5237 Sayılı TCK Madde 82 İçtihat

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/1-838

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2013/1-838

K. 2014/438

T. 21.10.2014

• TASARLAYARAK ÖLDÜRME SUÇU ( Sanıkların Süt Toplayıcılığı Yapan Maktulün İlçenin Çeşitli Köyleri Arasında Sabahın Erken Saatlerindeki Geçiş Güzergahını Tespit Ettikleri )

• KASTEN ADAM ÖLDÜRME SUÇU ( Tasarlayarak – Suçu İşlemeden Önce Makul Bir Süre Geçmesine ve Aradan Geçen Süre Dolayısıyla Ulaştıkları Ruhi Sükûnete Rağmen Bu Kararlarından Vazgeçmeyip Israrla Fiillerini İcraya Başladıkları )

• TAAMMÜDEN ADAM ÖLDÜRME SUÇU ( Maktulü Öldürmeye Sebatla ve Şartsız Olarak Karar Vermiş Oldukları Düşünüp Planladıkları Suçu İşlemeden Önce Makul Bir Süre Geçmesine ve Aradan Geçen Süre Dolayısıyla Ulaştıkları Ruhi Sükûnete Rağmen Bu Kararlarından Vazgeçmeyip Israrla Fiillerini İcraya Başladıkları ve Planladıkları Eylemi Belirledikleri Kurgu Dâhilinde İcra Ettikleri Anlaşılmakta Olduğu )

5237/m.82/1-a

ÖZET : Uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK’nun 82/1-a maddesi uyarınca tasarlayarak öldürme şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. Sanığın kızı diğer sanıkların ise kardeşi olan kişi ile maktul arasında gayrı meşru ilişki olduğu yönünde çıkan dedikodular sonrasında sanığın maktulün önünü kesip “Seninle eşin köyde çok konuşuyor, hakkında hiç hayırlısı olmaz, sen teksin başına her an birşey gelebilir” şeklinde sözler söylemesi, süt toplayıcılığı yapan maktulün, Menderes ilçesinin çeşitli köyleri arasında sabahın erken saatlerindeki geçiş güzergahını tespit etmeleri, olaydan bir gün önce sanığın evinde bir araya gelerek eylemi ne şekilde gerçekleştireceklerine dair plan yapıp, akabinde kar maskeleri, benzin ve sopa temin etmeleri, sonrasında akşam ayrılarak kendi evlerine gidip, olay sabahı erkenden bir araya gelerek yola çıkıp önceden tespit ettikleri güzergahta aracı ile ilerleyen maktulü durdurmaları ve öldürme eylemini birlikte gerçekleştirmeleri şeklinde meydana gelen somut olayda; maktulü öldürmeye sebatla ve şartsız olarak karar vermiş oldukları, düşünüp planladıkları suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve aradan geçen süre dolayısıyla ulaştıkları ruhi sükûnete rağmen, bu kararlarından vazgeçmeyip ısrarla fiillerini icraya başladıkları ve planladıkları eylemi, belirledikleri kurgu dâhilinde icra ettikleri anlaşılmakta olup, sanıkların kasten öldürme suçunu tasarlayarak gerçekleştirdiklerinin kabulü gerekmektedir.

DAVA : Tasarlayarak kasten öldürme suçundan sanıklar A. S., A. S. ve B. S.’ın 5237 sayılı TCK’nun 82/1-a, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hakyoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2011 gün ve 138-361 sayılı re’sen temyize tâbi olan hükmün sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.02.2013 gün ve 4006-1257 sayı ile;

“… Tasarlamanın oluşması için, bir kimseye karşı belli bir suçu işleme kararının verilmesi, tasarlamayı kabule elverişli makul bir sürenin geçmesi, bu süre içerisinde kararda sebat ve ısrar gösterilerek kararlaştırılan suçun işlenmesi gerekmekte olup, incelemeye konu somut olayda tasarlamanın şartlarının oluştuğuna dair her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığından, sanıkların TCK’nun 37/1. maddesi yollamasıyla 81/1, 29/1 ve 62/l. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları gerekirken, tasarlayarak öldürme suçundan hüküm kurulması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 25.04.2013 gün ve 140-69 sayı ile;

“… Her üç sanığın kızı ve kız kardeşi durumundaki H. İ. ile olan ilişkisinden dolayı maktulü uyardıkları ancak bu ilişkinin devam etmesi, küçük sosyal çevre olan köyde dedikoduların artması üzere sanıkların olaydan en az 15-20 gün öncesinden başlamak üzere maktulun gelip geçtiği yer ve saatleri takibe aldıkları, her üçünün sanığı öldürmek amacıyla olay günü sabah saat 06.00 sıralarında maktul O. A.’ın gelip geçtiği yerleri 15 gün süreyle takip ederek özellikle sabahın erken saatindeki geçiş güzergah ve anını tespit edip buna göre olay yerinde bekleyip hareket halindeki maktulun arabasının kendilerinin geldiği arabayla önünü kestikleri, gerek sanık B. S.’ın beyanı gerekse tanık olarak yukarıda beyanları açıklanan, tanık T. T. ve Y. Ç.’in beyanlarıyla da sabit olduğu gibi, maktule karşı hareketleri esnasında tanınmamak için maske temin edip yüzlerini maske ile kapattıkları, her üçünün yanında getirdikleri saldırıda ve savunmada kullanılmaya elverişli kalın tahta sopalarla maktulun kafasına öncesinde ikisinin maktulu tutup hareketsiz hale getirerek rastgele vurup, daha sonra her üçünün de birlikte vurdukları, bilhare kafasına aldığı darbeler sonucu beyin travmasına bağlı olarak orada ölen maktulü ( İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı’nın 30.11.2010 ve 13.12.2011 tarihli raporları ile belirlenmiştir ) olay yerine yakın bölgede bulunan Menderes ilçesinin 8 km güneyine düşen Şaşal Köyü bitişiğindeki Tahtalı Barajında, çevresinde ormanlık alanda kuytu bir alanda kuytu bir yere götürerek, burada arabadan indirip her ne kadar ihtiyaç için taşıdığını söylemiş ise de, bu amaçla hazırladıkları bidon içerisindeki benzin ile yakarak cesedi de ortadan kaldırmalarındaki davranışları, yukarıda açıklanan doktrin ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun oturmuş taammüde ilişkin sebatla, kast yoğunluğu içerisinde sabırla daha önceden yapmış oldukları plan çerçevesinde icra edip ölüm olayını gerçekleştirdiklerinin kabulünün dosyadaki delillere, oluşa ve hakkaniyet ilkelerine uygun düşeceği kanaatine varılmıştır.

Her üç sanığın öldürme olayını başkasıyla evli olan kızlarının yine başkasıyla evli olan maktulle olan ilişkisinden dolayı ilişkinin sonlandırılmamasına ve köyde kendilerinin namus yönünden olumsuz söz ve düşüncelerin etkisiyle tahrik altında öldürmeye karar vererek kasıtlarını net olarak ortaya koydukları ve 15 gün takip edip maktülün gelip geçtiği yerleri tespit ettikleri, bu amaçla da olay günü sabahın 06.00 sıralarında daha önceki tespitlerine uygun olarak maktülün geçtiği yerde önceden tedbir alarak bekledikleri;

Bu kararlarında Yargıtay’ımızın aradığı iradelerinde sebatlı ve ısrarlı bulunması şartını yerine getirdikleri,

Keza kızları ile maktul arasındaki ilişkiye yönelik bilginin köyde bilinmesinin çok uzun zaman geçmesine rağmen ruhi dinginlik içerisinde olamadıkları ve olaydan 15 ile 20 gün önce yaptıkları plan çerçevesinde sanığı takibe başlamaları ve bu takip sonucu sanığı olay sabahı 06.00 da maske takarak her üçünün birlikte dövüp kafasına vurma suretiyle ölümüne sebebiyet vermeleri ve bu olaydan sonra da yine soğukkanlı davranarak ortada herhangi bir delil bırakmama amacıyla hazırladıkları benzin ile cesedi yakmaya çalışmaları baştan beri sanıkların soğukkanlı, planlı, netice almaya yönelik olarak sebat ve ısrarlı davranışları sabit görülmüş ve bu davranışlar sonucu da maktülü öldürmüşlerdir…”,

Gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir.

Re’sen temyize tâbi olan bu hükmün sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istekli 18.12.2013 gün ve 232902 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR :

Sanık B. S. hakkında suç delillerini gizleme suçundan kurulan ceza verilmesine yer olmadığına hükmü temyiz edilmeksizin, sanık Mustafa Reyiz İçel hakkında kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup inceleme, sanıklar A. S., A. S. ve B. S. hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK’nun 82/1-a maddesi uyarınca tasarlayarak öldürme şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Akçaköy’de ikamet eden maktul Oktay’ın tanık Kibare ile evli olduğu ve civar köylerde süt toplayıcılığı yaptığı, sanık Ahmet’in kızı ve diğer iki sanığın kardeşi olan Halime’nin ise hakkındaki beraat hükmü kesinleşen sanık Mustafa ile evli olup aynı şekilde Akçaköy’de ikamet ettiği, sanıklar Ahmet, Ali ve Bahattin’in de Çamönü Köyü’nde ikamet ettikleri, Bahattin’in şoför olduğu için Pazar günü evine gelip Pazartesi ayrıldığı, diğer günler köy dışında olduğu, sanıklar Ahmet ve Ali’nin de köyde hayvancılıkla uğraştıkları,

Suç tarihinden yaklaşık iki ay kadar önce Oktay’ın eşi Kibare’nin Oktay ile Halime arasında telefon görüşmeleri olduğunu fark etmesi nedeniyle ilişkilerinin olduğundan şüphelenip birkaç defa Halime ile konuştuğu, Halime’nin eşi Mustafa ve ailesini bir akşam evine davet ederek tespitlerini aktardığı, bu olaydan sonra maktul Oktay’ın Halime ile gayrı meşru ilişkisi olduğu yönünde köyde dedikodu çıktığı,

HTS raporlarına göre Halime’nin maktul ile Eylül ayının başından itibaren 2-3 hafta süre ile telefonla görüştüğü, karşılıklı kısa mesaj göndermeye ilişkin kayıtlarının da bulunduğu,

29 Ekim 2010 günü Halime’nin babası sanık Ahmet’in K… Köyü yolunda Oktay’ın arabasını durdurup kızı ile ilişkisi olup olmadığını sorduğu, görüşmediklerini belirtmesi üzerine de “Eşin sağda solda çok konuşuyor, konuşmasın sen yalnız adamsın, başına bir şey gelebilir” dediği,

Suç tarihinden bir gün önce şoför olan sanık Bahattin’in adeti olduğu üzere pazar günü öğleden sonra evine geldiği, eşine ailevi bir mesele olduğunu söyleyerek babası olan sanık Ahmet’in evine görüşmeye gittiği, saat 18.25 ve 18.32 de Ahmet’e ait telefondan iki kez beraat eden Mustafa’nın telefonunu aradığı ve kardeşi Halime ile konuşarak Oktay’ın hâlâ kendisini rahatsız edip etmediğini sorduğu, aynı gün saat 20.00-20.30 sıralarında evine döndüğü ve hiçbir şey söylemeden yattığı, ertesi gün sabah saat 06.00 da evden çıkarak saat 08.30 sıralarında geri döndüğü, kıyafetlerini değiştirip işe gitmek üzere evden ayrıldığı, eşi Leyla’ya “soran olursa bugün evden saat 08.30 da çıktığımı söylersin” şeklinde defalarca uyarıda bulunduğu, evden çıktıktan sonra telefon açmak ve ardından kısa mesaj göndermek suretiyle uyarısını tekrarladığı,

HTS kayıtlarına göre olaydan bir gün önce saat 18.25 ve 18.32 de Ahmet’in telefonundan beraat eden Mustafa’nın, olay günü de saat 06.05 de Ahmet’in telefonundan Bahattin’in, saat 07.19 te de Bahattin’in telefonundan Ahmet’in arandığı,

Olay yeri tespit tutanağı ile olay ve yakalama tutanağında; “01.11.2010 günü saat 07.30 sularında Sarıçay mevkii Seracılık Derneği yanında kar maskeli üç şahsın iri yapılı bir erkek şahsı kamyonetinden indirdikten sonra darp ettikleri ve beyaz renkli bir araca bindirerek götürdükleri yönünde gelen ihbar üzerine olay yerine gidildiğinde, maktul Oktay’ın Fort transit marka aracının boş halde görüldüğü, araçta asılı bulunan gömlek cebindeki kimliğe göre kaybolan şoförün kim olduğunun belirlendiği, kısa ön araştırmada Halime ile ilgili dedikodular tespit edilip maktulün eşinin de sanıklardan şüphelendiğini belirtmesi üzerine Halime’nin babası Ahmet, ağabeyleri Ali ve Bahattin ile eşi Mustafa’nın karakola davet edildiği, sanıkların ilk ifadelerinde suçlamayı kabul etmedikleri, Bahattin’in eşi Leyla’nın bilgisine başvurulduğunda, Bahattin’in saat 06.00 sıralarında evden çıktığını ve saat 08.30 da geri dönüp üzerini değiştirdikten sonra tekrar ayrıldığını, fakat kendisine ısrarla ‘Sorarlarsa evden saat 08.30 da ayrıldığımı söylersin’ dediğini belirtmesi üzerine sanık Bahattin’e sorulduğunda; sabah babası Ahmet ve ağabeyi Ali ile birlikte şahsı yolda durdurup dövdüklerini ve kendisine ait araca bindirerek götürüp attıklarını, fakat bu olaya babası ve ağabeyinin karıştırılmaması halinde attıkları yeri gösterebileceğini ifade ettiği, yolda giderken de “Olay yerinde yaktım, inşallah ölmüştür” şeklinde beyanda bulunduğu, Kuner Yolu Eski Taş Ocakları Mevkiinden Tahtalı Barajı istikametine doğru ilerledikten sonra yolun sağ tarafında yanmış halde tanınmayan bir erkek cesedini gösterdiği, ana yoldan tali yola girildiğinde içinde siyah renkli yanıcı özelliğe sahip sıvı bulunan yarım litrelik pet şişe, 17 metre ileride 90 cm uzunluğunda 16 cm genişliğinde tekerlek izleri ve bu izin 7,30 metre çaprazında yanmış bir erkek cesedinin görüldüğü, cesedin elbiselerinin, ellerinin, ayaklarının, vücudunun ve saçının tamamen yandığı, yanmanın etkisiyle bir ayak kemiğinin vücudundan ayrıldığı, kafasında 1,5 x 7 cm ebadında çökme kırığının bulunduğu” bilgilerine yer verildiği,

Sanık Bahattin’e ait Murat marka Şahin tipi 1986 model bej renkli … … plakalı aracın sıvılaştırılmış petrol gazı ( Lpg gazlı sistemi ) ile çalıştığının ve maktulün kendi aracından indirildikten sonra darp edilerek bu araca bindirildiğinin tespit edildiği,

İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin 13.12.2010 tarihli otopsi raporunda; maktulün kanında alkol bulunmadığı, öldürücü dozda olmayacak şekilde % 4,9 karbonmonoksit saptandığı, karın bölgesi cildinin ve karın iç organlarının tamamen yanmış olması nedeniyle bu bölgede oluşmuş olması muhtemel lezyonların da yok olmuş olabileceği, cesette sağlam kalan dokularda herhangi bir silah yarasına özgü ayırt edici bir lezyonun olmadığı, ölümün künt kafa travmasına bağlı kafa kemiği kırılması ve kafa içi değişimler nedeniyle meydana gelmiş olduğu açıklamalarının bulunduğu, Anlaşılmaktadır.

Maktulün eşi olan katılan K. A.; olaydan önceki cuma günü sanıklardan A. S.’ın eşinin önüne geçip kızıyla aralarında herhangi bir şey olup olmadığını sorduğunu, eşinin de bir şey olmadığını söylemesi üzerine Ahmet’in “Senin eşin etrafta çok konuşuyor, konuşmasın, sen yalnız adamsın başına her an bir şey gelebilir” diyerek tehdit ettiğini eşinden duyduğunu beyan etmiş,

Maktulün kızı olan tanık B. A.; olaydan bir süre önce sanık Ahmet’in babasının arabasına bindiğini ve “Seninle eşin köyde çok konuşuyor, hakkında hiç hayırlı olmaz, sen teksin başına her an bir şey gelebilir” diye söylediğini babasından duyduğunu, ancak adli makamlara durumun bildirilmediğini ifade etmiş,

Tanık H. İ.; olay tarihinden yaklaşık altı ay kadar önce maktulün beş altı kez telefonla arayarak “Eşin senin kıymetini bilmiyor, sen güzel kadınsın” şeklindeki sözlerle kendisini rahatsız ettiğini, köyde haklarında dedikodu çıktığını, bu süreçte maktule onu sevdiğini söylemediğini ve bu içerikte mesaj göndermediğini belirtmiş,

Tanık Cavidan A.; suç tarihinden üç hafta önce Halime’nin “Bana iftara attılar, duydun mu” dediğini, iftiraysa ortaya çıkar demesi üzerine, “Bizdeki iş bitti, bu işi ağabeylerim halledecektir” şeklinde konuşunca “yapmayın” diye tembihlediğini ifade etmiş,

Tanıklar M. İ. ve Ü. İ.; yaklaşık iki ay önce maktulün eşi Kibare’nin, oğlu Mustafa ile birlikte gece saat 01.00 sıralarında bir şey konuşmak üzere kendilerini evine çağırdığını, gelinleri Halime ve Oktay arasında ilişki olduğunu belirterek telefon görüşmelerine ilişkin kayıtları gösterdiğini belirtmişler,

Tanık L. S.; eşi olan Bahattin’in 31.10.2010 günü öğleden sonra eve gelip duş aldıktan sonra vakit kaybetmeden ailevi bir mesele olduğunu söyleyip babası Ahmet’in evine gitmek üzere evden ayrıldığını, saat 20.00-20.30 sıralarında döndüğünü, hiçbir şey söylemeden yattığını, sabah da saat 06.00 sıralarında evden çıkarken ağabeyi Ali’nin telefonla aradığını, Bahattin’in de “tamam ben hemen geliyorum” şeklinde konuşarak evden ayrıldığını, saat 08.30 sıralarında eve döndüğünü, üzerini değiştirdikten sonra giderken sık sık “soran olursa evden 08.30 da çıktığımı söylersin” dediğini beyan etmiş,

Tanık Y. Ç.; olay günü üç arkadaşı ile birlikte otostop yaparak bindikleri araçta Menderes’teki okullarına giderken yanındaki arkadaşının Seferihisar yol kavşağını geçtikten sonra benzin istasyonu civarında siyah kar maskeli üç kişinin bir adamı sıkıştırarak dövdüklerini söylediğini, okula gidince durumu görevlilere bildirdiklerini ifade etmiş,

Tanık T. T.; sabahleyin 07.30-08.00 sıralarında üç dört kişinin uzun boylu iri yapılı, sarışın olmayan bir şahsı dövdüklerini gördüğünü, döven kişilerin yüzlerinde gözleri açık ağız tarafı kapalı siyah maske olduğunu, hiçbir yerlerinin gözükmediğini bildirmiş,

Tanık H. K.; olay sabahı maskeli üç kişinin bir şahsı darp etttiklerini gördüğünü, aralarında yaklaşık 75 metre mesafe olduğu için şahısları tespit edemediğini, karakola haber vermesi için oğlunun yanına gittiğini beyan etmiş,

Tutanak tanıkları; sanık Bahattin’e eşi Leyla’nın anlatımları ile çelişkili ifade verdiği hatırlatılınca, önce biraz tereddüt ettikten sonra sabah babası Ahmet ve ağabeyi Ali ile birlikte Oktay’ı yolda durdurup dövdüklerini ve kendisine ait araca bindirerek götürüp attıklarını ve fakat bu olaya babası ve ağabeyinin karıştırılmaması halinde şahsı attıkları yeri gösterebileceğini açıkladığını ve sanıkların yakalanışı ile maktulün bulunuşuna ilişkin tutanak içeriğinin doğru olduğunu açıklamışlar,

Diğer bir kısım tanıklar köyde maktul ile Halime arasında duygusal yakınlık ve ilişki olduğu yönünde söylentilerin çıktığını doğrulamışlar,

Sanıklar A. S. ve A. S. tüm aşamalarda suç teşkil eden eylemlerle bir ilgileri olmadığını ifade etmişler,

Sanık Bahattin ise; olay gününden bir önceki gece kardeşi olan Halime’nin Oktay’ın kendisini telefonla sürekli rahatsız ettiğini, dışarı çıkamaz duruma geldiğini söylemesi üzerine, maktülün süt toplama ve dağıtım işi yaptığını bildiğinden, sabahleyin saat 06.00-06.30 gibi süt toplamaya gideceği bölgede tali bir yolda arabayla beklediğini, maktulü aracıyla görünce durması için işaret ettiğini, durmayınca aracının önünü kestiğini, kardeşini neden rahatsız ettiğini sorduğunda maktulün ailesine sinkaflı küfürler ettiğini, bunun üzerine öfkelenerek aracının bagajında taşıdığı 50 santimetre uzunluğunda kürek sapından biraz ince sopayı aldığını ve arkadan maktülün ensesine vurduğunu, sersemleyince aracının ön sağ koltuğuna oturttuğunu, Tahtalı Barajı civarında bir boşluğa indirdiğini, ayaklarına birkaç sefer elindeki sopa ile vurarak kendine gelmesini sağladığını, ayılınca yeniden küfürler etmeye başlaması üzerine hareketsiz kalıncaya kadar vurduğunu, öldüğünü düşünüp aracında sürekli bulundurduğu bir şişe benzini üzerine dökerek yaktığını, eylemleri gerçekleştirirken yanında kimse olmadığını, suçu tek başına işlediğini savunmuştur.

5237 sayılı TCK’nun “Nitelikli hâller” başlıklı 82. maddesinde; ” ( 1 ) Kasten öldürme suçunun;

a ) Tasarlayarak,

..İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde tasarlayarak öldürme, kasten öldürme suçunun nitelikli halleri arasında sayılmıştır.

Gerek madde metninde, gerekse gerekçesinde “tasarlama” kavramının tanımına yer verilmemiş, bu konunun açıklığa kavuşturulması, öğreti ve yargısal kararlara bırakılmıştır. Öğretide tasarlamayı açıklama bakımından “soğukkanlılık” ve “planlama teorisi” olarak iki görüş ileri sürülmüştür. Soğukkanlılık teorisine göre, tasarlayarak öldüren şahısta bir soğukkanlılık gözlenmektedir. Bu kişinin başkasını öldürürken hiç heyecan duymamış olması, ondaki ruhsal kötülüğü göstermektedir. Ayrıca fail, öldürme kararını önceden almış olmasına, araya zaman girmiş bulunmasına karşın, soğukkanlılığını korumuş ve bu karardan vazgeçmemiştir. Planlama teorisine göre ise, tasarlama ile işlenen öldürme suçlarında, suç, önceden kararlaştırılmış, hazırlanmış ve planlanmıştır. Bu hazırlık, pusu kurmak, mağduru ya da maktulü bulmak, hile ile öldüreceği yere getirmek şeklinde olabilecektir. Burada fail, önceden aldığı suç işleme kararını gerçekleştirmek için suçta kullanacağı araçları seçip, temin etmekte ve bu suçu nasıl işleyeceği konusunda plan yapmaktadır.

765 sayılı TCK’nun yürürlükte olduğu dönemde, Ceza Genel Kurulunun 09.07.2002 gün ve 138-301 ile 03.12.2002 gün ve 247-414 sayılı kararlarıyla; “Failin bir kimseye karşı bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, suçu işlemeden önce soğukkanlı bir şekilde düşündükten sonra ulaştığı ruhsal sükûnete rağmen kararından vazgeçmeyip ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması halinde tasarlamadan söz edilebilir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte, ancak tasarladığı suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat bir başka nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır” sonucuna ulaşıldığı gibi, 5237 Türk Ceza Kanununun konuya ilişkin maddesinin uygulanmasında da benzer ilkeler gözönünden bulundurulmuştur.

Bu bağlamda, Ceza Genel Kurulunun 16.04.2013 gün ve 3-144, 26.06.2012 gün ve 67-258, 12.06.2012 gün ve 560-227, 25.01.2011 gün ve 122-7, 16.02.2010 gün ve 251-25, 02.02.2010 gün ve 239-14 ile 15.12.2009 gün ve 200-290 sayılı kararlarında, “Failin, bir kimsenin vücut bütünlüğü veya yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi gerektiği” belirtilmiştir.

Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ile eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut delillerle belirlenmeli, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirme konusu yapılmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanık Ahmet’in kızı diğer sanıkların ise kardeşi olan Halime ile maktul arasında gayrı meşru ilişki olduğu yönünde çıkan dedikodular sonrasında sanık Ahmet’in maktulün önünü kesip “Seninle eşin köyde çok konuşuyor, hakkında hiç hayırlısı olmaz, sen teksin başına her an birşey gelebilir” şeklinde sözler söylemesi, süt toplayıcılığı yapan maktulün, Menderes ilçesinin çeşitli köyleri arasında sabahın erken saatlerindeki geçiş güzergahını tespit etmeleri, olaydan bir gün önce sanık Ahmet’in evinde bir araya gelerek eylemi ne şekilde gerçekleştireceklerine dair plan yapıp, akabinde kar maskeleri, benzin ve sopa temin etmeleri, sonrasında akşam ayrılarak kendi evlerine gidip, olay sabahı erkenden bir araya gelerek yola çıkıp önceden tespit ettikleri güzergahta aracı ile ilerleyen maktulü durdurmaları ve öldürme eylemini birlikte gerçekleştirmeleri şeklinde meydana gelen somut olayda; maktulü öldürmeye sebatla ve şartsız olarak karar vermiş oldukları, düşünüp planladıkları suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve aradan geçen süre dolayısıyla ulaştıkları ruhi sükûnete rağmen, bu kararlarından vazgeçmeyip ısrarla fiillerini icraya başladıkları ve planladıkları eylemi, belirledikleri kurgu dâhilinde icra ettikleri anlaşılmakta olup, sanıkların kasten öldürme suçunu tasarlayarak gerçekleştirdiklerinin kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, tasarlayarak öldürme şartları bulunmadığından bahisle hükmün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetsiz olup, usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; “Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nun 82/1-a maddesi uyarınca tasarlayarak öldürme şartları oluşmadığından hükmün bozulması gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Usul ve kanuna uygun bulunan İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2013 gün ve 140-69 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE, 14.10.2014 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 21.10.2014 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: