Cebir

Cebir

MADDE 108 – (1) Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/26

K. 2011/915

T. 2.2.2011

• CEBİR KULLANMA ( Kamu Görevlisine Karşı Görevini Yapmasını Engellemek Amacıyla İşlenmiş İse Cebir Kullanma Suçunu Değil TCY.nın 265. Md.sinde Düzenlenen “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunu” Oluşturduğu )

• GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME ( Cebir Kullanma Eylemi Kamu Görevlisine Karşı Görevini Yapmasını Engellemek Amacıyla İşlenmiş İse Oluşturduğu – Cebir Kullanma Suçunu Oluşturmadığı )

• BİR KİMSEYİ SİYASİ DÜŞÜNCE VE KANAATLERİNİ AÇIKLAMAYA ZORLAMAK YA DA AÇIKLAMAKTAN MEN ETMEK ( Cebir Kullanmak Suretiyle İşlendiği Taktirde “Düşünce ve Kanaat Özgürlüğünün Kullanılmasını Engelleme Suçunu” Oluşturduğu )

• ZOR KULLANMAK ( Mağdurun Kollarından Tutmak Kolunu Bükmek vs. Gibi Temasla Mümkün Olduğu Kadar Belirli Mesafeden Bir Cismin Atılması Savrulması Vurulması Suretiyle de Gerçekleştirilebileceği )

5237/m.44, 108, 115, 125, 265

ÖZET : Cebir kullanma eylemi kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla işlenmiş ise, cebir kullanma suçunu değil, TCY.nın 265. maddesinde düzenlenen “görevi yaptırmamak için direnme suçunu”, bir kimseyi siyasi düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlamak ya da açıklamaktan men etmek için işlendiği taktirde ise, TCY.nın 115. maddesinde belirtilen “düşünce ve kanaat özgürlüğünün kullanılmasını engelleme suçunu” oluşturmaktadır.

Üç suçun ortak ögesi olan “cebir” fiziki zor kullanmaktır ve bir iradeyi istenilen hareketi yapmaya mecbur etmek amacıyla yapılmaktadır. Zor kullanmak mağdurun kollarından tutmak, kolunu bükmek vs. gibi temasla mümkün olduğu kadar belirli mesafeden bir cismin atılması, savrulması, vurulması suretiyle de gerçekleştirilebilir.

Eylemin mağdurun halka seslenmesini önlemek ya da onu küçük düşürmek kastıyla işlenmesine göre, farklı suçlar söz konusu olacaktır. Tek eylemin birden fazla suça uyması halinde, özel suçun, genel suça göre öncelikle uygulanması gerekecek; hepsi genel nitelikte ise, TCY.nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurmak icabedecektir. Bu açıklamalar karşısında; sanıkların eylemlerinin yukarıda belirtilen zor kullanma suçlarını oluşturup oluşturmadığı yöntemince irdelenip tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle sanıkların görevliye hakaret suçundan hükümlülüklerine karar verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Mağdur Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Mersin İlinde bir tesisi hizmete açtıktan sonra, Cumhuriyet Meydanında halka hitap etmek üzere tören alanına gelip halkı selamladığı sırada, protesto için bir araya gelen ve platformun yakınına yerleşen Halkevleri Derneği üyesi olan sanıkların, slogan ve mağduru hedef alarak uygun mesafeden çok sayıda yumurta attıkları, ancak güvenlik güçlerinin engellemesi nedeniyle isabet ettiremedikleri, daha sonra guruba müdahale edildiği ve mağdurun konuşmasını gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar sanık Mahir Mansuroğlu yumurtaları yalnızca kendisinin attığını savunmuş, diğer sanıklar da bunu doğrulamış iseler de, olay yerine birlikte gelmeleri, bir kısmının üzerlerinde aynı derneğin adı yazılı önlükler bulunması, aynı sloganları atmaları, çok sayıda yumurta atılmış olması, anılan derneğin internet sitesinden de “yumurta yağdırıldığının” açıklanması karşısında, sanıkların eylemi birlikte gerçekleştirdiklerine ilişkin gerekçede bir tutarsızlık görülmemiştir.

Yine yerel mahkemenin, olayda Anayasal güvence altına alınan ifade özgürlüğünü kullanmanın ötesine geçildiği ve demokratik tepki niteliğinin sınırlarının aşıldığı yolundaki değerlendirmeleri de yerinde bulunmuştur. Kuşkusuz özgürlükler sınırsız değildir. Bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bitmektedir. Hiçbir kimsenin, bir başkasına zarar verme ya da zarar vermeye kalkışma gibi bir özgürlüğü söz konusu olamaz. Burada tartışılması gereken husus, sanıkların hukuka aykırılık teşkil eden somut eylemlerinin CMK.nun 230/1-c maddesine göre nitelendirilmesi, yani hangi suçu ya da suçları oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.

Sanıkların eylemlerinin dört ayrı suçun unsurları yönünden irdelenmesi gerekmektedir. TCY.nın 108. maddesinde öngörülen “cebir kullanma suçu” bir kimseye karşı bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade edilmesi için cebir kullanılması ile oluşur ve kasten yaralama suçundan verilecek ceza artırılarak hükümolunur.

Cebir kullanma eylemi kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla işlenmiş ise, cebir kullanma suçunu değil, TCY.nın 265. maddesinde düzenlenen “görevi yaptırmamak için direnme suçunu”, bir kimseyi siyasi düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlamak ya da açıklamaktan men etmek için işlendiği taktirde ise, TCY.nın 115. maddesinde belirtilen “düşünce ve kanaat özgürlüğünün kullanılmasını engelleme suçunu” oluşturmaktadır.

Bu üç suçun ortak ögesi olan “cebir” fiziki zor kullanmaktır ve bir iradeyi istenilen hareketi yapmaya mecbur etmek amacıyla yapılmaktadır. Zor kullanmak mağdurun kollarından tutmak, kolunu bükmek vs. gibi temasla mümkün olduğu kadar belirli mesafeden bir cismin atılması, savrulması, vurulması suretiyle de gerçekleştirilebilir.

Öte yandan TCY.nın 35. maddesi uyarınca “işlemeyi kastedilen suça elverişli hareketlerle icraya başlanıp elde olmayan nedenlerle eylem tamamlanmamış ise” suç kalkışma aşamasında kalmış olacaktır. Değerlendirmelerde bu husus da irdelenmelidir.

Oluşması mümkün görülen son suç ise görevliye hakaret suçudur. “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırma” eylemi TCY.nın 125. maddesinde öngörülen hakaret suçunu oluşturmaktadır.

Yerel mahkeme yalnızca hakaret suçunu değerlendirmiş, ancak yukarıda belirtilen diğer suçlarla ilgili herhangi bir irdeleme yapmamıştır. Eylemin mağdurun halka seslenmesini önlemek ya da onu küçük düşürmek kastıyla işlenmesine göre, farklı suçlar söz konusu olacaktır. Tek eylemin birden fazla suça uyması halinde, özel suçun, genel suça göre öncelikle uygulanması gerekecek; hepsi genel nitelikte ise, TCY.nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurmak icabedecektir. Bu açıklamalar karşısında; sanıkların eylemlerinin yukarıda belirtilen zor kullanma suçlarını oluşturup oluşturmadığı yöntemince irdelenip tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle sanıkların görevliye hakaret suçundan hükümlülüklerine karar verilmesi,

2- Sanıklar Okay K. ve Mahir M. hakkında TCY.nın 62. maddesi uygulanırken hapis cezasının 1 yıl 5 ay 15 gün yerine, 1 yıl 2 ay 15 gün olarak eksik belirlenmesi,

3- Sabıkası bulunmayan sanıklar Mahir M., Ramazan T., Serkan S., Şenol Y., İbrahim P., Ozan G., İlknur Ç. ve Ufuk K. haklarında verilen hükümlerden önce 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve TCY.’nın7/2. madde ve fıkrası uyarınca sanıklar yararına olan 5728 sayılı Yasanın 562. maddesinin 1.fıkrası ile CYY.nın 231/5. madde ve fıkrasında öngörülen, hükmolunan cezanın geri bırakılması sınırının iki yıla çıkarılması ve söz konusu yasanın 562. maddesinin 2. fıkrası ile de CYY.nın 231/14. madde ve fıkrasındaki, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması koşulunun kaldırılması karşısında, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve O yer C. Savcısı ile sanıklar Okay K., Mahir M., Ramazan T., Serkan S., Şenol Y., İbrahim P., Ozan G., İlknur Ç. ve Ufuk K. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken sanıklar Okay K. ve Mahir M. hakkında 2 nolu bozma nedeni bakımından 1412 sayılı CMK.’nun 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesinden başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2006/3167

K. 2008/14116

T. 7.10.2008

• KARŞILIKSIZ ÇEK ( Şikayet Hakkı Düzeltme Hakkı İçin Keşideciye Tanınmış Sürenin Dolduğu Tarihte Doğacağı )

• ŞİKAYET HAKKI ( Karşılıksız Çekte Düzeltme Hakkı İçin Keşideciye Tanınmış Sürenin Dolduğu Tarihte Doğacağı )

• DÜZELTME HAKKI ( Keşide Gününe Göre Hesaplanacak İbraz Süresinin Bitiminden İtibaren En Geç 10 Gün İçinde Kullanılması Gerektiği )

3167-1/m. 8, 16

5237/m.108

ÖZET : Karşılıksız çeklerde şikayet hakkı, düzeltme hakkı için keşideciye tanınmış sürenin dolduğu tarihte doğar. Düzeltme hakkı ise, keşide gününe göre hesaplanacak ibraz süresinin bitiminden itibaren en geç 10 gün içinde kullanılmalıdır. Düzeltme hakkı için keşideciye tanınmış sürenin dolduğu tarih dikkate alındığında, şikayet hakkı süresinde olmasına rağmen şikayetin süresinde olmadığı gerekçesiyle düşme kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Şükrü hakkında ANKARA 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 01.06.2004 tarihinde 2004/506 Esas ve 2004/620 Karar sayı ile kurulan TCK’ nun 108. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesi hükmünün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 07.03.2006 tarihinde dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Karşılıksız çek keşide etmek şikayete bağlı bir suç olup, 26.01. 1993 tarihinde yürürlüğe giren 3863 Sayılı Kanunla değişik 3167 Sayılı Kanunun 16. maddesinin ikinci fıkrasında, şikayet süresinin ibraz tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı öngörülmüş; 08.03.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4814 Sayılı Kanunla değişik 3167 Sayılı Kanunun 16/b. maddesinin 2. fıkrasında ise, şikayet hakkının ” … 8. maddede belirtilen miktarın yatırılması için öngörülen sürenin dolduğu tarihte” doğacağı, yine; “Düzeltme hakkı” başlıklı 8. maddesinde “Çekte yazılı keşide gününe göre hesaplanacak ibraz süresinin bitim tarihinden itibaren en geç on gün içinde” düzeltme hakkının kullanılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

Keşide ve ödeme yeri itibariyle 10 günlük ibraz süresine tabi olan 31.12.2003 keşide tarihli suça konu çeke ilişkin şikayet hakkının 4814 Sayılı Kanunla değişik 3167 Sayılı Kanunun 16/b. maddesinin 2. fıkrasına göre, 22.01.2004 tarihinde doğacağı, bu hali ile 09.02.2004 tarihinde verilen şikayet dilekçesinin yasal süresinde bulunduğu gözetilmeden, şikayetin süresinde olmadığından bahisle düşme kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün istem gibi BOZULMASINA, 07.10.2008 günü oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2005/4015

K. 2006/13568

T. 5.7.2006

• SANIK YARARINA OLAN KANUN HÜKÜMLERİNE GÖRE HÜKÜM KURULMASI ( Tehdit Suçu )

• SUÇ KASTI ( Tehdit Suçunda Öfke Yasal İndirim Nedeni Olarak Kabul Edilebilirse de Bilinç ve İradeyi Dolayısıyla Suç Kastını Ortadan Kaldırmadığından Suçun Oluşumunu Engellemediği )

• TEHDİT SUÇU ( Öfke Yasal İndirim Nedeni Olarak Kabul Edilebilirse de Bilinç ve İradeyi Dolayısıyla Suç Kastını Ortadan Kaldırmadığından Suçun Oluşumunu Engellemediği )

5237/m.106,108,112

765/m.188,191

ÖZET : Tehdit suçunda öfke, yasal indirim nedeni olarak kabul edilebilirse de, bilinç ve iradeyi, dolayısıyla suç kastını ortadan kaldırmadığından suçun oluşumunu engellemez. Tehdidin ciddiyeti mağdur beyanına göre değerlendirilemez, mahkemece değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu nedenle, sanığın mağdura yönelen “burayı terk et, yoksa seni öldürürüm” sözleri tehdit suçunu oluşturur. 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarının ilgili hükümleri karşılaştırılmak suretiyle sanık yararına olan kanun hükümleri saptanmalı, sonucuna göre karar verilmelidir.

DAVA VE KARAR : Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca, tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle, mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez.

Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder. Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de önemi yoktur.

Kavga ve tartışma sırasında haksız bir fiilin kendisinde husule getirdiği şiddetli öfke ve elemin ( gazabın ) failin iradesini etkileyen bir etken olarak kusur yeteneğinde meydana getirdiği azalma nedeniyle koşulları varsa ancak yasal indirim nedeni olarak kabul edilebilir ise de, önceden ilke boyutunda kastı kaldıran ve suçun oluşumunu engelleyen bir husus olarak kabulü mümkün değildir.

Bu açıklamalar karşısında, öfkenin bilinç ve iradeyi ve dolayısıyla suç kastını ortadan kaldırmadığı ve tehdidin ciddiyetinin mağdur beyanına göre değerlendirilemeyeceği, mahkemece çözülecek bir sorun olduğu; buna göre, sanığın mağdura yönelik “Burayı terk et yoksa seni öldürürüm” sözlerinin tehdit suçunu oluşturduğu; 5237 sayılı Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. madde ve fıkraları uyarınca 765 ve 5237 sayılı T.C. Yasalarının ilgili hükümlerinin karşılaştırılarak, sanık yararına olan yasa hükümleri saptanarak sonucuna göre hüküm kurulması zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2005/6927

K. 2005/9416

T. 8.12.2005

• KABAHATLER KANUNUNA AYKIRILIK ( Sanık Hakkında Tayin Olunan Kısa Süreli Hapis Cezasının Adli Para Cezasına veya Tedbirlere Çevrilmesi Hususunda Bir Karar Verilmemesinin İsabetsiz Olduğu )

• KISA SÜRELİ HAPİS CEZASI ( Sanık Hakkında Adli Para Cezasına veya Tedbirlere Çevrilmesi Hususunda Bir Karar Verilmemesinin İsabetsiz Olduğu – Kabahatler Kanununa Aykırılık )

• SALDIRGAN SARHOŞLUK ( Sanık Hakkında Tayin Olunan Kısa Süreli Hapis Cezasının Adli Para Cezasına veya Tedbirlere Çevrilmesi Hususunda Bir Karar Verilmemesinin İsabetsiz Olduğu )

• BELLİ HAKLARDAN YOKSUN BIRAKILMA ( Saldırgan Sarhoşluk – Hapis Cezasına Mahkumiyetin Kanuni Sonucu Olarak Belli Haklardan Yoksun Bırakılmaya İlişkin Güvenlik Tedbiri Öngörüldüğü )

5237/m.50,53,108/4,152/1-a

5326/m.35

ÖZET : Sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlere çevrilmesi hususunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

Hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak belli haklardan yoksun bırakılmaya ilişkin güvenlik tedbiri öngörülmüştür. Sanık hakkında anılan maddenin uygulanmasında zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : 5326 Sayılı Kabahatlar Kanununun 35, 5237 Sayılı TCK.nun 152/1-a, 62, 108/4.md. gereğince mahkumiyet,

1- Saldırgan sarhoşluk suçundan tayin olunan idari para cezasının niteliği itibarıyla 5326 Sayılı Kabahatlar Kanununun 29.maddesi uyarınca itiraza tabi olup, temyizi mümkün bulunmadığından sanığın bu suça yönelen temyiz itirazının CMUK.nun 317.maddesi uyarınca REDDİNE, gereğinin merciince yapılmasına,

2- Mala Zarar Verme suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince;

a ) 5237 sayılı TCK.nun 7.maddesinde açıklandığı üzere ceza hukuku kurallarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin olarak suçun unsurları, yargılama şartları, ceza ve güvenlik tedbirleri, erteleme ve paraya çevirme ile ilgili tüm hükümlerin somut olaya uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle, denetime olanak verecek biçimde tartışılıp değerlendirilerek sanığın lehine olan hükmün belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde uygulama yapılması,

b ) Kabul ve uygulamaya göre de;

aa ) Sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı TCK.nun 50.maddesi uyarınca adli para cezasına veya tedbirlere çevrilmesi hususunda olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

bb ) 5237 sayılı TCK.nun 53.maddesi, hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak belli haklardan yoksun bırakılmaya ilişkin güvenlik tedbiri öngördüğü bu konunun gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu gerekse, Dairemizin yerleşik uygulamaları karşısında kazanılmış hak oluşturmayacağı da dikkate alınarak sanık hakkında anılan maddenin uygulanmasında zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 08.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: