2004 Sayılı İİK madde 352 KARAR

T.C.

 

YARGITAY

 

CEZA GENEL KURULU

 

E. 2007/4-60

 

K. 2007/166

 

T. 3.7.2007

 

• GÖREVİ İHMAL SUÇU ( Sanığın Mal Beyanında Bulunmama Eylemleri Nedeniyle Açılan Bir Kısım Davaların Esasa Kaydını Sağladıktan Sonra Uzun Süre İşlemsiz Bıraktığı Bir Bölümünün Zamanaşımına Uğramasına Neden Olduğu Bu Suretle Görevini Savsadığı İddiası )

 

• KAST ( İlişkili Davaların Sonuçlandırılmasında Kısmi Gecikmeler Meydana Geldiği Saptanmışsa da Bu Durumun Olağandışı İş Yoğunluğundan Kaynaklandığı Sanığın Olayda İhmal Kastıyla Hareket Etmediğinin Belirlenmiş Olması Karşısında Sanığın Beraatine Karar Verilmesi )

 

• SUÇU MANEVİ UNSURU ( Görevi İhmal Suçu Kasten İşlenen Suçlardan Olması Nedeniyle Somut Olayda Bu Durumun Varlığının Araştırılmasının ve Değerlendirilmesinin Gerekmesi )

 

5252/m.7

 

2004/m.352/a

 

ÖZET : Sanık Gürsel Ç.’un görevli bulunduğu mahkemede Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ilke kararında belirlenen dava sayısının çok üzerinde işe baktığı, yaklaşık beş buçuk yıllık süre içinde gelen işlerin %90’ını sonuçlandırıp yaklaşık otuz bin civarında dosyayı karara bağladığı anlaşılmaktadır. Sanığın mal beyanında bulunmama eylemleri nedeniyle açılan bazı davaları çabuk sonuçlandırmak için, o tarihteki genel uygulama doğrultusunda yukarıda açıklanan yöntemle ceza kararnamesi düzenleyerek sonuçlandırmak amacıyla nüfus ve adli sicil kayıtlarının gelmesini beklediği, tespit edilen gayretli çalışmasına karşın bazı dosyalarda yazışma akıbetlerinin sorulmasında, bazı dosyalarda da yazışma yanıtları önceden gelmiş olmasına rağmen ilişkili davaların sonuçlandırılmasında kısmi gecikmeler meydana geldiği saptanmışsa da, bu durumun olağandışı iş yoğunluğundan kaynaklandığı, sanığın olayda ihmal kastıyla hareket etmediği belirlenmiştir. Bu itibarla, Yargıtay C.Savcısının temyiz itirazının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

 

DAVA : Gürsel Ç.’un görevi ihmal suçundan beraatine ilişkin olarak Yargıtay 4. Ceza Dairesinden verilen 18.01.2007 gün ve 13-2 sayılı hüküm Yargıtay C.savcısının temyizi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istekli tebliğnamesiyle Yargıtay 1. Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : İncelenen olayda;

 

Denizli İcra Mahkemesi hakimi olan sanığın mal beyanında bulunmama eylemleri nedeniyle açılan bir kısım davaların esasa kaydını sağladıktan sonra uzun süre işlemsiz bıraktığı, bir bölümünün zamanaşımına uğramasına neden olduğu, bu suretle görevini savsadığı iddiasıyla Yargıtay 4. Ceza Dairesinde açılan dava sonunda suç kastının bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiş, Yargıtay C.savcısı suçun manevi öğesinin oluştuğunu belirterek hükmü temyiz etmiştir.

 

Dosyadaki kanıtlar incelendiğinde;

 

İcra mahkemelerinde bilhassa mal beyanında bulunmama eylemlerinden kaynaklanan ceza davalarının sayısının çoğalması, bu davaların zamanaşımının kısa olması ve bu durumun diğer davaların sonuçlandırılması sürecini de olumsuz biçimde etkilemeye başlaması üzerine 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 352/a maddesinde değişiklik yapılmış ve bazı icra suçlarına ilişkin davaların ceza kararnamesi ile sonuçlandırılması olanağı getirilmiştir. 4949 sayılı Yasanın gerekçesinde, bu değişiklikle, icra iflas suçlarının ceza kararnamesiyle sonuçlandırılması suretiyle, bu suçların yargılamasının kısa sürmesi ve bir an önce karar verilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Bu yöntem, önüne getirilen kanıtlara göre hakimin, eylemi sanığın gerçekleştirdiğine kanaat getirmesi ve duruşma açılmasının davayı gereksiz yere uzatacağına inanması halinde, bir ceza kararnamesi hazırlayarak davayı sonuçlandırması esasına dayanmaktadır. Ancak, infaz sırasında yanlışlıklara sebebiyet vermemek bakımından, işin ceza kararnamesi ile sonuçlandırılmasından önce, ilgilinin nüfus ve adli sicil kayıtlarının da getirtilip dosyaya konulması gerekir. Ülke genelindeki uygulamalardan bilindiği ve bir kısım tanık beyanlarından da anlaşıldığı üzere, 30.07.2003 tarihinde gerçekleştirilen bu yasal düzenleme sonrasında icra hakimleri arasında bazı tereddütler oluşmuş, ceza kararnamesi kurumunun ne şekilde uygulanacağı ve hangi aşamada uygulanabileceği hususları tartışmalara neden olmuştur. Bu aşamada farklı uygulamalar yapıldığı, bir kısım icra mahkemesi hakimlerinin şikayet dilekçesini mahkeme esas defterine kaydettirdikleri, bilahare nüfus ve adli sicil kayıtlarını getirtmek suretiyle gerektiğinde ceza kararnamesi ile sonuçlandırdıkları, uygun görmedikleri yönünden duruşma açtıkları, bir kısım hakimlerin ise ceza kararnamesi ile sonuçlandırmayıp duruşma açarak ilgili belgeleri de getirtmek suretiyle bu tür davaları sonuçlandırdıkları bilinmektedir. Daha sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Yasanın 7. maddesiyle hapis veya hafif para cezasını gerektiren yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüş, yine aynı tarihli mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan 5358 sayılı Yasa ile de İcra ve İflas Yasasının 352/a maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Kısa aralıklarla gerçekleştirilen bu yeni yasal düzenlemeler nedeniyle, icra suçlarıyla ilgili kararların infazının nasıl yapılacağı hususunda tereddütler oluşmuş, ayrıca yaptırımların değişmesi nedeniyle kesinleşmiş ilamların uyarlama yargılaması suretiyle yeniden ele alınıp bir karar verilmesi zorunluluğu doğmuş, icra suçlarına bakan mahkemelerin iş yükü, sayılan bu hususlardan dolayı en azından belirli bir dönem bakımından daha da artmış, bunun doğal sonucu olarak ülke çapında icra suçlarının neticelendirilmesinde gecikmeler meydana gelmiş, dava zamanaşımı süresinin altı ay olarak öngörüldüğü mal beyanında bulunmama suçlarından açılan çok sayıda dava ise zamanaşımına uğramıştır.

 

Somut olayda;

 

Sanık Gürsel Ç.’un görevli bulunduğu mahkemede Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ilke kararında belirlenen dava sayısının çok üzerinde işe baktığı, yaklaşık beş buçuk yıllık süre içinde gelen işlerin %90’ını sonuçlandırıp yaklaşık otuz bin civarında dosyayı karara bağladığı anlaşılmaktadır. Sanığın mal beyanında bulunmama eylemleri nedeniyle açılan bazı davaları çabuk sonuçlandırmak için, o tarihteki genel uygulama doğrultusunda yukarıda açıklanan yöntemle ceza kararnamesi düzenleyerek sonuçlandırmak amacıyla nüfus ve adli sicil kayıtlarının gelmesini beklediği, tespit edilen gayretli çalışmasına karşın bazı dosyalarda yazışma akıbetlerinin sorulmasında, bazı dosyalarda da yazışma yanıtları önceden gelmiş olmasına rağmen ilişkili davaların sonuçlandırılmasında kısmi gecikmeler meydana geldiği saptanmışsa da, bu durumun olağandışı iş yoğunluğundan kaynaklandığı, sanığın olayda ihmal kastıyla hareket etmediği belirlenmiştir. Bu itibarla, Yargıtay C.Savcısının temyiz itirazının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

 

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise; atılı suçun maddi ve manevi öğeleri itibariyle oluştuğu, bu nedenle hükmün bozulması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

 

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

 

1- Yargıtay C.savcısının temyiz itirazının REDDİNE,

 

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18.01.2007 gün ve 13-2 sayılı hükmünün ONANMASINA,

 

3- Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 03.07.2007 günü oyçokluğu ile tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak karar verildi.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: