Yazarlar

 Çekte ceza orta vadede kalkabilir

 Haberde şöyle diyor:

-Adalet Bakanı Sadullah Ergin, karşılıksız çek suçunda hapis cezasının orta vadede kaldırılacağını belirterek, başka düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Orta vade 2050 ile 2060 arası !

Uzmanlar orta vadenin asrın ortaları olabileceğini, bununda 2050 ile 2060 arası gibi oabileceğini söylüyorlar!

Çekte ceza orta vadede kalkabilir..Bu ne demek? Böyle bir ceza olmamalı, cezaya karşı gelenler haklı, ama şartlar müsait değil, başka düzenlemeler yaparak ortamı hazırlamak lazım,  insanlar bir süre daha bu olmaması gereken haksız cezadan hapis yatmak zorunda.

Bazıları bakan bize söz verdi ceza kalkacak diye yazıyorlardı. Bloglarda Sadullah Ergin söz verdi manşetleri aylarca durdu. Bir de şu manşeti hiç unutamıyorum:

-Ayşenur Bahçekapılı meclisteki sesimiz olun!

Bakan söz vermiş ama orta vadeli bir söz. Bekleriz be yahu! Bu kadar bekledik…

Bakan samimi değil,  bugünü kurtarmak için böyle konuşuyor, kafası ve yüreği cezadan yana.

KANAL 24  de 14 dakika

Program yöneticisi ve sunucusu reform niteliğinde bir kanunun geldiğine inandırılmış kişilerdi, bunu program öncesi benimle diyaloglarından anladım. Program öncesi programa hazırlanmak için bana sorular sordular ve her aldıkları cevaba şaşırdılar. Her cevabıma tepkileri:

– Ya öylemi oldu.

Onlar çek mağdurlarını mutlu eden, hapis cezasını kaldıran bir çek kanunu çıkacağına inandırılmışlardı. Ben de avukat  olarak diyecektim ki:

– Ha evet çok güzel kanun, ama şöyle de olabilirdi.

Bu diyaloglardan sonra bir an beni programa almayacaklarını düşündüm. Programa İyimaya ve Hakkı Köylü de katılacaklardı, ancak onlara ulaşamadılar.

Sunucu ile benim aramdaki iletişimsizlik çok açıktı. Sunucun sunuş konuşmasında güleyim mi ağlayayım mı diye düşündüm, çünkü spiker hapsin kalkacağını söylüyordu. Sunucunun olumsuzluk yaratan soruları ve araya girmeleri ile kısa sürede cezanın kalkmadığını, adli para cezasının katlanarak sürdüğünü v.s çok net biçimde vurguladım ve bu sunucuda şok etkisi yarattı.

Kısaca yanlı bir programdı ve ilgililer yanlış bilgilere sahipti.

  

PARA-META-PARA

MUSTAFA SÖNMEZ

Çizgilerle Karl Marx

Cumhuriyet 21.11.2009

Küresel kriz, son 30 yıla damgasını vuran neoliberal amentüyü de berhava etti, çökertti. Piyasanın her şeye kadir olduğunu, her şeyin metalaştırılıp özelleştirilmesinin, ticarileştirilmesinin en ideali olduğunu, devletin her tür müdahaleden uzaklaştırıldığı takdirde, kaynakların en etkin biçimde kullanılıp dağılacağını, bunun da topluma azami refahı getireceğini vaat eden inanış, iman, krizle dümdüz oldu. Küresel deprem ile birlikte piyasaperestler hemen burjuva devletlerine sarılıp kurtarma operasyonları istediler ve piyasanın her şeye kadir olduğu inançlarında da böylece inkâra gittiler. Şimdi, krizi aşmada başrol devlette ve bir hesaplamaya göre, bugüne kadar çeşitli biçimlerde devletçe kriz ateşini söndürmek için yapılan müdahalelerin faturası 10 trilyon doları geçmiş durumda… Ama kriz, aşılmak bir yana, yeni bir dip yapmaya yönelişte…

***

Piyasaya iman, neoliberalizme inanç, paradigma, krizle birlikte iflas edip yerle bir olunca, dünyayı anlama merakı, ihtiyacı, sırt dönülmüş teoriye yeniden dönüşü getirdi. Krizi, kapitalizme içkin bir olgu olarak tanımlayan Marksizm, günümüz krizini anlamak, dahası koşulları dönüştürmek isteyenler için yeniden bir pusula, bir yol haritası…

Şimdi, Marxa, Engelse, Marksist düşünceye katkı yapmış teorisyenlere ait eserlere yöneliş yeniden revaçta. Kapitali, tarihsel maddeciliği yeniden keşfetmeye, dünyayı anlama ve değiştirme çabalarını bu perspektiften gerçekleştirme çabalarına dönüş yaşanıyor. Kapitalizmin iyice ayrıntılandırılmış işbölümü ile yoksullaştırılmış, tembelleştirilmiş, dumura uğratılmış genç beyinlerin, Kapital gibi bir çetin cevizi anlama ve yorumlamaları belki biraz zaman alacak, daha zor olacak, ama olacak… Teknolojinin medya endüstrisine kazandırdığı yeni kolaylıkları, bu zoru aşmada kullanmak niye söz konusu olmasın? Dünyayı anlama çabası, merakı, ısrarı, Kapital’i okumada, anlamada, görsel kültürden yararlanmayı da akıllara getirdi ve bunun sonucu olarak ,Çizgilerle Marxçabaları yeni ürünler ortaya çıkardı, iyi de oldu…Bu yayın çabalarından iki tanesi Yordam Yayınları tarafından çevrilerek okura kazandırıldı bile…

***

160 yaşını geride bırakan Komünist Manifesto, bilimsel sosyalizmin en önemli program belgelerinden… Karl Marx ile Friedrich Engels tarafından kaleme alınan Komünist Manifesto’nun ilk basımı 1848 Şubatı’nda Londra’da yayımlandı. O tarihten bugüne belli başlı dünya dillerinde sayısız basımı yapıldı, bugün de yaygın bir ilginin konusu olmaya devam ediyor.

Yordam Kitap, eserin yayımlanışının 160. yılında Komünist Manifesto ve Hakkında Yazılar başlığıyla sunduğu kapsamlı derlemenin hemen ardından Manifesto’yu çizgilerle canlandıran bir çalışmayı da üretti. Çeviriyi, Marksist yazına yılları bulan önemli katkıların sahibi Nail Satlıgan yapmış. Dolayısıyla güvenilir bir çeviri… Manifesto’nun metni sayfalarda akarken ünlü İtalyan çizeri Marcenaronun başarılı çizgileri eseri hakkıyla yorumluyor.

Çizer Marcenaro’nun, işçi sınıfı ve burjuvazi tiplemeleri, kitap boyunca süren kıyasıya polemikleriyle, temsil ettikleri sınıfların bakış açılarını, çeşitli konulardaki tutumlarını, ahlak anlayışlarını yalın bir biçimde yansıtıyorlar…

***

Yordam’ın bir diğerÇizgilerle Marxçalışmasında, Kapital, manga (Japonlara has çizgi roman) formunda öyküleştiriliyor. Kapital’in özü ve temel kavramları, bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen çarpıcı bir öyküyle iç içe anlatılıyor ve böylece genellikle çetin ceviz Kapital, çok geniş bir okur kitlesinin ilgi odağı haline geliyor. Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan bu çalışmanın özgün basımı Aralık 2008’de Japon yayınevi East Press tarafından gerçekleştirilmiş. İçeriği ve kurgusu kadar görselliğiyle de ilgi çeken eserin yayını dünya çapında büyük yankılar yarattı. Japonca aslından H. Can Erkinin özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırılan kitapla Kapital’in teorik özü ve kavramları rahat okunur bir tarzda okurların dikkatine sunuluyor. Kapital’deki tüm kavramların bir çizgi-romanda anlatılabilmesi tabii ki mümkün değil, gerekli de değil. 20 dakikalıkManga-Kapital, Das Capitalin özeti değil, sadece Kapital’de altı çizilen belli başlı kavramların ışığında öykü edilen bir durumun çizgileştirilme çabası…

Gençlerden yetişkinlere, herkese hitap eden bu çizgi çalışmalarını yenilerinin izleyeceğini umuyorum…

 mustafasnmz@cumhuriyet.com.tr

 

Ak Parti Zihniyeti

cezaİnsanlığın geçirdiği  tarihsel evrim sonucunda gelinen son aşama kapitalizm çağıdır. Kapitalizmden bir başka düzene geçiş henüz gerçekleşmiş değildir. İnsanlığın geçirdiği evreler; ilkel kominal toplu, Sami Selçuk bu çağa “avcılık çağı” diyor, köleci toplum, feodal toplum, kapitalist toplum şeklinde sıralanabilir. Bütün bu evreler bin yılları kapsar. Bizim ömrümüz bu tarihsel gelişim süreçlerinde hiç bir şey ifade etmez.

Kapitalist toplum, toplumun kentleşmesi, sanayileşmesi ve dönüm noktası kabul edilen  1789 Fransız İhtilali  ile burjuva demokrasisine geçilmiştir. Burg latince şehir, kent anlamındadır. Burjuvazi kentli demektir. İşte bu burjuvazi kendi kent kültürünü yaratmış, giderek marksizmin etkisiyle de sosyal demokrasiye, sosyal develete geçilmiştir. Bu değişim kapitalistleşmiş batı ülkelerinde tam olarak gerçekleşmiştir, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler bir yandan kapitalisme geçişin sancılarını yaşarken diğer yandan kendi içlerinde pre kapitalist ilişkileri, kapitalist öncesi kültürü barındırmaktadır. İşte Ak Parti ve benzerleri bu pre kapitalist kültürün etkisindedirler ve her ne kadar değiştik deseler de değişime direnmektedireler.Bu yüzden biz bu zihniyete cezacı zihniyet diyoruz.

Borçtan hapis bir ilk çağ uygulamasıdır

Biz acaba Ak Parti değişti mi diye  hep şüphede kaldık, çünkü doğal olan değişmeleri, gelişmeleri. Türkiye gelişmekte, kapitalistleşmektedir, Ak Parti de bu değişimin dışında kalamaz diye düşünüyoruz, ama değişim bizim gönlümüze göre öyle hızlı olmuyor. Bir de Ak Partiye küresel güçlerin Ortadoğu coğrafyasında verdiği görev gerici ülkelere öncülük etmek örnek olmaktır. Bu yüzden Türkiye’nin öyle hızlı gelişip bu ülkelerle arayı fazla açmaması gerekli.

Çek kanunu Ak Partinin değişmediğinin kanıtıdır

İşte ortada, ilkel bir yaklaşımla çek hamilleri alacaklarına kavuşsun diye insanları zindanlarda tutuyor, aileleri parçalıyorlar, böyle  sosyal devlet olmaz, bu hocanın deyimi ile çağ öncesi, “avcılık çağı”dır. Batı rejimlerinde, bizim Anayasamızda insanlar yasalar önünde eşittir, hiç kimseye, hiç bir zümreye ayrıcalık tanınamaz.Çek Hamilleri diye ayrıcalıklı bir züre yaratılamz, devlet vatandaşlarına eşit muamele yapmak zorundadır.

Hala umut ediyoruz. Ak Parti yetkilileri hiçbir açıklamalarında çekte ceza kalkacak demediler, biz hep öyle anlamak istediğimiz için öyle anladık ve umutla bekledik. Zararı yok daha bir süre umutla yaşarız, ama sonra söylenecek çok sözümüz, yapılacak çok iş olacak.

Yüreklerin kulakları sağır!

______________________________________________________

Gözyaşları işe yaramadı!

Ak Parti gözyaşlarına aldırmadı, pragmatist bir yaklaşımla çek hamillerinden yana tavır koydu.Ayşenur Bahçekapılı ne diyor; sayılar abartılı.. Evet çek mağdurlarını saydılar, baktılar ki şimdilik öyle ürkütücü bir sayı yok, biz bunları çek hamillerine borçlarını ödemeleri için ceza ile tehdide devam edelim, ileride sayı ürkütücü duruma gelirse o zaman bakarız …

Siyaseti bilmeyen, sınıflı toplumu kavrayamayanlar gözyaşları ile iktidarı etkilemeye çalıştı, telefonlarla mesajlarla onları ikna etmeye çalıştılar. Oysa biz sınıflı bir toplumda yaşıyoruz ve iktidar bütün sınıfların iktidarı değil, hakim sınıfların iktidarıdır. Onlar hakim sınıfların çıkarlarını korumakla görevlidirler. İktidar baktı; sınıf atlamaya çalışan çek mağdurları tarihsel süreçte, iç dinamiklerin değişmesi, küresel kriz v.s nedenlerle devre dışı kalmışlar. Bu durum kapitalizm için doğal bir süreç, hele gelişen kapitalist ülkeler için daha da doğal bir süreç.

Kapitalist iktidarlar acımasızdır

Onlar acımasızdırlar, bireysel duygusallıkları olabilir ama bu onların sınıfsal tavırlarını değiştirmez, onlar varsılların iktidarıdır. Ara sınıfların, emekçilerin haklarını elde edebilmeleri için olmazsa olmaz koşul örgütlü olmalarıdır. Örgütlü olmak güç olmak, etkili olmaktır. Demokrasiler sivil toplum örgütleri ile gelişip güçlenirler, dernekler sivil toplum örgütüdür. Vahşi kapitalizmin evcilleştirilmesi, demokratikleşmesi sınıfların örgütlülüğü ile orantılıdır.

Çeke ceza Çağ dışıdır

Haklıyız, haklılığımızı aylardır, yıllardır anlatıyoruz ama dinleyen yok. Neden? Örgütlü değiliz, sonuç olarak güç değiliz.

Abartılar, yalanlar!

Safça şeyler yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Sayılar abartıldı, olmayan dernekler varmış gibi, olmayan platformlara başkanlık ilanı gibi… Devlet çarkını ellerinde bulunduranlar değil sayınızı, derneğinizi, nefes alışlarınızı dinliyorlar.

Aylardan beri yazıyorum, bu iktidar zorunlu kalmadıkça halkın lehine bir adım atmazlar. Bunlar özgürlükleri halk için değil kendi ideolojileri için istiyorlar, halk umurlarında değil..

Hava kurşun gibi ağır
Bağır, bağır, bağırıyorum
Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum

O diyor ki bana
Sen kendi sesinle kül olursun
Kerem gibi yana yana
Deeert çok, hem deert yok
Yüreklerin, kulakları sağır
Hava kurşun gibi ağır

Yürekleri beton tutmuş, duymuyorlar, duymak istemiyorlar. Boşuna mesajlar, boşuna telefonlar…

Zayıf olursan güçlülerin ellerinde oyuncak olursun. Güç olmak için örgütlü olmak gerekir. Mazlumların ihtiyacı deşarj olmak değil haklarını elde etmektir. Ak Parti çek yasasının anayasaya, AİH sözleşmesine aykırı olduğunu biliyor, TCK ile uyumsuz olduğunu biliyor ama işine gelmiyor, anlatmak için telefon etmek fazla lüks bir eylem…

Turizmde Tarihi Yoksullaşma

02 Kasım 2009 Pazartesi — rahmiofluoglu | Düzenle

Cumhuriyet 02.11.2009
PARA-META-PARAMUSTAFA SÖNMEZ

Turizmde Tarihi Yoksullaşma

Uçaklar uçuyor, meydanlar doluyor, meydanlar boşalıyor, birçok sektör işsizlikten kırılırken turizm güya istihdam yaratıyor. “Her şey içinde” hizmetiyle tabaklar doluyor tabaklar boşalıyor, kadehler doluyor kadehler boşalıyor, çoğu genç turizm çalışanları non-stop 15-16 saat çalışıyor, koşturuyor… Ağaçlar kesiliyor, sular kirleniyor, kıyılar taşlaşıyor, koylar yağmalanıyor, maviler grileşiyor, yeşiller çölleşiyor… Ne için? “Bir avuç dolar için”… Kendimizi kandırıyoruz, her yıl biraz daha yok pahasına satıyoruz bu cennet kıyıları, koyları… Bir avuç dolar için… Yerine koymamacasına… Yazıktır, günahtır…  Devamını oku

 Dünya gazetesinde yayınlanan açıklama

Karşılıksız Çeke hapis ile sonuçlanan adli para cezası verilmesi bir ilk çağ uygulamasıdır. Bu uygulama dünyada kalkmıştır. Son 20 yılda ülkelerin eğilimi bu cezayı kaldırmak doğrultusundadır. Fransa’da bu ceza 1991 yılında, İspanya’da 1995, en son Ekvator’da Mart 2009 yılında bu ceza kaldırıldı.

Türkiye’deki gibi bir uygulama Arjantin ve Şili hariç dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Nedir bizdeki uygulama? Bizdeki yasa, 3167, modern ceza hukuku ile bağdaşmayan objektif suç ilkesini benimsemiştir. Bu uygulama iyi niyetli ile kötü niyetliyi ayırt edememektedir; çünkü kast aramamaktadır. Çekini ödeyemeyen ile ödemeyeni ayırt etmeyen, iyi niyetli çek keşidecilerini de cezalandıran bir ilk çağ uygulaması bu. Bu yasa yüzünden hapiste yatanlar kötü niyetli keşideciler değil, çekini ödeyecek parayı bulamayan iyi niyetli acze düşmüş insanlardır, kötü niyetliler alacaklıların parasını üç dört yıl kullanıp adli para cezasını ödeyerek veya başka yöntemlerle kurtulmaktadırlar.

3167 sayılı Yasa Yürürlükte Değildir

Bu yasanın yürürlükte olmadığını Türk Ceza Kanunun yapılmasına en büyük katkıyı veren İstanbul Hukuk fakültesinin Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer söylemektedir, Adalet Komisyonu başkanı İyimaya söylemektedir. Yürürlükte olup olmadığı tartışmalı olan bir yasadan ötürü insanlar hapishanelerde yatmakta, kaçak yaşamakta veya yargılanmaktadırlar.

YARGI HUKUKUN GELİŞMESİNE KATKI YAPACAĞINA GELİŞMENİN ÖNÜNDE ENGEL OLUŞTURMAKTADIR

Her yıl adli yılın açılışında Yargıtay başkanları zehir zemberek açıklamalar yapmaktadırlar. Bu adli yıl açılışlarında bir özeleştiri yapıldığını hiç görmedik. Şu yaman çelişkiye bakın. Yargıtay başkanı 09 Haziran 2009 da alt Komisyona gönderdiği dokuz sayfalık açıklamada Çek Kanunu Tasarısının modern ceza hukuku nazariyeleri ile çeliştiğini söylüyor ama bu tasarıdan daha geri bir suç ilkesini benimseyen 3167 den ötürü Yargıtay 10. Ceza dairesi cezalara onay veriyor. Bu ancak Türkiye’de görülebilecek yaman bir çelişkidir.

HÜKÜMET TASARISINI GEREKÇESİ

Üstelik meclis Adalet Komisyonunda bekleyen Çek Kanunu Tasarısını gerekçesinde çek kanunun yeni TCK ile çeliştiği söylenmekte ve bu nedenle yeni bir Çek Kanuna gerek duyulduğu kaydedilmektedir.

Akademisyenler Prof. Dr. Adem Sözüer başta olmak üzere birçok otorite 3167 sayılı yasanın yürürlükte olmadığını söylüyor, mecliste bekleyen Hükümetin Çek Kanunu Tasarısı 3167’nin TCK ile çeliştiği açıkça belirtiliyor, Yargının zirvesindeki kişi, Yargıtay başkanı bütün bunları onaylıyor ama Yargıtay 10. Ceza Dairesi cezalara onay vermeye devam ediyor.

DAHA DA VAHİMİ TCK’NIN AÇIK HÜKÜMLERİNE RAĞMEN MAHKEMELERİN ERKEN İBRAZ EDİLEN ÇEKLERE CEZA VERMEYE DEVAM ETMESİDİR.

Modern hukukun temel ilkelerindendir aynı anda iki kanun yürürlükte ise sanığın lehine olan kanun uygulanır. Bu ilkeyi bizim TCK da benimsemiştir. Meclis Adalet Komisyonunda bekleyen yeni Çek Kanunu Tasarısının 5. Maddesi de çeklerin erken ibrazını geçersiz saymaktadır. 

Anayasanın 38. Maddesi ve TCK’nın  7 /2. Maddesi lehe kanun uygulamasını benimsemiştir. TCK 7/2 şöyledir: 

Madde 7(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. 

Kanun bu kadar açık ve net iken hâkimlerin ceza vermesi bir alışkanlık olsa gerek. 25 yıldır Asliye Ceza Mahkemesi hakimleri karşılıksız çek alacaklılarına yardımcı olmak için cezalar vermektedirler. Kanunun adı üzerinde Çek Hamillerini Koruma kanunu, hakimler ne yapsın?. Zaten 3167’nin sanığa verilen ceza konusunda hakime verdiği bir yargı yetkisi de yok, mahkemeler bir onay makamı gibi, karşılıksız olan çek eğer çekin unsurlarını içeriyorsa hakimler de cezayı vermek zorunda. İmzanın sanığa ait olup olmadığını bile yoklukta verilen kararlarda araştırma gereğini duymadan, iyi niyet kötü niyeti araştırmaksızın hakime ceza verme görevi vermiştir 3167 sayılı kanun. Asliye Ceza Mahkemeleri 3167 söz konusu olunca birer onay makamıdır; çünkü kanun TCK 21. maddeye aykırı bir şekilde sanığın bir kusuru olup olmadığını, dolandırma kastı olup olmadığını araştırma gerektirmeyen bir şekilde objektif suç olarak düzenlenmiştir. Modern ceza hukukunun suç teorisi temel hükümleri ile de çelişen 3167  sayılı kanun bir ilk çağ uygulamasıdır. 

Asliye Ceza Mahkemeleri birer Çek Mahkemesidir, Savcılar ise tahsildar.  

Hakimler adı üzerinde Çek Hamillerini Koruma kanunu ile 25 yıldır çek alacaklılarını korumaya çalışmaktadırlar, artık bu bir görev anlayışı haline dönüşmüştür, alışkanlık olmuştur. Şimdi de bir başka kanun aksini söylüyor, erken ibraza ceza verme diyor. Bu hakimin kafasına yatmıyor. Hakim ne olursa olsun ceza vermeye koşullanmış, 3167 söz konusu ise, ceza vermesi gerektiğini düşünüyor, görevi çek hamillerini korumak! Asliye Ceza Mahkemeleri, çek hamillerini koruma alışkanlıklarını sürdürüyorlar, çünkü korunmaya layık olan çek hamilleridir! Çek sanıkları, hakimler gözünde hiçbir hakları olmayan en tehlikeli “Çek Örgütü” üyeleridir. 

YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ’DE AYNI YOLDADIR 

“ÇEKE HAPİS CEZASI VERİLMELİ” YARGITAY İÇİN DE BİR ALIŞKANLIK OLMUŞTUR 

3167 sayılı Kanunun TCK hükümleri ile çeliştiği, uyum yasası çıkmadığı için 31.12.2008 tarihinden itibaren yürürlükte olmadığı gündeme gelince 10. Ceza Dairesinden bu kanunun artık uygulama alanı kalmadığı doğrultusunda bir karar bekleniyordu ama gele gele cezalara onay kararı geldi. Yasanın yürürlükte olmadığını kimler söylüyordu; İstanbul Hukuk Fakültesinin Dekanı ve TCK’nın yapımcısı ve TBMM Adalet  Komisyonu başkanı. 

ADALET İÇİN BÜYÜK TEHLİKE! 

Önümüzdeki günlerde yeni Çek Yasasının çıkması bekleniyor. Büyük tehlike bu yasa lehe hükümler içerse bile hakim ve savcıların hukuk ve adalet kaygısı ile değil de alışkanlıklarını devan ettirerek erken ibrazda olduğu gibi kanunların açık hükümlerini gözardı etmeleri. 

ÇEK KANUNU UYGULAMALARINDA YARGI SORUN OLMUŞTUR. 

Yargının görevi hukuku uygulamak adaleti sağlamakken Çek Hamillerini koruma kaygısı ile, ekonomik kaygılarla yargı adaletin önünde sorun oluyor. Buna  en iyi örnek 10 Haziran 2009 günü Çek Kanunu Alt Komisyonunda konuşan 10. Ceza Dairesi üyesi Çamlıbel’in  Meclis İnternet Haber Sitesinde yayınlanan sözleridir. Çamlıbel şöyle diyor: 

-Ekonominin hizmetindeyiz, lehe uygulamaları bize bırakın yoksa lehe uygulamalardan dosyalar zaman aşımına uğrayabilir. 

Bir yargıç nasıl ekonominin hizmetinde olabilir, yargıç adaletin emrinde olmalı ve adaleti tecelli ettirmeli. Bu da bir alışkanlık “ÇEK HAMİLLERİNİ KORUMA” alışkanlığı mı acaba? Çek sanıkları hakim ve savcıların gözünde terör suçlularından öte en tehlikeli sanıklardır. “EN TEHLİKELİ ÖRGÜT ÇEK ÖRGÜTÜ”

Biz Kosiad Dayanışma Derneği olarak Türkiye’de hukukun önünün açılması için mücadele edeceğiz. Çek kanunu 2003 yılında çıktı, daha sonra uyum yasaları çerçevesinde TCK yasallaştı. Şu anda 3167 ile TCK uyumlu değil, uyumun önünü kapatan ise siyasi iktidar değil, maalesef yargı kapatıyor. Bunun gibi yargı birçok alanda tutucu davranarak hukukun gelişmesini engelliyor. Yargıtay birçok kararı ile İcra İflas Kanunu yozlaştırmıştır. İİK’nunun birçok temel ilkesi uygulama ile değişmiştir; örneğin İİK haczi icra memuru yapar demesine rağmen Yargıtay icra memuru haczi avukatın talebi doğrultusunda yapar şeklinde kararlar vererek kurumu yozlaştırmıştır. İcra memurunun yetkisini anayasaya aykırı olarak sınırlamıştır. Uygulamada bunun birçok sakıncası vardır. Kosiad bu ve bunun gibi hukukun gelişmesinin önündeki engellerin kalkması için mücadele edecektir.

Av. Rahmi Ofluoğlu.

 

 

 

 

 

Posted in . 2 Comments »

Turizmde Tarihi Yoksullaşma

Cumhuriyet 02.11.2009
PARA-META-PARA

MUSTAFA SÖNMEZ

Turizmde Tarihi Yoksullaşma

Uçaklar uçuyor, meydanlar doluyor, meydanlar boşalıyor, birçok sektör işsizlikten kırılırken turizm güya istihdam yaratıyor. “Her şey içinde” hizmetiyle tabaklar doluyor tabaklar boşalıyor, kadehler doluyor kadehler boşalıyor, çoğu genç turizm çalışanları non-stop 15-16 saat çalışıyor, koşturuyor… Ağaçlar kesiliyor, sular kirleniyor, kıyılar taşlaşıyor, koylar yağmalanıyor, maviler grileşiyor, yeşiller çölleşiyor… Ne için? “Bir avuç dolar için”… Kendimizi kandırıyoruz, her yıl biraz daha yok pahasına satıyoruz bu cennet kıyıları, koyları… Bir avuç dolar için… Yerine koymamacasına… Yazıktır, günahtır…

***

Bu yılın ilk 9 ayında yabancı turist başına harcama kaça düşmüş dersiniz? 572 dolara… Yani? Tarihinin en dip noktasına. En iyi yıl 2003 imiş. Turist başına gelir 705 dolar. Sonraki yıllarda azalmış, bir tek 2008’de biraz düzelir gibi olmuş, ama bu yıl? Turist sayısı bu yılın ilk 9 ayında 21.5 milyonu geçmiş. Yani bu kriz ortamında bile sayı azalmamış, yüzde 2’ye yakın artmış. AKP hükümetinin bakanları her fırsatta bu rakamı telaffuz edip yeni hedefler koyuyorlar, marifetmiş gibi. Kelle sayısı bir şey ifade ediyormuş gibi. Peki, ya bu kalabalığın karşılığı ne kadar gelir var elde avuçta? Geçen yılın aynı döneminin yüzde 8 eksiği… Yani, geçen yıl 9 ayda 13.5 milyar dolar gelir varken bu yılın geliri 12.3 milyar dolar… Hem de turist sayısı yüzde 2’ye yakın artmışken…

Kaynak: TÜİK, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TCMB veritabanları

Bu yılki performans tam bir dibe vuruş, tarihi bir hezimet!.. 2009’un hiçbir ayında ortalama gelir, 2008’in emsal ayına yaklaşamamış. Özellikle yüksek sezonlarda geçen yıla göre önemli dampingler yapıldığı anlaşılıyor. Nisan ayında turist başına harcama 489 dolara kadar düşerek önceki nisana göre yüzde 14.5’e yakın gerilemiş. Yine mayıs, haziran aylarında da önemli dampingler yapıldığı ve turist başına gelirin 500 dolara gerilediği anlaşılıyor. Fiyatlar, haziran-ağustos yüksek sezonunda biraz toplamasına karşın, 9 ayın ortalaması, geçen yılın performansının yüzde 10 gerisinde kalmaktan kurtulamamış…

Daha çarpıcı bir ifade bulalım: Bu yılın gelen turistlere, geçen yılın ortalama fiyatından hizmet verilseydi ne olurdu? 12.3 milyar dolar yerine 13.7 milyar dolar. Bu durumda ne oluyor? Yoksullaştırıcı turizm politikası, bu yılın konuklarına 1.4 milyar dolar damping sunmuş bulunuyor!.. Yoksullaşmanın öbür adı da 1.4 milyar dolar kayıp oluyor…

Kısa bir süre önce, 18 Ekim’de İzmir’de Bakan Ertuğrul Günay, şöyle konuşuyordu: “Türkiye geçen yıl turist sayısında 26 milyonu geride bıraktı, bu rakam bu yıl büyümeyecek, ama yakın gelecekte 30-35 milyonu bulacağız. 2000’li yılların başında 13 milyon civarında idi. Ben ören yerlerini dolaşıp tekrar otellerine dönen ziyaretçi yerine kongre, sağlık turizmi için gelen, kruvaziyer ile gelen ziyaretçileri tercih ediyorum. Daha yüksek kültür grubuna mensup kişiler gelirse, gelir de yükselir, daha fazla gelir bırakırlar.”

Tespit doğru ama icraat? İcraat, aynı icraat… Türkiye bu yıl turizmde tarihi bir çöküşü yaşıyor. Bu yıl, tarihe fiyatların dibe vurduğu yıl olarak geçecek, bütün şablon cümlelerin her açılış, her oturum ve her ekranda tekrarlandığı sırada anımsayın ki, bu yıl turizm mahsulümüzü 1.4 milyar dolar daha ucuza sattık…

Hava meydanları doldu taştı, kafileler kondu göçtü… Yataklar doldu boşaldı… Binlerce emekçi günde gözünü kırpmadan soluk almadan 14-15 saat çırpındı, koşturdu, terini, gözyaşını akıttı, çoğu sigortasız, güvencesiz olarak, hiç olmasa 3-4 aylık iş için, ayda 1000 TL’yi bulmayan ücret için… Ağaçlar kesildi, koylar kirlendi, maviler grileşti, yeşiller sarardı bu uğurda. Tonlarca deterjan akıtıldı akan sulara, temiz, pak örtüler, çarşaflar için… Tonlarca kimyasal, tarımsal ilaçlar, haşere ile mücadele adına doğanın dengesine yapılan müdahaleler ve daha neler neler…

Ne için? Yoksullaştırıcı turizm için…

mustafasnmz@cumhuriyet.com.tr

Formun Üstü

   
 
 

Formun Altı

 

Posted in . Leave a Comment »
%d blogcu bunu beğendi: