5237 SAYILI TCK MADDE 81 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/1-841

K. 2012/1808

T. 9.10.2012

• KASTEN ÖLDÜRME ( Bozmaya Uyulduktan Sonra Bu Kararın Bir Kısmından veya Tamamından Açıkça ya da Zımnen Geri Dönülerek İlk Hükmün Aynen veya Yeniden Kurulmasının Uyma Kararının Sonuçlarını Ortadan Kaldırmayacağı )

• BOZMA KARARINA UYMA ( Bozmaya Uyulduktan Sonra Bu Kararın Bir Kısmından veya Tamamından Açıkça ya da Zımnen Geri Dönülerek İlk Hükmün Aynen veya Yeniden Kurulmasının Uyma Kararının Sonuçlarını Ortadan Kaldırmayacağı )

• UYMA KARARI ( Ara Karar Niteliğinde Olmadığı – Davayı Esastan Çözümleyeceği )

5237/m.81

ÖZET : Kasten öldürme suçunda; uyuşmazlık; sanığın kasten öldürme suçuna yardım eden olarak katılıp katılmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; öncelikle bozma ilamına iki kez uyulmasına karar verildikten sonra bu kararlardan dönülerek önceki hüküm gibi karar verilmesinin olanaklı olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Uyma kararı, ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasını çözümleyen kararlardandır. Bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğmaktadır. Sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da zımnen geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulması, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

Bu itibarla, Özel Daire bozma ilamına iki kez uyulmasına karar verildikten sonra dönülemez nitelikteki bu karardan dönerek ilk hükümdeki gibi karar veren yerel mahkeme uygulaması isabetsizdir.

DAVA : Kasten öldürme suçundan sanık M. İ.’nin beraatine ilişkin, Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2008 gün ve 98-241 sayılı hükmün, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1.Ceza Dairesince 05.05.2010 gün ve 7241-3315 sayı ile;

“… 2-Sanıklar A. ve M. yönünden yapılan incelemede;

Oluşa ve dosya içeriğine göre; olay günü geceleyin hayvan hırsızlığı yapmak üzere anlaşan sanıklar K., A. ve M.’ın, sanık A.’ye ait araçla olay yerine geldikleri, K. ve M.’ı hayvanların hırsızlanacağı yere bırakan sanık A.’nin bir süre sonra diğer sanıkları kesilen hayvanların eti ile beraber araca alarak geri döndükleri, sanıkların hırsızlık yapacağı istihbaratını alan ancak eylem tamamlandıktan sonra yakalamak isteyen Jandarma görevlilerinin, sanıkların içinde bulunduğu aracı takip etmeye başladığı, yol üzerinde görevlilerin kurduğu barikatı gören sanıkların yolun sağından geçerek barikatı aştıkları ve kaçmaya başladıkları, Jandarma görevlilerinin aracın peşine düştüğü, bu sırada maktulün içinde bulunan aracın, sanıkların aracına yaklaşarak maktulün sağ pencere kısmından elini ve başını uzatarak sanıkların aracı durdurması yönünde ikazına rağmen, sanıkların aracı durdurmadıkları ve bu sırada sanık K.’in elindeki tabancayla maktulün bulunduğu araca doğru ateş etmesi ile maktulün başından aldığı isabetle yaralandığı, maktulün içinde bulunduğu aracın ayrılarak hastaneye gittiği, Jandarma görevlilerinin bulunduğu diğer araçların takibe devam ettiği, görevlilerin aracın lastiklerine doğru ateş etmesi sonucu lastikleri patlayan aracın daha fazla gidemediği, sanıkların olay yerinde bıraktıkları araçtan birlikte kaçtıkları, ertesi gün sanık Murat’ın akrabalarının evinde saklanırken, diğer sanık A.’nin de çarşı merkezde gezerken yakalandığı, maktulün kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği olayda;

Sanıkların hırsızlık yapmak için anlaştıkları ve birlikte hareket ettikleri, sanık K.’in silahlı olduklarını bildikleri, aracı sanık A.’nin kullandığı, ortada Kemal’in en sağda da sanık M. olacak şekilde aracın önünde oturdukları, Jandarma görevlileri tarafından takip edildikleri, yakalanmaları için görevlilerin kurduğu barikatta ‘dur’ ihtarına rağmen aracı durdurmayarak kaçtıkları, takip eden görevlilerin ikazlarına uymadıkları, sanık Kemal’in tabancayla en az 3 kez ateş ettiği halde engel olmadıkları, sanık Kemal’in 23.10.2008 günlü oturumda beyan ettiği üzere sanıklardan birinin ‘ateş et’ diyerek eylemi takviye ettiği, görevlilerin aracın lastiklerine ateş etmesi üzerine daha fazla kaçamayan sanıkların aracı terk ederek birlikte kaçtıkları ve ertesi gün görevliler tarafından yakalandıkları hususları göz önüne alındığında sanıklar Ali ve Murat’ın suçun işlenmesi sırasında yardımda bulundukları anlaşılmakla eylemlerinin sanık Kemal’in suçuna katılma niteliğinde olduğu gözetilmeksizin sanıkların 82/1-g-h, 39. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle beraatlarına karar verilmesi…”,

İsabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyesi E. Karataş karşıoy kullanmıştır.

Bozma sonrası 28.10.2010 ve 15.12.2010 tarihli oturumlarda bozma ilamına uyulmasına karar veren Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesince 14.02.2011 gün ve 143-34 sayı ile;

“… Sanık M. İ.’nin diğer sanıklarla eylem ve irade birliği içerisinde hırsızlık için bir araya geldiği ve bu suçu işledikten sonra diğer sanık A.’nin kullandığı araç ile hırsızlık malını Samsun istikametine doğru götürdükleri ve sanık M.’ın da sanık A.’nin kullandığı araç içerisinde bulunduğu, sanık A.’nin şoförlük yaptığı, sanık Kemal’in hemen şoför koltuğunun yanındaki koltukta ortada oturduğu, sanık M.’ın ise sanık K.’in yanında ve cam kenarında oturduğu, bu şekilde hareket halinde iken jandarmanın takibinin farkına vardıkları anlaşılmıştır.

Buradan sonra sanık M. İ.’nin sanık K.’de tabanca bulunduğunu bilmesinin kasten adam öldürme suçuna iştirak yönünden herhangi birşey ifade etmeyeceği açıktır. Sanık K.’in tabancayı çıkardıktan sonra ateş etmeye başladığı sırada hemen yanında ve sıkışık halde bulunan sanık M.’ın, sanık K.’in ateş etmesini, kasten adam öldürme suçunu işlemesine yönelik kararını takviye edici bir davranışının, icrai bir eyleminin bulunmadığı belirlenmiştir. Sadece yargılamanın sonuna doğru iddia makamının talebi üzerine sanık K. A.’in araçta bulunan diğer iki sanıktan birinin ‘ateş et’ diye söylediğine yönelik beyanı ise hangi sanık tarafından söylendiğine yönelik bir belirleme olmadığı gibi bu sözün de aşamalarda hiç dile getirilmemesine rağmen kendini suçtan kurtarmaya ya da cezasına azaltmaya yönelik bir söz olarak söylendiği kanaatine varılmış ve bu sözün sanık M. tarafından söylendiğine dair mahkememizce bir kanaat edinilmemiştir. Zaten ateş edildiği anda aksi sabit olmayan savunmaya göre sanık M. bulunduğu yerde jandarma görevlilerinin de ateş etmesinin kendisinde verdiği korku ve endişe nedeniyle koltuk ile torpidonun arasında bir yere vücudunu gizlemeye çalıştığını da söylemiştir. Bu anlatılanlara göre sanığın diğer sanık K. A.’in işlediği kasten adam öldürme suçuna eylemli olarak yardım ettiğine dair cezalandırılmasına yeter hiçbir delilin mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır…”,

Gerekçesiyle sanığın 5271 sayılı CYY’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.

Bu hükmün de o yer Cumhuriyet savcıları tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 21.12.2011 gün ve 233046 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanık K. A. hakkındaki hüküm Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştiğinden, sanık A. Ç. hakkında ise yerel mahkemece bozmaya uyularak bozma doğrultusunda karar verildiğinden inceleme, sanık M. İ. hakkındaki hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık M. İ. ’nin kasten öldürme suçuna yardım eden olarak katılıp katılmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; öncelikle bozma ilamına iki kez uyulmasına karar verildikten sonra bu kararlardan dönülerek önceki hüküm gibi karar verilmesinin olanaklı olup olmadığının saptanması gerekmektedir.

İncelenen dosyada; Özel Daire bozma ilamı üzerine yerel mahkemece 18.06.2010 tarihinde düzenlenen duruşmaya hazırlık tutanağında, “Yargıtay kararı dikkate alınarak” denilmek suretiyle sanıklar M. ve A. hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, sanık M.’ın 06.09.2010, incelemeye konu olmayan sanık A.Ç.’ın ise 28.10.2010 tarihinde mahkeme huzuruna çıkarılarak tutuklanmalarına karar verildiği, 28.10.2010 tarihli oturumda ara kararla Özel Daire bozma ilamının numarası da yazılmak suretiyle “bozma ilamına uyulmasına” karar verildiği, yine 15.12.2010 tarihli oturumda aynı şekilde ilamın numarası da belirtilerek bir kez daha “bozma ilamına uyulmasına” karar verildiği, daha sonra herhangi bir şekilde direnme kararı verildiği belirtilmeden sanık Murat’ın beraatına hükmolunduğu, incelemeye konu olmayan diğer sanık Ali Çalışkan’nin ise bozma ilamı doğrultusunda mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulu’nun 06.12.2011 gün ve 197-246, 19.04.2011 gün ve 20-59, 17.04.2007 gün ve 325-100 sayılı kararları ile yerleşik uygulamasına göre, uyma kararı, ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasını çözümleyen kararlardandır. Bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğmaktadır. Sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da zımnen geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulması, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

Bu itibarla, Özel Daire bozma ilamına iki kez uyulmasına karar verildikten sonra dönülemez nitelikteki bu karardan dönerek ilk hükümdeki gibi karar veren yerel mahkeme uygulaması isabetsiz olup, hükmün sanık M. İ. hakkındaki beraat kararına ilişkin olarak bozulmasına, sanık A. Ç. hakkındaki hükmün ise bozmaya uyularak mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle temyizen incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin 14.02.2011 gün ve 143-34 sayılı hükmünün sanık M. İ. yönünden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, sanık A. Ç.hakkındaki hükmün bozmaya uyularak mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle temyizen incelenmesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: