Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

MADDE 150 – (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar (Değişik ibare: 5377 – 29.6.2005 / m.17) “indirilebilir.”

T.C.

YARGITAY

13. CEZA DAİRESİ

E. 2011/27923

K. 2012/2008

T. 2.2.2012

• MUHAFAZA ALTINA ALINAN EŞYA HAKKINDA HIRSIZLIK ( Atılı Suçlar İle İlgili Hakkında İddianame Düzenlenen Telefonun Kayden Sahibi Görünen Kişi de Dahil Olmak Üzere Delil Toplanmadığı – İddianamenin İadesine Karar Verileceği )

• İDDİANAMENİN İADESİ ( Hırsızlık ve Dolandırıcılık – Atılı Suçlardan Hakkında İddianame Düzenlenen Telefonun Kayden Sahibi Görünenen Kişi de Dahil Olmak Üzere Delil Toplanmadığı/İddianamenin İadesi Kararının Yerinde Olduğu )

• DOLANDIRICILIK ( Atılı Suçlardan Hakkında İddianame Düzenlenen Telefonun Kayden Sahibi Görünenen Kişi de Dahil Olmak Üzere Delil Toplanmadığı – İddianamenin İadesi Kararının Yerinde Olduğu )

5271/m.170

5237/m.142, 150

ÖZET : Kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarında; atılı suçlardan hakkında iddianame düzenlenen telefonun kayden sahibi görünenen kişi de dahil olmak üzere; atılı suçların kim ya da kimler tarafından, ne şekilde işlendiğine dair, hiçbir delil elde edilebilmiş değildir. İade kararında da belirtildiği üzere; belki de olaylarla hiçbir alakası olmayabilecek olan kayıt sahibinin dinlenilmesi ve oluşacak duruma göre toplanması gereken ilave bütün delillerin toplanması, suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil olduğundan, bu delil ya da deliller toplanmadan iddianame düzenlenmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından şüpheli R.K. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen 19.10.2010 tarihli ve 2010/73531 soruşturma, 2010/38892 esas, 2010/13588 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 174. maddesi gereğince iadesine dair, ( Ankara Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesi )’nin 08.11.2010 tarihli ve 2010408 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin ( Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi )’nin 26.11.2010 tarihli ve 20101300 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 11.01.2011 tarih ve 20103751245 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Ankara Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesi’nce, davaya dayanak teşkil eden tek delilin, şüphelinin kendi adına kayıtlı 0 539 … … 79 numaralı telefondan şikayetçiyi arayarak, hırsızlık olayından haberdar olduğunu söyleyip, banka hesapları ve kredi kartı bilgisini istemesi olduğu belirtilerek, soruşturmanın eksik yapıldığı ileri sürülüp, kişilerin cep telefonu ile insanları arayıp birtakım menfaatler sağlamak suretiyle dolandırıcılık yaptıkları bilinmekle birlikte, şüphelinin ifadesinin alınarak, bu hattı kendisinin kullanıp kullanmadığı, hırsızlık olayından ne şekilde haberdar olduğu gibi soruların sorulması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 1741. maddesinde iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet Savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukuki nitelendirilmesinin de Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve
yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, somut olayda şüphelinin müştekiyi kendi kullandığı cep telefonundan arayarak, kendisini baş komiser olarak tanıtıp, olaydan bir süre önce müştekinin aracından yapılan hırsızlık olayını bildiğini söyleyip, bu tür olayların önüne geçmek için banka hesapları ve kredi kartı bilgisini istemesi üzerine, müştekinin bu bilgileri temin ettikten sonra kendisini arayacağını söylemesini müteakip, şüphelinin telefonu kapattığı ve tekrar arandığında da ulaşılamadığı, keza Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gelen iletişimin tespiti raporuna göre şüphelinin 18 ve 19 Haziran 2010 tarihinde 2 gün içerisinde farklı şehirlerde oturan birçok kişiyle görüşme yaptığının anlaşıldığı, bu kişilerden İlknur isimli kişinin tanık olarak alınan beyanında, 0 539 … … 79 numaralı telefonla arayan bir kişinin kendisini baş komiser olarak tanıttığını ve kredi kartı dolandırıcılığını önlemek için, bazı cep telefonu numaralarına kontör göndermesini istediğini, parayı gönderdikten sonra aradığında, cep telefonuna ulaşılamadığını ifade etmiş olması karşısında, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMUK’nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulmasına lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla,

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Kişilerin Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz Soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yani bir nev’i filtre görevi yapmaları gerekir.

Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK’nın 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri ( de ) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede yargılamanın bitirilmesi hedeflenmiştir.

5271 sayılı CMK’nın 174. maddesinin 1. fıkrasının b ) bendi hükmüne göre de “Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan” hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.

Kaçak veya gaiplik halleri ve benzeri istisnai durumlarda şüpheli ya da sanığın ifadesi alınmadan da dava açılabilirse de; kural olarak “şüphelinin ifadesi” toplanması gereken en önemli delillerden birisi olarak kabul edilmektedir.

Somut olayda araçtan hırsızlık ve dolandırıcılığa teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmada, atılı suçlardan hakkında iddianame düzenlenen 0 539 … … no’lu telefonun kayden sahibi görünenen R.K. da dahil olmak üzere; atılı suçların kim ya da kimler tarafından, ne şekilde işlendiğine dair, hiçbir delil elde edilebilmiş değildir. İade kararında da belirtildiği üzere; belki de olaylarla hiçbir alakası olmayabilecek olan R.K.’nın dinlenilmesi ve oluşacak duruma göre toplanması gereken ilave bütün delillerin toplanması, suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil olduğundan, bu delil ya da deliller toplanmadan iddianame düzenlenmesi, usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Bu gerekçeler dikkate alındığında, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce, iddianamenin iadesine ilişkin itirazın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmekle, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 02.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/5-186

K. 2011/201

T. 4.10.2011

• SUÇUN KONUTTA İŞLENMİŞ OLMASI ( Yağma Suçunun Ağırlaştırıcı Nedeni Olarak Kabul Edildiğine ve Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Bileşik Suç Hükümleri Göz Önüne Alınarak Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilmemesi Gerektiği )

• YAĞMA ( Suçun Konutta İşlenmiş Olması Ağırlaştırıcı Nedeni Olarak Kabul Edildiği – Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Bileşik Suç Hükümleri Göz Önüne Alınarak Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilemeyeceği )

• KONUT DOKUNULMAZLIĞINI BOZMA ( Suçun Konutta İşlenmiş Olması Yağma Suçunun Ağırlaştırıcı Nedeni Olarak Kabul Edildiğine ve Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilmemesi Gerektiği )

• BİLEŞİK SUÇ ( Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Bileşik Suç Hükümleri Göz Önüne Alınarak Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilemeyeceği )

5237/m.42,116,148,149, 150

ÖZET : Sanık hakkında, suçun konutta işlenmiş olması yağma suçunun ağırlaştırıcı nedeni olarak kabul edildiğine ve TCY’nın 149/1-d maddesi uyarınca nitelikli yağma suçundan hüküm kurulduğuna göre, bileşik suç hükümleri göz önüne alınarak ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçundan da ceza tayini yoluna gidilmemelidir. Aksinin kabulü halinde, sanığın işlemiş olduğu konut dokunulmazlığını bozma eylemi, ikinci kez cezalandırılmış olacaktır. Nitelikli yağma suçunun yanında, nitelikli cinsel saldırı suçunun ya da başka bir suçun işlenmesi de, olayda konut dokunulmazlığını bozma eyleminin hukuki ya da fiili kesinti olmaksızın, yani kesintisiz olarak gerçekleştirilmiş olması karşısında ulaşılan bu sonucu değiştirmeyecektir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, özel daire onama kararının konut dokunulmazlığını bozma suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

DAVA : Nitelikli cinsel saldırı, nitelikli yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından sanık İ.’in; Nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı TCY’nın 102/2-3 ( d )-5, 31/3. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis; Nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 149/1-a-d-h, 150/2, 168, 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis; Konut dokunulmazlığını bozma suçundan ise 5237 sayılı TCY’nın 116/4, 31/3, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 4800.-Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 20.11.2009 gün ve 329-349 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nce 09.05.2011 gün ve 2110-3736 sayı ile;

“… Konut dokunulmazlığını ihlal 5237 sayılı TCK’nun 149. maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunun unsuru ise de; sanığın geceleyin girdiği konutta yağmadan önce silah kullanarak mağdureye karşı nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği ve bu eylemi süresince de rızası dışında konutunda kaldığı ve konut dokunulmazlığını bozmak fiili cinsel saldırının unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni sayılmadığından bunlardan ayrı ve bağımsız olarak konut dokunulmazlığını bozma suçu da oluşacağından mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

Delillerle iddia ve savunma duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin onanmasına…” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 01.07.2011 gün ve 144511 sayı ile;

“… Katılanın evine gizlice girerek cinsel saldırı suçunu işleyen sanığın daha sonrada yağma suçunu işlemesinden ibaret eyleminde, TCK’nun 42. maddesi uyarınca konut dokunulmazlığını ihlal suçundan dolayı “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerekmektedir…” görüşüyle özel dairenin onama kararının konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanığın nitelikli cinsel saldırı, nitelikli yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılanın konutuna geceleyin rızası hilafına girerek nitelikli cinsel saldırı ve nitelikli yağma suçlarını işleyen sanığın, bu suçların yanında geceleyin konut dokunulmazlığını bozma suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Katılan L.’nın eşinin kahvehane işletmesi nedeniyle eve geç geldiğini bilen sanığın, 14.08.2007 günü saat 22.30 sıralarında başına taktığı kar maskesi ve elindeki bıçak ile evine mutfak balkonu kapısından girdiği, evde küçük çocuğuyla bulunan katılanın sanığı görmesi üzerine korkuya kapıldığı, çocuğuna bir şey yapabileceğinden endişelenerek “bana ne yaparsan yap çocuğuma bir şey yapma” dediği, sanığın katılanı yatak odasına götürerek soyunmasını istediği, elinde bıçak bulunan sanığın söylemesiyle katılanın soyunduğu, sanığın cinsel organını sokmak suretiyle katılanın ırzına geçtiği, daha sonra mutfakta bulunan sucuğun yarısını, bir açık paket sigara ile birkaç tane nescafeyi alarak evden ayrıldığı, olaydan 5 gün sonra katılanın yolda görerek tanıması üzerine sanığın yakalandığı, olay gecesi katılanın genital bölgesi, kıyafetleri ve yatak çarşafından alınan sıvı numunelerindeki DNA ile sanığın DNA profilinin uyumlu olduğu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre katılanın ruh sağlığının bozulduğu anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCY’nın hazırlanmasında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza Hukukunun temel kurallarından birisi, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimai bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir ( TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı raporu ). Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı TCY’nın “suçların içtimai” bölümünde, 42 ( bileşik suç ), 43 ( zincirleme suç ) ve 44. ( fikri içtima ) maddelerinde düzenlenmiştir.

Gerçek içtima kuralının istisnalarından birisi olan ve uyuşmazlık konusuyla yakından ilgisi bulunan bileşik suç, 5237 sayılı TCY’nın 42. maddesinde; “Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir” şeklinde tanımlanmış ve bununla da yetinilmeyerek; “bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz” hükmü getirilmiştir. Ceza Genel Kurulu’nun 13.02.1984 gün ve 322-64 sayılı kararında; “eriyen ve eriten başka ifade ile kaynaşan suçlardan biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı sebebini teşkil ettiğinin yasada açıkça gösterilmesi şarttır ve bu şart suç ve cezaların kanuniliğinin gereğidir” denilerek bileşik suçta unsur ya da ağırlaştırıcı nedeni oluşturan suçun, bileşik suç olarak düzenlenen bağımsız suçun içinde mutlaka ve ayrıca gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Konut dokunulmazlığını bozma suçu 5237 sayılı TCY’nın 116/1. maddesinde; “Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, maddenin 4. fıkrasında; “Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi” cezayı ağırlaştırıcı bir neden olarak öngörülmüştür. Konut dokunulmazlığını bozma suçu, bir kimsenin konutuna veya eklentilerine rızasına aykırı olarak girilmesi ya da rıza ile girildiği halde çıkılmamasıyla işlenmeye başlamakta ve konutun terk edilmesine, başka bir anlatımla hukuki ya da fiili kesintinin gerçekleşmesine kadar devam etmektedir.

Yağma suçu ise TCY’nın 148/1. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, 149. maddede ise yağma suçunun nitelikli halleri sayılmıştır. Buna göre 149. maddenin 1. fıkrası uyarınca;

“Yağma suçunun;

a ) Silahla,

b ) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c ) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d ) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde,

e ) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f ) Var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g ) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h ) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”. Görüldüğü gibi yağma suçunun basit şekline altı yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmüş iken nitelikli hallerin, bu bağlamda yağmanın konutta gerçekleşmesi halinde hükmolunması gereken ceza on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık, katılanın rızasına aykırı olarak onun konutuna geceleyin girerek önce nitelikli cinsel saldırı suçunu, ardından konuttan çıkmadan nitelikli yağma suçunu işlemiş, böylece gerek cinsel saldırı suçu gerekse nitelikli yağma suçu konut dokunulmazlığını bozma suçunun işlenmeye devam ettiği sırada gerçekleştirilmiştir.

Yağma suçunun konutta işlenmesi hali, suçun basit şekline göre ağırlaştırıcı bir neden olarak kabul edilmiş, 5237 sayılı TCY’nın 149/1-d maddesinde suçun nitelikli halleri arasında sayılmıştır. TCY’nın 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç hükümleri uyarınca, konut dokunulmazlığını bozma suçu, ağırlaştırıcı nedeni olarak kabul edildiği yağma suçu ile birleşerek, bileşik bir suç niteliğindeki nitelikli yağma suçunun içinde erimiştir. Nitekim, TCY’nın 148/1. maddesinde öngörülen ceza miktarı altı yıldan on yıla kadar hapis cezası iken, sanık hakkında ağırlaştırıcı nedenlerin gerçekleşmiş olması nedeniyle alt sınırı on yıl hapis cezasını gerektiren TCY’nın 149/1. maddesi uygulanmış, hatta Yargıtay özel daire uygulamaları doğrultusunda birden fazla ağırlaştırıcı nedenin birlikte gerçekleşmiş olması göz önüne alınarak temel ceza on iki yıl olarak belirlenmiştir.

Bu nedenle sanık hakkında, suçun konutta işlenmiş olması yağma suçunun ağırlaştırıcı nedeni olarak kabul edildiğine ve TCY’nın 149/1-d maddesi uyarınca nitelikli yağma suçundan hüküm kurulduğuna göre, bileşik suç hükümleri göz önüne alınarak ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçundan da ceza tayini yoluna gidilmemelidir. Aksinin kabulü halinde, sanığın işlemiş olduğu konut dokunulmazlığını bozma eylemi, ikinci kez cezalandırılmış olacaktır. Nitelikli yağma suçunun yanında, nitelikli cinsel saldırı suçunun ya da başka bir suçun işlenmesi de, olayda konut dokunulmazlığını bozma eyleminin hukuki ya da fiili kesinti olmaksızın, yani kesintisiz olarak gerçekleştirilmiş olması karşısında ulaşılan bu sonucu değiştirmeyecektir.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, özel daire onama kararının konut dokunulmazlığını bozma suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 09.05.2011 gün ve 2110-3736 sayılı onama kararının konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin olarak KALDIRILMASINA,

3- Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20.11.2009 gün ve 329-349 sayılı hükmünün konut dokunulmazlığını ihlal suçuna yönelik olarak BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 04.10.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2007/9988

K. 2011/35692

T. 20.7.2011

• MALIN DEĞERİNİN AZLIĞI KAVRAMI ( 5237 S.K. Md. 150/2’deki Kavram İle 765 S.K. Md. 522’de Yer Alan Kavramın Farklı Olduğu – 5237 S.K. Md. 150/2’nin Sevk Amacının Dışında Yorumlar Getirilerek Cezadan İndirim Yapılamayacağı )

• CEZADA İNDİRİM YAPILMASI ( 5237 S.K. Md. 150/2’deki Malın Değerinin Azlığı Kavramı İle 765 S.K. Md. 522’de Yer Alan Kavramın Farklı Olduğu – 5237 S.K. Md. 150/2’nin Sevk Amacının Dışında Yorumlar Getirilerek Cezadan İndirim Yapılamayacağı )

765/m.522

5237/m.145, 150

ÖZET : 5237 Sayılı T.C.K.’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 Sayılı T.C.K.’nun 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, sanığın özgülenen kastı, yakınanın etkilenimi ve olayın vahameti de gözetilmek suretiyle, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkrasına sevk amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) 5237 Sayılı T.C.K.’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 Sayılı T.C.K.’nun 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, sanığın özgülenen kastı, yakınanın etkilenimi ve olayın vahameti de gözetilmek suretiyle, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkrasına sevk amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,

2- ) Sanığın, T.C.K.nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün açıklanan sebeplerle istem gibi BOZULMASINA, 20.07.2011gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2007/9531

K. 2011/9210

T. 4.7.2011

• YAĞMA ( Sanıkların Yakınandan Para İstediği/Vermemekte Direnen Yakınanı İşten 5 Gün Mahrum Kalacak Şekilde Yaraladıkları – Paranın Değeri ve Suçun İşleniş Biçimi Gözetildiğinde Cezada İndirim Uygulanacağı )

• DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL ( Sanıkların Yakınandan Para İstediği/Vermemekte Direnen Yakınanı İşten 5 Gün Mahrum Kalacak Şekilde Yaraladıkları – Paranın Değeri ve Suçun İşleniş Biçimi Gözetildiğinde Cezada İndirim Uygulanacağı )

5237/m.148, 150

ÖZET: Yağma suçunda; sanıkların yakınandan para istediği, yakınanın para vermemekte direnmesi üzerine yakınanı beş gün iş ve güçten kalacak şekilde yaraladıkları olayda 5 TL paranın değer olarak az miktarda sayılması gerektiği, suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanıkların özgülenen kastı da gözetildiğinde cezada indirim uygulanması gerekir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Olay tarihinde sanıkların yakınanı durdurup 5.000.000TL (5 TL) para istedikleri, yakınanın sanıklara “size borcum yok, niye para vereyim?” dediği, sanık S.’in “…buranın haracını biz yeriz, içki içeceğiz, bize para vereceksin…” dediği, yakınanın parayı vermemekte direnmesi üzerine üç sanığın birlikte yakınana vurmaya başladıkları, yakınanın kaçmaya çalıştığı, ancak sanıkların 20-25 metre ileride yakınanı yakalayarak tekrar darp ettikleri, yakınanın beş gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı, olayda 5 TL paranın değer olarak az miktarda sayılması gerektiği, suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanıkların özgülenen kastı da gözetildiğinde, somut olayda 5237 Sayılı T.C.K.nın 150/2. maddesinin uygulanma koşullarının bulunduğu gözetilmeden, anılan maddenin uygulanması hususunda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden, yazılı biçimde uygulama yapılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş sanıklar S. K., A. M., İ. M. savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün açıklanan sebeple isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 04.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

One Response to “Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl”

  1. Adalet Terazisi (@AdaletTerazisi) Says:

    ruh saglıgı raporları avrpa konseyi test yapılmasını okul başarısına bakılmasını istiyor bizde bunlar bakılmadıgı gibi okulda takdir alan ögrenci için ruh saglıgı kalıcı bozuk verilmiştir bırak kalıcı bozulmayı ruh saglıgı yerinde olmasın derslerinde başarılı olamaz ama üzmez olayından sonra hergelene bozuk raporu veriyorlar.bunu kendileri söylüyor hergelene bazı arkadaşlar bozuk raporu veriyor diye adalet böyle olmamalı insanlarda güven kalmadı kanunda da istismarda ruh saglıgı bozulmaz diyor adlibilimcilerde bozulmaz diyor ama her öniüne gelene verdigini söylemeleri bu işin adaletli olmadıgını binlerce kişinin suçsuz içerde oldugunu adaletin olmadıgını düşündürüyor en güzeli cezalar arttırılsın yanlız tecavüz haricinde 2005 önce 1 yıl olan ceza 20 kat adaletsizce artmıştır bu adaletsizlikte giderilmeli 2005 teki gibi tekrar 1 yıla düşürülmeli cezalar tepkilere göre degil fiilin agırlıgına göre verilmeli adaletli olunmalıdır.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: