5237 Sayılı TCK Madde 105 İçtihat

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2012/2-1498

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/2-1498

K. 2014/188

T. 15.4.2014

• CİNSEL TACİZ ( Eylemin Suç Olarak Kabul Edilebilmesi İçin Mağdurun Rızası Hilafına Gerçekleştirilmesi Gerektiği/Müştekinin Sanıkla Şikayet Konusuyla Telif Edilemeyecek ve Olağan Sayılmayacak Şekilde Uzun Görüşmeler Yaptığı – Eşi Tarafından Fark Edilinceye Kadar Şikayet Başvurusunun Bulunmadığı/Duruşmada Sanığın Müştekinin İsteğiyle Birlikte Olduğunu Beyan Etmesine Karşın Müşteki Bu Hususta Beyanda Bulunmadığından Sanığın Yüklenen Suçu İşlediği Konusunda Şüphe Oluştuğu ve Sanığın Beraatine Karar Verileceği )

• ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ ( Cinsel Taciz/Müştekinin Sanıkla Olağan Sayılmayacak Şekilde Uzun Görüşmeler Yaptığı – Duruşmada Sanığın Müştekinin İsteğiyle Birlikte Olduğunu Beyan Etmesine Karşın Müşteki Bu Hususta Beyanda Bulunmadığı/Sanığın Yüklenen Suçu İşlediği Konusunda Şüphe Oluştuğundan Sanığın Beraatine Karar Verileceği )

• MÜŞTEKİ VE SANIĞIN OLAĞAN SAYILMAYACAK UZUN GÖRÜŞMELER YAPMASI ( Cinsel Taciz/Müştekinin Sanık İle Şikayet Başvurusundan Bir Saat Sonra Kendisini Aradığında 228 Saniye Süren Görüşme Yaptığı – Duruşmada Sanığın Müştekinin İsteğiyle Birlikte Olduğunu Beyan Etmesine Karşın Müştekinin Bu Hususta Beyanda Bulunmadığı/Sanığın Yüklenen Suçu İşlediği Konusunda Şüphe Oluştuğundan Sanığın Beraatine Karar Verileceği )

5237/m. 105

ÖZET : Sanığın cinsel taciz suçundan beraatine karar verilmiştir.

Cinsel taciz eylemlerinin suç olarak kabul edilebilmesi için bu eylemlerin hukuka aykırı olarak, başka bir ifadeyle mağdurun rızası hilafına gerçekleştirilmiş olması zorunludur.

Müştekinin kendisini arayan sanıkla şikâyet konusuyla telif edilemeyecek ve olağan sayılamayacak şekilde uzun görüşmeler yapması, eşi tarafından sanığın fark edildiği güne değin bir şikayet başvurusunun bulunmaması, kendisini cinsel yönden rahatsız ettiğini iddia ederek hakkında şikâyetçi olduğu bir kişiyle, başvurusundan bir saat kadar sonra kendisini aradığında 228 saniye süren bir görüşme yapması, sanığın müştekinin de hazır bulunduğu duruşmada, onun isteği ile birlikte olduğunu ifade etmiş olmasına rağmen müştekinin bu hususta beyanda bulunmamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yüklenen suçu işlediği konusunda şüphe oluştuğu, bu şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir. Sanığın cinsel taciz cuçundan beraatine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Sanık N.’nın cinsel taciz suçundan beraatine ilişkin, Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.11.2008 gün ve 282-440 sayılı hükmün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 10.10.2012 gün ve 1462-43398 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.10.2012 gün ve 74832 sayı ile;

“… Sanıkla arasında önceye dayalı husumet bulunmayan mağdurenin; namus ve haysiyetini ortaya koyarak sanığa iftira etmesini gerektiren herhangi bir sebebin bulunmaması karşısında, mağdurenin tutarlı beyanlarına itibar edilmesi gerekmektedir. Mağdurenin yargılamanın tüm aşamasında beyan ettiği üzere, sanığın mağdure ile arkadaşlık kurmak amacı ile rahatsız etmeye başladığı, cinsel taciz amacı ile önce mağdurenin evinin camını tıklattığı ve daha sonra da yine cinsel amaçlı olarak mağdurenin evine girdiği ve evde müşteki A. ile karşılaşması üzerine evden kaçtığı anlaşılmaktadır.

Dosya içine toplanan tüm delillere bir bütün halinde bakıldığında; sanığın mağdurenin evine cinsel amaçla girdiği ortaya çıkmaktadır. Sanığın mağdureye yönelik olarak yaptığı diğer eylemleri ile eve girme eylemi birleştirildiğinde mağdurenin beyanlarının doğru ve tutarlı olduğu, sanığın mağdureye yönelik olarak duyduğu cinsel istek ve arzuları sebebi ile, önce mağdureye arkadaşlık teklif ettiği ve daha sonra da hem evlerinin camını tıklattığı hem de evin içine girerek üzerine atılı cinsel taciz suçunu işlediği sübuta ermektedir.

Diğer yandan, sanık mahkemede vermiş olduğu 15/07/2008 tarihli savunmasında ‘… ben kendi isteği ile birlikte oluyordum. Bayan arkadaşı vardı o da gidip geliyordu…’ diyerek tevilli bir şekilde üzerine atılı suçu itiraf etmektedir. Sanığın mağdurenin evine girmesinin başka bir sebebi de dosya içine yansımamaktadır. Sanık üzerine atılı konut dokunulmazlığını ihlal suçunu cinsel amaçlı olarak işlediğini tevilli olarak itiraf etmiştir. Bu bağlamda; sanığın üzerine atılı cinsel taciz suçu sübuta erdiğinden sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile sanığın üzerine atılı suçtan beraatine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.11.2012 gün ve 26014-46467 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İtirazın kapsamına göre inceleme, cinsel taciz suçundan kurulan beraat hükmüyle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı cinsel taciz suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

1973 doğumlu müştekinin evli ve suç tarihi itibariyle iki çocuklu olduğu, nakliyecilik yapan 1960 doğumlu sanığın ise 9 yıl evli kaldıktan sonra 2004 yılında boşandığı, iki çocuğunun bulunduğu, müşteki ile sanığın aynı köylü olmaları nedeniyle olay öncesinde birbirlerini tanıdıkları,

23.12.2007 tarihinde geceleyin saat 02-03 sıralarında sanığın müştekinin eşiyle birlikte yaşadığı eve geldiği sırada müştekinin eşinin fark ederek yakalamaya çalıştığı ancak, kaçması nedeniyle yakalanmadığı, müşteki tarafından başvuruda bulunulması üzerine soruşturma başlatıldığı,

Müştekinin kullandığı cep telefonuna ait 15.12.2007-25.12.2007 tarihleri arasında yapılan görüşmelere ait listede, sanığın adına kayıtlı bir numara ile görüşme yapılmadığı gibi müşteki ile görüştüğü belirlenen telefonlardan herhangi birisinin sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığı hususunun aşamalarda sanık ve müştekiden sorulmak suretiyle araştırılmadığı, ancak bu kayıtlara göre müştekinin 16 Aralık 2007 günü saat 10.13; 18 Aralık 2007 günü saat 11.58 ve 20 Aralık 2007 günü saat 14.15’te E. adına kayıtlı ( 538 … … ) numaradan aranarak onunla sırasıyla 7, 4 ve 54 saniyelik görüşmeler yapıldığı, bu telefon numarasının Ulusal Yargı Ağı Projesi Bilişim Sisteminde kimlik tespiti sırasında sanık tarafından kendi telefonu olarak bildirilmiş olduğu, keza müştekinin telefon hattının 24.12.2007 günü saat 12.32’de S. adına kayıtlı ( 539 … … ) numaralı telefon hattından da aranarak 228 sn görüşme yapıldığı, bu numaranın ise dosyada bulunan rapora göre, sanığın dosya ile bağlantısız olarak … Devlet Hastanesi Nöroloji bölümünde tedavi gördüğü sırada kendi telefonu olarak hastaneye bildirildiği, UYAP kayıtlarına göre bu son görüşmenin mağdurun Cumhuriyet savcılığına ifade vermesinden yaklaşık bir saat sonra gerçekleştiği,

Müştekinin Cumhuriyet savcısı tarafından alınan beyanında özetle; sanık tarafından sürekli rahatsız edildiğini, geceleyin 02.00 sıralarında evinin yanına üç dört kez gelip camı tıklatarak kendisini rahatsız ettiğini, kendisine ait telefonu arayıp arkadaşlık teklif ettiğini, kendisiyle ilişkiye girmek istediğini söylediğini, telefonunu 2007 yılı Aralık ayı içerisinde de aradığını, 23 Aralık gecesi saat 02.00-03.00 sıralarında evinin camını tıklattığını, eşinin sanığın peşinden koştuysa da yetişemediğini, şikâyetçi olduğunu eşinin de olaya tanık olduğunu, sanığın cezalandırılmasını istediğini belirttiği,

Duruşmada ise; sanığın, eşinin arkadaşı olduğunu, onun yanında tanıştığını, kendisini gördüğü yerde arkadaşlık teklif ettiğini, kendisinin evli ve iki çocuklu olduğunu söylemesine rağmen peşini bırakmadığını, olay gecesi de bahçe duvarından atlayıp camdan içeri girdiğini, kendisinin gürültüye uyandığını, eşiyle sanığın boğuştuklarını ifade ettiği,

Müştekinin eşi olan tanık A.’ın mahkemede özetle; olay gecesi saat 04.30-05.00 sıralarında evinin içinde sanıkla karşılaştığını, köylüsü olması nedeniyle tanıdığını, evin içinde bir müddet boğuştuğunu, kendisinin bağırıp yardım istemesi üzerine sanığın pencereden atlayarak kaçtığını, sanığın eşine sürekli hakarette bulunduğunu söylediği,

Tanık H.’ın mahkemede özetle; üst katta oturduğunu, olay gecesi müştekinin eşinin imdat diye bağırdığını duyduğunu, uykulu bir şekilde kalktıklarını, kolundan yaralanmış olan müştekinin eşinin kendisine sanığın arka bahçeye bakan mutfağın penceresinden girdiğini ve evde sanıkla boğuştuklarını, sanığın yatak odasının penceresini açarak kaçtığını anlattığını, daha önce sanığı müştekilerin evine girip çıkarken görmediğini beyan ettiği,

Hakkında çıkartılan yakalama müzekkeresi üzerine yakalanıp duruşma açılarak alınan beyanında suçlamayı kabul etmeyen sanığın, müştekinin duruşmadaki beyanı üzerine müştekinin anlattıklarının doğru olmadığını, müşteki ile kendi isteği ile birlikte olduğunu, müştekinin bayan arkadaşının da gidip geldiğini, evlerine girmediğini, yoldan geçerken görülmesi üzerine hakkında şikâyetçi olduklarını, müştekinin kendi evine geldiğini savunduğu,

Anlaşılmaktadır.

Cinsel taciz suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinde, ” ( 1 ) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur.

( 2 ) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.

Madde gerekçesinde, “cinsel yönden, ahlâk temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesi” şeklinde tanımlanmış olan cinsel taciz eyleminin ne tür davranışlarla gerçekleştirilebileceği hususunda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte öğreti ve yargısal kararlarda, mağduru hedef almış, onun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin cinselliğine yönelen, söz atma, mesaj veya mektup gönderme, el kol hareketleri yapma, öpücük atma, cinsel ilişki teklif etme, cinsel organını gösterme gibi davranışlarla cinsel taciz suçunun işlenebileceği kabul edilmektedir.

Cinsel taciz eylemlerinin suç olarak kabul edilebilmesi için bu eylemlerin hukuka aykırı olarak, başka bir ifadeyle mağdurun rızası hilafına gerçekleştirilmiş olması zorunludur. Rıza açıklama ehliyetine sahip bulunan bir kişinin, cinsel taciz eylemlerine TCK’nun 26. maddesi kapsamında göstereceği rıza eylemi hukuka uygun hale getirecek ve eylem suç teşkil etmeyecektir. Rızanın varlığı somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir.

Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza yargılamasının en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Müştekinin kendisini arayan sanıkla şikâyet konusuyla telif edilemeyecek ve olağan sayılamayacak şekilde uzun görüşmeler yapması, eşi tarafından sanığın fark edildiği güne değin bir şikayet başvurusunun bulunmaması, kendisini cinsel yönden rahatsız ettiğini iddia ederek hakkında şikâyetçi olduğu bir kişiyle, başvurusundan bir saat kadar sonra kendisini aradığında 228 saniye süren bir görüşme yapması, sanığın müştekinin de hazır bulunduğu duruşmada, onun isteği ile birlikte olduğunu ifade etmiş olmasına rağmen müştekinin bu hususta beyanda bulunmamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yüklenen suçu işlediği konusunda şüphe oluştuğu, bu şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği, dolayısıyla sanığın beraatine ilişkin yerel mahkeme hükmünü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkin itirazın reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi; “sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: