5237 Sayılı TCK Madde 128 İçtihat

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/4-105

K. 2007/174

T. 17.7.2007

• HAKARET VE SÖVME ( İddia ve Savunma İle İlgili Olmayan veya İddia ve Savunma Açısından Zorunlu Olmayan Hakaret ve Sövme İçeren Yazı veya Sözler Savunma Dokunulmazlığı Kapsamında Olmadığı )

• SAVUNMA HAKKI DOKUNULMAZLIĞI ( İddia ve Savunma İle İlgili Olmayan veya İddia ve Savunma Açısından Zorunlu Olmayan Hakaret ve Sövme İçeren Yazı veya Sözler Savunma Dokunulmazlığı Kapsamında Olmadığı )

• AVUKATIN SAVUNMA SINIRLARINI AŞMASI ( İddia ve Savunma İle İlgili Olmayan veya İddia ve Savunma Açısından Zorunlu Olmayan Hakaret ve Sövme İçeren Yazı veya Sözleri )

• ŞEKİL KOŞULU ( Savunma Dokunulmazlığından Söz Edilebilmesi İçin Eylemin İddia veya Savunma Niteliğindeki Evrak İle İlgili Olarak Yapılması Gerektiği )

• YER KOŞULU ( Savunma Dokunulmazlığı – Eylem Yargı Organlarına Verilen Dilekçelerde veya Bu Organlar Huzurunda Yapılmış Olması Gereği )

• ÖLÇÜLÜLÜK KOŞULU ( Savunma Dokunulmazlığı – Hak Kullanılırken Sınırın Aşılmaması Gerektiği )

5237/m. 128

2709/m. 13, 19, 36, 90

1136/m. 2, 34, 35.

Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme m. 6

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6, 10.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi m. 8, ll.

ÖZET : Uyuşmazlık, sanık olan avukatın cevaba cevap dilekçesinde “Davalı vekilinin 3. delili, faydalı model belgesi, diğer delilleri gibi şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş haksız bir belgedir” şeklindeki ifadesinin sövme suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. Sanığın avukat olması ve söz konusu eylemin avukatlık görevinin yerine getirilmesi sırasında işlenmesi savunma dokunulmazlığını gündeme getirmektedir. Avukatlar görevlerini ifa ederken belli koşullar içinde bazı isnatlarda bulunabilir, bunu yaparken de bazen muhatapları küçük düşürücü ifadeler kullanabilirler. Ancak bu esnada iddia ve savunmanın gerekliliği ile orantılı hareket etmek zorundadırlar. Savunma dokunulmazlığından söz edilebilmesi için eylemin iddia veya savunma niteliğindeki evrak ile ilgili olarak yapılması gerekir ( Şekil koşulu ). Eylem, yargı organlarına verilen dilekçelerde veya bu organlar huzurunda yapılmış olmalıdır ( Yer koşulu ). Hak kullanılırken sınırın aşılmaması gerekir ( Ölçülülük koşulu ). Somut olayda diğer koşulların gerçekleşmesine rağmen ölçülülük koşulu gerçekleşmemiştir. Savunma sınırının aşılmasına rağmen yazılı gerekçeyle beraate karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Avukat olan sanık .’ın davalı vekili sıfatıyla katıldığı Akhisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … / … Esas sayılı dosyasına 10.01.2003 tarihinde verdiği cevaba cevap dilekçesinde, davacı Salih’e sövdüğü iddiasıyla yapılan yargılama sonunda; Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nce 09.12.2003 gün ve 212-259 sayı ile; ” … Sanığın dilekçesindeki sözleri müştekinin dosyaya bildirdiği belgenin delil olarak kabul edilmemesi, dikkate alınmaması ve kendi iddialarını güçlendirmek amacıyla sarf ettiği dava ve savunma konusu ile mantıksal bağlantısı olduğu, savunma sınırlarını aşmadığı anlaşıldığından, suçun unsurlarının oluşmadığı … gerekçesiyle berat kararı verilmiş, katılan tarafından temyiz edilen bu hüküm; Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nce 08.05.2006 gün ve 13092-10450 sayı ile; ” … Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak, sanık avukatın Asliye Hukuk Mahkemesi’ne verdiği, 10.01.2003 tarihli cevaba cevap dilekçesinde belgenin haksızlığını tahkire yönelmeden de çürütmesi olanaklı iken “faydalı model belgesi diğer delilleri gibi şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş haksız bir belgedir” demek suretiyle davanın yazgısını belirlemede zorunluluk bulunmamasına karşın, katılanı hırsızlıkla suçlayıp, küçük düşürdüğü ve iddia ve savunma sınırlarını aştığı gözetilmeden belgenin sahte olup olmadığı da araştırılarak hüküm kurulması yerine iddialarını güçlendirmek amacıyla sarf ettiği gerekçesiyle berat kararı verilmesi… ), gerekçesi ile bozulmuştur.

Bunun üzerine Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nce 29.11.2006 gün ve 208-307 sayı ile;

Daha önceki gerekçe; ” … Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. bendinde düzenlenen iddia ve savunma hakkından, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen savunma hakkının kısıtlanmasından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve Anayasa’nın 90/son maddesindeki düzenleme nedeniyle iç hukukta doğrudan uygulanması gereken Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 14. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma hakkından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmenin 10. maddesi ile Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen fikir özgürlüğünden, Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesinden, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 8. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü ve 11. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesinden, Birleşmiş Milletler Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler Bildirgesinden, 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın I, 2, 34 ve 35. maddelerinde düzenlenen avukatların hak ve ödevlerinden, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinden ve 5237 Sayılı Yasanın 21. maddesinde düzenlenen kast tanımından ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.10.1998 gün ve 255-316 sayılı kararından bahsedilerek…” genişletilmek suretiyle direnme ve berat kararı verilmiştir.

Bu hükmün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 18.04.2007 gün ve 68131 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A ) Yargılama konusu maddi olayın;

“Avukat olan …’ın davalı vekili sıfatıyla katıldığı Akhisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … / … Esas sayılı dosyasına 10.01.2003 tarihinde sunduğu cevaba cevap dilekçesinde, “Davalı vekilinin 3. delili, faydalı model belgesi, diğer delilleri gibi şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş haksız bir belgedir” şeklindeki ifadeye yer vermesi” tarzında gerçekleştiği,

B ) Yargıtay 4. Ceza Dairesi ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözülmesi gereken hukuki ihtilafın;

Sanık avukat tarafından cevaba cevap dilekçesinde “Davalı vekilinin 3. delili, faydalı model belgesi, diğer delilleri gibi şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş haksız bir belgedir” şeklinde bir ifade kullanılmasının sövme suçunu oluşturup oluşturmayacağı noktasında ortaya çıktığı,

C ) Ön mesele;

Asıl mesele görüşülmeden önce; yerel mahkemece direnme kararı verilirken, ilk hükme oranla daha geniş bir gerekçeye dayanılmış olmasının; ikinci kararın “eylemli uyma” nedeniyle “özel dairece” incelenmesini gerektirir nitelikte “yeni bir hüküm” sayılmasına neden olup olmayacağı konusu ön mesele olarak ele alınmıştır.

D ) Genel Kurul’ca yapılan değerlendirmede;

1- Ön meseleye ilişkin değerlendirme;

Genel Kurul’un yerleşik uygulamalarına göre; yerel mahkemece ilk hükmün bozulmasının ardından, yeni bir gerekçeye dayanarak hüküm kurulması halinde, “eylemli uymanın” varsayılacağı ve “direnme” niteliğinde görülmeyen ikinci hüküm hakkındaki incelemenin Genel Kurulca değil, özel dairece yapılacağı hususunda tereddüt bulunmadığı,

Buradaki sorunun, “yeni gerekçeye” verilen anlamla ilişkili olduğu,

Bu anlamda; bozma kararından sonra, kararının haklılığını vurgulamak amacıyla yerel mahkemece, önceki hükümde yer verilmediği halde, ulusal ve uluslararası mevzuata yer alan değişik düzenlemelere, bazı yargısal kararlara ve öğretiden bir kısım görüşlere dayanılmış ve bunların karar gerekçesine yazılarak, gerekçenin genişletilmiş olmasının, “yeni bir gerekçeye” dayanmak olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla da burada “eylemli uymadan” ya da “yeni hükümden” bahsedilemeyeceği,

Kabul edildiğinden, işin esasına geçilmelidir.

Ön mesele ile ilgili olarak; çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul üyesi ise; “önceki kararın gerekçesinde gösterilmemiş olan bir kısım hususların, yeni hükmün gerekçesinde gösterilmiş olması nedeniyle, ortada “eylemli uyma” dolayısıyla da, ilk defa dairesince incelenmesi gereken “yeni bir hüküm” bulunduğunu ileri sürerek esasa geçilmemesi ve dosyanın özel daireye gönderilmesi yönünde” karşı oy kullanmışlardır.

2- Esasa ilişkin değerlendirme; 1- Dosya incelendiğinde;

Katılan Salih’in; 06.03.2002 tarihli dilekçe ile Adalet Bakanlığı’na başvurarak, sanığın Akhisar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin …/… Esas sayılı dosyasında davalı avukatı olduğunu, bu dava sırasında sanık tarafından verilen 10.01.2003 tarihli cevap dilekçesinde “faydalı model belgesi; diğer delilleri gibi şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiştir” denilmek suretiyle savunma sınırlarının aşıldığını ve kendisi hakkında suç isnadında bulunulduğu belirterek şikayetçi olduğu, bu dilekçenin 17.03.2003 gün ve 13014 sayılı yazı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesi üzerine, Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan ihzari mahiyetteki soruşturma sonunda, Adalet Bakanının 05.05.2003 tarihli oluru ile soruşturma izni verildiği,

Soruşturma sonunda; avukat olan sanık hakkında iddianame ve son soruşturmanın açılması kararıyla kamu davası açıldığı,

Katılanın, şikayetini 02.04.2003 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı huzurunda ve duruşma ifadesinde de yinelediği,

Akhisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin …/… Esas sayılı dosyasının mahkemece getirtilerek incelendiği ve suç konusu dilekçeden bir suret alındıktan sonra, “dosya inceleme tutanağı” düzenlenerek dosyanın iade edildiği, dosya inceleme tutanağından; davanın tecavüzün önlenmesi davası olduğunun ve söz konusu dilekçenin dosyaya davalı vekili olan sanık tarafından 10.01.2003 tarihinde sunulduğunun anlaşıldığı,

Dosyaya konulan dilekçenin 4. sayfasının, 8 numaralı bendinde aynen; “Davalı vekilinin, 3. delili, faydalı model belgesi, diğer delilleri gibi şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş haksız bir belgedir. Yani, 19.12.2002 tarihli cevaplarımızın 6. talebinde, “evrensel anlamda, halka mal olmuş bir modeldir ve faydalı model belgesi ile korunması mümkün değildir..” iddiamızı kanıtlayan söz konusu delillerimiz ve tanıklarımız gereği,” ifadelerinin yer aldığı,

Sanığın, Cumhuriyet savcısı huzurundaki 04.07.2003 tarihli ifadesinde; ” … Ben davalı vekili olarak katıldığını Akhisar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin …/… Esas sayılı dosyasına sunduğum cevaba cevap dilekçesinde yazdığım sözleri savunma kapsamında ve savunmada ileriye sürdüğüm tezleri vurgulamak amacıyla yazdım. Davacıya hakaret etmek gibi bir kastım yoktur. Sarf ettiğim sözlerle savunmada sınır aşılmış da değildir. Bu tür savunmayı daha iyi vurgulamak için sarf edilen sözler hakaret kapsamında değerlendirilse idi savunma ve hata iddia hakkı kısıtlanmış olurdu diye düşünüyorum. Yasa koyucu ceza yasasına savunma hakkının kısıtlanmamasını temin için savunma kapsamında sarf edilecek sözlerde hakaret suçunun unsurlarının oluşmayacağına dair özel hüküm koymuştur. Benim bilirkişi raporu ile ilgili olarak sarf ettiğim “Şaibeli” sözü, seçilen bilirkişinin teknik yetersizliği nedeniyle teknik anlamda uygun olmadığını ifade amacı taşımaktadır. Keza “tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş haksız bir belge … “den söz ederken de amacım aynıdır” şeklinde savunma yaptığı, yazılı savunması ile mahkemedeki savunmasının da bu savunmaya benzediği,

İzmir Cumhuriyet Savcısı tarafından 12.06.2003 tarihinde yemini yaptırıldıktan sonra, sadece dilekçeyi inceleyerek 27.06.2003 tarihli bilirkişi raporunu sunan Yrd. Doç. Dr. Veli Özer Özbek’in raporunun sonunda; ” … Türk Ceza Yasası’nın 486. maddesinde belirtilen objektif ve sübjektif şartların olayımızda gerçekleştiği, zira tahkir edici beyanın dava ile ilgisinin bulunduğu, karşı tarafın delillerini çürütmek için söylendiği, bu şekilde bir iddianın dava ile ilgili olarak sanığın bulunduğu tarafa bir yarar sağlamadığının söylenemeyeceği, bu sözlerin iddiayı güçlendirmek için sarf edildiği, bu nedenle dilekçede yer alan sözlerin tahkir edici niteliği bulunmakla birlikte, savunma hakkı sınırları içinde kaldığı …” kanaatine yer verdiğinin görüldüğü,

2- Yukarıda da belirtildiği üzere sanığın atılı eylemi işlediği konusunda yerel mahkeme ile özel daire arasında herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığı,

Sanığın avukat olmasının ve belirtilen eylemin “avukatlık görevinin ifası” sırasında işlenmesinin savunma dokunulmazlığını gündeme getirdiği, zira; 765 Sayılı Yasanın 486/1. maddesinde; “Tarafların veya vekil, müdahil, müşavir yahut kanuni mümessillerinin bir dava hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha veya sair evrakın yahut yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı ve sözlerinden dolayı takibat yapılmaz” şeklinde yer alan düzenlemeden, “savunma ( veya iddia ) amacıyla vaki olan yazı ve sözlerin” hakaret suçları açısından hukuka uygunluk nedenlerinden birisini teşkil eden “hakkın kullanılmasını” oluşturabileceği,

Böyle bir hakkın ihdas edilmesinin amacının, ceza yargılaması bakımından gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin yerine getirilmesi olduğu,

Bu şekilde, davada taraf olan; davalı, davacı, şahsi davacı, katılan, sanık ve savcının iddianın ve savunmanın gerektiği şekilde yapılabilmesi için belirli koşullar dahilinde bazı isnadlarda bulunabilecekleri, bunu yaparken de bazan muhataplarını küçük düşürücü ifadeler kullanabilecekleri öngörülmekle, iddia ve savunmanın gerekliliği ile orantılı olmak şartıyla bu şekilde ortaya çıkan eylemlerin hukuka uygun sayılacağı,

Ancak;

> Bu hakkın kullanımının bazı koşullara bağlı olduğu, bu koşulların;

a ) Eylemin iddia veya savunma niteliğindeki evrak ile yazılı olarak veya iddia ve savunma sırasında sözlü olarak yapılması gerektiği ( Şekil şartı ),

b ) Eylemin, yargı organlarına verilen dilekçelerde veya bu organlar huzurunda yapılması zorunluluğu ( Yer şartı ),

c ) Hak kullanılırken sınırın aşılmamasının gerekli olduğu ( Ölçülülük şartı ), Şeklinde sıralanabileceği,

Olayımızda şekil ve yer koşullarının varlığına karşılık üçüncü koşul olan ölçülülük şartının bulunduğundan söz edilemeyeceği,

Ölçülülük koşulu değerlendirilirken, 765 Sayılı Yasanın 486. maddesinin 2. fıkrasından da bahsetmek gerektiği; 486. maddenin 2. fıkrasındaki düzenlenin; “Dava ile ilgili olmayan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazamın yazı ve sözler yukarıdaki fıkra hükmünden hariçtir.” şeklinde olduğu,

Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, ölçülülük koşulunda önemli olanın, eylemin yargılama konusu ile ilgili olması hususu olduğu, yani eylemin, iddia veya savunmaya katkıda bulunmasının gerektiği,

Bu katkı ile ilgili olarak; eylemle savunma veya iddia arasında mantıksal bir bağlantının arandığı, iddia ve savunma ile ilgili olmayan veya iddia ve savunma açısından zorunlu bulunmadığı halde sarfedilen hakaret ve sövme içerikli yazı veya sözlerin savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyeceği,

Sonuç olarak; bir hakkın kullanımının, başka bir hakkın ihlali neticesini doğurmaması ve Anayasa ile teminat altına alınmış özgürlükleri yok etmemesi gerektiği,

Görüş ve kanaati benimsenmekle;

Somut olayda; davalı vekili olarak görev yapan sanığın, davacının cevap dilekçesindeki delillerini çürütmek maksadıyla da olsa, yeni delilin, davacının aynen diğer delillerinde olduğu gibi “şaibeli, tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edilmiş” bir delil olduğunu, herhangi bir bilgi veya belgeye dayanmadan soyut ve aşağılayıcı bir anlatım yöntemiyle ifade etmek suretiyle, “davacının”, mütecaviz ve hırsız olduğu yönünde bir değerlendirme yaparak, savunma sınırlarını aştığı ve savunma dokunulmazlığının “ölçülülük koşulunu” ihlal ettiği kabul edilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir genel kurul üyesi ise; söz konusu dilekçede yer alan ifadelerle, sanığın davacıyı hırsızlıkla itham etmediğini, aksine delilin şaibeli olduğunu vurgulamak istediğini ileri sürerek, direnme kararının onanması yönünde karşı oy kullanmıştır.

Bu itibarla, sanığın eyleminin savunma dokunulmazlığı sınırlarını aşarak sövme suçunu oluşturması nedeniyle isabetli görülmeyen direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.1 1.2006 gün ve 208-307 sayılı direnme kararının BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdiine, 17.07.2007 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: