Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören

Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören

MADDE 230 – (1) Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

(5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak, medeni nikah yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) Evlenme akdinin Kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2010/22652

K. 2010/20463

T. 8.12.2010

• EVLENME OLMAKSIZIN DİNSEL TÖRENLE EVLENME ( Yaşı Küçük Sanık Hakkında Sosyal İnceleme Raporu Alınması Gerektiği – Sanığın Fiilin Hukuki Anlam ve Sonuçlarını Algılama ve Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Olup Olmadığının Takdiri Yapılmadan Hüküm Kurulamayacağı )

• SOSYAL İNCELEME RAPORU ( Evlenme Olmaksızın Dinsel Törenle Evlenme – Yaşı Küçük Sanık Hakkında Sosyal İnceleme Raporu Alınması Gerektiği )

• YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ ( Evlenme Olmaksızın Dinsel Törenle Evlenme – Yaşı Küçük Sanığın Hukuki Anlam ve Sonuçlarını Algılama ve Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Olup Olmadığının Takdiri Yapılmadan Hüküm Kurulamayacağı )

5237/m. 31/2, 230

Çocuk Koruma Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik/m.20

ÖZET : Evlenme olmaksızın dinsel törenle evlenme suçunda; sosyal inceleme raporunda belirlenen saptamalar çerçevesinde küçüğün işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verme yetkisi mahkemeye ait bulunmaktadır. Ancak mahkeme bu konuda karara varabilmek için sosyal inceleme raporu ve uzman hekim raporundan yararlanmalıdır. Küçük sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri yönünde bir değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

DAVA : Evlenme olmaksızın dinsel törenle evlenme suçundan sanık S.’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 230/5, 31/2, 62, 52. maddeleri uyarınca 500 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair ( Mut Sulh Ceza Mahkemesi)’nin 02.04.2010 tarihli ve 2009/437 esas, 2010/136 sayılı kararının Adalet Bakanlığı’nca 02.07.2010 gün ve 2010/44370 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 22.07.2010 gün ve 2010/175687 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre, 28.09.1994 doğum tarihli suça sürüklenen çocuk S.’in suç tarihi olan 03.07.2008 tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda yer aldığı, 5237 sayılı Kanun’un 31/2. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığının uzman hekim raporu ile tespiti gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Gereği görüşüldü:

KARAR : 5237 sayılı TCY’nin 31/2. maddesinde, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması durumunda ceza sorumluluğunun bulunmadığı, ancak aksi halde verilecek cezada indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Suça sürüklenen 12-15 yaş grubundaki çocuklar hakkındaki algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin saptanmasıyla ilgili olarak 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasası’nın 35/1. maddesinde şu hüküm yer almaktadır: “Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hakimleri veya Cumhuriyet Savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde gözönünde bulundurulur.” Bu yasal düzenleme ile sosyal inceleme raporunda belirlenen saptamalar çerçevesinde küçüğün işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verme yetkisi mahkemeye ait bulunmaktadır. Ancak mahkeme bu konuda karara varabilmek için sosyal inceleme raporu ve uzman hekim raporundan yararlanmalıdır. Nitekim, Resmi Gazete’nin 24.12.2006 tarih ve 26386 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20/1. maddesinde sosyal inceleme raporu alınması gerektiği belirtilmiş, aynı maddenin 7. fıkrasında ise, mahkemece çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde, kararda gerekçesinin gösterilmesi zorunlu kılınmıştır.

Yönetmeliğin 20/2-4. madde ve fıkralarında sosyal inceleme raporu ile uzman hekim raporunun alınması gerektiği şöyle açıklanmıştır:

” ( 2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş, onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunludur.

( 3) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş, onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdir yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Sosyal incelemeyi yapan bilirkişi, çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, fiziksel ve ruhsal gelişimi hakkında bir rapor düzenler. Hakim, bu yaş grubuna giren çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir ederken, görevlendirdiği bilirkişinin hazırlamış bulunduğu raporda yer verilen gözlem, tespit ve değerlendirmeleri gözönünde bulundurur.

( 4) İkinci ve üçüncü fıkralardaki hallerde, hakim veya mahkeme, sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyla adli tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk halinde uzman hekimden görüş alır.”

SONUÇ : İncelenen dosyada, sanık hakkında sosyal inceleme raporu alınmasına karşın uzman hekim raporu alınmadan ve yasal zorunluluk bulunduğu halde TCY’nin 31/2. maddesi uyarınca, küçük sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri yönünde bir değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması yasaya aykırı görüldüğünden; 5271 sayılı CYY’nin 309/4-b maddesi uyarınca; Mut Sulh Ceza Mahkemesi’nin 02.04.2010 tarihli ve 2009/ 437 esas, 2010/136 sayılı kararının ( YASA YARARINA BOZULMASINA), bozma doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere gereğinin mahkemesince yerine getirilmesine, 08.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/13

K. 2009/2729

T. 18.2.2009

• EVLENME OLMAKSIZIN DİNSEL TÖRENLE EVLENME ( Suçun Faili Evlenen Kişiler Olduğu – Dinsel Töreni Yapacak İmamı Eve Getiren Sanığın Eylemi İse Suçun İcrasını Kolaylaştıran Yardım Niteliğinde Olduğu )

• EVLENMENİN DİNSEL TÖRENİNİ YAPTIRANLAR ( Evlenme Akti Olmaksızın/Suçun Faili Evlenen Kişiler Olduğu – Dinsel Töreni Yapacak İmamı Eve Getiren Sanığın Eylemi İse Suçun İcrasını Kolaylaştıran Yardım Niteliğinde Olduğu )

• İMAM NİKAHI ( Evlenme Akti Olmaksızın Evlenmenin Dinsel Törenini Yaptırma – Dinsel Töreni Yapacak İmamı Eve Getiren Sanığın Eylemi İse Suçun İcrasını Kolaylaştıran Yardım Niteliğinde Olduğu )

• YARDIM ETME ( Evlenme Akti Olmaksızın Evlenmenin Dinsel Törenini Yaptırma – İmamı Eve Getiren Sanığın Eyleminin Suçun İcrasını Kolaylaştıran Yardım Niteliğinde Olduğu )

5237/m.37/1, 39/2,40, 230/5

765/m.65/son

ÖZET : Evlenme olmaksızın dinsel törenle evlenme suçunun faili, evlenen kişilerdir. Dinsel töreni yapacak imamı eve getiren sanığın eylemi ise, suçun icrasını kolaylaştıran yardım niteliğindedir.

DAVA : Evlenme olmaksızın dinsel törenle evlenme suçundan sanık Beşir’in, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 230/5, 50, 52. maddeleri gereğince 1200 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, ( K.çekmece ikinci Sulh Ceza Mahkemesi )’nce verilip kesinleşen, 02.07.2008 günlü kararın, Adalet Bakanlığı tarafından 21.11.2008 gün 56203 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 22.12.2008 gün ve 261959 sayılı tebliğnamesiyle Daireye gönderilen dava dosyası incelendi.

Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre; suç tarihinin 10.09.2005 olduğuna ilişkin hususun mahallinde düzeltilmesinin mümkün bulunduğu gözetilerek yapılan incelemede, evlenme olmaksızın dini törenle evlenme suçunun sanıklarının evlenen kadın ve erkek oldukları, suç tarihi itibariyle reşit olan diğer sanıklar Yunus ve Hazal’ın, evlenme olmaksızın evlenmenin dini törenini yaptıranlar oldukları, bu sanıkların fiillerine sanık Beşir’in iştirak etmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Gereği görüşüldü:

KARAR : 5237 sayılı TCY’nin 37. maddesinin 1. fıkrasında “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.” 39. maddesinin 1. fıkrasında “Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.” 2. fıkrasında “Aşağıdaki hallerde kişi, işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a ) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b ) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c ) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.” 40. maddesinin 1. fıkrasında “Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler gözönünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. 2. fıkrasında “Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise, azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.” 3. fıkrasında “Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.” Anılan Yasa’nın 230. maddesinin 5. fıkrasında ise “Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir.” hükümleri yer almaktadır.

İncelenen dosyada, yer alan iddianamede sanık Beşir’e yükletilen eylemin, dinsel töreni gerçekleştirecek imamı törenin yapılacağı yere getirmek olduğu görülmektedir. Mahkeme, bu eylem olmadan dinsel törenle evlenmenin gerçekleştirilemeyeceği gerekçesiyle sanığın hukuki durumunu, fiili doğrudan birlikte işleyen fail konumuna göre belirlemiştir. 5237 sayılı TCY’nin 230/5. maddesinde düzenlenen suçun yasal tanımında öngörülen fiil, aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptırmaktır. Bu suçun faili, yasal tanımda öngörülen dinsel törenle evlenmeyi gerçekleştiren, bir başka deyişle evlenen kişilerdir. Sanık Beşir evlenen kişi olmayıp, yasal tanımda yer alan fiili de gerçekleştirmemiştir. Bu nedenle ceza sorumluluğunun, 5237 sayılı TCY’nin 37/1. maddesine dayandırılması olanaksızdır. Mahkemenin benimsediği sanığın eylemi olmasaydı bu evlenme işlemi de gerçekleştirilemeyecekti biçimindeki kabulün, suç tarihi itibariyle uygulama olanağı bulunmayan 765 sayılı TCY’nin 65/son maddesi hükmünden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Oysa, 5237 sayılı TCy’nin suça iştirake ilişkin düzenlemelerinde benzer bir hükme yer verilmemiş ve suça iştirakten doğan ceza sorumluluğu bağlılık kuralı ile açıklanmıştır. 5237 sayılı TCY’nin 40. maddesine göre şerikin cezai sorumluluğu açısından gerekli ve yeterli olan koşul, failin esas fiili kasten gerçekleştirmesi ve bu fiilin hukuka aykırı olmasıdır. Şerikin yasal tanımdaki haksızlıkla ilişkisi doğrudan değil, fail aracılığıyla olmaktadır. Eylemi yasal tanımdaki haksızlığı gerçekleştirecek nitelikte bulunmayan şerik, faille arasında bulunan doğrudan kişisel bağlantısı nedeniyle sorumlu tutulmaktadır. Somut olayda da sanıklar Yunus ve Hazal, yasal tanımdaki fiili kasten gerçekleştirmişlerdir. Gerçekleştirilen dinsel törenle evlenme fiilinin hukuka aykırı olduğu da açıktır. Sanıklardan Yunus’un babası olan sanık Beşir, yasal tanımdaki dinsel törenle evlenme fiilini gerçekleştirmemiş, sadece dinsel töreni yapacak imamı eve getirmiştir. Sanığın bu eylemi, anılan Yasa’nın 39/2-c maddesi kapsamında suçun icrasını kolaylaştıran yardım niteliğindedir. Mahkemenin sanığın cezai sorumluluğunu belirlerken dayandığı gerekçenin ve ceza uygulamasının hukuka aykırı olduğunda kuşku yoktur.

SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden, evlenme olmaksızın dinsel törenle evlenme suçundan sanık Beşir hakkında K.çekmece İkinci Sulh Ceza Mahkemesi’nce kesin olarak verilen, 02.07.2008 gün 2008/205-817 sayılı kararın, 5271 sayılı CYY’nin 309. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), aynı yasa maddesinin 4-d fıkrası hükmüne göre, karardaki hukuka aykırılık daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmekle; sanığa 5237 sayılı TCY’nin 230/5. maddesi gereğince verilen 2 ay hapis cezası, aynı Yasa’nın 39/2-c maddesi göndermesiyle 39/1. maddesi uyarınca 1/2 oranında indirilerek sanığın 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı ceza, anılan Yasa’nın 50/1 -a ve 52. maddeleri gereğince sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak günlüğü takdiren 20 TL’den paraya çevrilmek suretiyle, sonuç olarak sanığın, 600 TL adli para cezasıyla CEZALANDIRILMASINA, karardaki öbür hususların olduğu gibi bırakılmasına, 18.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2008/11256

K. 2008/16085

T. 9.7.2008

• DİNİ NİKAH YAPMA SUÇU ( Evlenme Olmaksızın – Türk Medeni Yasasının Medeni Nikah İle İlgili Hükmünün Korunması ve Bu Hükmü İhlal Eden Eylemleri Yaptırım Altına Alan TCY’nın Md. 230/5 ve CYY Md. 231/14’de Belirtilen Suçlardan Olduğu )

• EVLENME OLMAKSIZIN DİNSEL TÖREN YAPMA SUÇU ( Türk Medeni Yasasının Medeni Nikah İle İlgili Hükmünün Korunması ve Bu Hükmü İhlal Eden Eylemleri Yaptırım Altına Alan TCY’nın Md. 230/5 ve CYY Md. 231/14’de Belirtilen Suçlardan Olduğu )

• MEDENİ NİKAH İLE İLGİLİ HÜKMÜN KORUNMASI ( Bu Hükmü İhlal Eden Eylemleri Yaptırım Altına Alan TCY’nın Md. 230/5 ve CYY Md. 231/14’de Belirtilen Suçlardan Olduğu – Yasa Yararına Bozma İsteminin Reddi Gereği )

• HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI ( Evlenme Olmaksızın Dinsel Tören Yapma – Yasa Yararına Bozma İsteminin Reddi Gereği )

5237/m.230

5271/m.231

4721/m. 141, 143

ÖZET : Evlenme olmaksızın dinsel tören yapma suçundan sanıklar hakkında, Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınmış olan Türk Medeni Yasasının medeni nikah ile ilgili hükmünün korunması ve bu hükmü ihlal eden eylemleri yaptırım altına alan TCY’nın 230/5. maddesinin, CYY’nın 231/14. maddede belirtilen suçlardan olduğu anlaşılmakla, yasa yararına bozma isteğinin reddi gerekir.

DAVA : Evlenme olmaksızın dinsel tören yapma suçundan sanıklar ….’nun 5237 sayılı TCY’nın 230/55 62/1, 50/1-a, 52/2. maddeleri gereğince 1.000.YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Keskin Sulh Ceza Mahkemesinin 19.2.2008 tarihli ve 2008 – 36/22 sayılı karannın Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5.6.2008 gün ve 110793 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede özetle; “Dosya kapsamına göre, sanıkların kamunun uğradığı zararı karşılamadıkları belirtilerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/6-c maddesindeki şartlar oluşmadığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmediği belirtilmiş ise de, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış sanıkların eylemlerinin zarar suçu olmadığı, kamunun uğradığı bir zararın bulunmadığı, anılan Kanun’un 231. maddesinin uygulanması için gerekli şartların mevcut olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir,

Gereği görüşüldü:

KARAR : 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesine 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle eklenen 5. ve devamı fıkralarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiş ve anılan maddenin 5. ve 14. fıkralarında 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle yapılan değişiklik ile, bu kararın verilebilmesi için öngörülen; hükmolunan cezanın bir yıl olması koşulu ‘iki yıl veya daha az hapis cezası veya adli para cezası’ şeklinde değiştirilip, ayrıca suçun şikayete tabi bir suç olması koşulu da kaldırılmıştır.

CYY’nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması karan verilebilmesi için aranan koşullarla ilgili hükümleri şöyledir;

“ ( 5 ) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

( 6 ) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a ) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b ) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c ) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir,.

( … )

( 14 ) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alman inkılap kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.”

CYY’nın 231. maddesinin ( c ) bendinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesinin koşullarından olarak; “mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi” gerektiği belirtilmiştir. Ceza Hukukunda bazı suçlar zarar suçu niteliğinde olup, suç mağdurunun veya kamu idaresinin suçtan zarar görmesi söz konusu olmaktadır. Buna karşın 5237 sayılı TCY’nın 230/5. maddesinde olduğu gibi tehlike suçu niteliğindeki suçlarda ortada somut olarak gerçekleşen bir zarardan söz edilememektedir. Ceza Yargılama Yasasının 231. maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için aranan objektif koşullar içerisinde yalnızca ceza miktarının 2 yıl hapsi aşmaması ve işlenen suçun inkılap kanunlannda yer alan suçlardan olmaması yer almaktadır. Bu nedenle, hükmolunan ceza miktannın iki yıl hapis cezasını veya adli para cezasını içermesi ve işlenen suçun da inkılap kanunlannda yer alan suçlardan olmaması durumunda, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse özel kanunlardaki tüm suçlar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi olanaklıdır. Anılan 231. maddedeki kararın verilebilmesi için aranan 6. fıkranın ( c ) bendindeki zararın giderilmesi koşulunun ise, yalnızca zarar suçlan bakımından uygulama yeteneği bulunmaktadır.

Diğer taraftan, incelenen karara konu TCY’nın 230/5. maddesindeki suçun, CYY’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında belirtilen; “Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alman inkılap kanunlannda yer alan suçlardan” olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir. Anayasanın 174. maddesinin ilk fıkrası ile koruma altına alındığı belirtilen 4. bendi şöyledir;

“17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı kanunun 110. maddesi hükmü” yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Medeni Yasasının 108. maddesinde, evlenmenin, evlendirme memuru önünde yapılacağı belirtilmiş ve 110. maddesinde ise; “Evlenme kağıdı ibraz edilmeden, evlenmenin dini merasimi yapılamaz,” hükmü yer almıştı, 8.12.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Yasası ile 743 sayılı Türk Medeni Yasası yürürlükten kaldırılmış ve bu yasanın yürürlüğüne ilişkin 4722 sayılı yasanın 21. maddesinde, diğer mevzuat tarafından yürürlükten kaldırılan Türk Medeni Yasasına yapılan yollamaların o maddeleri karşılayan yeni hükümlere yapılmış olduğu belirtilmiştir 4721 sayılı yeni Türk Medeni Yasasının, önceki yasanın 108. maddesinin karşılığını oluşturan 141. maddesinde, “evlenme töreni, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak” denilmiş ve önceki yasanın 110. maddesini karşılayan 143/2. maddesinde de; “aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreni yapılamaz.” denilmek suretiyle, aynı düzenlemeye yer verilmiştir.

SONUÇ : Böylece, Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınmış olan Türk Medeni Yasasının medeni nikah ile ilgili hükmünün korunması ve bu hükmü ihlal eden eylemleri yaptırım altına alan TCY’nın 230/5. maddesinin, CYY’nın 231/14. maddede belirtilen suçlardan olduğu anlaşılmakla, Yasa Yaranna bozma isteminin değişik gerekçeyle 5271 sayılı CYY’nın 309, maddesi uyarınca YASA YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 09.07.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi,

yarx

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2008/11256

K. 2008/16085

T. 9.7.2008

• EVLENME OLMAKSIZIN DİNSEL TÖREN YAPMA ( Aralarında Evlenme Olmaksızın Evlenmenin Dinsel Törenini Yaptıranlarla İlgili Hükmün Açıklanması Kararı Verilemeyeceği )

• HÜKMÜN AÇIKLANMASI ( Aralarında Evlenme Olmaksızın Evlenmenin Dinsel Törenini Yaptıranlarla İlgili Hükmün Açıklanması Kararı Verilemeyeceği )

5237/m.230/5

5271/m.231

ÖZET : Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlarla ilgili hükmün açıklanması kararı verilemez

DAVA : Evlenme olmaksızın dinsel tören yapma suçundan sanıklar Feyyaz Şener ve Sultan Mansuroğlu’nun 5237 sayılı TCY’nın 230/5, 62/1, 50/1-a, 52/2. maddeleri gereğince 1.000.YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Keskin Sulh Ceza Mahkemesinin 19.2.2008 tarihli ve 2008 – 36/22 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5.6.2008 gün ve 110793 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede özetle; “Dosya kapsamına göre, sanıkların kamunun uğradığı zararı karşılamadıkları belirtilerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/6-c maddesindeki şartlar oluşmadığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmediği belirtilmiş ise de, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış sanıkların eylemlerinin zarar suçu olmadığı, kamunun uğradığı bir zararın bulunmadığı, anılan Kanun’un 231.maddesinin uygulanması için gerekli şartların mevcut olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Gereği görüşüldü:

KARAR : 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesine 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle eklenen 5. ve devamı fıkralarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiş ve anılan maddenin 5. ve 14. fıkralarında 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle yapılan değişiklik ile, bu kararın verilebilmesi için öngörülen; hükmolunan cezanın bir yıl olması koşulu ‘iki yıl veya daha az hapis cezası veya adli para cezası’ şeklinde değiştirilip, ayrıca suçun şikayete tabi bir suç olması koşulu da kaldırılmıştır.

CYY’nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için aranan koşullarla ilgili hükümleri şöyledir;

” ( 5 ) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

( 6 ) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a ) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b ) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c ) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir.

( … )

( 14 ) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.”

CYY’nın 231. maddesinin ( c ) bendinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesinin koşullarından olarak; “mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi” gerektiği belirtilmiştir. Ceza Hukukunda bazı suçlar zarar suçu niteliğinde olup, suç mağdurunun veya kamu idaresinin suçtan zarar görmesi söz konusu olmaktadır. Buna karşın 5237 sayılı TCY’nın 230/5. maddesinde olduğu gibi tehlike suçu niteliğindeki suçlarda ortada somut olarak gerçekleşen bir zarardan söz edilememektedir. Ceza Yargılama Yasasının 231. maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için aranan objektif koşullar içerisinde yalnızca ceza miktarının 2 yıl hapsi aşmaması ve işlenen suçun inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması yer almaktadır. Bu nedenle, hükmolunan ceza miktarının iki yıl hapis cezasını veya adli para cezasını içermesi ve işlenen suçun da inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması durumunda, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse özel kanunlardaki tüm suçlar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi olanaklıdır. Anılan 231. maddedeki kararın verilebilmesi için aranan 6. fıkranın ( c ) bendindeki zararın giderilmesi koşulunun ise, yalnızca zarar suçları bakımından uygulama yeteneği bulunmaktadır.

Diğer taraftan, incelenen karara konu TCY’nın 230/5. maddesindeki suçun, CYY’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında belirtilen; “Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan” olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir. Anayasanın 174. maddesinin ilk fıkrası ile koruma altına alındığı belirtilen 4. bendi şöyledir;

“17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikah esası ile aynı kanunun 110. maddesi hükmü ”Yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Medeni Yasasının 108. maddesinde, evlenmenin, evlendirme memuru önünde yapılacağı belirtilmiş ve 110. maddesinde ise; “Evlenme kağıdı ibraz edilmeden, evlenmenin dini merasimi yapılamaz.” hükmü yer almıştı. 8.12.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Yasası ile 743 sayılı Türk Medeni Yasası yürürlükten kaldırılmış ve bu yasanın yürürlüğüne ilişkin 4722 sayılı yasanın 21. maddesinde, diğer mevzuat tarafından yürürlükten kaldırılan Türk Medeni Yasasına yapılan yollamaların o maddeleri karşılayan yeni hükümlere yapılmış olduğu belirtilmiştir. 4721 sayılı yeni Türk Medeni Yasasının, önceki yasanın 108. maddesinin karşılığını oluşturan 141. maddesinde, “evlenme töreni, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak” denilmiş ve önceki yasanın 110. maddesini karşılayan 143/2. maddesinde de; “aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreni yapılamaz.” denilmek suretiyle, aynı düzenlemeye yer verilmiştir.

SONUÇ : Böylece, Anayasanın 174. maddesi ile koruma altına alınmış olan Türk Medeni Yasasının medeni nikah ile ilgili hükmünün korunması ve bu hükmü ihlal eden eylemleri yaptırım altına alan TCY’nın 230/5. maddesinin, CYY’nın 231/14. maddede belirtilen suçlardan olduğu anlaşılmakla, Yasa Yararına bozma isteminin değişik gerekçeyle 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesi uyarınca YASA YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 09.07.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: