5237 Sayılı TCK Madde 27 İçtihat

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2013/1-295

K. 2013/295

T. 11.6.2013

• KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNUN MEŞRU SAVUNMA İÇİNDE GERÇEKLEŞMESİ ( Maktülün Kendisine ve Arkadaşına Zarar Vereceklerini Düşünerek Sanıkla Yanındaki Kalabalık Grubu Uzak Tutmak Amacıyla Üzerinde Taşıdığı Silahını Çıkarıp Yere Doğru Ateş Ettiği – Maktülü Savunmayı Gerektirecek Bir Saldırı Olmaksızın Kasten Öldüren Sanık Hakkında Meşru Savunma Şartlarının Oluşmadığı )

• MEŞRU SAVUNMADA SINIRIN AŞILMASI ( Maktülün Kendisine ve Arkadaşına Zarar Vereceklerini Düşünerek Sanıkla Yanındaki Kalabalık Grubu Uzak Tutmak Amacıyla Yere Doğru Ateş Ettiği – Maktülü Savunmayı Gerektirecek Bir Saldırı Olmaksızın Kasten Öldüren Sanık Hakkında Meşru Savunma Şartlarının Oluşmadığı/Meşru Savunmada Sınırın Aşılması Halinin Söz Konusu Edilemeyeceği )

• HAKSIZ TAHRİK ( Maktülün İşyeri Çalışanları İle Tartışma Yaşadığı ve Tehdit Edip Darp Ettiği – Maktülün Kendisine ve Arkadaşına Zarar Vereceklerini Düşünerek Sanıkla Yanındaki Kalabalık Grubu Uzak Tutmak Amacıyla Yere Doğru Ateş Ettiği/Maktülü Savunmayı Gerektirecek Bir Saldırı Olmaksızın Kasten Öldüren Sanık Hakkında Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanacağı )

• YERE DOĞRU ATEŞ ETME ( Kalabalık Grubu Uzak Tutmak Amacıyla – Maktülü Savunmayı Gerektirecek Bir Saldırı Olmaksızın Kasten Öldüren Sanık Hakkında Meşru Savunma Şartlarının Oluşmadığı )

5237/m.27/2,29

ÖZET : Uyuşmazlık; sanığın kasten öldürme suçunu meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir. Sanığın sahibi bulunduğu kampta, babasının sponsor olduğu festivale katılan maktulün, kamptan ayrılırken aracının park edildiği yer sebebiyle işyeri çalışanları ile tartışma yaşadığı, hatta güvenlik görevlisini tehdit edip, darp ettiği, maktulün arkadaşı katılanın araya girmesi sonrasında olay sona erip, maktulün kamptan ayrıldığı göz önüne alındığında bu olay sebebiyle sanık hakkında meşru savunma şartlarının oluştuğundan söz edilemeyecektir. Zira haksız olduğu düşünülen saldırı sona erdiğinden, savunmanın saldırı ile eş zamanlı olması şartı gerçekleşmemiştir. Kamptan ayrıldıktan kısa süre sonra, babasına ait tıra ve tırın şoförüne saldırıldığı bilgisi üzerine tekrar kampa gelen maktulün, kendisine ve arkadaşına zarar vereceklerini düşünerek, kendisini ve arkadaşını korumak ve sanıkla yanındaki kalabalık grubu uzak tutmak amacıyla üzerinde taşıdığı ruhsatlı silahını çıkarıp yere doğru ateş ettiği, bu durumun sanığın işyerinde çalışan ve önceki olayda maktül tartışma yaşayan tanık tarafından doğrulandığı anlaşılmakla maktülü, savunmayı gerektirecek bir saldırı olmaksızın kasten öldüren sanık hakkında meşru savunma şartları oluşmadığı gibi, meşru savunma kapsamında değerlendirilebilecek bir savunmanın varlığından söz edilemeyeceğinden, T.C.K.nun 27/2. maddesi kapsamında meşru savunmada sınırın aşılması hali de söz konusu edilemez. Kendisine ve yanında bulunanlara yönelmiş bir saldırı olmaksızın eylemini gerçekleştiren sanığın, işyeri çalışanları ile tartışan ve tehdit edip, darp eden maktüle karşı önceki olay sebebiyle duyduğu öfke ve kızgınlıkla haksız tahrik altında eylemi gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir.

DAVA : Kasten öldürme suçundan sanık B. A.’in 5237 Sayılı T.C.K.nun 81, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.11.2011 gün ve 222-271 Sayılı hükmün katılan vekilleri, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.11.2012 gün ve 3686-8798 sayı ile;

“… Oluşa, dosya kapsamına ve açıklanan gerekçeye göre; sanığın sahibi olduğu işyeri önünde araç park etme yeri yüzünden çıkan tartışmada maktulün, sanığın yanında çalışan N.’a hakaret ederek işyerinden ayrılırken yine sanığın çalışanı olan S.’a tabanca çekerek hakaret edip eliyle etkili eylemde bulunduğu, maktulün sanığın yanında çalışan görevlilere yönelik saldırgan tavrına karşılık sanık ve yanında çalışanlarının maktulün babasının işyerinde çalışan M.’ün aracının yanına giderek camı açması ve diğer araçtakilerin kim olduklarını söylemesi konusunda zorladıkları, M.’ün maktulü arayıp haber verdiği, olay yerine dönen maktulün aracından indiğinde kalabalık olan sanık ve yanındakilerin maktule yöneldiği, sanığın üzerindeki tabancasını çekmeye çalıştığını gören L.’in sanığa engel olmak amacıyla üzerine atıldığı, bu sırada maktulün tabancayla yere doğru ateş ettiği, daha sonra L.’in müdahalesinden kurtulan sanığın ise maktulü hedef alarak ateş ettiği olayda, meşru savunma koşullarının oluşmadığını kabul eden mahkemenin takdir ve uygulamasında isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir…”,

Açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.1.2013 gün ve 52106 sayı ile;

“… Sanığın, kiraladığı ve işletmecisi olduğu kampın, bir bölümünü düzenlenecek olan etkinlikler için maktulün babasına ait firmanın sponsor firma olduğu, maktül ve arkadaşı mağdur L.’in araçla olay yerine geldikleri, maktulün park görevlisi N. B.la tartıştığı, olay yerinden ayrıldığı, iş yerinde çalışan görevlilere yönelik saldırgan tavrına karşılık sanık ve elemanlarının parkeden tır aracın yanına giderek sürücüyü camı açması ve diğer araçtakilerin kim olduklarını söylemesi konusunda zorladıkları, tır şoförü tanık M.’ün telefonla maktulü aradığı, maktul arkadaşı L.’in, tırın yanına geri döndükleri, olayın gerçekleştiği yerde sanık, N. B., Ş. A., D. A., Y. T. ve çalışan personelin bulunduğu, araçtan şoför koltuğundan inen maktulün, bağırmaya başladığı, üzerine kayıtlı ve ruhsatlı olan tabancasını belinden çıkartarak, kalabalık ve karanlık olan ortamda ateş etmeye başladığı, N. B.’ın sol femur dış alt yandan kurşun girişi olacak şekilde yaranladığı ve N.’ın yere düştüğü, D. A.’in sağ tibet altından kurşun girişi olacak şekilde yaranladığı ve sanığın sol diz ve femur altından kurşun girişi olacak şekilde ve btm ile giderilebilecek şekilde sanık ve sanığın yanıdakilerin yaralandıkları, sanığın tabancasını belinden çıkarttığı ve maktüle doğrulttuğu, bu sırada mağdur L. ‘in araçtan inerek sanığın üzerine atlayarak silahı almak istediği ancak alamadığı, o esnada kendinin de yaralandığını hisseden sanık, tabancasını maktule yönelterek ateş ettiği ve maktülün, sol kasık üstte sias’dan 6 cm. medialde iç tarafta 0.5 cm. çapında çevresinde vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, bel orta bölüm sakrum bölgesinde orta hattın 1 cm. solunda dikiş atılmış 1 cm.lik ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası olduğu, kişinin ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı büyük damar yaralanmasından gelişen kanama sonucu vefat ettiği olayda;

Somut olaydaki sorun; sanığın üzerine atılı suç vasfının, haksız tahrik altında kasten insan öldürme mi?, meşru savunma mı? yoksa meşru savunmada sınırın aşılması konularına ilişkindir.

… Olay gecesi maktulün park görevlisi N. B.la tartıştığı, sanık ve park görevlilerinin tır sürücü tanık M.’ten camı açması ve diğer araçtakilerin kim olduklarını söylemesi konusunda zorladıkları, tır şoförü olan tanığın telefonla maktulü aradığı, olay yerine geri dönen maktulün, bağırmaya başladığı, üzerine kayıtlı ve ruhsatlı olan tabancasını belinden çıkartarak, kalabalık ve karanlık olan ortamda ateş etmeye başladığı, N. B.’ın, D. A.’in ve sanığın yaralandığını, ateşlerine devam ettiği, ses çözüm raporunda da açıklandığı üzere, 1,2,3,4 ve 5. atışların maktul tarafından yapıldığı, 6. atışın sanık tarafından, 7 ve 8. Atışların yine maktül tarafından yapıldığı, 9 ve 10 atışların sanık, 11 ve 13. atışların maktul tarafından yapıldığı, diğer bir değişle ilk atışların, ilk haksız harekatın yani ilk beş atışın ölen tarafından yapıldığı, kalan sekiz atışın ise sanık ve ölen tarafından karşılıklı yapıldığı, atışlar sırasında sanığın da ölenin de isabet aldığı, ancak ölenin yarasının ağırlığı sebebiyle kurtarılamadığı olayda, silahla ilk olarak beş el ateş eden ölenin yarattığı ve öldürme konusunda ciddi endişeler yaratan, karanlık ve kalabalık bir ortamda atışlarına devam eden saldırganın, nasıl bir gelişim göstereceği ve ne yapacağı belirsiz olay karşısında, sanığın, gerek kendisine ve gerek diğer kişilere yönelmiş, gerçekleşen, sona ermeyen ve gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunda kalan sanığın eyleminde yasal savunmanın koşulları gerçekleşmiştir. Diğer bir değişle maktulün, tabancayla sanık ve yanındakilerin üzerine ateş edip üç kişiyi yaralayan, devam eden atışlar karşısında, kurtulamayacağı, öldürüleceği ciddi korku ve endişesine kapılan sanığın bu ruh hali içinde maktule karşılık vermesi sonucu, bir merminin maktule isabet ederek öldüğü sabit olduğundan, somut olayda yasal savunma koşulları gerçekleşmiştir.

Sanığın eylemi 5237 Sayılı Kanunun 25. maddesi kapsamında kalmaması durumunda,

Sanığın, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü korku, telaş ve şaşkınlık dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, yasal savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilmelidir. Burada belirleyici olan, maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira, kişi sırf maruz kaldığı saldırının tesiriyle, ‘heyecan, korku ve paniğe’ kapılarak yasal savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecektir. Gerek kendisine ve gerekse çalışanlarına tekrarı muhakkak, nasıl bir gelişim göstereceği ve maktulün ne yapacağı belirsiz olan haksız bir saldırıyı o anki hal ve şartlara göre, saldırıyla orantılı bir şekilde defetme zorunluluğunda bulunduğu, bu sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aştığı, hakkında T.C.K.’nun 27/2 ve C.M.K.nun 223/3-c maddeleri uyarınca, gerçekleşen eylemi sebebiyle kusursuz sayılmalı ve kendisine ceza verilmemelidir…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bozulması isteminde bulunmuştur.

C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 6.3.2013 gün ve 539-1771 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İnceleme, sanık hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmış olup, eylemin sübutuna dair bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı somut olayda, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın kasten öldürme suçunu meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Sanığın sahibi bulunduğu Günlüklü Kampında maktulün babasının sponsoru olduğu Marmo Motosiklet Festivalinin yapıldığı, maktulün festivale katılanlara plaket vermek amacıyla olay yerinde bulunduğu, gece saat 02.00 sıralarında maktulün kullandığı araçla yanında bulunan arkadaşı L. B.la birlikte kamptan ayrılacağı sırada arabanın park edildiği yer konusunda kamp çalışanı tanık N. B.la tartıştıktan sonra kamptan ayrıldığı, kamptan çıkarken de kapıda bulunan görevli tanık S. G. ile de bir tartışmasının olduğu, sanığın kamp çalışanlarıyla tartışan kişinin kim olduğunu öğrenmek amacıyla maktulün babasına ait olup, festival için eşya getiren ve olay sırasında kamp içerisinde park halinde bulunan tırın şoförüne doğru yöneldiği, sanıkla birlikte 8-10 kişilik bir grubun kendisine doğru geldiğini gören tır şoförü tanık M. K.’in gelenlerin kendisine zarar vermelerinden korkarak tırın içerisine girip kapı ve camları kapattığı, sanığın kamptan arabayla çıkan kişinin kimliğine dair sorulara cevap vermeyip hemen maktülü arayarak bilgi verdiği, bunun üzerine kamptan ayrılmış olan maktulün, arkadaşı L. B.’la birlikte aracıyla kampa girip tırın bulunduğu yere geldiği, burada çıkan tartışmada maktul ve sanığın üzerlerinde bulunan tabancalarla ateş ettikleri, olay sebebiyle maktulün sanığın kullandığı tabancadan çıkan bir adet mermi isabeti sebebiyle yaralanıp hastanede hayatını kaybettiği, yine maktulün arkadaşı L.’in ateş etmek isteyen sanığı engellemeye çalışırken vurularak yaralandığı, diğer taraftan maktulün tabancasından çıkan ve yerden seken kurşunlardan da tanıklar N. B. ve D. D. A. sanığın yaralandığı,

Olay sırasında festivale katılmak için orada bulunan ve olaydan önce başlamış olan konseri cep telefonuna kayıt eden tanık C. N.’ın mahkemeye sunduğu ses kaydını içerir cd üzerinde inceleme yapan Ankara Kriminal Polis Laboratuvarlığınca düzenlenen bilirkişi raporunda; olay sırasında on üç el ateş edildiği, bu atışların iki ayrı silahtan yapıldığı, ilk beş atışın maktüle ait al 62 672 seri numaralı silahtan, altıncı atışın sanığa ait al 41 241 seri numaralı silahtan, yedi ve sekizinci atışların maktüle ait al 62 672 seri numaralı silahtan, dokuz ve onuncu atışların sanığa ait al 41 241 seri numaralı silahtan, on 1. ve on 3. atışların maktüle ait al 62 672 seri numaralı silahtan yapıldığı, on 2. atışın hangi silahtan yapıldığının belirlenemediği bilgisine yer verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan L. B. özetle; “D. babasının ricasıyla ve sponsor olduğu etkinlikte madalya dağıtmak için benimle birlikte dün akşam saat 22.30-23.00 sıralarında Günlüklü kampına geldik. Kampa girdiğimizde bize gösterilen yere aracımızı park ettik. Daha sonra D.la birlikte oturduk. Etkinliği inceledik. O sırada D.’ın birşeyler içtiğini gördüm. Ancak alkol olup olmadığını bilmiyorum. Daha sonra ben aracı çıkış kapısına getirmek için araca geçtim. D. da çıkış kapısının yanına gitti. Ben kapıya yöneldiğimde tartıştıklarını gördüm. Arabadan indim. Ne olduğunu sordum. Kapıdaki güvenlik görevlileri çıkamayacağımızı söylediler. Daha sonra ben D.’ın Bilgin beyin oğlu olduğunu söyledim. Yapmayın dedim ve biz arabayla çıktık. Kapıyı açtılar. Bu sırada sponsorluk için D.’ın babasına ait olan tırın şoförü D.’ı aradı. Abi tıra saldırıyorlar dedi. Aracı D. kullanıyordu. Bu telefon üzerine geri döndük ve çıktığımız kapıya yöneldik. Birden ortalık kalabalıklaştı. Tıra saldıran grup bize yöneldi. Başında B. vardı. B.’ın etrafında mavi tişörtlü en az 10 kişi vardı. D. benden önce dışarıya çıktı. Belinde tabancası vardı. Ben de hemen dışarı çıktım. D.’ın arabadan indiğini gören B., belinden tabancayı çekip, D.’a doğrulttu. Ben de B.’ın üzerine atıldım. Silahı almak için. Ama o elimden kurtuldu. Tabancayı alamadım. Bu esnada tabanca ateş aldı ve beni sağ bacağımdan vurdu. Ben yere kapaklandım. Bunu gören D. tabancasını çekti. Havaya ve yere, kesinlikle kalabalığa doğrultmadan ateş etti. Amacının korkutmak olduğundan eminim. Ancak yere doğru ateş ettiğinde kurşun sekip birilerini yaralamış olabilir. Fakat ben görmedim. Olay sırasında B.’da ve D.’da tabanca vardı. Ben başkasında tabanca görmedim. D.’ın ateş ettiğini gören B. tabancasını D.’a yöneltti. Aralarında en fazla 5 metre mesafe vardı. B. tabancayı D.’ın ayaklarına doğrultmadı. Çünkü ben yaralandığım için yere düşmüştüm ve tabanca benim boyumla aynı hizadaydı. Ayaklarından vurmak istese rahatlıkla vurabilirdi. Ancak doğrudan onu hedef aldı. D. yaralandım diyip yere düştü. B.’ın kaç el silah sıktığını hatırlamıyorum. Ancak çokça sıkıldığını biliyorum. Biz yere düşünce B. ve etrafındakiler yok oldular. Tabancayı ne yaptığını göremedim. Silahı ilk çekenin sanık olduğunu sanıyorum, ancak arkamda bulunan maktulün önce çekip çekmediğini bilmiyorum. Bize yardıma halk koştu. D.’ın tabancası zannedersem yere düşmüştü. Ben B.’ı ilk kez olay yerinde gördüm. Yanılmam mümkün değildir. Ben yaptığım teşhisten eminim. Hatta B.’ın üzerinde olay sırasında yeşil zemin üzerine beyaz çizgili gömlek vardı. Teşhis sırasında bu gömleği çıkarttığını ve yerine eşofman giydiğini fark ettim. Benim olay hakkında bilgim bu kadardır. Beni yaralayan B.’dan davacı ve şikayetçiyim”,

Olayın başlangıcında maktul park yeri meselesinden tartışma yaşayan tanık N. B. özetle; “gece saat 02.00 civarında kampın içinde dolaşırken yayalar için ayrılmış olan yoldan geçmekte olan 07 plakalı modelini tam olarak hatırlamıyorum ama ismini yeni öğrendiğim D. isimli şahsın kullandığı araç bu yoldan geçiyordu. Ş. A. bu sırada benim yanımdaydı. Bana bu aracı göstererek araçtakini uyar yaya yolundan geçiyor dedi. Ben de aracın şoförünü uyardım. Şahıs alkollü olsa gerekti çünkü araçtan hemen indi ve bana sen benim kim olduğumu biliyor musun şeklinde bağırmaya başladı. Bu esnada Y. T. geldi. Y. T. işletme müdürüdür. Ben olay büyümesin diye şahsa tamam hayırlı akşamlar geçebilirsin dedim. Araç çıkış kapısına doğru yöneldi. O sıra Y. T. çıkış kapısındaki güvenlik görevlisi S. G.’i telefonla aradığını ve bu aracın dışarı çıkamayacağı talimatını verdiğini söyledi. Dışarı çıkamayan araç bir hışımla tekrar yanımıza geldi. Bizim bulunduğumuz yerle B. A., D. A.’in bulunduğu beach clup arasında yaklaşık 20 metre mesafe vardı. Bu siyah arabadaki şahısların tırları da bizim bulunduğumuz yere 5 metre mesafede idi. Tırın şoförü araçtaydı. B. bey tırın şoförüne benim işçime kimse bağıramaz dedi. B. bey tır şoförüne bağırdığı sırada toplam 7-8 kişiydik ve tırın yanındaydık. Ş., Du., B., Yılmaz, ben ve beach clupta çalışan çocuklarda vardı. B. bey tırın şoförüne kapıyı aç dedi. Tır şoförü açmadı. Hatta B. kapıya yumrukla vurdu. Ancak kapı açılmadı. Bu sırada tır şoförünün telefonla konuşup konuşmadığını görmedim. Ancak B. bey tır şoförüne epey bir bağırdı. Bu sırada çıkış kapısına giden siyah araç da geri dönmüştü. Genç çocuk dışarıya çıktı. O da bağırıyordu. Biz gayri ihtiyari adama doğru yürüdük. Bu sırada B.’la D. tartışıyordu. Araçta bulunan kişi da arabadan indi. Daha sonra genç çocuk belinden silahını çıkarttı. Tabancasıyla yere doğru ateş etti. Ancak çok sayıda ateş etti. Fakat hiçbir şekilde kalabalığa doğru silahı doğrultmadı. Kalabalık dağılsın diye yahut da korkudan yere doğru ateş etti. Kimseyi yaralamayı düşündüğünü zannetmiyorum. Bu sırada yere doğru ateş ederken yerden seken kurşunlar beni yaraladı. Ben yere düştüm. Bunun üzerine B. bey tabancayı çocuğa doğru doğrulttu. Çocuğun yanındaki sakallı kişi B. beyin üzerine atladı ve silahı B.’dan almak istedi. Ancak o sırada tabanca ateş aldı ve sakallı çocuk yaralandı. Hem B. hem de sakallı yere düştüler. Bu esnada B. da tabancayı D.’a doğrultmuştu ve ateşledi. Ben bu olaylar üzerine sürünerek olay yerinden uzaklaştım. Ancak bacağım yaralandığı için gizlenerek boş odalardan birine girdim. D. yaralandıktan sonra B. beyin nereye gittiğini ya da silahı kime verdiğini görmedim. Çünkü ben D.’a ateş edildikten sonra olay yerinden kaçtım. Bu olay sırasında sadece B. da ve D. da silah vardı. B.’ın yanında Du., Ş., Y. vardı. Ayrıca beach clupta çalışan çocuklarda vardı”,

Tanık M. K. özetle; “D. beyle birlikte aracımızın park yerini güvenliğe gösterdim aracın park yerinde her hangi bir sorun olmayacağını söylediler. Daha sonra biz festival yerine geçtik güvenlik görevlilerden bir tanesi D. beyin yanına gitmiş ve aracın park yerinin uygun olmadığını söylemiş. D. bey beni aradı ve aracı uygun bir yere almamı söyledi, ben tekrar güvenliğin gösterdiği yere aracımı çektim. Aracı çekerken güvenlik sizin yüzünüzden bir sürü hakaret yedim yedi. Ben de bizim bir sucumuz yok, siz gösterdiniz bizde park ettik dedim. Saat 02.30 sıralarında D. bey beni arayarak L. beyle aracı getirmemi söyledi. Bu esnada aracı L. bey aldı. Güvenliğin D. beyle tartıştığını gördüm, güvenlik D. beye bağırıyordu. Ben yanlarına gittim güvenlikteki elemana aynı şekilde sizin gösterdiğiniz yere arabayı bıraktım dedim. O da bize tekrar aynı şeyleri söyledi. Daha sonra yanımıza otel bünyesinde çalışan 2 kişi daha geldi. Onlarda aynı şekilde sizin bir özelliğiniz yok buraya neden park ettiniz dedi. Olay büyüdü, o esnada ben D. bey ile L. beyi arabalarına bindirdim onlar uzaklaştı, çalışanlardan birisi kapı güvenliğini aradı ve gelen aracı dışarı salmamasını söyledi. Ben de cep telefonumdan D. beyi arayarak sizi kapıdan dışarı çıkarmayacaklarmış diye söyledim. O da bana sana bir şey söylerlerse beni ara dedi. Ben de tırın yanına geldim. Kapıyı açtım araca binerken 7-8 kişinin hızla benim bulunduğum araca koşarak geldiklerini gördüm, bana kötü bir şey yapacaklarını anladım ve kapıyı kilitledim. Bu esnada B. isimli kişi ve beraberindeki şahıslar geldi bana kapıyı açmamı söylediler, ben de açamam dedim, bizim suçumuz ne diye bağırdım. Bu esnada taşla araca saldırdılar, oradaki bulunan bir şahsın B. isimli şahsa sıkayım mı silahı abi dedi ve B. A. eline silahı aldı ve tekrar ateş etmekten vazgeçti, bu karışıklıkta ben hemen D. beyi aradım durumu bildirdim, kendisi geliyorum dedi. Olay şiddetlenerek devam ediyordu. Aç camı kapıyı aç diye bağırıyorlardı. O arada aracın aynasından bir ışığın geldiğini gördüm. Şahıslar ve B. o araca yöneldiler, yaklaşık 1 dk sonra silah patlama sesleri duydum. Araçdan hemen indim ve tırın arka kısmına geldiğimde B. ve diğer şahısların kaçın kaçın diyerek otele doğru gittiklerini gördüm ve D. beyin yanına yöneldim yanına geldiğimde yerde yatıyordu vurulduğunu anladım. Konser alanındaki diğer kişilerin geldiğini gördüm ve ilk yardımda bulundular, ben de yardım ettim. Daha sonra L. beyin de vurulduğunu gördüm. Durumu ağır değildi. Demekon beye yardım ettik, çok kan kaybettiği için başka bir araçla hastaneye götürüyorduk, yolda ambulans geldi ve hastayı ambulansa bindirdik ben de hastaneye ambulansla geldim”,

Şeklinde beyanda bulunmuşlar,

Tanık S. G. özetle; sanığın sahibi olduğu kampta güvenlik görevlisi olduğunu, gece saat 02.30 sıralarında Y. T.’nin kendisini arayıp yukarda tartışma çıktığını, gelen araca bakmasını söylediğini, bacak bacak üstüne atmış bir şekilde pencerenin yanında otururken aracın yanına geldiğini, aracı kullanan şahsın kendisine “bana bak lan sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ayağını indir bakalım” dediğini, sonrasında küfür edip arabadan inerek yanına geldiğini, belindeki silahı doğrulttuğunu, kafasına üç kez yumrukla vurduktan sonra yanında bulunan diğer kişinin araya girip engellediğini, daha sonra aracın kamptan çıkarak uzaklaştığını, kampın sahibi olan sanık B.’ı arayarak olayı kendisine bildirdiğini, kısa süre sonra kamptan ayrılan aracın tekrar geldiğini, olay nasıl olduğunu görmediğini dile getirmiş,

Sanığın yeğenleri olan tanıklar H. A. ve D. D. A. sanığın işyerinde çalışan tanık A. Y.; önce maktulün ateş ettiğini, sanığın orada bulunanları ve kendisini korumak için ateş etmek zorunda kaldığını belirtmişler,

Sanık ise tüm aşamalarda suçsuz olduğunu, önce maktulün ateş ederek işyerinde çalışan N. ve Du.’un ve kendisinin yaralanmasına neden olduğunu, kendisini ve yanında bulunanları korumak amacıyla maktule doğru ateş ettiğini, kesinlikle maktulü öldürme niyetinin olmadığını, kendini ve yanındakileri korumak amacıyla ateş ettiğini savunmuştur.

Meşru savunma 5237 Sayılı T.C.K.nun 25/1. maddesinde; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklinde düzenlenmiştir. 765 Sayılı T.C.K.sadece “nefs ve ırz”ı savunmaya değecek nitelikte değerler olarak kabul ederken, 5237 Sayılı T.C.K.kişinin kendisinin veya başkasının kanuni savunmayla korunabilecek her türlü hakkını bu kapsama dahil etmiştir.

Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 Sayılı T.C.K.nun 49/2. ve 5237 Sayılı T.C.K.un 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu sebeple de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır.

Meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya dair şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- ) Saldırıya dair şartlar:

a- ) Bir saldırı bulunmalıdır. Saldırının var olmasını geniş olarak anlamak, başlayacağı muhakkak olan ve başladığı takdirde savunmayı olanaksız kılacak veya güç hale getirecek bir saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur.

b- ) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c- ) Saldırı meşru savunmayla korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d- ) Saldırıyla savunma eşzamanlı bulunmalıdır.

2- ) Savunmaya dair şartlar:

a- ) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunlulukla kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanın bulunmamasıdır.

b- ) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c- ) Saldırıyla savunma arasında oran bulunmalıdır.

Meşru savunma halinin şartları kalktıktan sonra işlenen bir fiil söz konusu olduğunda, örneğin, saldırganın elindeki silahı atıp olay yerinden uzaklaştığı sırada failin koşarak saldırganı yaralaması durumunda, ortada devam eden bir saldırı söz konusu olmadığı için meşru savunma sözkonusu olmaz, bu halde sonlandırılmış olan ilk saldırıda bulunan kişinin bu hareketi sebebiyle ancak haksız tahrik hükümleri uygulanabilir. Böyle bir durumda fail, kendisini korumak için değil, sona ermiş olan saldırıdan duyduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisiyle hareket etmiş ve bir tepki suçu işlemiştir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 13.2.1984 gün ve 305-61 Sayılı kararında bu husus; “yasal savunma koşulları kalktıktan sonra suç işleyen sanık hakkında T.C.K.nın 50 değil, 51/1. maddesinin uygulanması gerekir” şeklinde vurgulanmış, Genel Kurulun 8.5.2012 ve 436-190 Sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu durumda, sona ermiş bulunan saldırının niteliğini değerlendirerek, olayda haksız tahrik indirimi uygulanabilecektir.

Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi sebebiyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.

Sınırın aşılmasını 765 Sayılı T.C.K.na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 Sayılı T.C.K.nun 27. maddesinde;

” ( 1 )Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

( 2 ) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” denilmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması” ibaresini “Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması” olarak anlamak gerekir. ( İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, Ankara, 2010, s. 375-384; E. Şen,Yeni T.C.K.Yorumu, İstanbul 2006, C.1, s.74-77; M. Koca, Yeni T.C.K.nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; S. Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; H. Metiner – Ahsen Koç, T.C.K.Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd. ) Nitekim 5271 Sayılı C.M.K.nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.

5237 Sayılı T.C.K.nda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir: meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 Sayılı C.M.K.nun 223. maddesinin 2. fıkrasının ( d ) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, T.C.K.nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde “beraat” kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre C.M.K.nun 223. maddesinin 3. fıkrasının ( c ) bendi gözetilerek “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir.

T.C.K.nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, failin sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için T.C.K.nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanabilme şartlarınında değerlendirilmesi gerekir.

5237 Sayılı T.C.K.nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına dair özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;

1- ) Meşru savunmayla korunabilecek bir hakkın bulunması,

2- ) Saldırıya dair şartların var olması,

3- ) Savunmaya dair şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4- ) Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile C.M.K.nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi sebeplerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın sahibi bulunduğu kampta, babasının sponsor olduğu festivale katılan maktulün, kamptan ayrılırken aracının park edildiği yer sebebiyle işyeri çalışanları N. ve S.’la tartışma yaşadığı, hatta güvenlik görevlisi olan S.’ı tehdit edip, darp ettiği, maktulün arkadaşı katılan L.’in araya girmesi sonrasında olay sona erip, maktulün kamptan ayrıldığı göz önüne alındığında bu olay sebebiyle sanık hakkında meşru savunma şartlarının oluştuğundan söz edilemeyecektir. Zira haksız olduğu düşünülen saldırı sona erdiğinden, savunmanın saldırı ile eş zamanlı olması şartı gerçekleşmemiştir.

Kamptan ayrıldıktan kısa süre sonra, babasına ait tıra ve tırın şoförüne saldırıldığı bilgisi üzerine tekrar kampa gelen maktulün, olay sırasında sanık ve yanındakilere doğru ateş etmesi, hatta yerden seken kurşunlar sebebiyle sanıkla tanıklar N. ve D. D.’ın yaralanmış olması nedeniyle, sanığın kendisini ve yanındakileri korumak amacıyla maktule ateş ettiği, dolayısıyla meşru savunma şartlarının gerçekleştiği düşünülebilir ise de, maktulün meşru savunmayı gerektirecek şekilde haksız bir saldırıda bulunmadığı, aksine sanık ve adamlarının kendisine doğru yöneldiğini görünce, kendisine ve arkadaşı L.’e zarar vereceklerini düşünerek, kendisini ve arkadaşını korumak ve sanıkla yanındaki kalabalık grubu uzak tutmak amacıyla üzerinde taşıdığı ruhsatlı silahını çıkarıp yere doğru ateş ettiği, bu durumun sanığın işyerinde çalışan ve önceki olayda maktül tartışma yaşayan tanık N. tarafından, “…Fakat hiçbir şekilde kalabalığa doğru silahı doğrultmadı. Kalabalık dağılsın diye yahut ta korkudan yere doğru ateş etti. Kimseyi yaralamayı düşündüğünü zannetmiyorum. Bu sırada yere doğru ateş ederken yerden seken kurşunlar beni yaraladı” şeklindeki anlatımla da doğrulandığı anlaşılmakla; sanık ve yanındaki grubun kendisine ve arkadaşına zarar vereceği düşüncesiyle, kendisi ve arkadaşını korumak amacıyla üzerlerine doğru gelen ve içlerinden sanığın da bulunduğu grubu doğrudan hedef olarak ateş etmesi imkan dahilinde iken yere doğru ateş eden maktülü, savunmayı gerektirecek bir saldırı olmaksızın kasten öldüren sanık hakkında meşru savunma şartları oluşmadığı gibi, meşru savunma kapsamında değerlendirilebilecek bir savunmanın varlığından söz edilemeyeceğinden, T.C.K.nun 27/2. maddesi kapsamında meşru savunmada sınırın aşılması hali de söz konusu edilemez.

Kendisine ve yanında bulunanlara yönelmiş bir saldırı olmaksızın eylemini gerçekleştiren sanığın, işyeri çalışanları N. ve S.’la tartışan ve akabinde S.’ı tehdit edip, darp eden maktüle karşı önceki olay sebebiyle duyduğu öfke ve kızgınlıkla haksız tahrik altında eylemi gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir.

Bu nedenle, sanığın haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına dair yerel mahkeme hükmü usul ve yasaya uygun olup, bu hükmü onayan Özel Daire kararında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.6.2013 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: