5237 Sayılı TCK Madde 74 İçtihat

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/8-333

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2013/8-333

K. 2013/624

T. 24.12.2013

• DAVANIN DÜŞMESİ KARARI (Mahkumiyeti Önleyici Sonuç Doğurduğundan Mahkumiyet ve Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Gibi Hükümlere Göre Sanık Lehine Olan Bir Hüküm Türü Olduğu – Sanık veya Müdafiinin Bu Kararı Beraat Kararı Verilmesi Gerektiği Talebiyle Temyiz Etmelerinde Hukuki Yararları Bulunmakta Olup Bunun Dışında Davanın Düşmesi Kararını Temyizde Hukuki Yararlarının Bulunmadığı)

• LEHE KANUN UYGULAMASI (Sanık Açısından En Lehe Olan Hükmün Beraat Kararı Olduğu – Sanıkların Davanın Düşmesi Kararını Beraat Kararı Verilmesi Gerektiği Gerekçesiyle Temyiz Etmelerinde Hukuki Yararlarının Bulunduğu)

• HUKUKİ YARAR (Hakkında Davanın Düşmesi Kararı Verilen Sanık veya Müdafiinin Bu Kararı Beraat Kararı Verilmesi Gerektiği Talebiyle Temyiz Etmelerinde Hukuki Yarar Bulunduğu – Bunun Dışında Davanın Düşmesi Kararını Temyizde Hukuki Yararın Bulunmadığı)

• TEMYİZ DİLEKÇESİNİN REDDİ (Sanıklar Müdafiinin Temyiz Dilekçesinde Sanıkların Beraati Talep Edilmediği Gibi Sanıkların Cezalandırıldığından Bahsedilerek Sanıklar Hakkında Kurulan Davanın Düşmesi Kararıyla İlgili Bir Hususa da Yer Verilmediği – Temyiz İsteminin Reddi Gerektiği)

5237/m.74,106/1-2

5271/m.223/8

ÖZET : 5271 Sayılı C.M.K.nun 223/8. maddesinde düzenlenen davanın düşmesi kararı mahkumiyeti önleyici sonuç doğurduğundan mahkumiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına gibi hükümlere göre sanık lehine olan bir hüküm türüdür. Ancak kanunun 223. maddesinin 1. fırkasında sayılan hükümlerden sanık açısından en lehe olan hüküm ise hiç şüphesiz beraat kararıdır. Dolayısıyla hakkında davanın düşmesi kararı verilen sanık veya müdafiinin bu kararı, beraat kararı verilmesi gerektiği talebiyle temyiz etmelerinde hukuki yarar bulunmakta olup, bunun dışında davanın düşmesi kararını temyizde hukuki yarar bulunmamaktadır. Sanıklar hakkında şikayet yokluğundan verilen davanın düşmesi kararının Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine, eylemin şikayete bağlı olmayan silahlı tehdit suçunu oluşturduğundan bahisle Özel Daire tarafından bozulmasından sonra, ilk hükümde direnilerek sanıklar hakkındaki kamu davasının düşürülmesine dair yerel mahkemece verilen hüküm, sanıklar müdafii tarafından: “…sanıklar hakkında daha önce aynı mahkemece verilen kararda direnilmesine ve sanıkların cezalandırılmasına karar verilmiştir” şeklindeki gerekçeyle temyiz edilmiş olup, sanıklar müdafiinin temyiz dilekçesinde sanıkların beraati talep edilmediği gibi, sanıkların cezalandırıldığından bahsedilerek sanıklar hakkında kurulan davanın düşmesi kararıyla ilgili bir hususa da yer verilmemiştir. Bu itibarla, sanıklar müdafiince sehven yapıldığı anlaşılan ve hukuki değerden yoksun bulunan temyiz isteminin reddine karar verilmelidir.

DAVA : Sanıklar O. E. E. ve M. E. M. hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve yaralama suçuna teşebbüsten açılan kamu davasının, sanıklarının eylemlerinin bütün halinde 5237 Sayılı T.C.K.nun 106/1-2. cümlesi kapsamında kalan tehdit suçunu oluşturduğunun kabulü ile, mağdurların şikayetçi olmadıkları gerekçesiyle düşürülmesine ilişkin, Karşıyaka 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.9.2007 gün ve 545-616 Sayılı hükmün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından eylemlerin silahlı tehdit suçunu oluşturduğu gerekçesiyle temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.3.2012 gün ve 13502-7945 sayı ile;

“… Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; şikayetçi Z. Ş.’ın selektör yapmasına rağmen yol verilmeyen sanıkların içinde bulundukları aracın sağından geçerek yoluna devam ettiği sırada, aracının arkasından sanıkların ateş etmeleri biçimindeki eylemlerinin silahlı tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı biçimde şikayet yokluğundan davanın düşürülmesine karar verilmesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 11.9.2012 gün ve 457-575 sayı ile;

“… Her iki sanığın olay gecesi Ç. B. arasında bulunan Dudayev Bulvarında seyir halindeyken mağdurlar Z. Ş. ve D. Ş. içinde bulundukları araçla yine seyir halindeyken selektör yapma ve yol vermeme meselesinden mağdurların araçla sanıkların kullandıkları aracın sağından geçtikleri, bu sırada sanıkların müştekilerin aracının peşine kendi araçlarıyla takıldıkları ve ele geçirilemeyen silahla müştekilerin aracının peşinden ateş ettikleri, daha sonra müştekilerin Bostanlı karakoluna sığındıkları, Bostanlı karakolundan polislerin sanıkları aramaya çıktıkları ve karakolun yakınında yakaladıkları, üstlerinde birbirlerine verdikleri tabancayı gördükleri, yolda bulunan boş kovanın yapılan ekspertiz raporunda sanıkların üzerlerinde ele geçen silahtan atılmadığının anlaşıldığı, sanıkların üzerinde çıkan silahın ruhsatsız olması sebebiyle daha önceki kararımızda ruhsatsız silah taşımaktan mahkumiyet kararı verildiği ve kararın bu bölümünün kesinleştiği, dolayısıyla her iki sanığın yoldaki trafikte meydana gelen sürtüşme sonucunda müştekilere gözdağı ve korku vermek amacıyla peşlerinden ateş ettikleri anlaşılmış, bu eylemleri T.C.K.nun 106/1-2. fıkrası olarak değerlendirilmiş, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin silahlı tehdit olarak bozma ilamına uyulmamış, eylemin silahlı tehdit olarak kabul edilebilmesi için daha önceki tarihlerdeki yargı tay’ın yerleşik içtihatları ışığında tehdit sözünün veya hareketlerinin de yapılması gerektiği, sadece aracın arkasından havaya doğru ateş edilmesi eyleminin sair tehdit olarak kabul edilmesinin gerekeceği…”,

Gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 4.4.2013 gün ve 276660 Sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İlk hükümde sanıklar hakkında 6136 Sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan mahkumiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve kasten yaralama suçuna teşebbüsten açılan kamu davasında, sanıkların eylemlerinin bütün halinde 5237 Sayılı T.C.K.nun 106/1- 2. cümlesi kapsamında kalan sair tehdit suçunu oluşturduğunun kabulü ile, mağdurların şikayetçi olmadıkları gerekçesiyle düşürülmesine dair hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daireyle yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; somut olayda sanıkların eylemlerinin T.C.K.nun 106/2-a. maddesinde düzenlenen silahlı tehdit suçunu mu, yoksa aynı kanunun 106/1-2. cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine dair ise de,öncelikle sanıklar müdafiinin, sanıklar hakkındaki kamu davasının düşürülmesine dair direnme hükmünü temyizinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanıklar hakkında 6136 Sayılı Yasaya muhalefet ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarıyla kasten yaralama suçuna teşebbüsten kamu davası açıldığı,

Yerel mahkemece, 6136 Sayılı Yasaya muhalefet suçundan cezalandırılmalarına, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve kasten yaralama suçuna teşebbüsten açılan kamu davasının ise sanıkların eylemlerinin kül halinde 5237 Sayılı T.C.K.nun 106/1-2. cümlesi kapsamında takibi şikayete bağlı olan sair tehdit suçunu oluşturduğunun kabulü ile, müştekilerin şikayetçi olmadıkları gerekçesiyle 5237 Sayılı T.C.K.nun 74 ve C.M.K.nun 223/8. maddeleri gereğince düşürülmesine karar,

Sanıklar hakkında 6136 Sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, düşme kararının ise o yer Cumhuriyet savcısı tarafından sanıklar aleyhine temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Özel Daire tarafından sanıklar aleyhine olacak şekilde düşme kararı verilen eylemlerin 5237 Sayılı T.C.K.nun 106/2-a maddesinde düzenlenen silahlı tehdit suçunu oluşturduğundan bahisle bozulduğu.

Yerel mahkemenin ise ilk hükmünde direnerek, sanıklar hakkında açılan kamu davasının 5237 Sayılı T.C.K.nun 74 ve C.M.K.nun 223/8. maddeleri gereğince düşürülmesine karar verdiği.

Direnme hükmünün sanıklar müdafii tarafından: “…sanıklar hakkında daha önce aynı mahkemece verilen kararda direnilmesine ve sanıkların cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararı usul ve yasaya aykırı bulduğumuzdan temyiz ediyor, kararın bozulmasını istiyoruz” şeklindeki gerekçeyle temyiz edildiği.

Anlaşılmaktadır.

5271 Sayılı C.M.K.nun 223/8. maddesinde düzenlenen davanın düşmesi kararı mahkumiyeti önleyici sonuç doğurduğundan mahkumiyet ve ceza verilmesine yer olmadığına gibi hükümlere göre sanık lehine olan bir hüküm türüdür. Ancak kanunun 223. maddesinin 1. fırkasında sayılan hükümlerden sanık açısından en lehe olan hüküm ise hiç şüphesiz beraat kararıdır. Dolayısıyla hakkında davanın düşmesi kararı verilen sanık veya müdafiinin bu kararı, beraat kararı verilmesi gerektiği talebiyle temyiz etmelerinde hukuki yarar bulunmakta olup, bunun dışında davanın düşmesi kararını temyizde hukuki yarar bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Sanıklar hakkında şikayet yokluğundan verilen davanın düşmesi kararının Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine, eylemin şikayete bağlı olmayan silahlı tehdit suçunu oluşturduğundan bahisle Özel Daire tarafından bozulmasından sonra, ilk hükümde direnilerek sanıklar hakkındaki kamu davasının düşürülmesine dair yerel mahkemece verilen hüküm, sanıklar müdafii tarafından: “…sanıklar hakkında daha önce aynı mahkemece verilen kararda direnilmesine ve sanıkların cezalandırılmasına karar verilmiştir” şeklindeki gerekçeyle temyiz edilmiş olup, sanıklar müdafiinin temyiz dilekçesinde sanıkların beraati talep edilmediği gibi, sanıkların cezalandırıldığından bahsedilerek sanıklar hakkında kurulan davanın düşmesi kararıyla ilgili bir hususa da yer verilmemiştir.

Bu itibarla, sanıklar müdafiince sehven yapıldığı anlaşılan ve hukuki değerden yoksun bulunan temyiz isteminin 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 317. maddesi gereğince reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi; “hükmün esastan incelenmesi gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle:

1-) Karşıyaka 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11.9.2012 gün ve 457-575 Sayılı direnme hükmüne yönelik olarak sanıklar müdafiince sehven yapıldığı anlaşılan ve hukuki değerden yoksun bulunan temyiz isteminin 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 317. maddesi gereğince reddine,

2-) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.12.2013 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: