YARGITAY: ÖRGÜTSEL KULLANIM OLMADIĞI YÖNÜNDEKİ SAVUNMAYI DOĞRULAYAN BYLOCK İÇERİKLERİ FETÖ/PDY ÜYELİĞİ SUÇUNUN DELİLİ OLAMAZ!

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin geçtiğimiz Eylül ayında ilk derece mahkemesine göndermiş olduğu bir bozma ilamında;

“Sanık X hakkında kurulan hükme yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, “Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı”nın kabul edildiği dikkate alınarak, somut dosyada sanık X’in kullandığını kabul ettiği … ID numaralı Bylock’ta sadece diğer sanık Y’nin ekli olması ve yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olmadığının anlaşılmasına rağmen hatalı değerlendirmeyle sanığın, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,isabetsiz bulunarak sanık lehine bozmaya hükmedilmiştir.

DEĞERLENDİRMEMİZ:

Öncelikle anılan kararın; sanığın konuya ilişkin savunması kapsamında, tespit edilen tüm ByLock verileri dikkate alınarak, -dosyaya özgü- olduğunu belirtmek gerekir. Bozma ilamına konu dosyada, ByLock verileri sanığın FETÖ/PDY üyesi olmadığını ispatlar niteliktedir.

Karara göre, sanığın kullandığını kabul ettiği ByLock hesabından tespit edilen teknik veriler içerisinde:

1-Sanığın örgüt talimatıyla ağa dahil olduğuna dair herhangi bir emareye rastlanılmamıştır,

2-Sanık FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile alakalı –örgütsel nitelikte- iletişim kurmamış/yazışma yapmamıştır,

3-Dolayısıyla sanığın savunmasının aksini ispatlayacak boyutta, yani ByLock ağının özelliğini bilerek kasten ağa dahil olduğu yönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı bir delil elde edilememiştir.

Sanığın derece mahkemesinde alınan ilk savunması özetle; ByLock’u çalıştığı kurumdan arkadaşı olan dosyanın diğer sanığı Y’nin önerisi üzerine kurduğu, sadece arkadaşı ile yazıştığı, programın örgütsel gizliliği sağlamak üzere kullanıldığını ve FETÖ’ye münhasır olduğunu bilmediği yönündedir. Sanığın savunması alındıktan yıllar sonra dosyaya giren ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında da sanığın savunmasında belirttiği hususlar doğrulanmıştır.

Karar, özellikle ByLock delilinin odak noktasında olduğu FETÖ/PDY davalarına ilişkin olmak üzere, Yargıtay’ın bozma/onama kararları içerisinde modern ceza hukuku yaklaşımını esas alan belki de ilk içtihadı olmuştur. Süreçte ByLock delilinin yansımadığı birçok dosyada FETÖ/PDY davalarına ilişkin eylemlerin sempati boyutunu aşıp aşmadığı, örgütün suigeneris özellikleri itibariyle hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği yönünde önemli kararlar veren Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin aynı hukuki yaklaşımları ByLock delilinin esas alındığı dosyalarda göstermediği kanaatindeyiz. Nitekim Yargıtay 16. Ceza Dairesi, ByLock kullanımının tek başına FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak (TCK 314/2) suçunu ispatlayacak güç ve etkide bir delil olduğunu kabul ederek ciddi bir adli hata yapmıştır. Nihayet ByLock’un 15 Temmuz 2016 itibariyle adli yargı kronolojisi incelendiğinde, yazıya konu Yargıtay ilamına değin ciddi boyutlara varan hukuka aykırılıklar söz konusu olmuştur. Dolayısıyla, savunmanın aksinin ispatlanamadığını ve örgütsel kullanım olmadığını belirleyen Yargıtay’ın bu son içtihadı karşısında, geçmişte içerik tespiti dahi yapılamayan birçok sanık hakkındaki mahkumiyet kararlarının aynı daire tarafından onanmış olması nasıl açıklanabilir?

ByLock’un Yargı Kronolojisi

Bilindiği üzere, 15 Temmuz 2016 sonrasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üye ve yöneticileri hakkında açılan kamu davalarının önemli bir kısmında sanıkların atılı suçu işlediklerine dair; örgüte münhasır gizli haberleşme ağı olduğu kabul edilen ByLock tespitleri dayanak gösterilmiştir.

Süreçte Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin Ceza Genel Kurulu incelemesinden geçmiş ve onanmış referans kararları ile ByLock uygulamasının örgüte münhasır olduğu kabul edilmiştir.

Ancak, gerek anılan Yargıtay içtihadında gerekse ByLock tespitini yapıp adli makamlara sunduğu anlaşılan MİT’in raporlarında, uygulamanın bir süre Google Play ve Apple Store uygulama marketlerinden kullanıma açık olduğunun belirtilmesi, programın özellikle bu döneme ilişkin (bu yöntemle kurmuş olan sanıklar yönünden) –münhasırlık- tartışmasını gündemde tutmuştur. Zira FETÖ/PDY’nin silahlı terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş ilk yargı ilamı olan Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 14.07.2017 tarih, 2017/1443-4758 sayılı ilamında, “Bu kapsamda; Sanık …..’ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici/üyelerinin kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan ağ özelliğini bilerek (kasten), sisteme ancak şifre ile girilebilen dönemde yoğun bir şekilde kullandığı tespit edilmiştir.” denilmek suretiyle, ByLock kullanımı yönünden bir “şifreli dönem” ayrımına gidilmiş ancak süreçte oluşan diğer kararlarda bu ayrım terk edilerek ByLock kullanımı koşulsuz olarak FETÖ/PDY üyeliğinin delili olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, “… iletişim sisteminin … silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı” yönündeki değerlendirme kanımızca son derece isabetlidir. Ancak, geçen yaklaşık dört yıllık süreçte, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerin neler olduğu yönünde sürekli farklı değerlendirmeler yaptığı da ortadadır.

Verdiği ilk kararlarda salt operatör kayıtlarını kesin kanaate ulaştıracak teknik veriler olarak değerlendiren Yargıtay, kamuoyunda “morbeyin” olarak bilinen ve 11.480 kişinin ByLock listelerinden ayıklanması ile son bulan hatalı tespitler sürecinin de bir gereği olarak, bu kez sanıkların ByLock sistemini kullandıklarına dair ByLock kullanıcı adı ve User ID tespitlerinin yapılmasının ve operatör kayıtları ile eşleştirilmesinin zorunlu olduğunu içtihat etmiştir.

ByLock User ID, kullanıcı adı, şifre, hesabın kullanımına dair istatistikler ve log verileri, hesabı ekleyen-eklenen kullanıcılar ve yazışma içeriği bir bütün olarak “ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı” olarak adlandırılan bir rapora bağlanıp mahkemelere sunulmaktadır. Ancak Yargıtay yakın zamana değin vermiş olduğu kararlarında, içerik tespitinin zorunlu olmadığına, ağa katılarak bir User ID kaydı yapılmasının ve karşılıklı iletişime geçilmesinin içerik tespiti yapılamasa bile tek başına FETÖ/PDY  terör örgütü üyeliği suçunun delili olacağına, içerik tespitinin sanığın örgütsel konumunun tespiti için gerekli olduğuna hükmetmiştir. Özellikle programın salt indirilmiş olmasını örgüt üyeliği suçunun mutlak delili olarak kabul etmek, süreçte dosyalara yansıyan deliller ve samimi savunmalar dikkate alındığında kesinlikle adil bir yaklaşım değildir.

Son olarak yazımıza konu ilamda olduğu gibi, Yargıtay sanığın samimi savunmasını birebir doğrulayan ByLock içerik verileri doğrultusunda mahkumiyet hükmünü; sanığın ByLock ağına örgütsel amaçla dahil olmadığı yönünde kesin bir gerekçeyle bozmuştur.

O halde, benzer savunmalar yapan sanıkların içerik tespiti yapılamadığında ne olacaktır?

Beklentimiz Yargıtay’ın her kararında tekrar ettiği “…örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti…” yönündeki ilke kararının amacına uygun olarak, adil yargılanma ilkesi kapsamında uygulanmasıdır.

Av. Çağlar Dilber

Av. Rahmi Ofluoğlu

Biz

Konkordato Ön Projesinin Önemi

Konkordato Ön Projesinin Önemi

Konkordato taleplerinde konkordato ön projesi ve ön projede yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda “makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları” raporu sunulması zorunlu evraklardır.

Cümleden de anlaşılacağı gibi “makul güvence veren denetim raporu” tamamen ön proje ile ilgilidir.

Konkordato ön projesi şirketin mevcut gerçeklerini esas alan açık, net, anlaşılır bir proje değilse “makul güvence veren denetim raporu” yazacak olan bağımsız denetçinin işi bir hayli zor olacaktır.

Bu konuda yetkili bağımsız denetçilerin şikayetçi olduğu bilinmektedir.

Aynı şekilde mahkeme başkanlarının da “makul güvence veren denetim raporu”dan zaman zaman şikayetçi olduğu ilgililer arasında sohbet konusu olmaktadır.

Konkordato ön projeleri çoğu kez konkordato talep eden şirketin gerçeğinden kopuk, kopyala yapıştır yöntemiyle oluşturulmaktadır. Ön projelerde konuyla doğrudan ilişkisi olmayan akademik kitap veya makalelerden alıntılar, ağdalı cümleler yer almaktadır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

Read the rest of this entry »

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin Konkordato İle ilgili Bozma Kararı

T.C.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2019/872

K. 2019/1177

T. 31.5.2019

• KONKORDATO İSTEMİ ( Mahkemece Alınan Komiserler Heyeti Raporuna Karşı Beyan ve İtirazlarını Bildirmesi İçin Davacıya Süre Verilmesi Gerektiği/Davacının Savunma Hakkı Kısıtlanarak Davacıya Süre Verilmeden Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesinin 6100 S.K. Md. 27 Hükmüne Aykırılık Teşkil Ettiği )

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( Mahkemece Alınan Komiserler Heyeti Raporuna Karşı Beyan ve İtirazlarını Bildirmesi İçin Davacıya Süre Verilmesi Gerektiği Gözetilmeksizin Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesinin 6100 S.K. Md. 27 Uyarınca İsabetsiz Olduğu )

• KONKORDATO TALEBİNE EKLENECEK BELGELER ( Davacının 2004 S.K. Md. 286 Uyarınca İbraz Etmesi Gereken Tüm Alacaklı ve Borçluları İle Vadeleri Birlikte Göstermesi Gereken Listelerin de Davacıya Süre Verilerek Temini Gerektiği )

• DAVANIN TEFRİKİ ( Gerçek Kişi Davacı Davacı Şirketin Ortak ve Yöneticisi Olup Müşterek Kefalet Durumlarının Söz Konusu Olduğu/Davaların Aynı Hukuki Nedenden Kaynaklanması Dava Sebeplerinin Kefili Bulundukları Kredi Borçlarının Benzer ve Aynı İlişkilerden Kaynaklanmış Olması Karşısında 6100 S.K. Md. 166/4 Uyarınca Davanın Davacı Gerçek Şahıs ve Asıl Dosyadaki Şirket Yönünden Birlikte Görülmesi Gerekirken Tefrikine Karar Verilerek Ayrı Esaslarda Yürütülmesinin Usul ve Yasaya Uygun Bulunmadığı )

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Mali Müşavir Bilirkişi Tarafından Şirket Kayıtları Esas Alınarak Düzenlenen Raporun İflas Kararı Verilmesi Açısından Yeterli Olmadığı/Mahkemece Sektör Bilirkişisi Değerlendirme Uzmanı Makine Mühendisi Mali Müşavir veya Bağımsız Kamu Denetçisinden Oluşan Heyetten Rapor Alınarak Sonucuna Göre Borca Batık Olup Olmadığının İflasın Açılması Gerekip Gerekmediğinin Tespiti Gerektiği )

2004/m.286/1 ( b ),287,291,292,297/2

6100/m.27,166/4

ÖZET : Dava, konkordato istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince konkordato talebinin reddine ve davacı şirketin iflasına karar verilmiştir.

Mahkemece, davacı tarafa konkordato komiseri nihai raporu tebliğ edilip, rapora karşı beyan ve itirazda bulunma hakkı verilmeyerek davacı tarafın savunma hakkı kısıtlanmıştır. Read the rest of this entry »

Konkordato ve Karşılıksız Çek Cezaları

7101 sayılı yasanın 25 inci maddesi ile değişik İİK 297/1 “) Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde mahkeme, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir”  demektedir.

Bu düzenlemeye göre asliye ticaret mahkemeleri şirket temsilcisinin yetkilerini kısmen veya tamamen komisere devrine hükmedebileceklerdir. Uygulamada asliye ticaret mahkemeleri ödemelerin komiser onayı ile yapılmasına hükmetmektedir. Read the rest of this entry »

Posted in Genel. 1 Comment »

Alacaklılar Yönünden Konkordato

Alacaklılar konkordato sürecinde etkin olmalı. Av. Rahmi Ofluoğlu ile alacaklılar yönününden konkordatoyu konuştuk…

 

Hukuki Dinlenilme Hakkı, BAM kararı

ÖZET: HMK’nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun’un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalılara tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesi HMK’nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
19. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2019/2171
KARAR NO : 2019/1821
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/04/2019
NUMARASI : 2019/243 2019/402
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 13/09/2019
BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 04/04/2019 tarihli ve 2019/243 Esas, 2019/402 Karar sayılı dosyasında verilen karar istinaf incelemesi için dairemize tevzi edilmekle Dairemiz yukarıda belirtilen esas sırasına kaydı yapıldı.
Dosya incelendi.
Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde; Taraflar arasında 04/03/2014 Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi yapıldığını, sözleşme noter huzurunda yapılmadığını, bu sözleşmeye istinaden İstanbul İli, …, A Blok, 11. Katta bulunan bağımsız bölüm 30/06/2014 tarihinde, 242.000 USD bedel karşılığında alıcı olan davacıya teslim edilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki anlaşmaya göre davacı (alıcı) tarafından 90.090 USD davalı satıcıya ödendiğini, inşaat yapımının süresinde ilerlemesi ve satış vaadi sözleşmesinin talep edilmesine rağmen resmi şekilde yapılmaması ve nihayetinde taşınmaz 30/06/2014 tarihinde teslim edilmemesi nedeni ile davacı (alıcı) ödenen paranın kendisine iadesini talep ettiğini, vekili aracılığı ile birçok kez görüşmeler yapıldığını ancak sonuç alamadığını, davalı şirket muhasebecisi tarafından 30/02/2015 tarihinde davacı vekiline gönderilen mail ile özetle sözleşmedeki hükümlere istinaden 6.290 USD’nin 90 gün içerisinde iade edileceği bildirildiğini, davacı bu maile aynı gün cevap vererek ödediği toplam bedelin 30 gün içerisinde iadesini talep ettiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmenin resmi şekilde yapılmaması, süresinde herhangi bir teslim ve tapu devri yapılmaması nedeni ile davacının (alıcı) ödediği parayı geri isteme hakkı doğduğunu bu nedenle davalı aleyhine Bakırköy … İcra Müdürlüğünün 2018/21106 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve davalı haksız yere icra takibine itiraz ettiğini, davalının borç miktarını bildiğini ve alacağın belli olduğun, bu nedenle davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle Bakırköy …. İcra müdürlüğü’nün … esas sayılı dosyasındaki takibe yapılan itirazın iptali ile takibin devamını, davalı aleyhine %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, mahkeme masraflarının ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini vekâleten arz ve talep etmiştir.Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 04/04/2019 tarih, 2019/243 Esas, 2019/402 Karar sayılı usulden red kararı davalı tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, kamu düzeninden olan görev hususunun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde netleştirilmesi gerektiğini, davacının tacir olup olmadığına ilişkin ya da uyuşmazlığın ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına ilişkin araştırma yapılmadığını, davanın ticari bir dava olup olmadığının tespit edilmediğini, Yargıtay içtihatları gereğince taşınmaz satışlarında alıcının taşınmazı satın alma amacına göre görevli mahkemenin tespit ve tayini gerektiğini, bu nedenle kararın kaldırılmasını istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, taraflar arasındaki 04/03/2014 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle ödenen satış bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine davalının itirazı nedeniyle açılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden herhangi bir araştırma yapılmadan ve ön inceleme aşaması tamamlanmadan tensip ara kararıyla asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği görülmüştür. Mahkemenin görevli olması dava şartıdır (HMK. m.114/1-c). Dava şartları ve ilk itirazlar, ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılır (HMK. m.137/1, 139/1 ilk cümle). Buna göre görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği (HMK. m. 122), cevap süresinin beklenmesi (HMK m.127), cevap verilmesi halinde davacıya tebliği (HMK m. 126), davacının cevaba cevap verme süresinin beklenmesi, verdiğinde diğer tarafa tebliği (HMK. m.136/1), davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi, verdiğinde diğer tarafa tebliği (HMK. m. 136/1) zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verilebileceğini öngören aynı Kanun’un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Hukuk Muhakemeleri Kanun’un 137/1. maddesinde, ön incelemenin dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüştür. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanundan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut da değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış; bu yasağı, ileriye dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ötelemiştir. Bu düzenleme ile davacının cevaba cevap dilekçesinde iddialarını değiştirerek ve genişleterek başlangıçta görevli olmayan mahkemeyi görevli hale getirmesi de mümkün hale gelmiştir. Tarafların bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini zorunlu kılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun’un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalılara tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesi HMK’nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2017/7690 Esas, 2017/11212 Karar sayılı kararı)Bu nedenle mahkemece yapılacak iş dilekçe teatilerinin tamamlanmasından sonra gerekirse taraflar dinlenerek taşınmazın davacı tarafından satın alma amacının tespit ve tayini, ticari amaçla satın alıp almadığı, taşınmazın niteliği incelenerek mahkemenin görevli olup olmadığını tespit ettikten sonra sonucuna göre görev yönünden karar vermekten ibarettir. Bu nedenle istinaf talebi yerinde olup kararın kaldırılarak mahkemesine iadesine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davalının İstinaf talebinin KABULÜNE,
İlk derece Mahkemesi KARARININ KALDIRILMASINA,
Dosyanın, gerekçede belirtilen hususlara göre incelenerek sonucuna göre bir karar verilmek üzere mahkemesine İADESİNE,
İstinaf kanun yolu başvurusu nedeniyle davalı taraftan alınması gereken harç peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yapılan 27,00 TL posta masrafı ve 165,70 TL (istinaf başvuru harçları toplamı) olmak üzere toplam 192,70 yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davanın ve dosya üzerinde yapılan yargılamanın niteliği ve avukatlık asgari ücret tarifesi göz önünde bulundurularak aleyhine istinaf kanun yoluna başvurulan için vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
Karar tebliği, harç takibi ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair; dosya üzerinde, tarafların ve vekillerin yokluğunda oy birliği ile KESİN olarak verilen karar, açıkça okundu.
13/09/2019

Ankesörlü telefondan gözaltına alınan 200 kişinin adliye sorguları devam ediyor.

561

Tutuklananlar çoğunlukta

İstanbul merkezli ankesörlü telefon operasyonu nedeniyle çoğu asker olmak üzere, gözaltına alınan 200 kişinin adliye sorguları devam ediyor.

Şüpheli müdafi olarak İstanbul Çağlayan Adliyesinde bulunmakta olan Av. Çağlar Dilber  “Sulh Ceza Mahkemesinin genellikle tutuklama kararı verdiği, sadece ankesörlü telefonla aranıp 0 saniye görüşen yani görüşmeyen şüphelilerin serbest bırakıldığını” bildiriyor.

Ankesörlü Telefon Soruşturmaları

774.pngAnkesörlü telefon soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan 200 askerin Emniyet sorgusu devam etmektedir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’ın talimatıyla Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca 219 askerle ilgili yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların emniyet sorgularının devam ettiği bildirilmektedir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN. Read the rest of this entry »

Ankesörlü telefonla arama kesin delil olabilir mi?

48405361-43B7-461E-825B-9065A5E20923Ankesörlü telefonla arama veya ankesörlü telefonla ardışık arama nevi şahsına münhasır bir delil mi?

Ankesörlü telefonla arama, bir başka ifadeyle ardışık arama nevi şahsına münhasır, Latince eş deyişle sui generis bir delil olarak FETÖ dava dosyalarına silahlı terör örgütü suçunun delili olarak girmiştir. DEVAMINI OKU Read the rest of this entry »

Av. Rahmi Ofluoğlu Son Uygulamalarla Konkordato’yu Anlatıyor.

604

Av. Rahmi Ofluoğlu 09 Aralık 2018 Pazar Günü Saat 19:30’da Ulusal Kanal “Gündem Ekonomi” programında Recep Erçin’in konuğu oluyor. Avukat Rahmi Ofluoğlu, yeni konkordato hukukunda ki son değişiklikleri mahkemelerin devam eden uygulamalarını, istinaf kararlarını ve konkordatonun ekonomiye yansımasını anlatacak.

%d blogcu bunu beğendi: