5237 Sayılı TCK Madde 87 İçtihat

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/1-941

K. 2012/1780

T. 18.9.2012

• KASTEN ÖLDÜRME ( Sanığın Sataşarak Kavga Çıkardığı Olayda Adı Geçenin Kafasına Sopa İle Vurduğu/Olaydan 17 Gün Sonra Ölümün Gerçekleştiği – İlliyet Bağı Bulunduğu/Eylemin Neticesi Sebebi İle Ağırlaşmış Yaralama Değil Öldürme Olduğu )

• NETİCESİ SEBEBİYLE SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA ( Sanığın Sataşarak Kavga Çıkardığı Olayda Adı Geçenin Kafasına Sopa İle Vurduğu/Olaydan 17 Gün Sonra Ölümün Gerçekleştiği – İlliyet Bağı Bulunduğu/Eylemin Kasten Öldürme Olduğu )

• KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS ( Sanıkların Sataştıkları Mağdurun Kafasına Sopalarla Vurduğu – Mağdurun Kemik Kırılmasına ve Hayati Tehlikeye Neden Olacak Şekilde Yaralandığı/Suçun Oluştuğu )

• KÜNT CİSİMLE KAFASINA VURULAN KİŞİNİN OLAYDAN ONYEDİ GÜN SONRA ÖLMESİ ( Eylem İle Ölüm Arasında İlliyet Bağı Bulunduğu – Kasten Öldürme Suçunun Oluştuğu )

• HAYATİ TEHLİKEYE NEDEN OLACAK ŞEKİLDE YARALANMA ( Sanıkların Mağdurun Kafasına Sopalarla Vurduğu – Mağdurun Hayati Tehlike Geçirdiği ve Kemik Kırılmasının Gerçekleştiği/Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçunun Oluşacağı )

• SİLAH SAYILAN CİSİM ( Sanığın Çıkardığı Olayda Adı Geçenin Kafasına Sopa İle Vurduğu/Olaydan Sonra Ölümün Gerçekleştiği – Sopanın Silah Sayıldığı/İlliyet Bağı Bulunduğundan Kasten Öldürme Suçunun Oluştuğu )

5237/m.21, 35, 81, 86, 87

ÖZET : Kasten öldürme ve kasten öldürme suçuna teşebbüsten açılan kamu davalarında uyuşmazlıklar; sanığın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu, yoksa kasten yaralama sonucu öldürme suçunu mu,

Diğer sanıkların ve sanığın katılana yönelik eylemlerinin kasten yaralama suçunu mu, yoksa kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü oluşturacağı noktalarında toplanmaktadır.

Olay gecesi, sanıkların mağdur ve maktule sataştıkları, tanıkların ve kolluğun müdahalesi üzerine olayın büyümesinin önlendiği, aynı gece sanıkların, yeniden maktul, mağdur ve tanıkların bulundukları yere geldikleri, sanığın ele geçirilemeyen, ancak sanık savunmaları ve tanık beyanları doğrultusunda yerel mahkemece odun olduğu ve silahtan sayıldığı kabul edilen sopayla önce maktulün kafasının arka bölgesine vurarak maktulü yere düşürdüğü, daha sonra da aynı sopayla maktulün kardeşi olan katılanın kafasına vurduğu, diğer sanıkların da aynı nitelikteki sopalarla mağdurun kafasına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurdukları, mağdur ve maktulün yere düşmesi üzerine olay yerinden ayrıldıkları, tanıkların, mağdur ve maktulü evlerine götürdükleri, mağdur ve maktulün ertesi gün ailesi tarafından hastaneye kaldırıldıkları, maktulün olaydan onyedi gün sonra öldüğü, ölü muayene ve otopsi ile adli raporlar doğrultusunda, maktulün künt kafa travması sonucu öldüğü ve sanığın eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, mağdurun ise kafasına aldığı darbe sonucu hayati tehlike geçirecek ve vücudunda yaşam fonksiyonlarını ikinci derecede etkileyecek nitelikte kemik kırılmasına neden olacak şekilde yaralandığı sabit olup, sanığın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme, her üç sanığın katılana yönelik eylemlerinin de kasten öldürme suçuna teşebbüsü oluşturduğunun kabulü gerekir.

DAVA : Sanıklar M.K., İ.D. ve F.K. hakkında, kasten öldürme ve kasten öldürme suçuna teşebbüsten açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda; sanıklar M.K. ve İ.D.’in kasten öldürme suçundan beraatlarına, kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCY’nın 86/1, 86/3–e, 87/1–d–son, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve mahsuba, sanık F.K.’ın ise kasten yaralama sonucu öldürme suçundan anılan Yasanın 86/3. maddesi yollaması ile anılan Yasanın 87/4, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay hapis, kasten yaralama suçundan aynı Yasanın 86/1, 86/3–e, 87/1–d–son, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba, hak yoksunluğuna ve tutukluluk halinin devamına ilişkin, Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2009 gün ve 166–98 sayılı hükmün sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.04.2011 gün ve 4632–2313 sayı ile;

“… Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

1 ) Sanıklar İ. ve M.’in kasten insan öldürme suçu yönünden verilen beraat hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi onanmasına,

2– a ) Olay günü maktul, mağdur ve tanıkların araçla gezdikleri sırada sanıkların, aracı durdurarak sigara istedikleri, sanıkların tehditkâr konuşmaları nedeniyle aralarında çıkan tartışmanın yakında bulunan polislerin müdahalesi ile kavgaya dönüşmeden sonlandırıldığı ve tarafların bulundukları yerden ayrıldıkları, maktul, mağdur ve tanıkların içinde bulunduğu aracı olay mahallinde park ederek araç içerisinde alkol aldıkları sırada, sanıkların, ellerinde bulunan demir boru veya 70–80 cm. uzunluğunda ve 3–4 cm. kalınlığında tahta sopalarla olay yerine geldikleri, araçtakilerin aşağı inmeleri üzerine sanık F.’in, maktule yönelerek kafasına şiddetli şekilde vurduğu, oksibital kemik orta hattan sol arka fosaysa ve oradan foramen magnuma uzanan ve çevresinde sonlanan kırık hattı oluşturacak şekilde yaralanmasına neden olduğu, maktulün yere düşmesi üzerine bu kez sanıklar F., İ. ve M.’in, eylem ve irade birliği içerisinde mağdur–müdahil A.’ı frontal bölgede sağda ve solda yüzeysel sıyrık ve ekimoz, sağ ve sol alt ve üst göz kapağında ekimoz, şişlik ve sıyrık, burun proximalinde yüzeysel sıyrık, ekimoz ve şişlik, burun sol kanadında alın üzerinde yüzeysel sıyrık ve ekimoz, sağ dizde yüzeysel sıyrık, sol dizde ciltte laserasyon ve şişlik olacak şekilde demir boru, tahta sopa ve yumruklarla vurarak yaraladıkları, X–Rayda sağ frontal lineer kırık, sağ frontal EDH ve pnömosefaliye neden olan yaralanması nedeniyle mağdurun hayati tehlike geçirdiği, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta ( 2 ) derecede olduğu, maktulün mevcut yaralanma nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 18.06.2007 tarihinde künt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğü olayda; kullanılan vasıta, maktul ve mağdur–müdahilin hayati bölgelerinin hedef alınması, darbe sayısının çokluğu dikkate alındığında sanıkların öldürme kastıyla darp ettikleri anlaşılmakla, sanık F.’in maktule yönelik eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nun 81, 62. maddeleri, sanıklar F., İ. ve M.’in mağdur-müdahil A.’a yönelik eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nun 37/1. maddesi yollamasıyla 81, 35, 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiğinin düşünülmemesi,

b ) Sanıklar İ. ve M. ile mağdur–müdahil A.’a CMK’nun 150 ve 234. maddeleri uyarınca mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafie 5320 sayılı CMK’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13. maddesi uyarınca tarifelerine göre ödenmesi gereken ve yargılama gideri sayılan avukatlık ücretinin kimlere yükletileceğinin kararda gösterilmesi gerektiğinin düşünülmemesi…”,

İsabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 06.09.2011 gün ve 224–225 sayı ile;

“… Mahkememizin olayın gerçekleşme şekline dair kabulünü dikkate aldığımızda sanıkla maktul arasında olay tarihi öncesinde hiçbir husumet ve hatta tanışıklığın dahi bulunmadığı, olay günü anlık gelişen hadise sırasında sanık F.’in, arkadaşları olan sanıklar M. ve İ. ile birlikte topluluk psikolojisi içerisinde hareket etmek sureti ile maktul ve katılana saldırdıkları, sanık F.’in inşaat alanından ele geçirdiği sopa ile gerek savunması, gerekse tanık Y.’un anlatımına göre maktulün ensesine bir kez vurduğu, bunun üzerine maktulün yere düştüğü, kalkmak isterken sanık F.’in olay yerinden kaçarak uzaklaştığı, olayda sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektiren bir husumet bulunmayışı, ölü muayene işlemi ve otopsi raporuna göre sanığın, maktulün kafasına kafatası kırığı oluşturacak şekilde sopa ile bir kez vurduğu, eylemine devam etme imkânı varken tek bir darbe ile yetindiği, darbe sonucu maktul yere düşmüş ise de tekrar ayağa kalkabildiği ve sarhoş olan maktulün yürüyerek kendi evine gidip yattığı, sabahleyin fenalaşması üzerine yakınları tarafından hastaneye kaldırıldığı ve eylemden 17 gün sonra beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği, bu şekilde gerçekleşen olayda sanığın maktule yönelik kastının öldürme olduğundan bahsedilemeyeceği ve sanığın yaralama kastı ile hareket ettiğini kabulde zorunluluk bulunduğu, bunun sonucunda maktulün öldüğü ve sanığın eyleminin TCK’nın 86/3. maddesi delaleti ile 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturduğu, zira suçta kullanıldığı kabul edilen tahta sopanın ele geçirilememekle birlikte, sanığın tarifine göre bile değerlendirildiğinde, TCK uygulamasında silahtan sayıldığı kabul edilmiş; sanık TCK’nın 87/4. maddesinin 86/3. maddesine yaptığı atıf doğrultusunda cezalandırılmış, ceza tayin edilirken suçun işleniş şekli, sanığın kastı ve kastının yoğunluğu dikkate alınarak teşdit hükümleri uygulanmıştır.

Bozma ilamını tesis eden yüksek daire; vasıtayı, hedef alınan bölgeyi ve darbe sayısının çokluğunu nazara almış ise de; yukarıda belirtildiği üzere vasıta ele geçirilmemekle birlikte tahta sopadan ibarettir. Yine sopa ile maktulun ensesine vurulmakla birlikte, bu bölgenin baş ve yüz gibi hayati bölgeler yanında daha hayati bir bölge olduğundan bahsetmenin mümkün olmadığı, darbe sayısının çokluğundan bahsedilmişse de aksi sabit olmayan ve tanık Y. tarafından da doğrulanan savunma ve otopsi bulgularına göre tek darbe yapıldığı, bunun üzerine maktulun yere düştüğü, kalkarken sanık F.’in ciddi bir engel bulunmadığı halde eylemine devam etmeyerek olay yerinden uzaklaştığı, maktulün polise ve hastaneye müracaat etmeksizin evine gittiği, sabah fenalaşması üzerine hastaneye kaldırıldığı ve olaydan onyedi gün sonra yaşamını kaybettiği, yaralama–öldürme konusunda kastın belirlenmesine yönelik Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 1. Ceza Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında belirtilen kriterler dikkate alındığında taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetin bulunmayışı da değerlendirildiğinde, mahkememiz sanığın kastının öldürmeye yönelik olmadığını kabul etmiş ve buna aykırı bozma ilamına uymamıştır.

Katılan A.’a yönelik eylemi ise, katılanın Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede; üç sanığın da demir borularla kendisine vurduklarına ilişkin iddiası, gerçekleştirilen canlı teşhis işlemleri, sanık İ.’in mahkememizdeki savunmasında katılan A.’a elindeki değnek ile vurduğuna ilişkin ikrar içeren beyanı, tanık Y.’un, sanık F.’in katılana vurmuş olabileceğine ilişkin beyanı, sanık İ.’in 02.06.2007 tarihinde Sivas 1. SCM’deki ifadesinde sanık M.’in katılanın omuz bölgesine vurduğuna ilişkin beyanı, sanık İ.’in 02.06.2007 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde sanık M.’in katılanın omuz bölgesine vurduğuna ilişkin beyanı ile Kenan diye hitap ettiği sanık F.’in de katılanın tam olarak göremediği bir yerine vurduğuna ilişkin beyanı birlikte değerlendirildiğinde, katılana yönelik eylemin üç sanık tarafından birlikte gerçekleştirildiği, sanıkların ellerindeki sopalarla katılanın vücudunun çeşitli yerlerine vurdukları, bunun sonucunda katılanın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, bu eylemden her üç sanığın da sorumlu tutulması gerektiği yönünde de tam bir kanuni ve vicdani kanaate varılmıştır.

Sanıkların katılan A.’a yönelik eylemi yönünden öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmaları istenilmiş ise de, mahkememiz yukarıda sanık F.’in maktule yönelik eylemindeki kastı değerlendirme konusundaki kabullerini, sanıkların katılana yönelik kastları yönünden de kabul etmiştir.

Sanıklar ile katılan arasında öldürmeyi gerektiren bir husumetin bulunmadığı, anlık gelişen olayda ellerindeki sopalarla katılanın çeşitli yerlerine vurdukları, vücudun hayati bölgelerini özellikle hedef almalarının söz konusu olmadığı, anlık gelişen olay sırasında darbeleri rasgele gerçekleştirdikleri, zira katılanın adli raporu da incelendiğinde frontal bölgede yüzeysel sıyrık ve ekimozlar, göz kapağı ve burunda şişlik ve sıyrıklar yanında sağ ve sol dizde laserasyon, şişlik ve sıyrıkların mevcudiyetinin tespit edildiği, hayati tehlikeye sebebiyet veren yaralanmanın sağ frontal bölgedeki lineer kırık olduğu, diğer yaralanmaların hayati tehlikeye sebebiyet vermediği, dolayısıyla darbe sayısı çok olmakla birlikte meydana getirdikleri yaralanmaların öldürme kastını ortaya koyacak nitelik göstermediği, darbe sayısının çokluğunun da mağdura üç sanık tarafından ayrı ayrı vurulması karşısında doğal olduğu, kullanılan vasıtanın yumruk ve sopadan ibaret olup, yine öldürme neticesini elde etmeye yönelik özel bir silah niteliği arz etmedikleri, katılanın yere düşmesi üzerine olay yerinden kaçarak ayrıldıkları, eylemlerine devam etmeleri için hiçbir engel bulunmadığı, buna rağmen eylemlerini tamamlamadıkları ve katılanın da olay yerinden kalkarak yürüyerek kardeşi maktul ile birlikte eve gittiği, polise ve hastaneye dahi müracaat etmediği, sopanın kafasına isabet etmesi nedeni ile hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, bu şekilde gerçekleşen olayda, sanıkların katılana yönelik kastlarının da öldürmeye yönelik olmadığı, yaralama kastı ile hareket ettikleri kabul edilmiş ve sanıklar ek savunma alınmak sureti ile katılana yönelik eylemlerinden dolayı kasten yaralama suçundan cezalandırılmışlardır…”,

Şeklindeki gerekçe ile ilk hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar M.K. ve İ.D. müdafileri ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istemli 16.09.2012 gün ve 373026 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Direnme hükmünün ve temyizin kapsamına göre inceleme, sanıklar M.K. ve İ.D. hakkında kasten yaralama, sanık F.K. hakkında da kasten yaralama ve kasten yaralama sonucu öldürme suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1 ) Sanık F.K.’ın maktul M.İ.’e yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu, yoksa kasten yaralama sonucu öldürme suçunu mu,

2 ) Sanıklar M.K., İ.D. ve F.K.’ın katılan A.İ.’e yönelik eylemlerinin kasten yaralama suçunu mu, yoksa kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü,

Oluşturacağı noktalarında toplanmaktadır.

İncelenen dosya içeriğinden;

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 09.01.2008 ve 07.04.2008 tarihli raporlarında, M.İ.’in yapılan ölü muayene ve otopsisinde; parietooksipital bölgede saçlı deri altının yaygın kanamalı olduğu, beyin sol yarısında parietalde subaraknoidal kanamayla uyumlu alan bulunduğu, kafatası iç yüzeyinde oksipital kemik orta hattan sol arka fosaysa ve oradan foramen magnuma uzanan ve çevresinde sonlanan kırık hattının bulunduğu, ölümün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti ile gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu ve olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu,

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesinin 26.11.2007 tarihli raporuna göre katılan A.İ.’de sağ frontal lineer kırık tespit edildiği, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olmadığı, kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, meydana gelen kemik kırığının yaşam fonksiyonlarını orta ikinci derece etkileyecek nitelikte olduğu,

20.02.2008 tarihli dosya inceleme tutanağına göre; sanık savunmalarında belirtilen Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/847 sayılı dosyasının, şikayetçi sanıklar S. Y., Ö. G., M.K. ve S. A. hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasına ilişkin olduğu ve belirtilen dosyaya yansıyan olayla maktul ve mağdurun bir ilgilerinin bulunmadığı,

Anlaşılamaktadır.

Katılan A.İ. duruşmada tekrarladığı soruşturma aşamasındaki beyanında; “Olay gecesi ortağı olduğum kuruyemiş dükkânını kapatmak üzere etrafı topluyordum. Yanımda ağabeyim vardı. Y. arayarak dükkânı kapatıp kapatmadığımı sordu ve gelip içki alacağını söyledi. İki dakika sonra bir araçla geldi. Yanında M. K. isimli bir şahıs daha vardı. İkisi de biraz alkollü idiler. Y. bira aldı. Daha sonra bana, ‘ben alkollüyüm aracı sen kullan, sizi de evinize bırakırız‘ dedi. Ağabeyimle birlikte araca bindik. Direksiyona ben geçtim. Y. yolda aracı pazarın üst tarafına doğru sürmemi, birisinde köpek olduğunu ve köpeğe bakacağımızı söyledi. Aracı söylediği yere sürdüm. Pazarın üst tarafında lisenin alt sokağında durdum. Y. ve M. araçtan inerek apartmanın önüne gidip bir şahısla onbeş dakika kadar konuştular ve ardından tekrar araca bindiler. Y.’tan direksiyona geçmesini ve bizi eve bırakmasını istedim. Y. direksiyona geçti. O sırada beş dakika arayla iki ya da üç telefon geldi. Y., ‘mahalledeyim, geliyorum’ şeklinde sözler söylüyordu. Ne kadar ısrar ettiysem de bir yere uğrayalım diyerek evimizin aksi istikamete gitti ve aracı olayın meydana geldiği mahalleye sürdü ve bir inşaatın yanında durdu. O sırada yine telefon geldi. Anladığım kadarıyla telefondaki şahıs nerede olduğunu soruyordu. Y. yukarıdayım dedi. İki dakika sonra üç kişi geldi. Gelenlerden biri daha önce şahsen tanıdığım M. idi. Diğer iki şahsı tanımıyordum. Şahıslardan biri iri yarı ve sakallı, diğeri ise zayıf, benden biraz uzun boylu idi. Üçünün elinde de iskele borusuna benzer demir borular vardı. Y. aracın önünde idi. Biz aracın içindeydik. Şahıslar beni araçtan çıkardılar. Üçü de ellerindeki demir borularla kafama vurmaya başladılar. Aldığım darbelerin etkisiyle dizlerimin üzerine çöktüm. Y. ve M.’in ne yaptıklarını ve ağabeyim M.’nın nerede olduğunu fark edemedim. Şahıslar bir süre bana vurduktan sonra öldü diye bıraktılar. Ben yüzükoyun yere düştüm. O aşamadan itibaren sadece seslerini duymaya başladım. ‘Bunlar Aydoğanlı, vurun, öldürün’ şeklinde sözler söylüyor ve vuruyorlardı. Ancak kime vurduklarını bilmiyorum. A. ağabeyim ve ben idik. Tahminen ağabeyime vuruyorlardı. Daha sonra ben bilincimi kaybettim. Kendime geldiğimde hastanedeydim. Bizi önce eve, oradan da hastaneye götürmüşler. Bizi eve kimin götürdüğünü bilemiyorum. Bu şahıslarla herhangi bir husumetimiz yoktu. Yalnız olaydan bir buçuk ay önce işyerimin üçyüz metre ilerisinde M.’i dükkânıma gelen şahıslar bıçakla yaralamışlardı. Ancak benim bu olayla bir ilgim yoktu. M.’i bıçaklayan şahıslar Aydoğan Mahallesi’nden olduğu için aynı mahalleli olmamız nedeniyle bize saldırmış olabilirler. Olay nedeniyle her üç şahıstan da şikâyetçiyim, kamu davasına katılmak istiyorum”,

Tanık Y. Muntazam aşamalarda; “Olay günü saat 23.00–23.30 sularında Metin ile bir arsada alkol aldık. Daha sonra bana ait araçla dolaşmaya başladık. A. telefonla aradı. Dükkânı kapattığını, yanına gidip birlikte alkol almamızı söyledi. M. bunu bana aktarınca kuruyemiş dükkânına gittik. A. dükkânı kapatıyordu. Yanında ağabeyi olduğunu bildiğim, ancak ismini bilmediğim birisi daha vardı. Daha önce de dükkânı kapatıp birlikte alkol aldığımız olmuştu. Bu nedenle ağabeyini simaen tanırım. Ben araçla kuruyemiş dükkânın önüne gidince A. ve ağabeyi yanımıza geldiler. A. elinde bira olduğu halde direksiyona geçti. Bir süre aracın içinde bira içerek gezdik. A. aracı kız arkadaşının evinin önüne götürdü. Saat 00.00 sularında oradan ayrıldık. Bir süre daha gezdikten sonra Yüceyurt Mahallesine çıktık. Orada bulunan kahvenin köşesinden döneceğimiz sırada daha önceden tanıdığım İ., M. ve F.’i gördüm. İ. ve M. aracı durdurarak sigara istediler. Mahallemizin çocukları oldukları için kendilerine sigara verdim. Bu sırada A., M.’e; ‘dayının arkadaşıyım, yanımda nasıl sigara içersin’ şeklinde sözler söyledi. Bu nedenle aralarında zıtlaşma oldu. M., İ.’e ‘sen kimsin’ diye karşılık verince ortam gerildi. M. ile araçtan indik. A. halen araçta idi. A.’ın ağabeyi de bizden bir iki dakika sonra araçtan indi. M. ile araya girip ortamı yumuşatmaya çalıştık. A.’ı araba ile gönderdik. A. gittikten beş dakika sonra İ., M. ve F.’i de yukarıya doğru gönderdik. Biz de olay yerinden uzaklaşıp telefonla A.’ı çağırdıktan sonra eve gitmeyi düşünüyorduk. On onbeş dakika sonra A. biz aramadan geri geldi. Elinde ya da üzerinde bir şey görmedim. Şahısların nereye gittiklerini sordu. Onları gönderdiğimizi söyleyip hadi çekip gidelim dedik. O sırada İ., M. ve F. yukardan aşağıya doğru iniyorlardı. Ellerinde herhangi bir şey yoktu. A. bu şahısları görünce küfür etti. Bu şahıslar da karşılık verip bize doğru geldiler. F. ile M. kavga etmeye başladılar. F.’in elinde bir sopa vardı. Sopanın demir mi, yoksa ağaç mı olduğunu fark etmedim. Bulunduğumuz yerin hemen yanında inşaat olduğu için oradan almış olabilir. F. elindeki sopayı birkaç kez salladı. M.’nın omzuna bir kez vurduğunu gördüm. Başına vurduğunu görmedim. M. ise yumrukla karşılık vermeye çalışıyordu. F., M.’ya vurduğu sırada M. ile İ. geriden geliyorlardı. Metin ile araya girip kendilerini tutmaya çalıştık. O sırada A. elinde bulunan biber gazını bize doğru sıktı. Metin ve ben gazın etkisiyle yere düştük. Biber gazı M.’in gözüne geldi ve yere düştü. Daha sonra ne olduğunu görmedim. Ancak karartı tarzında F.’in elindeki sopayı sağ sola salladığını fark ettim. A.’a da vurmuş olabilir. Ancak tam olarak görmedim. M. ve İ.’in, A.’a veya ağabeyine vurduğunu görmedim. Gazın etkisinden kurtulup ayağa kalktığımızda M. sırt üstü yatıyordu. A. ayakta idi. M.’yı yerden kaldırdık. Başının arka kısmının kanadığını fark ettik. Kendisine bir şey olup olmadığını sorduk. Şuuru açıktı. Bir şeyi olmadığını söyledi. A.’ın alnında da kan vardı. Kendilerine kimin vurduğu hususunda bir şey söylemediler. M. kendisini doktora götürme teklifimizi kabul etmeyince birlikte arabaya binip evlerinin bulunduğu yere gittik. Evin önündeki suda ellerini yüzlerini yıkadık. Daha sonra ikisini de evlerine bıraktık. Biz bıraktığımızda ikisi de kendi başlarına yürüyecek durumda idiler”,

Tanık Metin Karahan aşamalarda; “Arkadaşım Y. ile akşamları A.’ın kuruyemiş dükkânına gidip bira alırdık. Bazen dükkânın kapanmasına az bir zaman kala A. bize telefon eder, biz de kuruyemiş dükkânına gider, bira alıp Y.’a ait araçla dolaşırdık. A.’ın araba hastalığı vardı. Hemen direksiyona geçerdi. F. Mahallesinde kız arkadaşı olduğu için o civarda dolaşırdı. Bazen A.’ın ağabeyi olan ve kahvede garsonluk yapan M. da bize katılırdı. Olay günü akşam saat 19.00–19.30 sularında Y. ile bir araya geldik ve arabası ile gezmeye başladık. Yarım saat sonra A.’ın dükkânına giderek iki bira aldık. Y. ile birlikte evlerinin karşısında aracın içinde oturduk. Saat 23.45 sıralarında A. telefonla aradı ve kendisini almamızı istedi. A.’ın işyerine gittiğimizde kepenk yarıya kadar çekiliydi ve içeriden son müşteri çıkıyordu. Ağabeyi M. da oradaydı. Bira da almışlardı. Dükkânı kapattıktan sonra birlikte arabaya bindik. A. direksiyona geçti. Konuştuğu kızın evinin civarına gittik. Bir süre dolaştıktan sonra askeriyenin orada bulunan arsada bir saat kadar oturup bira içtik. Eve dönerken kahvenin oraya geldiğimizde daha önceden tanıdığım İ., M. ve F. önümüze çıktılar. Y.’tan sigara istediler. A.’ı içinde görünce daha önce yaşanan bir olay nedeniyle, ‘siz burada ne geziyorsunuz, siz bizi daha önce Aydoğan’da düşürdünüz’ şeklinde sözler sarf ettiler. A., M.’e; ‘ben senin dayının arkadaşıyım’ dedi. O sırada polisler geldi ve olay fazla büyümedi. Y. ve M. ile birlikte arabadan indik ve A.’ı arabayla gönderdik. Polisler de İ., M. ve F.’i uzaklaştırdılar. Onbeş dakika sonra A. telefonla aradı ve karpuz sergisinin orada olduğunu söyledi. Birlikte dediği yere gittik. Arabayı A. kullanıyordu. A., sinirli vaziyette ‘onlara gösteririm, yarın görüşürüz’ şeklinde sözler söylüyordu. Kendisini sakinleştirmeye çalıştık. Aydoğan Mahallesinde mezarlığın yukarısında gittiğimiz sırada M., A.’a arabayı durdur dedi ve Y.’a direksiyona geçmesini söyledi. Y. direksiyona geçti. İnşaatların olduğu yere gittiğimizde ihtiyaç gidermek üzere durduk. İhtiyacımızı giderdikten sonra aracın içinde bira içmeye devam ettik. Bu şekilde alkol aldığımız sırada bir anda inşaatın oradan M., İ. ve F. ellerinde demir veya sopa tarzında bir şeyle bize doğru geldiler. Onları görünce araçtan indik. Ne oluyor demeye kalmadan biber gazı sıkıldı. Tahminime göre biber gazını A. sıktı. Biber gazı gözüme gelince yere çömeldim. Kimin kime vurduğunu görmedim. Ancak seslerden birbirlerine vurduklarını duyuyordum. On dakika sonra Y. geldi ve ne olduğunu sordu. İ., M. ve F. kaçmışlardı. A. aracın içerisinde idi ve kaşı kanıyordu. M. ise yerde elleri geriye dayalı vaziyette oturuyordu. Görünürde yarası yoktu. Başının ağrıdığını söylüyordu. Kendisini arabaya bindirdik, evlerinin önünde çeşmede elini yüzünü yıkadık, hastaneye götürmeyi teklif ettik, ancak kabul etmedi. Biz de kendilerini evlerine bıraktık.”

Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.

Sanık F.K. soruşturma aşamasında; “M. ve İ. ile birlikte gezdiğimiz sırada Y. aracı ile yanımıza geldi. Araçta üç kişi daha vardı. Y. araçtan inerek M. ile konuşmaya başladı. M., araçtaki şahıslarla husumeti olduğunu söyledi. Bunun üzerine araçtan iki şahıs indi. Kısa boylu olanın elinde bıçak vardı. Y. da eline sopa aldı. Üçü birlikte üzerimize yürüdüler. Kısa boylu olanın elinden bıçağı aldım ve şahıslara gitmelerini söyledim. Bu sırada polisler gelerek bizi dağıttılar. Eve gitmek üzere ilerlediğimiz sırada Y. ve yanındaki şahıslar araçla birlikte tekrar karşımıza çıktılar. Y. araçtan indi ve ‘daha gitmediniz mi, burada ne geziyorsunuz’ deyip küfür ederek üzerimize gelmeye başladı. Biz tamam derken diğer iki şahıs da araçtan indiler. Birinin elinde sopa, diğerinin elinde sprey vardı. Elinde sopa olan bana doğru sopayı salladı. Ben geriye çekildiğimde sopa alnımın sağ tarafına değdi. Daha sonra olay yerinden kaçtım. Kaçarken rasgele bir taş attım. Kimseye değip değmediğini bilmiyorum”, duruşmada ise; “Ben daha önceki aşamalarda savunmada bulunmuştum. Bunların başlangıç kısımları doğrudur. Sadece kalabalığın bulunduğu mahalle taş fırlattığımı söylediğim kısım yanlıştır. Korktuğum için uzun boylu olarak tarif ettiğim sonradan ölen şahsa vurduğumu atlamışım. Bu şahısları hiç tanımam. Elinde kısa beyzbol sopası gibi tahtadan bir cisimle ölen şahıs beni kovalamaya başladı. Kaçılmam ile kafama doğru salladığı halde sağ kaşıma isabet ettirebildi. Ardından yere düştüm. İnşaat alanı olduğundan yerde tahta parçası buldum. Kapıp rasgele bir defa salladım. Yanılmıyorsam ensesine geldi. Sopa yetmiş seksen santim uzunluğunda, üç dört santim kalınlığında idi ve kırılmadı. Adam düştü, kalkarken ben kaçtım. İ. ya da M.’in ölene, yaralanana ya da Y.’a karşı herhangi bir darbesini görmedim”,

Sanık M.K. soruşturma aşamasında; “Olay gecesi kahvenin önünde oturuyorduk. Daha önceden tanıdığım Y., yanında tanımadığını iki şahıs ile birlikte bir araçla yanımıza geldi. Önce Y. arabadan indi ve bize küfür etti. Bunun üzerine aramızda tartışma başladı. Y. aracın arkasına giderek beyzbol sopası aldı. O arada ön koltuktan inen kısa boylu şahıs yüzüme biber gazı sıktı. Yüzüme biber gazı gelince ellerimle yüzümü tutarak yere kapaklandım. Daha sonra ne olduğunu görmedim. Kavga sırasında kimseye demir sopa veya bıçak kabzası ile vurmadım. Gözümü açtığımda uzun boylu şahıs yerde yatıyordu. F.’in kaşı kanıyor, İ. kafasını tutuyordu. Y. ile orta boylu diye tarif ettiğim şahıs olay yerinde yoktu. Y. ya da yanında bulunan şahıslarla eskiye dayalı hiçbir husumetim yoktur. Olaya Y. sebebiyet verdi. Bize küfür edince olay başladı. Şahsı yerde o şekilde görünce korktum ve ablamın evine gittim. Dün durumunun ağır olduğunu öğrendim ve teslim oldum”, duruşmada ise; “Yüzüme biber gazı sıkan şikâyetçidir. Bu şahsı önceden tanımıyordum. F.’in uzun boylu şahsın ensesine tahta ile vurduğunu bizzat söylemesi üzere öğrendim. Bunun dışında kimin kime vurduğunu görmedim”,

Sanık İ.D. soruşturma aşamasında; “31.05.2007 günü saat 23.00 sularında E. ve Ö. ile birlikte mahallede caminin önünde oturuyorduk. Ravza İnşaatın bulunduğu taraftan sesler gelmesi üzerine koşarak sesin geldiği yere gittim. Arkadaşlarım F. ve M. ile Y. ve yanında bulunan tanımadığım üç dört kişiyi gördüm. M., Y.’a bağırarak, yanında bulunan dört kişiyi kastederek, ‘bu adamları buraya neden getirdin, aramızda husumet var, bu adamlar daha önce yüzümden beni yaraladılar’ şeklinde sözler söylüyordu. F.K. ise elinde inşaatta kullanılan cinsten bir demir ile M.’in yanında duruyordu. Ben Y.’a, bu adamları buradan al git, büyük olay çıkacak dedim. O sırada Y.’un yanında bulunan şahıslardan biri bana, ‘ne diyorsun lan’ dedi. Bana bunu söyleyen şahıs daha sonra beni hastanede teşhis eden şahıstır. O sırada M. elinde bulunan bıçağın sapı ile bu şahsın omuz bölgesine vurdu. F. ise elindeki demir sopa ile önce M.’in bıçağın sapı ile vurduğu şahsın tam olarak göremediğim bir yerine, ardından da ismini bilmediğim uzun boylu şahsın başına ve omuz bölgesine vurdu. Tam olarak neresine vurduğunu görmedim. Ben olay sırasında kimseye vurmadım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum”, duruşmada ise; “Daha önceki aşamalarda savunmalarda bulunmuştum. Bir kısmı doğru, bir kısmı yanlıştır. Bunun sebebi olayın içerisinde değnek ile şikayetçinin hatırlamadığım bir yerine vurduğumdan dolayı korkmuşluğumdur. Olay yerinin ötesinde mahalleden iki çocukla oturur iken gürültü üzerine koştum. Orada önceden tanımadığım Y. ve beraberinde üç dört kişi vardı. F. ve M. isimli arkadaşlarım bunlarla atışıyorlardı. Olay yerine vardığımda A.İ. olduğunu sonradan öğrendiğim ve önceden tanımadığım, ifademde kısa boylu olarak tanımladığım şahıs bir elinde bıçak, bir elinde biber gazı bulunduğu halde mahallede dayılık yapıyor, sağa sola küfür ediyordu. M.’in önceden yüzünün dağıtılması olayını duyduğumdan yine bu şahıslar gelmiştir zannettim ve bu şahsın tavırları sebebi ile Y.’un arabasının açık olan bagajında gördüğüm tahtadan ibaret beyzbol sopası tarzında bir cismi alıp bir kere salladım. A.İ.’in bilemediğim bir yerine vurdum. Öncesinde A., M.’in yüzüne biber gazı sıkmış ve yere düşürmüştü. Değneği almaya yeltendiğim sırada üzerime geliyordu. Gözüm biber gazından etkilenmişti. Biz bunları yaşarken ölen şahıs, elinde yanılmıyorsam tahtadan bir sopa ile koşturup F.’i kovalamakta idi. Benim vurmam üzerine A. yere düştü. A.’ın arkadaşlarımı bıçakladığına, bıçaklamaya kalkıştığına ya da vurduğuna şahit olmadım. Ölenin F.’e bir şey yaptığını görmedim”

Şeklinde savunma yapmışlardır.

Uyuşmazlık konularında sağlıklı bir hukuksal çözüme ulaşılabilmesi bakımından kast ve suça teşebbüs kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar görülmektedir.

5237 sayılı TCY’nın 21/1. maddesinin ikinci cümlesinde kast; “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış, aynı Yasa maddesinin ikinci fıkrasında ise; “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır” denilmek suretiyle de “olası kast” tanımına yer verilmiştir.

Kasten işlenebilen suçlarda failin cezalandırılabilmesinin temel şartı, eylemin iradi olarak gerçekleştirilmesidir. Suç niteliğinin belirlenebilmesi, sanığın kastının saptanması ile mümkündür. Esasen failin iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesinde, dışa yansıyan, olay öncesi, olay sırası ve sonrasındaki davranışları ölçü olarak alınmalıdır. Yerleşik yargısal kararlarda kast, hareket ve netice ile fail arasındaki ruhsal bağ olarak tanımlanmakta; kasten öldürmeye kalkışma ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran başlıca ölçütler ise mağdur ile fail arasındaki husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve sayıları, hedef seçme olanağı olup olmadığı, olayın akışı ve nedeni, failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında bir engel bulunup bulunmadığı şeklinde sıralanmaktadır. Tüm bu olgular olaysal olarak değerlendirilip sanığın kastı belirlenmelidir.

TCY’nın 35/1. maddesinde; “kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” şeklinde tanımlanan suça teşebbüsün varlığından söz edebilmek için; kasıtlı bir suçu işleme kararı bulunmalı, elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, failin elinde olmayan nedenlerle suç tamamlanmamalı ya da sonuç gerçekleşmemelidir.

Bu açıklamalardan sonra kasten öldürme ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçlarının da incelenmesi gerekmektedir.

TCY’nın “Kasten Öldürme” başlıklı 81. maddesi; “bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır,”

“Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise; “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur,”

Şeklinde hükümler içermektedir.

TCY’nın 87. maddesinin gerekçesinde; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, genel hükümler kitabında yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir.

765 sayılı TCY’nda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı Yasada objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “yasada tanımlanmış haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla kusursuz sorumluluk terkedilmiş olmaktadır. 765 sayılı Yasadaki objektif sorumluluk esasının yerine, 5237 sayılı TCY’nda haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast–taksir kombinasyonuna, yani neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle ilk uyuşmazlığın çözümü için 5237 sayılı TCY’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.

5237 sayılı TCY’nın “Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç” başlıklı 23. maddesi; “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir.

Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Öğretide de, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şekli bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi ile kastettiğinden daha ağır bir netice meydana gelmekte olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. ( Prof. Dr. Nur Centel, Doç. Dr. Hamide Zafer, Doç. Dr. Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 6. Bası, s. 410; Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Prof. Dr. Ahmet Gökcen, Doç. Dr. A. Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara, 2009, C. 1, s. 495 )

5237 sayılı TCY’nın 23. maddesinde düzenlenmiş olan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCY’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi aynı Yasanın 86. maddesinin bir veya üçüncü fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak koşuluyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.

Bu durum karşısında kasten yaralama neticesinde mağdurun ölmesine ilişkin olarak TCY’nın 87/4. maddesinin uygulanabilmesi için;

a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,

b- Mağdurun TCY’nın 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrasında düzenlenen şekilde yaralanmış olması,

c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,

d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,

Koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise kasten öldürmeden; mağdurun ölebileceğini öngörmesine karşın olursa olsun diyerek bu sonucu göze almış ve kabullenmiş ise, bu durumda da neticesi sebebiyle ağırlaşan suçtan değil, olası kastla öldürmeden sorumlu tutulacaktır.

O halde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı ölçütlerden en önemlisi manevi unsur farklılığıdır. Bu durum karşısında eylem vasıflandırılmadan önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğudur.

Türk Ceza Yasasının 21/1. maddesine göre, suçun yasal tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.07.2012 gün ve 407–262, 31.03.2009 gün ve 248–82, 08.07.2008 gün ve 88–184 ile 30.09.2003 gün ve 226–229 sayılı kararları ile de; suç nedeni, kullanılan aletin cinsi, kullanılış şekli, isabet alınan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet, hedef seçme olanağının bulunup bulunmadığı, mağdurdaki yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmak suretiyle kastın saptanması gerektiği belirtilmiş olup, kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, bu olguların olaysal olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların olay tarihinden önce maktul ve mağdurun ikamet etmekte olduğu mahallede bir kavgaya karıştıkları, olayın yargıya intikal ettiği ve ilgililer hakkında kamu davası açıldığı, ancak yerel mahkemece getirtilip incelenen evraklara göre mağdur ve maktulün bu olayla herhangi bir ilgilerinin bulunmadığı, olay gecesi sanıkların, tanıklarla birlikte bir aracın içinde alkol almakta olan mağdur ve maktulü gördükleri ve önceki olayı bahane ederek mağdur ve maktule sataştıkları, tanıkların ve kolluğun müdahalesi üzerine olayın büyümesinin önlendiği, aynı gece aradan kısa süre geçtikten sonra sanıkların, yeniden maktul, mağdur ve tanıkların bulundukları yere geldikleri, sanık F.K.’ın ele geçirilemeyen, ancak sanık savunmaları ve tanık beyanları doğrultusunda yerel mahkemece odun olduğu ve silahtan sayıldığı kabul edilen sopayla önce maktulün kafasının arka bölgesine vurarak maktulü yere düşürdüğü, daha sonra da aynı sopayla maktulün kardeşi olan katılanın kafasına vurduğu, diğer sanıkların da aynı nitelikteki sopalarla mağdurun kafasına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurdukları, mağdur ve maktulün yere düşmesi üzerine olay yerinden ayrıldıkları, tanıkların, mağdur ve maktulü evlerine götürdükleri, mağdur ve maktulün ertesi gün ailesi tarafından hastaneye kaldırıldıkları, maktulün olaydan onyedi gün sonra öldüğü, ölü muayene ve otopsi ile adli raporlar doğrultusunda, maktulün künt kafa travması sonucu öldüğü, kafatası iç yüzeyinde oksibital kemik orta hattan sol arka fosaysa ve oradan foremen magnuma uzanan ve çevresinde sonlanan kırık hattı görüldüğü ve sanığın eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, mağdurun ise kafasına aldığı darbe sonucu hayati tehlike geçirecek ve vücudunda yaşam fonksiyonlarını ikinci derecede etkileyecek nitelikte kemik kırılmasına neden olacak şekilde yaralandığı sabit olup, sanıkların ilk tartışma olayının polislerce yatıştırılmasından kısa süre sonra, olay yerinden uzaklaşmak yerine, olayda kullanılan ve öldürücü nitelikte olduklarında kuşku bulunmayan sopalarla inşaat alanı olan, yakınında yerleşim yeri olmayan ve mağdur ile maktulün yardım istemelerine olanak bulunmayan olay mahalline gelmeleri, mağdur ve maktule vurarak yere düşürmeleri, yerde de vurmaya devam etmeleri, akabinde de olay yerinden kaçmaları, hedef alınan vücut bölgeleri, kullandıkları vasıta ve yaralanmaların nitelikleri ile darbelerin şiddeti birlikte değerlendirildiğinde, sanık F.K.’ın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme, her üç sanığın katılana yönelik eylemlerinin de kasten öldürme suçuna teşebbüsü oluşturduğunun kabulü gerekir.

Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı yerinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün suç niteliğinin yanılgılı belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Öte yandan sanık F.K., hüküm tarihinden sonra, 11.06.2012 günlü dilekçesi ile, CYY’nın 102/2. maddesi göz önüne alınarak tahliyesine karar verilmesi isteminde bulunmuş ise de, somut olayda adı geçen sanığın tutuklanma tarihi olan 08.06.2007 ile yerel mahkeme hüküm tarihi olan 06.09.2011 tarihleri arasında, CYY’nın 102/2. maddesinde aranan beş yıllık sürenin henüz dolmamış bulunması ve Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 gün ve 51-42 sayılı kararında da belirtildiği üzere, temyiz aşamasında geçen sürenin, anılan maddede yazılı azami tutukluluk süresinin hesabında dikkate alınmayacak olması ve Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuçta gözönüne alınarak sanığın tahliye isteminin reddiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.09.2011 gün ve 224–225 sayılı direnme hükmünün suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Sanık F.K.’ın tahliye isteminin reddiyle tutukluluk halinin DEVAMINA,

3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.09.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: