16. ceza Dairesinin “bylock” kararı ve savunma hataları

Bylock=FETÖ/PDY mi?

Teori ile pratik her zaman uyumlu olmayabiliyor.

Ceza yargılamasında hedef sanığın beraatı veya daha az ceza alması ve yargılamanın tutuksuz devam etmesidir.

Savunmanın görevi bu hedeflere ulaşmaktır. Çok iyi bir hatip olabilirsiniz, duruşmalarda etkili konuşmalar yapabilirsiniz veya ceza hukukunu çok iyi bilirsiniz ve savunmalarınızı akademik bir dille yapabilirsiniz,  eğer savunmalarınız amaca hizmet etmiyorsa sonuçta başarısızsınızdır.

Amaca ulaşacak etkili bir savunma için Türkiye’de pratikte ceza yargılama sisteminin nasıl çalıştığını bilmeniz ve ona göre savunma strateji ve taktiklerinizi belirlemeniz gerekir.

Bizde ceza yargılamasında ilk derece mahkemeleri emsal Yargıtay kararlarına bakarak karar vermektedirler. Ancak etkili bir savunma için bu uygulamayı bilmeniz de yetmez. Yüksek mahkemenin kabul görmüş ilkelerini de bilmeniz, içselleştirmeniz gerekir.

Konumuz FETÖ/PDY davaları ve bylock.. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla iki sanık hakkında birçok delilin yanısıra bylock delilinin de bulunduğu gerekçeli bir karar verdi.

Kararda, yargıda genel kabul gören ve söz konusu hükme de yansıyan bazı ön kabuller mevcut.

Nedir bunlar?

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün varlığı,

Bylock iletişim programı ve bu programın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne münhasır kriptolu bir haberleşme programı olduğu…

Yargıda mevcut ön kabuller varken savunmanın kalkıp FETÖ/PDY silahlı terör örgütü diye bir örgüt olmadığını iddia etmesinin sanığa bir yarar olur mu, olmaz… Ya da bylockun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne münhasır bir iletişim programı olup olmadığını, bylock delillerinin hukuki delil olup olmadığını uzun uzun anlatmanın, velev ki bunlar doğru olsun, sanığa bir yararı olur mu, şüphesiz olmaz.

Elbette ceza savunmanı inandığı doğruları söylemeli, mesela bylock delillerinin hukuki olmadığı gibi, ama savunmasını bylock delillerinin hukuki delil olmadığına odaklarsa sonuç başarısız olacaktır.

Sosyal medyada uzmanlar tarafından hazırlandığı söylenen bylock raporları görüyoruz. Bu raporlar çok ısrarlı bir şekilde önümüze çıkıyor. Bu raporları sosyal

medyada paylaşanlar kendilerince savunmada bize yol gösteriyorlar. Bylock bilişim teknolojisi alanına giren bir konu.. Bu tür raporları özel bir ilgisi olmayan hukukçuların anlaması beklenemez. Gerçekte bylock delili ile açılan dava dosyalarının konunun uzmanı bilirkişilerce incelenmesi gerekir. Ancak bylock ön kabulleri doğrultusunda mahkemeler bilirkişi atama taleplerini kabul etmemektedirler. Bu durumda savunmalarda ağırlıklı olarak bylock ile ilgili uzman raporları ve teknik konulara odaklanmanın olağan yargılamada bir getirisi olmayacaktır. Bu tür savunmalar ikincil kanun yolu dediğimiz AYM ve AİHM’de ileri sürülebilir.

Bütün bu nedenlerle yargı sisteminin genel kabullerine uymayan ancak savunmanın doğruluğuna inandığı hususları savunmalarda özetlemek, fakat savunmayı genel kabuller içerisinde yapmanın daha tutarlı olacağı kanaatindeyiz.

Bylock deliline dayalı olarak açılan FETÖ davalarında genel kabule göre savunmanın çerçevesi nasıl olacaktır?

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararını basın Yargıtay’ın bylock kararı olarak sundu. Hukukçular kararı okumaya bile gerek duymadan hemen kabullendiler; bylock varsa ceza kaçınılmaz… Oysa 16. Ceza Dairesinin iki hakimle ilgili olarak verdiği gerekçeli karar bir ders kitabı gibi.. Daire bizim mahkemelerde anlatmaya çalıştığımız ancak bir türlü kürsüdekilere duyuramadığımız ceza hukuku ilkelerini çok açık ve net bir şekilde anlatıyor.

Daire, ön kabul olarak bylockun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne özgü bir iletişim programı olduğunu kabul ediyor ancak hükmün tek dayanağı bylock değil.

Daire, gerekçeli kararında sanıkların FETÖ/PDY silahlı örgütü yöneticisi olduğu tespitini yapıyor, ayrıca sanıkların örgüte özgü iletişim programını kullandıklarını belirtiyor.

Daire, sanıkların Fethullah GÜLEN’in, 19/04/2015 günü örgütün yayın organlarından www.herkul.org isimli internet sitesinde yayınlanan “Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları” başlıklı sohbet ve dua görünümlü kriptolu talimatını alarak, yedi ayrı soruşturma dosyasında tutuklu olan altmış üç kişinin müdafiliğini yapan ve bir kısmı hakkında aynı örgüte mensubiyetleri nedeniyle ceza soruşturması başlatılan sanıklar için avukatların verdikleri tahliye talepli dilekçeleri alışılmış usullerin dışına çıkarak işleme koyarak toplu olarak tahliye ettikleri tespitini yapmakta ve buradan hareketle FETÖ/PDY silahlı örgütünün yöneticisi oldukları sonucuna varmakta ve TCK 314/1 uyarınca cezaya hükmetmektedir.

16. Ceza Dairesinin delileri takdirinin hatalı olduğu ileri sürülebilir fakat dairenin kararının hukuki çerçevesinde bir olumsuzluk bulunmamaktadır.

Yukarıda dairenin gerekçeli kararının ceza hukuku dersi gibi olduğunu söyledik. Savunmanlar silahlı terör örgütlerine ilişkin dairenin kararında kabul ettiği ilkeler doğrultusunda savunma yaparak olumlu sonuçlar alabilirler.

Olumlu sonuç derken sürecin tamamını kast etmekteyim; ağır ceza, İstinaf,  Yargıtay..

NOT: Öncelikle kararın olumlu gördüğüm, savunmada yararlı olacak kısımlarını ele almayı tercih ettim.. Birkaç yazı daha kararın olumlu yönlerini anlattıktan sonra karara karşı eleştirilerimi yazmayı planlamaktayım.

Av. Rahmi Ofluoğlu

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: