylemin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün özellikleriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle saptanması gerekir. Eylemin elverişli araçla icra başlangıcı niteliğinde bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde örgütsel bağlılığı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, toplumdaki etkinliği suç niteliğinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu itibarla “amaç suç” niteliğinde bulunan TCY’nın 125. maddesindeki suçu işlemek amacı doğrultusunda olmakla beraber, bu amaca ulaşma tehlikesi doğurmayan yetersiz ve önemsiz eylemler TCY’nın 125. maddesi kapsamında değerlendirilemez.

765 sayılı TCY’nın 125. maddesi kapsamında “amaç suça” yönelik, sonucu almaya elverişli “matuf fiilin” işlenmesi ile suç oluşacağından ve ayrıca sonucun gerçekleşmesi gerekmediğinden, esasen sonuç gerçekleştiğinde, cezalandırma olanağı da ortalan kalkacağından, tehlike suçu olan bu suça kalkışma da olanaklı bulunmamaktadır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde de,

1. Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

2. Devletin birliğini bozmak,

3. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmım Devlet idaresinden ayırmak,

4. Devletin bağımsızlığını zayıflatmak

Amacına yönelik fiiller 765 sayılı TCY’nın 125. maddesine benzer şekilde düzenlenerek, yaptırıma bağlanmış olup, her iki madde arasındaki farklar, suçun işlenmesi sırasında, başka suçların işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan da, cezaya hükmedilmesi ve bu suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hattında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine de hükmolunmasıdır.

Türkiye topraklarından bir kısmı üzerinde etnik kökene dayalı olarak bir devlet kurmak amacına ulaşmak için öncelikle ülke topraklarının belli bir kısmında, bulman vatandaşların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü ve haklarının kısıtlandığı hususunda inandırdıkları kişileri örgütleyerek, bu amaca yönelik eylemlere katılmalarını sağlamak suretiyle, yoğun bir terör faaliyeti başlatan yasadışı silahlı PKK terör örgütüne katılarak, siyasi eğitim alan, örgüt içerisinde “L.” ve “A.” kod adlarını kullanan ve dosya kapsamında bomba yapımı ve kullanımı konusunda da eğitim aldığı saptanan P. S.’in, PKK terör örgütünün talimatı ve amacı doğrultusunda diğer sanık A. Ö. ile birlikte, örgütsel bağlılık ve örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü içerisinde 09.07.1998 günü gerçekleştirdiği ve 7 kişinin ölümü, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan “Mısır Çarşısı’na bomba konulması ve patlatılması” eylemi, doğurduğu vahim sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde, 765 sayılı TCY’nın 168. maddesinde yaptırıma bağlanmış olan örgüt üyeliği suçunu aşan ve Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik matuf fiil niteliğinde bulunduğundan, eylem kül halinde 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

Diğer taraftan; sanık P. S.’in eylemlerinin kül halinde amaç suç olan “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma” suçunu oluşturduğu kabul edilmekle ayrıca 765 sayılı TCY’nın 168. maddesindeki “silahlı örgüt üyeliği”
suçundan ceza verilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Ayrıca; sanıklara atılı eylem açıklanan nedenlerle 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde düzenlenmiş bulunan suçu oluşturmakta ise de; 302. maddenin 2. fıkrası uyarınca, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca araç suçlardan dolayı da cezaya hükmolunması gerekeceğinden, 765 sayılı TCY’ndaki düzenlemenin, 5237 sayılı TCY’ndaki düzenlemeden daha lehe olduğunun kabulü gerekmiştir.

Bu itibarla; itiraza konu edilen kısmı itibarıyla Özel Daire bozma kararı yerinde görüldüğünden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Genel Kurul Üyesi ise; itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.02.2010 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: