5237 Sayılı TCK Madde 81 İçtihat

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/1-804

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2013/1-804

K. 2014/391

T. 23.9.2014

• KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS ( Sanığın Öldürmeye Elverişli Nitelikteki Bıçakla Hedef Gözeterek Mağdura Üç Kez Vurduğu – Darbelerin Hayati Bölgelerden Olan Batın Bölgesine İsabet Ettiği/Sanığın Kendi İsteği İle Değil de Mağdurun Ağabeyinin Mağduru Olay Yerinden Uzaklaştırması Nedeniyle Eylemini Sonlandırdığı – Eylemin Kasten Öldürmeye Teşebbüs Olduğu )

• ÖLDÜRMEYE ELVERİŞLİ NİTELİKTEKİ BIÇAKLA HEDEF GÖZETEREK HAYATİ BÖLGELERDEN OLAN BATIN BÖLGESİNE VURMA ( Sanığın Kendi İsteği İle Değil de Mağdurun Ağabeyinin Mağduru Olay Yerinden Uzaklaştırması Nedeniyle Eylemini Sonlandırmak Zorunda Kaldığı – Eylemin Kasten Öldürme Suçuna Teşebbüs Olarak Kabulü Gerektiği )

• KASTEN YARALAMA / KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS ( Sanığın Öldürmeye Elverişli Bıçakla Hedef Gözeterek Mağdura Üç Kez Vurduğu – Darbelerin Hayati Bölgelerden Olan Batın Bölgesine İsabet Ettiği/Eylemi Kendi İsteği İle Sonlardırmayan Sanığın Kasten Öldürme Suçuna Teşebbüsten Cezalanırılacağı )

5237/m.35,81,86

ÖZET : Uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu mu yoksa kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir. Sanığın öldürmeye elverişli nitelikteki bıçakla hedef gözeterek mağdura üç kez vurması, darbelerden üçünün de hayati bölgelerden olan batın bölgesine isabet etmesi, göbek deliği altındaki darbenin şiddeti ve meydana getirdiği yaralanma, sanığın kendi isteği ile değil de mağdurun ağabeyinin mağduru olay yerinden uzaklaştırması nedeniyle eylemini sonlandırmak zorunda kalması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir.

DAVA : Sanık E. D. hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüsten açılan kamu davasında, eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğundan bahisle sanığın 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.06.2008 gün ve 138-238 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.05.2010 gün ve 130-3452 sayı ile;

“… Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 gün ve 2009/1-85/242 sayılı kararında açıklandığı üzere; sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık yönünden savunmada zafiyet yarattığı durumlarda sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiğinden; aynı suçtan yargılanan sanıklar Emrah ve Nedim arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğu anlaşıldığı halde, savunmalarının ayrı ayrı müdafiiler yerine aynı müdafii tarafından yaptırılması suretiyle CMK’nun 152 ve Avukatlık Kanunun 38. maddelerine muhalefet edilmesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma kararına uyan Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesince 12.08.2010 gün ve 118-223 sayı ile; sanığın ilk hükümdeki gibi 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş,

Hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.11.2012 gün ve 7086-8571 sayı ile;

“… Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık Emrah’ın yol verme meselesinden kaynaklanan sözlü tartışmada mağdura, babasına ve erkek kardeşine hitaben küfrettiği, bunun üzerine çıkan kavgada 3 bıçak darbesi ile mağduru batın sol üst, sol alt ve sağ üst bölgelerinden yaraladığı, yere düşen mağdura karşı eylemini tamamladığı düşüncesiyle bıraktığı, bıçak darbelerinden bir tanesinin orta hat göbek deliği altından girerek, karaciğer ve midede yaralanma meydana getirip mağdurun hayati tehlike geçirmesine neden olduğu olayda, hedef alınan vücut bölgesi, kullanılan aletin özelliği, yaraların yeri ve niteliği birlikte dikkate alındığında, sanık Emrah’ın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşılmakla, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten yaralama suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 26.03.2013 gün ve 1-68 sayı ile;

“… Netice olarak bu tür olaylarda sanığın kastını hayati tehlike doğuran bıçağın nereye girdiği, nasıl yaralanmaya sebebiyet verdiğine bağlı tutmak adil ve eşit olmayan kararların verilmesine yol açabilir. Nitekim aynı durumdaki bir sanığın bıçak bir santim sağa veya sola denk gelmesi ile yaralamadan cezaladırılabileceği gibi, adam öldürmeye teşebbüsten de cezalandırılabilecektir. Bu tür olaylarda kastı belirlemek adına genel kriterler ortaya konulmuştur. O halde kullanılan silahın ve darbenin öldürmeye elverişliliği yanı sıra diğer kriterlerden hangisi ya da hangilerinin oluştuğu mutlaka tartışılmalıdır. Yargıtay bozma ilamında belirtilen darbenin hayati tehlike doğurduğu, darbenin hedef aldığı bölge, kullanılan aletin özelliği ve yaraların niteliği farklı farklı kriterler değildir. Bunların hepsi kullanılan silahın ve hedef alınan bölgenin elverişliliği ve darbenin niteliği kriteri etrafında kullanılan ifadelerdir. Silah elverişli olmasa zaten ölüm sonucu doğmayacaktır. Hedef alınan bölge ve darbe elverişli olmasa zaten yine ölüm sonucu doğmayacak veya doğmuş olsa bile kastı aşan müessir fiil sonucu öldürmekten bahsedilecektir.

O halde önemli olan bir darbenin sonuç itibariyle elverişliliği yanı sıra sanık aynı elverişlilikte ikinci bir darbe vurmuş mudur, eylemine kendiliğinden mi son vermiş, yoksa dış bir müdahale sonucu mu son vermek zorunda kalmıştır. Başka bir değişle etkili bir darbenin ( kullanılan silahın ateşli silah olmadığı da düşünüldüğünde ) ölüm sonucunu doğurmayabileceği herkesçe bilindiği halde ve sanığın ikinci etkili darbe vurma imkanı olduğu halde neden saldırısına son vermiştir. Bu sebebi eylemini tamamladığı düşüncesinde olmak gibi hiç bir dayanağı olmayan sonuca bağlamak yerine neden şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın öldürme niyeti olamadığı kabul edilmemiştir. Bunun hiç bir açıklaması yoktur. Çünkü taraflar arasında önceye dayalı hiç bir husumet olmadığı gibi yargılama aşamasında da barışmışlardır. Bu durumda sanığın bıçakla elverişli bir darbesi dışında ikinci bir kriter rahat bir şekilde ortaya konulamamaktadır. Oysaki tek kriterle yetinmek adaletsiz sonuçlar doğurur. Örneğin aralarında ciddi bir husumet bulunan iki kişinin kavgasında yaralanma bu kadar ciddi olmasa dahi sanığın mağduru öldürmek için yeterli sebebi vardı ve öldürmeye elverişli silahla kavgaya girişti mantığı ile öldürmeye teşebbüsten cezalandırılabilir veya husumet olmasa dahi bir kavgada olayımızdaki gibi 3 bıçak darbesinin vurulduğunu ancak bu darbelerinin üçünün de hafif yaralanmaya sebebiyet verdiğini kabul edelim, ancak bu kavga olay yerine gelen kişilerce ayrılmış olsun bu durumda sanığın kavga başkaları tarafından ayrılmasa eylemine devam edecekti, daha nitelikli darbeler vuracaktı nitekim 3 darbe vurmuş hala kavgaya devam ediyor gibi bir kabul ile öldürme kastı ile hareket ettiği kabul edilebilir, bu örneklerden de anlaşıldığı üzere sanığın kastını kesin olarak belirlemek ve adil bir sonuca ulaşabilmek için birden fazla kriterin bir arada bulunması zorunlu olduğu gibi bu kriterlerden bir tanesine daha fazla önem vermeksizin ayrı ayrı ortaya koymak ve ancak birlikte oldukları takdirde kastı belirleyeceklerini unutmamak gerekir.

Sonuç olarak sanık adam öldürmeye teşebbüs suçundan ortaya çıkan sonuçtan cezalandırılmamaktadır. Nitekim ortaya çıkan sonuç mağdurun ölmediği yaralandığı gerçeğidir. Öldürmeye teşebbüs suçlarında mağdurda hiç bir yaralanma dahi meydana gelmemiş olabilir, örneğin, sanık husumetli olduğu mağdura ateşli silahla hedef gözeterek sonucu alabilecek bir mesafeden bir kaç el ateş etmesine rağmen mağdurun kendisini koruması, sanığın nişancılıkta yeterince profesyonel olmayışı gibi sebepler ile mağdur yaralanmamış olsa dahi sanık adam öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulabilir o halde bu suçta ortaya çıkan sonuç yani yaranın niteliği aranan kriterler içerisinde belki de en az önemi olması gereken kriterdir. Burada sanığın hareketi ve bu hareketi hangi kasıt ile yaptığı önem arz etmekte ve sanık öldürme kastı ile gerçekleştirdiği saldırı nedeniyle öldürmeye teşebbüs fiilinden cezalandırılmaktadır. Bu saldırıyı gerektiren husumetin olmayışı, saldırının şiddetinin kavganın heyecanı ile bağlı olmasını doğurmaktadır. Saldırı gerçekleştikten sonra saldırıya sanığın kendi iradesi ile son vermesi de sanığın öldürmek kastının bulunmadığını ortaya koyan bir davranışıdır. Bu sebepler ile mahkememiz sanıkta öldürmek kastının varlığını sabit görmemiştir…”,

Gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 02.12.2013 gün ve 136713 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : Sanıklar E. D., N. ve M. Ş. D.. hakkında mala zarar verme suçundan şikayet olmaması nedeniyle verilen düşme, sanık N. D. hakkında üç mağdura karşı gerçekleştirmiş olduğu kasten yaralama suçundan verilen hükümlerin CMK’nun 231. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılması ve sanıklar M. Ş. ile N. D. hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen beraat kararları kesinleşmiş olup inceleme, sanık Emrah’ın mağdur Soner’e karşı gerçekleştirdiği eylemle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu mu yoksa kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Olay tarihinde, pazarcılık yapan mağdur S. K. ve kardeşleri ile sanık E. D. ve akrabaları arasında pazarın dağılmaya başladığı sırada mağdurlara ait aracın yolu kapatmasından dolayı sanıklara ait aracın yoldan geçememesi nedeniyle başlayan tartışma ve kavga sırasında sanığın mağduru her birisi batın bölgesinde olmak üzere üç ayrı yerden bıçakladığı,

Manisa Devlet Hastanesi Adli Tıp Polikliniğince düzenlenen 28.03.2008 tarihli raporda; mağdurun batın sol üstte 0.7 cm, sol altta 1.2 cm, sağ üstte 2 cm delici, kesici alet yarası olduğu, orta hat göbek deliği altına isabet eden darbenin karaciğer ve mide yaralanmasına neden olduğu için yaşamını tehlikeye soktuğu, diğer yaraların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Mağdur aşamalarda; olay günü pazar yerinde araçlarını yükledikleri sırada sanık Emrah ve M. Ş.’in yanlarına gelerek yolu açmalarını istediklerini, biraz beklemelerini söylemelerine rağmen kısa bir süre sonra her ikisinin birden gelerek “aracınızı çekin, yolu açın” diyerek küfürlü konuşmaya başladığını, ağabeyinin ikaz etmesine rağmen Emrah’ın küfürlü konuşmaya devam etmesi nedeniyle kavga etmeye başladıklarını, diğer tarafın birden kalabalıklaştığını, aralarında kaldığını, M. Ş.’in sopa ile omzuna vurduğunu, daha sonra sanık Emrah’ın elindeki bıçakla dört ayrı bölgesine vurduğunu beyan etmiş,

Mağdur Soner’in ağabeyi olup kendisi de mağdur olarak anlatımda bulunan H. K.; sanık Emrah ve yanındakilerle aralarında kavga başladığını, tekme tokat birbirlerine girdiklerini, karşı taraftan sanık Nedim ve Emrah’ın elinde bıçak olduğunu, sanık Emrah’ın kardeşi Soner’i bıçakladığını, eline bir sopa geçirerek Soner’i ellerinden alarak minibüse bindirdiğini, Emrah ve Nedim’in sopalarla minübüse de saldırarak camlarını kırdıklarını ifade etmiş, mağdur olarak ifade veren Ü. K. ve A. K. da benzer şekilde anlatımda bulunmuşlar,

Hakkında verilen beraat kararı kesinleşen ve sanık Emrah’ın kardeşi olup 18 yaşından küçük olan sanık Nedim aşamalarda; kavga sırasında yerde bir bıçak bulduğunu ve sağa sola salladığını dile getirmiş,

Sanık E. D. ise aşamalarda; kimseyi bıçaklamadığını, kardeşi Nedim’in elinde bir ara bıçak gördüğünü, Nedim’in bıçağı sağa sola salladığını savunmuştur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesinde; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır.

Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastolunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.

Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna sübjektif unsur denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir. ( İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315. )

Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.06.1990 gün ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır” şeklinde açıklanmıştır.

Kasten yaralama suçu ile kasten öldürme suçuna teşebbüs arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, çözülmesi gereken konu sanığın kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun belirlenmesine ilişkindir.

5237 sayılı TCK’nun 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.

İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.07.2003 gün ve 2003/1-196-212, Ceza Genel Kurulu’nun 30.09.2003 gün ve 2003/1-226-229, Ceza Genel Kurulu’nun 08.07.2008 gün ve 2008/1-88-184 ile Ceza Genel Kurulu’nun 31.03.2009 gün ve 2008/1-248-82 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesi sırasında; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânının olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmaktadır.

Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken kıstaslar farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Pazarcılık yapan mağdur ve sanık arasında olay tarihinde yol verme meselesi nedeniyle başlayan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, mağdur ve sanığın akrabalarının da karıştığı kavga sırasında sanığın ele geçirilemeyen bıçakla mağdurun batın bölgesine 3 ayrı darbe vurduğu, mağdurun ağabeyi Hüseyin’in mağduru alarak arabaya bindirdiği ve acil olarak hastahaneye götürdüğü, sanık ve akrabalarının mağdurun arabaya alınmasından sonra da saldırılarına devam ederek arabaya da zarar verdikleri, sanık tarafından kesici-delici aletle gerçekleştirilen 3 adet darbeden orta hat göbek deliği altındaki darbenin karaciğer ve mide yaralanmasına neden olduğu için mağdurun hayati tehlike geçirdiği sabit olan olayda; sanığın öldürmeye elverişli nitelikteki bıçakla hedef gözeterek mağdura üç kez vurması, darbelerden üçünün de hayati bölgelerden olan batın bölgesine isabet etmesi, göbek deliği altındaki darbenin şiddeti ve meydana getirdiği yaralanma, sanığın kendi isteği ile değil de mağdurun ağabeyinin mağduru olay yerinden uzaklaştırması nedeniyle eylemini sonlandırmak zorunda kalması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla; yerel mahkemenin direnme hükmünün, sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüs olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.03.2013 gün ve 1-68 sayılı direnme hükmünün, sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüs olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.09.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: