Geçersiz taşınmaz satış sözleşmesi, sebepsiz zenginleşme

Tapu dışı taşınmaz satış sözleşmesi geçersizdir, ödenen bedel sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir.

Tapu dışı taşınmaz satış sözleşmesi geçersizdir

 

 

 

 

ÖZET

Tapulu taşınmazın tapu dışı satışı için yapılan sözleşme geçersizdir. Alıcı sebepsiz zenginleşmeden ötürü verdiği parayı geri isteyebilir. Paranın ödenmesi için ihtar çekilmemiş ise temerrüt faizi talep edemez.

10/07/1940 gün ve 2/7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararına göre, geçersiz taşınmaz satışında verilen satış bedeline alıcı faiz, taşınmazın kullanılmasından dolayı da satıcı ecrimisil veya kira bedeli isteyemez.

3. Hukuk Dairesi 2018/1975 E. , 2018/2508 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Read the rest of this entry »

Vakıflar kamu kurumu niteliğinde olmadığı için ilave tediye talep edilemez

22. Hukuk Dairesi         2017/46245 E.  ,  2017/31339 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili ilave tediye ve kıdem tazminatı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığını, bu nedenle ilave tediye ücreti isteminin haksız olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Davacı işçinin ilave tediye alacağının olup olmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. Kanun’un 1. maddesinde Devlet ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça belirtilmiştir.
Buna göre;
A-İşveren kapsamı yönünden devlete ve ona bağlı olmak üzere,
1-Genel, Katma ve Özel bütçeli daireler,
2-Sermayesi değişen kurumlar,
3-Sermayesinin yarısından fazlası devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar,
4-Belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar,
5-3460 ve 3659 sayılı kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı devlete ait olan veya bu sermeye ile kurulan iktisadi devlet kuruluşları,
6-Yukarda belirtilenlerden olmayan diğer kurum, banka ve ortaklıklar olarak kanunda açıkça belirtilmiştir.
Öncelikle “kamu kurumu” kavramı genel olarak; genel, katma ve özel bütçeli idareler ile il özel idaresi ve belediyeyi veya bu kurumlarca sermayesinin yarısından fazlası karşılanan kurumlara ait olan ve bir kamu hizmeti sunan kurumları ifade etmektedir.
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine istinaden Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede 17.07.1986 sayılı ve 19167 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1986/11 sayılı Başbakanlık Genelgesi ekinde yer verilen resmi senet ile kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ise kamu kurumu vasfında değildirler. Read the rest of this entry »

Özel hastane ruhsatlarının devri

 ImageSağlık Bakanlığı İİK 86. maddeyi gerekçe göstererek hacizli özel hastane ruhsatlarının devrine onay vermemektedir. Bu uygulama 86. maddenin amacına aykırıdır.  86. Maddenin sevk amacı borçluların menkul mallar üzerinde yapacakları tasarruflarla alacaklıların haklarına zarar vermelerinin önüne geçmektir. Menkul mal üzerinde yapılan tasarruf alacaklının hakkına tesir etmemişse 86. Maddenin uygulanmasına yer yoktur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir direnme kararı üzerine verdiği bozma kararında  otomobilin hacizli olduğunu bilerek satın alınmasında İİK 86. Maddeye bir aykırılık görmemiştir.  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 1993/15-943, 1994/188 sayılı ve 30.03.1994 tarihli kararında şöyle demektedir:

“Davacı mahcuz aracı hacizli olduğunu bilerek satın aldığından, satış davalı alacaklının haklarına tesir etmez.” demektedir.

Görüldüğü gibi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu borçlunun menkul mallar üzerindeki tasarrufunun 86. Maddeye aykırılık oluşturmasını alacaklının haklarına tesir etmesi koşuluna bağlamaktadır.

Sağlık Bakanlığının hacizli özel hastane ruhsatlarının devrini yasaklaması ise hacizli otomobilin satışının çok ötesinde bir hukuki hatadır çünkü Yargıtay bu tür hakları eşya(menkul)  olarak bile kabul etmemektedir. İİK 86. Madde menkul mallarla sınırlıdır. Yargıtay 11. HUKUK DAİRESİ E. 1999/8623, 2000/2232 karar ve 09.03.2000 tarihli kararında şöyle demektedir:

“ Marka ve ayrıt edici ad ve işaretler bir eşya niteliğini haiz olmadığından, zilyetliğe de konu olamazlar. Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyetlik oluşturulabilen menkullerden sayılması da mümkün değildir. Dolayısıyla menkul mallarla sınırlı İİK’nin 86. maddesi, markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. 556 s. KHK’nın markaların haczine ilişkin hükümleri uygulanır.”

Mark ne ise bir özel hastane ruhsatı da odur, yani özel hastane ruhsatının maddi bir varlığı yoktur, elle tutulamaz dolayısıyla bir eşya değildir, üzerinde zilyetlik kurulamaz, kısaca menkul bir mal değildir.

Sağlık Bakanlığı sözü edilen uygulaması ile hukuku bir dayanağı olmadan hak sahiplerinin tasarruf hakkını sınırlamakta, ticari hayatın yürümesini zorlaştırmaktadır. Özel hastane ruhsatını bilerek, hacizli olarak devralanın alacaklının haklarını inkâr etme şansı yoktur. Alacaklı icra takibinden doğan bütün haklarını ruhsatı devralan kişiye karşı kullanmakta özgürdür. Alacaklı icra memurluğundan ruhsatın satışını talep edebilir, ruhsatın icra memurluğunca satışından elde edilecek nakit bu durumda alacaklıya verilecektir.

Sağlık bakanlığının İİK 86. maddenin özüne ve sözüne aykırı bu uygulamasının hiçbir hukuki gerekçesi olmadığı gibi hiçbir toplumsal yararı da yoktur, beyhude bir uygulamadır.

Rahmi Ofluoğlu (avukat)

HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU YÖNETMELİĞİ

26 Ocak 2013  CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 28540

YÖNETMELİK

Adalet Bakanlığından:

HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK

KANUNU YÖNETMELİĞİ Read the rest of this entry »

6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun Tam Metni

22 Haziran 2012 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 28331

KANUN

HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU

Kanun No. 6325                                                                                                 Kabul Tarihi: 7/6/2012

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar Read the rest of this entry »

4-5 Yıla kadar sıfır kilometre İcra İflas Kanunu

Ünlü İİK kitap yazarı Av. Tahir Uyar adaletbiz’e açıkladı; 4-5 yıla kadar sıfır kilometre İcra İflas Kanunu yürürlüğe girecek.

Av. Tahir Uyar yeni yasa için önerilerini sunacağını belirtiyor.

Yeni İİK  ile borçlu alacaklı ilişkileri yeniden düzenlenecek, haczedilmezliğin sınırları genişleyecek, borç ödemekten acze düşenler ömür boyu borçlu yaşamayacak, bireysel iflas ve borç sıfırlama gelecek  taahhüdü ihlal cezası kalkacak, icra cezalar yeniden düzenlenecek.. DEVAMI

Avukatın Hacizdeki konumu üzerine tartışma

AVUKAT HACİZ SIRASINDA GÖREVLİ Mİ?

Avukatlar Yargıtay 4.Ceza Dairesinin kararına tepkili(özet)

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 14.03.2011tarih, 2009/3133esas, 2011/3082 sayılı kararında avukatın hacizde görevli olmadığına hükmederek TCK’nun 265/2.maddesi ve fıkrası uygulanarak fazla ceza veren esas mahkeme kararını bozdu.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin bu kararına avukatlar internet ortamında, hukuk sitelerinde çeşitli yorumlar yapmakta ve tepkiler göstermekteler. Türk hukuk sitesinin  http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=61809 linkinden alıntı yaptığımız yorumlar.. DEVAMI

KOBİ sahibi iş adamları için ciddi risk

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, NİTELİKLİ DOLANDIRCILIK SUÇLARI

Sahte çekleri iyi niyetle, sahte olduklarını bilmeden edinen ve bu çekleri üçüncü şahıslara ciro edenler açılan “Resmi Belgede Sahtecilik, Nitelikli Dolandırıcılık” davaları nedeni ile ciddi risk taşıyorlar. Bu kişiler nasıl olsa suçsuzuz, ceza almayız düşüncesi ile savunmayı ciddiye almıyorlar, oysa davalarda birçok suçsuz insan ceza alabiliyor. Bunun nedeni temel ilişkiyi ispat yükünün sanıktan beklenmesi. Bu suçlarla ilgili iki değerlendirme yazısı aşağıda yer alıyor. Bu davalar ciddiye alınmalı..

Gelecek yazılarımızda, İNŞAAT SEKTÖRÜNDE, KAMPANYALI SATIŞ  VEYA TAKSİTLİ SATIŞLARDA dolandıcılık, nitelikli dolandırıcılık suçlarını inceliyeceğiz.

Av. Rahmi Ofluoğlu

Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçu

KARŞILIKSIZ ÇEK VERENLERE HAPİS CEZASI KALKIYOR

Uzun süredir rafta bekleyen tasarı Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısına tekrar gündeme geldi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısına Devlet Bakanları Mehmet Şimşek ve Kürşad Tüzmen, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da katıldı.

Çek Kanunu Tasarısı’nın ele alındığı toplantıda, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince ve Maliye Müsteşarı Hasan Basri Aktan da hazır bulundu.

150 bin TL’ye kadar ceza

Hazırlanan Çek Kanunu Tasarısı ile karşılıksız çek verenlerin 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması uygulamasının kalkması, bu kişilere 150 bin TL’ye kadar para cezası verilmesi öngörülüyor.

Tasarıda çekleri karşılıksız çıktığı için yasaklananların isimleri internetten duyurulması, hamiline düzenlenecek çeklerin diğerlerinden ayırt edilebilecek biçimde basılması, çekin karşılıksız çıkması halinde bankanın alacaklıya bildiği adresleri vermesi aksi halde 5 bin TL ceza alması gibi düzenlemeler yer alıyor.

Mevcut düzenlemede çeklerin üzerinde ödenmesi gereken bir tarih yer alıyor. Ancak çek alan kişi, istediği an ilgili bankaya giderek bunu nakite çevirebiliyor.

Çeki kesen kişinin bankada o anda parası bulunmuyorsa çekin arkası yazılıyor ve çek sahibi kara listeye giriyor.

Son dönemde küresel kriz nedeniyle artan erken çek tahsili, çeki kesen için kredibilite sorunu da yarattığından iş dünyasının önemli sorunları arasında yer alıyor.

Bu nedenle özel sektör, Çek Kanunu Tasarısı’na çeklerin üzerinde yazıldığı tarihte kesilmesini öngören bir madde eklenmesini talep ediyor.

Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi, Karşılıksız Çek Beraat Kararı , 27.Mart.2009

BAŞKAN  : ABDÜLKADİR YAVUZ
ÜYE  : BURHANETTİN ESENKAR
ÜYE  : CEVDET BAK
KATİP  : BEHİYE AYDIN

Hükümlü A.B. vekili Av. Levent S. tarafından Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2009 tarih ve 2008/202 Esas, 2008/323 Karar sayılı ek kararı ile hükümlü vekilinin talebinin reddine ve mahkemelerinin 28.5.2008 tarih ve 2008/202 Esas, 2008/323 Karar sayılı ilamının değiştirilmesine ve infazın durdurulmasına yer olmadığına ve infazın devamına dair kararına dosya içeriğine göre süresi içerisinde; müvekkilinin 3167 Sayılı Kanuna Muhalefet nedeni ile para cezasına mahkum edildiği, 5275 Sayılı Yasanın 98. maddesi uyarınca yaptıkları başvurunun reddedildiği, bu kararın 5237 Sayılı TCK nun 5, 5252 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesi, 3167 Sayılı Yasanın 16. maddesi ayrıca TCK 20.43.52,53,60,61 maddelerinde yer alan düzenlemelere aykırı olduğu, 31.11.2008 tarihi itibari ile karşılıksız çek keşide etmek eyleminin suç olmaktan çıktığı, böylece suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hükümlü hakkında verilen cezanın yasal dayanağının kalmadığı iddiası ile Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 24.03.2009 tarihinde infazın devamına ilişkin ek kararın itiraz incelemesi ile kaldırılmasını ve hakkında tayin edilen cezanın bütün sonuçları ile ortadan kaldırılmasını ve tahliyesini istemiştir.

İddia makamının mütalaası alındı, dosya incelendi
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Konu ile ilgili yasal durum incelendiğinde;
13167 Sayılı Yasanın 16. maddesinde :

(1) Üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya ibraz süresi içinde 4 üncü madde uyarınca ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak üzere, çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Ancak verilecek para cezası seksenmilyar liradan fazla olamaz. Bu miktar, 01/03/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ek 2 nci maddesine göre her yıl artırılır. Bu suçtan mükerrirlere, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

2 – 5237 Sayılı TCK nun 2/13 madde ve fıkralarında ;
(1) “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.”

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.

3 5237 Sayılı TCK nun 5/1 madde ve fıkralarında :

“Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır. “

45237 Sayılı TCK nun 52/123 Madde ve fıkralarında;
(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.
(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsî hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.
(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir. “
55252 Sayılı Yasanın 5349 Sayılı Yasanın 6. Maddesi ile değişik Geçici 1. Maddesinde:
(1) Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.
65275 Sayılı Yasanın 98/13 madde ve fıkrasında:
(1) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.
(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.

7 5275 Sayılı Yasanın 101/13 Madde ve fıkrasında:
(1) Cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100 üncü maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararlar duruşma yapılmaksızın verilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmeleri istenebilir.

(3)Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan başka mahkemeler tarafından verilmiş olan bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.” hükümleri bulunmaktadır.

Ayrıca TBMM tarafından 5728 Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacı ile Çeşitli Kanunlar ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile düzenleme yapıldığı ve bu kanunun yürürlükte olduğu ancak yapılan bu düzenlemeler içerisinde 3167 Sayılı Yasanın 16. Maddesi ile ilgili bir düzenlemenin bulunmadığı da ortadadır.

Kararına itiraz edilen mahkemenin itiraz edilen kararında; 5252 Sayılı Kanunun geçici 1. Maddesinde 5560 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik üzerine belirlenen 31.12.2008 gününe değin, diğer kanunların TCK nun birinci kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümlerinin düzeltilmesinin öngörüldüğü halde bu kapsamdan olarak yasa koyucu tarafından 5728 Sayılı “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”u va’zettiği, dolayısıyla da uyumlaştırılması murat olunan diğer kanunların bu kapsamda yeniden düzenlenildiği., ancak bu çerçevede 3167 Sayılı Kanun hükümlerinin ayrık tutulduğu, bunun ise tamamen mevzuatın “Özel” niteliğinden kaynaklandığı, hal böyle olunca da Yargıtay Yüksek Dairesi’nin pek çok uygulamalarında da “özel yasa ” niteliğinden dolayı pek çok uygulanabilir (önödemeuzlaşma…gibi) hukuk müessesesinden ayrık değerlendirildiği nazara alındığında, ekonomik düzenin önemli bir ödeme aracı teşkil eden çeklerden dolayı tayin olunacak ceza hükmünde de “çek bedeli kadar adli para cezası” olmasında hukuken aykırı bir durum görülmediğinden” sanık vekilinin talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Yürürlükte olan yasal durum incelendiğinde; TCK nun 5/1 maddesinde bu kanunun genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı belirtilerek ceza hukukunda yeknesaklık sağlanmak istenmiştir.

Bu amaçla 5252 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesine; diğer kanunların TCK nun birinci kitabında yer alan düzenlemesine aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31.12.2008 tarihine kadar uygulanır hükmü konulmuş ve bu süre yeniden uzatılmamıştır.

Yasa koyucu 5252 Sayılı Yasanın geçici 1. Madde hükmünü dikkate alarak ” Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacı ile Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” adı altında 580 maddeden oluşan 5728 Sayılı Yasayı çıkartmış ve bu yasa yürürlüğe girmiştir.

Buradan da anlaşıldığı üzere yasa koyucunun amacı TCK nun genel hükümlerinin bütün özel yasalarda ve ceza hükmü içeren yasalarda uygulanmasını sağlamaktır.

5237 Sayılı TCK nun 52. maddesi dikkate alındığında adli para cezasının tanımının yapıldığı görülmektedir. Buna göre adli para cezası , beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmadığı hallerde 730 günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması sureti ile hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibarettir.

Bu maddenin 1. fıkrasında bulunan “kanunda aksine hüküm bulunmayan haller” tanımının adli para cezası gün sayısının bu genel düzenlemeye aykırı olarak 730 günün altında veya üstünde düzenlenebileceği ve bu düzenlemenin de geçerli olduğu anlamındadır. Buradan da anlaşıldığı üzere TCK genel hükümlerinde gün adli para cezası sistemi benimsenmiştir.

3167 Sayılı yasanın 16. maddesi değerlendirildiğinde; “….. çek bedeli tutarı kadar ağır para cezası (adli para cezası) ile cezalandırılırlar . Ancak verilecek para cezası 80 milyar liradan fazla olamaz. ” hükmünün bulunduğu, bu düzenlemenin gün para cezası içermemesi nedeni ile TCK nun 52/1 maddesine uygun olmadığı ortadadır.

Yasa koyucunun 5252 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde sözünü ettiği diğer kanunlar içerisinde 3167 Sayılı Yasanın da olduğu hususunda tereddüt yoktur. Buna göre 3167 Sayılı Yasada bulunan ve 5237 Sayılı TCK nun 1.Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümler 31.12.2008 tarihine kadar uygulanabilecektir. Bu düzenlemenin mevhumu muhalifinden 3167 Sayılı (özel) Kanunun TCK nun 1. kitabının 52. maddesinde düzenlenen gün para sistemine aykırı olan ceza kuralının 31.12.2008 tarihinden sonra uygulanmayacağı 5252 Sayıl Yasanın geçici 1. Maddesinin emredici hükmüdür. Kaldı ki yasa koyucu 5252 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesini dikkate alarak 5728 Sayılı Yasa ile özel yasalarda ayrıntılı düzenlemeler yapmasına rağmen 3167 Sayılı Yasada herhangi bir düzenleme yapmamıştır.

Ayrıca Adalet Bakanlığı’nın
http://www.kgm.adalet.gov.tr/basbakanlik/cekkanunu.pdf
adresinde bulunan ve Çek Kanunu Tasarısı Taslağı olarak Başbakanlığa gönderilen metnin 5/1 madde ve fıkrasında “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî paracezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamaz.” düzenlemesinin bulunduğu, bu düzenleme dikkate alındığında yasama organının büyük çoğunluğunu oluşturan yürütmeyi (hükümeti ) temsilen Adalet Bakanlığının da itirazı reddeden mahkeme ve red kararında belirtilen Yargıtay Dairesinin inancına aykırı olarak çek kanununda verilecek adli para cezasının gün para sistemine uygun olması gerektiğini öngördüğü, bu durum karşısında subjektif değerlendirme niteliğinde olan “çekin ekonomik düzenin önemli bir ödeme aracı teşkil etmesi” bu nedenle 3167 Sayılı Yasanın 16/1 maddesindeki düzenlemenin değiştirilmediği yani ayrık tutulduğu (temel düzenlemeden istisna edildiği) yönündeki değerlendirmenin mevcut yasal durum karşısında yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.

Yasa koyucunun atlama yaptığı, bir konuyu unuttuğu kabul edilemeyeceğine ve yukarıda da değinildiği gibi bu konuda değişiklik yapmak için Başbakanlığa kanun tasarısı taslağıda sevk edildiğine göre yürütmenin, (hükümetin ) ve yasa koyucunun (TBMM’nin) muradının 3167 Sayılı Yasanın 16/1 maddesi ile düzenlenen ceza kuralının ortadan kalkması ve yeni yasal düzenleme yapılana kadar bu ceza hükmünün uygulanamaz olmasını sağlamak olduğu kabul edilmelidir. Çünkü ceza kuralları uygulanmak amacı ile konulur. Uygulanamayan bir ceza kuralı kaldırılmış demektir. Uygulanamayacağı yasa ile düzenlenen, bu nedenle yasal olarak kaldırılma dışında yok hükmünde olan bir kurala göre ceza vermek gerek Anayasa’da yapılan temel haklar ile ilgili düzenlemelere, temel hak ve özgürlükleri içeren Uluslararası Sözleşme hükümlerine ve gerekse Türk Ceza Kanunun 2. maddesinde düzenlenen kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz, kanunlarda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz kuralına da aykırıdır.

Bu yasal durum karşısında hükümlünün, 31.12.2008 tarihinden itibaren zımni olarak yürürlükten kaldırılan ve yerine yeni hüküm konulmaması nedeni ile cezasız bırakılan karşılıksız çek keşide etmek eyleminden dolayı cezalandırıldığı, hükümlü müdafiinin yaptığı itirazın hukuka uygun olmayan mülahazalarla red edildiği, itirazın yasal ve yerinde olduğu anlaşılmakla, 5275 Sayılı Yasanın 101/3 madde ve fıkrasının verdiği yetkiye dayanarak ve hükümlünün telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasını engellemek amacı ile 5275 Sayılı Yasanın 98/13 maddesi gereğince mahkumiyet hükmünün yorumunda ve çektirilecek cezanın hesabında açıklanan nedenlerle duraksama olduğundan 3167 Sayılı Yasada yeni bir düzenleme yapılana ya da 3167 Sayılı Yasanın 16/1 maddesinin açıkça yürürlükten kaldırılması anına kadar infazın ertelenmesine, yasa koyucunun yeni bir düzenleme yapması halinde hükümlünün durumunun yeniden mahkemesince ele alınarak değerlendirilmesi için itirazın kabülü ile hükümlüye Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.05.2008 tarih ve 2008/202 esas, 2008/323 karar sayılı ilamı ile verilen adli para cezasının infazının durdurulmasına karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1Hükümlü Abdullah Bekir vekilinin yapmış olduğu İTİRAZIN KABÜLÜNE,
2Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2009 tarih ve 2008/202 Esas, 2008/323 Karar sayılı EK KARARININ KALDIRILMASINA
3Sanık hakkında Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 8.5.2008 tarih ve 2008/202 Esas, 2008/323 Karar sayılı ilamı ile verilen 4158 . TL, adli para cezasının İNFAZININ DURDURULMASINA,
4Kararın bir örneğinin gereğinin yerine getirilmesi için Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
Dosyanın Sakarya 3. Asliye Ceza Mahkemesine iadesine,
Karardan bir örneğin hükümlü vekiline TEBLİĞİNE ,
Dair; 5275 Sayılı Yasanın 101/3 ve CMK nun 271/4 madde ve fıkrası gereğince incelenen dosya üzerinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
27.03.2009

Saygılar…Umarım Faydalı Olabilmişimdir…İyi Çalışmalar
…………………………………………………………………………………………………..

Biraz geç kaldım ama bende bu konuyla ilgili bir araştırma yapıyorum. Umarım yardımcı olur.

1)5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un Geçici 1. Maddesine göre; “Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.”

Ancak 31.12.2008 tarihine kadar, Çek Kanununda gerekli değişiklikler yapılmadığından, artık 01.01.2009 tarihi itibariyle TCK’nun genel hükümlerinin uygulama alanı bulması gerekmektedir.

2)TCK m. 21 bakımından : 3167 SK. m. 16/1’de karşılıksız çek keşide etme suçu, “şekli suç” niteliğinde düzenlenmiştir. Ancak, TCK ’nın genel hükümleri (m. 21) uyarınca, bir suçun oluşumu kastın varlığına bağlıdır. Kast “doğrudan”(m. 21/1) veya “olası kast” (m. 21/2) olabilir. Olayda kast yoksa yahut fiil objektif sorumluluk çerçevesinde mütalaa ediliyorsa TCK m. 21/2’ye göre, somut olayda karşılıksız çek keşide eden kişide “olası kast”ın varlığı da ayrıca değerlendirilerek, maddede öngörülen ceza indirimleri uygulanmalıdır. suçun manevi unsuru olarak “doğrudan kast” aranmıyor ve objektif sorumluluk esasına göre “olası kast”ın var olduğu kabul edilerek ceza tayin ediliyorsa, bu durumda TCK m.21/2 uygulanmalı ve “diğer suçlar” kapsamında, temel cezada üçte birden yarısına kadar indirime gidilmelidir.
3167 SK bakımından yürürlüğe giren TCK genel hükümlerine göre, suçun oluşumu kastın varlığına bağlıdır. Anılan suçun “taksirli” hali de kanunda öngörülmediğinden ceza yaptırımı uygulanamayacaktır.

3)TCK m. 52 – 61/8 bakımından
Çek Kanunu’na göre, karşılıksız çek keşide etme suçunun cezası, çek bedeli tutarı kadar “adli para cezası” olarak belirlenmekteydi. Ancak, 1.1.2009 tarihinden itibaren TCK’nın adli para cezalarına ilişkin 52. maddesi uygulama alanı bulacağından, ceza miktarının ve niteliğinin belirlenmesi farklılaşacaktır.

Burada karşılaşılacak bir başka sorun, karşılıksız çek keşide etme suçuna tayin edilecek cezanın tam gün karşılığının neye göre belirleneceğidir. Çek Kanunu’nun uygulamasında, ceza, karşılıksız çıkan çek miktarına göre belirlenmekteyken, TCK’nın 52. maddesinin uygulanmasıyla, öncelikle tamgün hesabının yapılması ve bir güne karşılık gelen parasal miktarın belirlenmesi üzerine karar verilmesi gerekmektedir.

4)18.02.2009 tarih ve 5838 Sayılı Kanunun 18nci maddesindeki düzenlemeye göre, artık çek bir havale aracı değil, üzerinde yazılı tarihte ödenmesi gereken bir bono/poliçe haline gelmiştir. Bu düzenleme de esasen TCK nun kastı düzenleyen maddesiyle uyumludur.Böylece suç kasıtlı bir suç haline getirilmiştir.

Son düzenleme ile, geçici bir süre ile de olsa, “ibrazında ödenmesi” özelliği kaldırılmış olduğundan, havale ve ödeme aracı değil, bono/poliçe vasfı kazanmış olan çekin karşılıksız çıkmasından dolayı hapis cezası verilmesi uygulaması, Anayasanın 38nci maddesine eklenen son fıkrasına da aykırılık teşkil edecektir.

Daha itirazda bulunmadım ama emsal kararlarda eklendiğinde en önemlisi kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi de irdelenerek sonuca ulaşılabilir diye umut ediyorum.…………………………………………………………………………………………………

Şişli 3. Asliye Ceza ve Bakırköy 23. Asliye Ceza Mahk. düzenleme sanık lehine olduğundan infaza verilmiş dosyalarla ilgili beraat kararı veriyor.

http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=37427

%d blogcu bunu beğendi: