İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin Konkordato İle ilgili Bozma Kararı

T.C.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2019/872

K. 2019/1177

T. 31.5.2019

• KONKORDATO İSTEMİ ( Mahkemece Alınan Komiserler Heyeti Raporuna Karşı Beyan ve İtirazlarını Bildirmesi İçin Davacıya Süre Verilmesi Gerektiği/Davacının Savunma Hakkı Kısıtlanarak Davacıya Süre Verilmeden Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesinin 6100 S.K. Md. 27 Hükmüne Aykırılık Teşkil Ettiği )

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( Mahkemece Alınan Komiserler Heyeti Raporuna Karşı Beyan ve İtirazlarını Bildirmesi İçin Davacıya Süre Verilmesi Gerektiği Gözetilmeksizin Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesinin 6100 S.K. Md. 27 Uyarınca İsabetsiz Olduğu )

• KONKORDATO TALEBİNE EKLENECEK BELGELER ( Davacının 2004 S.K. Md. 286 Uyarınca İbraz Etmesi Gereken Tüm Alacaklı ve Borçluları İle Vadeleri Birlikte Göstermesi Gereken Listelerin de Davacıya Süre Verilerek Temini Gerektiği )

• DAVANIN TEFRİKİ ( Gerçek Kişi Davacı Davacı Şirketin Ortak ve Yöneticisi Olup Müşterek Kefalet Durumlarının Söz Konusu Olduğu/Davaların Aynı Hukuki Nedenden Kaynaklanması Dava Sebeplerinin Kefili Bulundukları Kredi Borçlarının Benzer ve Aynı İlişkilerden Kaynaklanmış Olması Karşısında 6100 S.K. Md. 166/4 Uyarınca Davanın Davacı Gerçek Şahıs ve Asıl Dosyadaki Şirket Yönünden Birlikte Görülmesi Gerekirken Tefrikine Karar Verilerek Ayrı Esaslarda Yürütülmesinin Usul ve Yasaya Uygun Bulunmadığı )

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Mali Müşavir Bilirkişi Tarafından Şirket Kayıtları Esas Alınarak Düzenlenen Raporun İflas Kararı Verilmesi Açısından Yeterli Olmadığı/Mahkemece Sektör Bilirkişisi Değerlendirme Uzmanı Makine Mühendisi Mali Müşavir veya Bağımsız Kamu Denetçisinden Oluşan Heyetten Rapor Alınarak Sonucuna Göre Borca Batık Olup Olmadığının İflasın Açılması Gerekip Gerekmediğinin Tespiti Gerektiği )

2004/m.286/1 ( b ),287,291,292,297/2

6100/m.27,166/4

ÖZET : Dava, konkordato istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince konkordato talebinin reddine ve davacı şirketin iflasına karar verilmiştir.

Mahkemece, davacı tarafa konkordato komiseri nihai raporu tebliğ edilip, rapora karşı beyan ve itirazda bulunma hakkı verilmeyerek davacı tarafın savunma hakkı kısıtlanmıştır.

Bu durumda:

1. Mahkemece alınan komiserler heyeti raporuna karşı beyan ve itirazlarını bildirmesi için davacıya süre verilmesi gerekirken doğrudan kararda yazılı gerekçeler ile davacının savunma hakkının kısıtlanarak davacıya süre verilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi HMK’nın 27. maddesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

2. Davacının İİK 286.maddesi uyarınca ibraz etmesi gereken tüm alacaklı ve borçluları ile vadeleri birlikte göstermesi gereken listelerin de davacıya süre verilerek temini gerekmektedir.

3. Davacı şirket ile şirket ortağının birlikte açtığı dava tefrik olunarak ortağın konkordato talebine ilişkin dava aynı mahkemenin bir başka esas numarasına kaydedilerek görülmüştür. Gerçek kişi davacı, eldeki bu davada davacı şirketin ortak ve yöneticisi olup müşterek kefalet durumlarının söz konusu olduğu, davaların aynı hukuki nedenden kaynaklanması, dava sebeplerinin, kefili bulundukları kredi borçlarının benzer ve aynı ilişkilerden kaynaklanmış olması karşısında HMK’nın 166/4 maddesi gereğince davanın, davacı gerçek şahıs ve asıl dosyadaki şirket yönünden birlikte görülmesi gerekirken tefrikine karar verilerek, ayrı esaslarda yürütülmüş olması da usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

4. Mali müşavir bilirkişi tarafından şirket kayıtları esas alınarak düzenlenen rapor iflas kararı verilmesi açısından yeterli değildir. Mahkemece sektör bilirkişisi, değerlendirme uzmanı, makine mühendisi, mali müşavir veya bağımsız kamu denetçisinden oluşan heyetten rapor alınarak sonucuna göre borca batık olup olmadığının, iflasın açılması gerekip gerekmediğinin tespiti gerekmektedir.

DAVA : Yukarıda belirtilen karara karşı konkordato talebinde bulunan vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : A- )DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;

-Davacı G. Çoban’ın 2006 yılından itibaren kendi kurduğu işletmesi ile elektronik güvenlik network yapılandırma konularında hizmet verdiğini, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluk ve döviz riskindeki ani değişiklikler nedeniyle artan maliyetleri karşılayamaz hale geldiklerini, borç ödemelerini yapamamaya başladığını, keşide ettiği ve davacı şirketin kefil olduğu çeklerin bir kısmının karşılıksız kalması, bankalardaki kredilerin blokajı ve tedarikçilerinin mal sevkiyatını durdurması üzerine ciddi bir borç ödeyememe durumu ile karşı karşıya kaldığını,

-Davalı şirketin de kafe, gıda ve hizmet sektöründe, Gaziemir Optimum AVM içerisinde faaliyet gösterdiğini, şirket ortaklarının Ö. Çoban ve G. Çoban olduğunu, AVM’nin aylık kirasının ve KDV sinin Euro cinsinden olup son dönemde öngörülmez kur artışı ile kira borcunun iki katına çıktığını, aylık 100.500,00 TL’yi aştığını, AVM ortak giderlerinin de aynı nedenle aylık 18.750,00 TL’yi bulduğunu, davacı şirketin ayrıca ortağı G. Çoban’ın kredilerine ve çeklerine kefil, avalist gibi sıfatlarla teminat verdiğini, G. Çoban’ın borçlarını ödeyememe riskini de davacı şirketin taşıdığını, her iki davacının ödeyemediği çeklerin icra takiplerine başlandığını, şirket varlıklarının borçları karşılamaya yeterli olmadığını,

Davacı G. Çoban’ın konkordato teklifinin 48 ay içinde borçların %70’inin ödenmesi üzerine kurulu olduğunu, iflas halinde ancak %32 borcun ödeneceğini, yine davacı şirketin iflası halinde alacaklarına % 0,01 ödeyebileceğini, oysa konkordato teklifinin 48 ay içinde %70 borcun ödenmesi üzerine kurulu olduğunu beyanla tensiben ihtiyati tedbir kararların verilmesini, komiser tayinini, konkordato talebinin kabulüyle üç aylık geçici mühlet verilmesini, gerekli görülmesi halinde iki ay daha uzatılmasını ve bir yıllık kesin mühlet verilmesine karar verilmesini, konkordatonun tasdikini ve ilanını talep etmiştir.

Mahkemece tensip bir numaralı ara kararı ile davacı gerçek kişi ile şirketin birbirlerine müteselsil kefil oldukları, gerçek kişinin alacaklarının farklı olduğu, gerçek kişinin tacir olmadığı, kefil olmalarının bu davanın birlikte görülmesini gerektirmeyeceği, konkordatonun ikinci ve üçüncü aşamasında alacaklılar kurulunun oluşturulmasında zorluklar yaşanacağı gerekçesiyle G. Çoban’ın davasının tefrikine karar verilmiştir.

B- )İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, benimsenen konkordato komiseri raporuna göre, davacı şirketin borca batık ve iflas halinde olduğu, bu durumdan kurtulma imkanının bulunmadığı, davacı tarafın kefil olduğu kredi sözleşmelerini komiser ihtarına ve bildirimine rağmen ibraz etmediği, dolayısı ile davanın dayanağı olan 3.389.000,00 TL kefalet riskini kanıtlayacak belge sunmadığı, 2017-2018 yıllarında gerçekleşen satışlardan zarar ettiği, ciddi finansman sorunu olduğu, ön projede beyan edilen %6 ile %10 kârı yakalayabilmesinin mümkün olmadığı, mevcut hali ile ve gelecek dönemde borca batıklıktan çıkmasının mümkün olmayacağı, konkonkordato projesi ile hedeflediği nakit fazlalığını elde edemediği, bu hali ile projenin uygulanabilirliğinin kalmadığı gibi kira giderlerini de ödememekle davacının iyi niyetli sayılamayacağı gerekçesiyle konkordato talebinin reddine ve davacı şirketin iflasına karar verilmiştir.

D- )İSTİNAF NEDENLERİ :

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; konkordato komiseri raporunun kesin mühlet duruşmasından yalnızca iki gün önce mahkemeye sunulduğunu, bu durumun savunma haklarını etkin bir şekilde kullanmalarına engel olduğunu, müvekkil şirketin alacaklıların da dosya hakkında bilgi sahibi olamadıklarını, iflas kararının başta 20 işçi olmak üzere müvekkil şirketin tüm alacaklılarını da mağdur ettiğini, şirket ortağı G. Çoban hakkındaki tefrik kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, komiser raporunun eksik incelemeler içerdiğini, iflas kararı ve gerekçesinin konkordato müessesesinin düzenleme amacına ve kanun gerekçesine aykırı olduğunu, müvekkil şirketin borçlarının verilen kefaletler ve ortaklık sıfatı sebebiyle neredeyse tamamının G. Çoban’ın borçlarından oluştuğunu, dosya kapsamlarının net belirlenmesi daha sağlıklı ve gerçekçi sonuçlara ulaşabilmek için her iki dosyanın birlikte görülmesi gerektiğini, zira konkordatonun alacaklılarla müzakere aracı olması hem talep eden borçlu hem de alacaklılarının yararına olması, 15/03/2018 tarih, 7101 Sayılı Kanun gerekçesinin de bu doğrultuda olmasının nazara alınması gerektiğini, 21/12/2018 tarihli duruşma tutanağından da anlaşılacağı üzere, müvekkil şirket alacaklılarının da konkordato sürecine destek verdiklerini,

Konkordato komiserinin şirket ana borçlusu G. Çoban’ın kefalet/garantör/avarist sıfatıyla üstlendiği risklere ilişkin belgelerin dosyaya sunulmadığı yönündeki tespitleri bakımından; yakın tarihe kadar Ö. Çoban’ın şirketin tek hissedarı ve yöneteni olduğunu, bu dönemde eşi G. Çoban’ın bankalara ve piyasaya olan borçları karşılığında davacı şirketin kefil/garantör/avalist olduğu fakat bu sözleşme ve çeklerde şirket kaşesinin basılmadığını, bu sebeple kefil/garantör ve avalist sıfatının müvekkil şirkete değil, doğrudan şirket ortağı Ö. Çoban’a ait olduğunu, dolayısıyla dava dışı yöneticiye ait olan borçların bu yönüyle dikkate alınmadığını,

Aynı zamanda komiserin tespitlerine göre firmanın borcu ile alacağı arasındaki farkın sadece 40.000,00 TL olduğunu, bu derece küçük tutara rağmen borçların ödenmeyeceğinin iddia edilmesi ve müvekkil şirketin iflasına karar verilmesinin hatalı olduğunu, komiser raporunda aktif toplamın 292.000,00 TL olduğunu, bu gün itibariyle borcun karşılanma oranının %44,92 TL olduğunu, müvekkil firmanın 4 yıllık süreçte %5 kâr etse dahi borcun tamamının ödenmesinin mümkün olduğunu, yaklaşık ispat koşulunun mahkemece yanlış yorumlandığını, projenin başarıya ulaşmasının bir ayağı olan teklifin tasdiki şartlarının hiç incelenmediğini, İİK 287, 289/5, 297, 304/2, 290, 305/2 maddelerinin iflas kararının en son uygulanmasını öngördüğünü beyanla mahkeme kararının kaldırılmasını, müvekkil şirkete bir yıllık kesin mühlet verilmesini ve mahkemece verilen tefrik kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

E- )İSTİNAF NEDENLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

18/12/2018 tarihli geçidi konkordato komiseri raporuna göre, davacının İİK 286/b maddesi gereği ibraz etmesi gereken listelerden sadece borç listesini beyan ettiği, tüm alacaklarını vadeleri ile birlikte gösteren listenin eksik olduğu, şirketin defter kayıtları üzerinde yapılan incelemeye göre, bilançoda kayıtlı stok ve demirbaşların rayiç değer hesaplamasında esas alınacak değerlere ilişkin değerleme raporu ibraz edilmediği, komiserlikçe stok ve demirbaşlara ilişkin rayiç değer tespiti yapma imkanı bulunmadığı, bu hesaplardaki değerleme tutarlarının işletmenin beyanı üzerinden dikkate alındığı, dosyada mevcut verilen üzerinden düzenlenen bilançoda davacı şirketin 31/07/2018 tarihi itibari ile borç toplamının varlık toplamından 40.743,63 TL fazla olduğu ve rayiç değerlere göre davacı şirketin borca batık olduğu, davacı şirketin konkordato talebinin dayanağı olarak şirketin %50 hissesine sahip G. Çoban’ın borçlarına kefalet riski olduğu, davacı şirketin kendi bilançosunda görünen borçlarına ilişkin konkordato teklifi sunmadığı, G. Çoban’ın kefalet riski olarak hesaplanan tutarın 3.839.000,00 TL olduğu, ancak rapor tanzim tarihi itibari ile kefalet riskini kanıtlayan herhangi bir belge ibraz edilmediği, davacı şirketin 2018/2022 arası dönemde elde etmeyi planladığı toplam 732.085,74 TL nakit fazlasının %6 ile %10 net karşılık oranı ile faaliyet konusu satış gelirinden elde edileceği, G. Çoban için hazırlanmış olan nakit akım tablosunun müşterek borçlu müteselsil kefil olduğu iddia edilen davacı şirket için de geçerli olduğu beyan edilmiş olup İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/1121 Esas sayılı dosyada tarafınca verilen raporda G. Çoban’ın 2019-2022 döneminde beyan ettiği oran ve tutarında faaliyet konusu gelirleri ile iştirak gelirinin ve nakit fazlasının gerçekleşme olasılığının bulunmadığı, dolayısı ile konkordatonun başarıya ulaşma olasılığının bulunmadığı ve bu nedenle iş bu davada talep edilen konkordatonun da başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı kanaati belirtilmiştir.

Komiser raporu 18/12/2018 tarihli olup taraflara tebliğ edildiğine dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Davacı şirketin konkordato talebinin reddine ve iflasına dair karar 21/12/2018 tarihinde verilmiştir.

İİK’nın 7101 Sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değişik 287. maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesi, konkordato talebi üzerine İİK’nın 286. maddesinde belirtilen belgelerin eksiksiz olarak sunulduğunun tespiti halinde geçici mühlet kararı vererek 297/2. maddesindeki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır. İİK’nın “Geçici Mühlet” başlıklı 287/5.maddesi, “291. ve 292. maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.” hükmünü içermektedir.

Yukarıda anılan Yasa’nın “Kesin Mühlet İçinde Konkordato Talebinin Reddi ile İflâsın Açılması” başlıklı 292. maddesi gereğince:

“İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:

a- )Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa,

b- )Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa,

c- )Borçlu, 297. maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa,

d- )Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse,

İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın ( b ) ve ( c ) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine re’sen karar verir.

Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.” hükmü emredicidir.

“…Ülkemizin de tarafı olduğu ve Anayasa’nın 90. maddesi gereği iç hukukun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6, 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. 1086 Sayılı HUMK’nın 73. maddesi, “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez” yasal kuralı içermektedir. Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 Sayılı HMK’nın 27. maddesinde ise, adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olarak hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiş olup, bu hak yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini, kararların somut, açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir….” ( Yargıtay 23.HD. 2015/8218 E. 2017/663 K. 02.03.2017 T. )

Mahkemece, davacı tarafa 18.12.2018 tarihli konkordato komiseri nihai raporu tebliğ edilip, rapora karşı beyan ve itirazda bulunma hakkı verilmeyerek davacı tarafın savunma hakkı kısıtlanmıştır.

Bu durumda:

1. Mahkemece alınan komiserler heyeti raporuna karşı beyan ve itirazlarını bildirmesi için davacıya süre verilmesi gerekirken doğrudan kararda yazılı gerekçeler ile davacının savunma hakkının kısıtlanarak davacıya süre verilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi HMK’nın 27. maddesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

2. Yine davacının İİK 286.maddesi uyarınca ibraz etmesi gereken tüm alacaklı ve borçluları ile vadeleri birlikte göstermesi gereken listelerin de davacıya süre verilerek temini gerekmektedir.

3. Ayrıca davacı şirket ile şirket ortağı G. Çoban’ın birlikte açtığı dava tefrik olunarak G. Çoban’ın konkordato talebine ilişkin dava aynı mahkemenin 2018/1121 esas numarasına kaydedilerek görülmüştür. Dairemizin istinaf incelemesine tevdi kılınıp 2019/870 Sayılı numarasını alan dosyadaki gerçek kişi davacı G. Çoban, eldeki bu davada davacı şirketin ortak ve yöneticisi olup müşterek kefalet durumlarının söz konusu olduğu, davaların aynı hukuki nedenden kaynaklanması, dava sebeplerinin, kefili bulundukları kredi borçlarının benzer ve aynı ilişkilerden kaynaklanmış olması karşısında HMK’nın 166/4 maddesi gereğince davanın, davacı gerçek şahıs ve asıl dosyadaki şirket yönünden birlikte görülmesi gerekirken tefrikine karar verilerek, ayrı esaslarda yürütülmüş olması da usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

4. Mahkemece verilen iflas kararına göre; iflasına karar verilen davacı Şirket’in mal varlığının karar tarihine en yakın rayiç değerleri belirlenmemiştir. Şirketin faaliyet gösterdiği sektöre ve mevcut mal varlığına göre değerleme yapabilecek uzman ve sektör bilirkişileri ile mali müşavir uzmanı ile birlikte duran varlıklar ve taşınmazlar üzerinde keşif icrası suretiyle bunların rayiç değerleri tespit edilerek borca batıklığın belirlenmesi gerekmektedir. İflas ile ilgili bu yöndeki hiç bir delil toplanmadan ve konkordato projesi kapsamında ve karardan önce bizzat davacının belirlemiş olduğu rayiç ve kaydi değerlere göre borca batıklığın belirlenmesi ve buna göre iflas kararı verilmesi de doğru görülmemiştir. İİK m.292 deki borca batıklıkta derhal iflas, kesin mühletle sonraki duruma özgüdür. Tarafların beyanları, subjektif değerlendirilmesi, borca batıklık için yeterli kabulü yerinde değildir. Nitekim komiser de mali müşavirden seçilmiştir. Heyet oluşturulmamıştır. Şu halde mahkemece sektör bilirkişisi, değerlendirme uzmanı, makine mühendisi, mali müşavir veya bağımsız kamu denetçisinden oluşan heyetten rapor alınarak sonucuna göre borca batık olup olmadığının tespiti gerekir. Zira İİK 287/5.maddesinde, 291 ve 292.maddelerin geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanacağı belirtilmiş ise de, 292/a maddesine göre borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılması gerekiyor ise iflas kararı verilebileceğinin düzenlendiği, iflasın açılmasının gerekip gerekmediği yönünden ise yukarıda açıklanan gerekli ve yeterli incelemenin yapılması, borca batıklığın, iflasın açılması gerekip gerekmediğinin alanında uzman ve sektör bilirkişilerinin de dahil olduğu heyetten bağımsız, objektif inceleme ve raporlar alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Eldeki dosyada mali müşavir bilirkişi tarafından şirket kayıtları esas alınarak düzenlenen rapor iflas kararı verilmesi açısından yeterli değildir.

Açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurunun kabulü ile, HMK 353.1.a.4 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması, davaların tekrar asıl dosyada birleştirilmesi yönünde bir karar verilmesi, talebe eklenecek belgeler yönünden davacı tarafa süre verilmesi, komiser heyeti raporuna karşı beyanda bulunmaları için taraflara uygun süre verildikten sonra sunulacak beyan ve itirazların değerlendirlmesi, iflas kararının değerlendirilmesi halinde de yukarıda belirtilen incelemelerin yapılması, bilirkişi raporu alınması ve bu çerçevede karar verilmesi gerekmekle sair istinaf nedenleri incelenmeksizin kararın kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- )Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,

2- )İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21/12/2018 tarih, 2018/1073 Esas, 2018/1543 Karar sayılı kararının 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına,

3- )Yukarıda yapılan açıklamalara göre davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine İADESİNE,

4- )Karardan bir örneğinin mahkemesince ilk verilen karar gibi İLANINA,

5- )Karardan bir örneğinin mahkemesince İflas Müdürlüğüne ve Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne gönderilmesine,

6- ) Mahkemece 17/09/2018 tarihli ara karar tutanağı ile konulan tedbirlerin aynen devamına,

7- )Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin harcının istek halinde taraflara iadesine,

8- )Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: