5237 Sayılı TCK Madde 64 İçtihat

YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/13-243

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2013/13-243

K. 2013/376

T. 17.9.2013

• HIRSIZLIK SUÇU ( Zincirleme Suç – Sanığın Hükümden Önce Öldüğü/Yerel Mahkemece Gerekli Araştırma Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verileceği )

• ZİNCİRLEME SUÇ ( Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi Kullanılarak Alınan Nüfus Kayıt Örneğinde Sanığın Hükümden Önce Öldüğü Bilgisi Yer Aldığı – Yerel Mahkemece Gerekli Araştırma Yapılarak Sonucuna Göre 5237 S. T.C.K.’nun 64 İle 5271 S. C.M.K.’nun 223. Md. Uyarınca Karar Verilmesinde Zorunluluk Bulunduğu )

• SANIĞIN HÜKÜMDEN ÖNCE ÖLMESİ ( Kamu Davasının Düşürüleceği – Sadece Niteliği İtibarıyla Müsadereye Tabi Olan Eşya ve Yararlar Hakkında Yargılamaya Devam Edileceği )

• DAVANIN DÜŞMESİ ( Kamu Davası Açılmadan Önce Şüphelinin Ölmesi Halinde Kovuşturma İmkanının Bulunmaması Sebebiyle Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı verileceği – Kamu Davası Açıldıktan Sonra Sanığın Ölmesi Halinde İse Mahkemece Düşme Kararı Verileceği )

5237/m.64

5271/m.223

ÖZET : Uyuşmazlık; sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp, uygulanmayacağının belirlenmesine dair ise de, Ceza Genel Kurulunca yapılan inceleme de sanığın hükümden önce öldüğünün anlaşılması karşısında yapılması gereken işlem öncelikle belirlenmelidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunca, UYAP ( Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ) kullanılarak alınan nüfus kayıt örneğinde sanığın hükümden önce öldüğü bilgisi yer aldığından, yerel mahkemece gerekli araştırma yapılarak sonucuna göre 5237 Sayılı T.C.K.nun 64 ile 5271 Sayılı C.M.K.nun 223. maddeleri uyarınca karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

DAVA : Hırsızlık suçundan sanık N. T.’ın 5237 Sayılı T.C.K.nun 141/1, 143 ve 62. maddeleri uyarınca üç kez 1 yıl 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.2.2007 gün ve 188-102 Sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 5.11.2012 gün ve 17977-22995 sayı ile;

“… Sanığın suç tarihinde gece vakti saat 01.30 sıralarında müştekiler B. A., H. E. ve Ş. D.’ün çalıştıkları inşaatın 2. bodrum katında bulunan bina vasfındaki yatakhaneye girip, ayrı yataklarda yatan müştekilerin yastıkları altına veya bitişiğine koydukları 3 adet farklı modeldeki cep telefonlarını alıp, kapıdan çıkarken uyanan müştekilerin kesintisiz takibi sonucu inşaat içinde yakalandığı ve cep telefonlarından 2 tanesinin sanığın üzerinde ele geçirildiğinin, 1 tanesinin ise atmış olduğu yerde bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı ve 5237 Sayılı T.C.K.nun 142/1-b maddesine uyduğu gözetilmeden; yine her üç müştekiye ait telefonun aynı anda ve aynı koğuş içerisinde alınması sebebiyle sanığın bir fiille birden fazla kişiye yönelik aynı suçu işlediği anlaşıldığından müteselsilen nitelikli hırsızlık suçundan sorumlu tutularak T.C.K.nun 43/2. maddesinin uygulanmasıyla yetinilmesi gerekirken, üç ayrı hırsızlık suçunun varlığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.12.2012 gün ve 163013 sayı ile;

“… Sanığın gece vakti saat 01.30 sıralarında müştekiler B. A., H. E. ve Ş. D.’ün çalıştıkları inşaatın 2. bodrum katında bulunan bina vasfındaki yatakhaneye girip, ayrı yataklarda yatan müştekilerin yastıkları altına veya bitişiğine koydukları 3 adet farklı modeldeki cep telefonlarını alıp, kapıdan çıkarken uyanan müştekilerin kesintisiz takibi sonucu inşaat içinde yakalandığı sabit olup, sanığın ikrarı ile de cep telefonlarının üç ayrı müştekiye ait olduğu bellidir. Bu durumda ortada üç ayrı netice olup, sanığın herbir hareketi ile üç ayrı fiil dolayısıyla da üç ayrı netice meydana geldiğinden, yerel mahkemenin oluşa uygun düşen kabulünün doğru kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu sebeplerle özel dairenin sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 43/2. maddesinin uygulanması gerektiğine dair bozması hatalı olmuştur.

Sonuç ve İstem: Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle itirazın kabulüyle Yüksek Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 5.11.2012 gün ve 17977-22995 Sayılı hükmünün bozma ilamında yer alan da ‘yine her üç müştekiye ait telefonun aynı anda ve aynı koğuş içerisinde alınması sebebiyle sanığın bir fiille birden fazla kişiye yönelik aynı suçu işlediği anlaşıldığından müteselsilen nitelikli hırsızlık suçundan sorumlu tutularak T.C.K.nın 43/2. maddesinin uygulanmasıyla yetinilmesi gerekirken, üç ayrı hırsızlık suçunun varlığı kabul edilerek hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi’ kısmının hükümden çıkartılmasına karar verilmesi gerektiği…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.

C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 11.2.2013 gün ve 27088-2411 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp, uygulanmayacağının belirlenmesine dair ise de, Ceza Genel Kurulunca yapılan inceleme de sanığın hükümden önce 19.8.2006 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında yapılması gereken işlem öncelikle belirlenmelidir.

İncelenen dosya içeriğinden;

C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine Ceza Genel Kurulunca yapılan inceleme sırasında UYAP ( Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ) kullanılarak çıkarılan nüfus kayıt örneğinde, sanığın yerel mahkemece hüküm verilmesinden önce 19.8.2006 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı anlaşılmaktadır.

5237 Sayılı T.C.K.nun 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam edileceği, hükümlünün ölümü halinde ise cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte, müsadere ve yargılama giderlerine dair hükmün infaz edileceği belirtilmek suretiyle hükümlüyle sanığın ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.

Buna göre, kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi halinde kovuşturma imkanının bulunmaması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi halinde ise mahkemece düşme kararı verilecektir. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirdiğinden iştirak halinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek, sanığın ölümü niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmayacaktır. Sanığın ölümü ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmiş olan hükümlünün ölümü sadece hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak ölümden önce tahsil edilmiş bulunan para cezaları mirasçılarına iade edilmeyecek, buna karşın tahsil edilmemiş bulunan para cezaları da mirasçılardan istenmeyecek, bunun yanında müsadereye ve yargılama giderlerine dair hükümler ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.

Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi sebebiyle başkası sorumlu tutulamayacağından, düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir.

Temyiz aşamasında sanığın öldüğüne dair bir iddianın ortaya çıkması ya da UYAP ( Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ) vasıtasıyla alınan nüfus kaydında öldüğü bilgisinin yer alması veya sanık adına tebliğnamenin tebliğ edilmesi için çıkarılan tebligatın sanığın öldüğünden bahisle iade edilmesi gibi durumlarda, ölümün kamu davasının düşürülmesini gerektiren bir neden olduğu da göz önüne alınarak, ölüm sebebiyle düşme kararının temyiz merciince dosya üzerinde yapılan inceleme sırasında verilmesi yerine, ölüm bilgisi sebebiyle diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına karar verilerek yerel mahkemelerce mahallinde yapılan araştırmada sanığın öldüğünün kesin olarak belirlenmesinden sonra düşme kararı verilmesinin sağlanması gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 5.3.2013 gün ve 1560-81, 5.3.2013 gün ve 131-75, 13.3.2012 gün ve 360-95, ile 6.5.2008 gün ve 97-101 Sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunca, UYAP ( Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ) kullanılarak alınan nüfus kayıt örneğinde sanığın hükümden önce 19.8.2006 tarihinde öldüğü bilgisi yer aldığından, yerel mahkemece gerekli araştırma yapılarak sonucuna göre 5237 Sayılı T.C.K.nun 64 ile 5271 Sayılı C.M.K.nun 223. maddeleri uyarınca karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, sanığın hüküm tarihinden önce öldüğü bilgisine ulaşıldığından, gerekli araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmek üzere yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne,

2- )Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 5.11.2012 gün ve 17977 – 22995 Sayılı bozma kararının kaldırılmasına,

3- ) İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 22.2.2007 gün ve 188-102 Sayılı hükmünün, sanığın 19.8.2006 tarihinde öldüğü bilgisine ulaşılması sebebiyle gerekli araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmek üzere BOZULMASINA,

4- ) Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2013 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: