2004 Sayılı İİK madde 350 DURUŞMA

T.C.

 

YARGITAY

 

CEZA GENEL KURULU

 

E. 2007/16-49

 

K. 2007/48

 

T. 27.2.2007

 

• TAAHHÜDÜ İHLAL EYLEMİ ( Borçlunun Evrak Üzerinde Yapılan Değerlendirme Sonucunda 1 Ay Hapsen Tazyikine Karar Verilmesi Savunma Hakkının Bütünüyle Ortadan Kaldırılması Sonucunu Doğurduğundan Yasaya Mutlak Aykırılık Oluşturduğu )

 

• EVRAK ÜZERİNDE YAPILAN DEĞERLENDİRME ( Borçlunun 1 Ay Hapsen Tazyikine Karar Verilmesi Savunma Hakkının Bütünüyle Ortadan Kaldırılması Sonucunu Doğurduğundan Yasaya Mutlak Aykırılık Oluşturduğu – Taahhüdü İhlal )

 

• SAVUNMA HAKKININ ORTADAN KALDIRILMASI ( Taahhüdü İhlal Eylemi Nedeniyle Borçlunun Evrak Üzerinde Yapılan Değerlendirme Sonucunda 1 Ay Hapsen Tazyikine Karar Verilmesi )

 

2004/m.340,349,350

 

5271/m.309

 

ÖZET : Taahhüdü ihlal eylemi nedeniyle borçlunun evrak üzerinde yapılan değerlendirme sonucunda 1 ay hapsen tazyikine karar verilmesi savunma hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğundan yasaya mutlak aykırılık oluşturmakta ve kararın bu nedenle bozulmasını gerektirmektedir. Ancak bu bozma nedeni, Yerel Mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektirdiğinden ve varlığı saptanan hukuka aykırılık ceza verilmemesi sonucuna ulaştırır nitelik taşımadığından cezanın çektirilmemesine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

 

DAVA : Borçlu Kadir İbiş’in taahhüdü ihlal eyleminden dolayı İcra ve İflas Yasasının 5358 sayılı Yasa ile değişik 340/1. maddesi uyarınca 1 ay hapsen tazyikine ilişkin Susurluk İcra Ceza Mahkemesince evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen 30.01.2006 gün ve 32-26 sayılı kararın yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi nedeniyle Adalet Bakanı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 10.07.2006 gün ve 31775 sayılı yazı ile; “2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının, “muhakeme usulü” başlıklı 349. maddesi ile “duruşma” başlıklı 350. maddesine nazaran icra mahkemesince duruşma açılarak yargılama yapılması gerektiği gözetilmeden, sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle evrak üzerinden karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” gerekçesi gösterilerek, yasa yararına bozma isteminde bulunulması ve bu talebin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.08.2006 gün ve 172425 sayılı yazısı ile Yargıtay 16. Hukuk Dairesine ihbar edilmesi üzerine; dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 18.12.2006 gün ve 5118-8029 sayı ile;

 

“…2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 349. ve 350. maddelerine göre İcra Mahkemesince duruşma açılarak yargılama yapılması gerekmektedir. Mahkemece duruşma açılmaksızın, sanığın savunma hakkının kısıtlanması suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

 

Bu nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının Yazılı Emre atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle ve kanuna aykırılığın giderilmesinin de başkaca çözümünün mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, uygulamada birliğin sağlanması amacıyla Susurluk İcra Ceza Mahkemesinin 30.01.2006 gün ve 2006/32-26 sayılı kararının, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca bozulmasına, hükümlü hakkında cezanın çektirilmemesine, sair işlemlerin mahallinde ifasına, dosyanın mahkemesine iadesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine…” karar verilmiştir.

 

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 09.02.2007 gün ve 172425 sayı ile; bozma nedenine göre Yerel Mahkemede yeniden duruşmalı yargılama gerçekleştirilmesi gerektiği, bu itibarla Özel Dairece cezanın çektirilmemesine karar verilemeyeceği görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararından “hükümlü hakkındaki cezanın çektirilmemesine, sair işlemlerin mahallinde ifasına” ibaresinin çıkartılmasına ve “dosyanın müteakip işlemlerin mahkemesince yapılması için mahalline gönderilmesine” karar verilmesini istemiştir.

 

Dosya Yargıtay 1. Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Taahhüdü ihlal eylemi nedeniyle duruşmalı yargılama yapılması gerekirken, evrak üzerinde gerçekleştirilen inceleme sonunda borçlunun hapsen tazyikine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, bu kararın yasa yararına bozulması halinde mahallinde yeniden yargılama yapılması olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

 

Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı Yasanın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.

 

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

 

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

 

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

 

Bozma nedenleri;

 

5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4.fıkrasının ( a ) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

 

Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın ( b ) bendi uyarınca kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

 

Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, ( c ) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, “tekriri muhakeme” yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

 

4 üncü fıkranın ( d ) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

 

İnceleme konusu olayda, taahhüdü ihlal eylemi nedeniyle borçlunun İcra ve İflas Yasasının 349 ve 350. maddeleri hükümlerine aykırı olarak evrak üzerinde yapılan değerlendirme sonucunda 5358 sayılı Yasa ile değişik İcra ve İflas Yasasının 340/1. maddesi uyarınca 1 ay hapsen tazyikine karar verilmesi savunma hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğundan yasaya mutlak aykırılık oluşturmakta ve kararın bu nedenle bozulmasını gerektirmektedir. Ancak 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinin 4. fıkrasının ( b ) bendi kapsamındaki bu bozma nedeni, Yerel Mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektirdiğinden ve varlığı saptanan hukuka aykırılık ceza verilmemesi sonucuna ulaştırır nitelik taşımadığından cezanın çektirilmemesine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

 

Unutulmamalıdır ki; 5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uygulamasında, suçu yada kabahati sabit olan ve eylemi cezai yaptırımı gerektiren kişi hakkında herhangi bir usuli nedenle “cezanın çektirilmemesine” karar verebilmek olanağına yer verilmemiştir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

 

Bununla birlikte; suçun ne şekilde oluştuğu, suç tarihi ve şikayet süresinin geçip geçmediği gibi esaslı hususların denetlenebilmesi için Susurluk İcra Müdürlüğünün 2004/642 sayılı dosyasının celbi gerekirken; olayımızla ilgisi bulunmayan 2005/642 sayılı dosyanın celbi ile yetinilmiş olması, Genel Kurulun vardığı netice itibarıyla mahallinde yeniden yargılama yapılacağı için sonuca etkili görülmemiştir.

 

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

 

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

 

2- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18.12.2006 gün ve 5118-8029 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

 

3- Adalet Bakanının isteminin kabulü ile Susurluk İcra Ceza Mahkemesinin 30.01.2006 gün ve 32-26 sayılı kararının 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinin 4. fıkrasının ( b ) bendi uyarınca YASA YARARINA BOZULMASINA,

 

4- Mahkemesince İcra ve İflas Yasasının 349 ve 350. madde hükümlerine uygun olarak yeniden yargılama yapılmasını teminen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 27.02.2007 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: