2004 Sayılı İİK madde 349 YARGILAMA USULÜ

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

 

E. 2010/16-226

K. 2011/10

T. 1.2.2011

 

• İCRA CEZA YARGILAMASI ( Şikayet Dilekçesinde Kanıt Olarak Gösterilen İcra Takip Dosya Numarasının veya İcra Müdürlüğünün İsminin veya İcra Müdürlüklerinin Numarasının Hatalı Bildirilmiş Olması Halinde Bu Hatanın Giderilmesine Yönelik Bildirilen Dilekçenin Yeni Delil Bildirme Kapsamında Değerlendirilemeyeceği )

 

• ŞİKAYET DİLEKÇESİNDE BİLDİRİLEN İCRA DOSYASI ( Yargılama Konusu Olayla İlgisinin Bulunmaması – İcra Takip Dosya Numarasının veya İcra Müdürlüğünün İsminin Hatalı Bildirilmesi Halinde Bu Hatanın Giderilmesine Yönelik Bildirimin Yeni Delil Bildirme Kapsamında Değerlendirilemeyeceği )

 

• YENİ DELİL BİLDİRME ( Şikayet Dilekçesinde Kanıt Olarak Gösterilen İcra Takip Dosya Numarasının veya İcra Müdürlüğünün İsminin veya İcra Müdürlüklerinin Numarasının Hatalı Bildirilmiş Olması Halinde Bu Hatanın Giderilmesine Yönelik Bildirilen Dilekçenin Yeni Delil Bildirme Kapsamında Değerlendirilemeyeceği )

 

• DOSYA NUMARASININ HATALI BİLDİRİLMESİ ( İcra Ceza Yargılaması – Bu Hatanın Giderilmesine Yönelik Bildirilen Dilekçenin Yeni Delil Bildirme Kapsamında Değerlendirilemeyeceği )

 

2004/m.337, 349, 351

 

5252/m.7

 

ÖZET : Müşteki vekilinin şikayet dilekçesinde, sanık hakkında müşteki bankaya olan borcu sebebiyle icra takibi yapıldığını ve hatta tarihini de göstermek suretiyle sanığın dilekçede gösterilen adresindeki menkul malların haczedildiğini belirterek icra müdürlüğünü ve icra takip dosyası numarasını bildirdiğine göre, delil olarak icra takip dosyasının gösterilmediğinden söz edilemez. Şikayet dilekçesinde kanıt olarak gösterilen icra takip dosyasının numarasının veya icra müdürlüğünün isminin veya bir yerde kurulmuş bulunan icra müdürlüklerinin numarasının hatalı bildirilmiş olması halinde, bu hatanın giderilmesine yönelik olarak asıl icra takip dosyası numarasının veya icra müdürlüğü adının veya numarasının bildirilmesi yeni delil bildirme kapsamında değerlendirilemez. Aksine, mutlaka araştırılarak açıklığa kavuşturulması gereken böyle bir durumda yerel mahkeme tarafından, müşteki vekiline makul bir süre verilerek yargılama koşulu yapılan asıl icra takip dosyasının bildirilmesi sağlanmalıdır.

 

DAVA : Müşteki vekilinin 9.5.2008 tarihli dilekçesi ile sanığın 2004 Sayılı İ.İ.K.nın 337/a maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan davada; sanığın beraatına ilişkin, Bursa 5. İcra Ceza Mahkemesi’nce verilen 27.11.2008 gün ve 3169-5343 Sayılı hüküm müşteki vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nce 6.7.2009 gün ve 3423-4953 sayı ile;

 

“… Müşteki vekili 23.5.2008 havale tarihli şikayet dilekçesinde, takip dayanağı olarak Bursa 3. İcra Müdürlüğü’nün 2007/4353 Esas sayılı dosyasını bildirmesine karşın getirtilen bu dosyada alacaklısının … Bankası, borçlusunun ise H. olduğu anlaşılmakla, takip dosyası numarasının hatalı olarak bildirilip bildirilmediği araştırılarak; bildirilmiş ise asıl takip dosyasını bildirmesi için makul bir süre verilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdiri yerine beraatine karar verilmesi…”,

 

İsabetsizliğinden bozulmuştur.

 

Yerel mahkemece 11.2.2010 gün ve 789-50 sayı ile;

 

“… Gerek bozma öncesi yargılama süreci içerisinde, gerek müşteki vekilinin temyiz dilekçesinde, gerekse de bozmadan sonra yapılan yargılama sürecinin hiçbir aşamasında müşteki vekilince icra dosya numarasının hatalı olduğu beyan edilmemiştir. Mahkememizce icra dosya numarasının hatalı olduğu yolunda hiçbir iddia ve talep olmamasına rağmen bu yolda araştırma yapmanın sanık aleyhine uygulama oluşturacağı…”,

 

Gerekçesiyle ilk hükmünde direnilmiştir.

 

Bu hükümün de, müşteki vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 2.11.2010 gün ve 127521 Sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay 1. Başkanlığı’na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

 

KARAR : Sanığın 2004 Sayılı İ.İ.K.nın 337/a maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan davada beraatine karar verilen somut olayda; özel daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şikayet dilekçesinde bildirilen icra dosyasının yargılama konusu olayla ilgisinin bulunmadığının anlaşılması halinde mahkemece bu konuda araştırma yapılmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.

 

İncelenen dosya içeriğinden;

 

Müşteki vekilinin 9.5.2008 tarihli dilekçesi ile sanık R.’ın müşteki bankaya olan borcundan dolayı Bursa 3. İcra Müdürlüğü’nün 2007/4353 esas sayılı dosyasında genel haciz yolu ile takip başlatıldığını, sanığın adresinde 2.5.2007 günü menkul malların haczedildiğini, ancak haczedilen menkul malların kaçırılması sebebiyle satışının yapılamadığını ileri sürerek sanığın İcra ve İflas Yasası’nın 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep ettiği, dilekçede delil olarak “Bursa 3. İcra Müdürlüğü’nün 2007/4353 Esas sayılı dosyası ve her türlü delilin” gösterildiği anlaşılmaktadır.

 

Yerel mahkemece şikayet dilekçesi üzerine duruşmaya hazırlık tutanağı ile Bursa 3. İcra Müdürlüğü’nün 2007/4353 Esas sayılı dosyasının getirtildiği, bu dosyanın yargılama ile ilgisinin bulunmadığı, alacaklısının … Bankası, borçlusunun ise H. olduğu, 27.11.2008 tarihinde yapılan ilk oturumda saptanmış, yerel mahkemece hazır bulunan müşteki vekilinden bu konuda açıklama yapması yönünde bir istemde bulunulmamıştır.

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun başta 13.2.2007 gün ve 16-28 Sayılı olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı üzere; 5237 Sayılı T.C.K.nda, cürüm-kabahat ayrımına son verilmesi üzerine, bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 Sayılı Yasaya uyarlanması amacıyla 5252 Sayılı Kanunun 7. maddesiyle yasalarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak İcra ve İflas Yasası’nda yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezasını gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.

 

Ancak, bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören yasa koyucu, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 Sayılı Kanun ile İcra ve İflas Yasası’nın 16. bab kapsamındaki fiilleri ikili bir ayrıma tabi tutarak, bir kısım eylemleri suç olarak, diğer bir kısım eylemleri ise kabahat olarak düzenlemiştir. Bir kısım suçların re’sen takibi öngörülmüş, diğer bir kısım suçların takibi ise şikayet koşuluna bağlanmıştır. Bu husus suç tanımının yer aldığı maddelerde, “Bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur”, “alacaklının şikayeti üzerine”, “ilgilinin şikayeti üzerine”, “zarar gören alacaklının şikayeti üzerine” ibareleriyle açıkça belirtilmiştir.

 

Bu düzenlemelere karşın İcra ve İflas Yasası’nın, bu yasadaki suçlara ilişkin muhakeme usulünü düzenleyen maddelerde, başta 349. maddesi olmak üzere köklü değişiklikler yapılmadığından, bu yasada öngörülen şikayete bağlı suçlar açısından kendine özgü muhakeme usulü yeni dönemde de uygulanmak zorundadır. Yasanın “Tahkikat” başlıklı 351. maddesinde de; “Şikayetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır” şeklinde özel bir usul hükmü yer almaktadır.

 

İcra ve İflas Yasası’nda kendine özgü bir yargılama sistemi öngörülmüş olması, bu yasada düzenlenen suçlara ilişkin yapılan yargılama işlemlerinin ceza yargılaması faaliyeti olmadığı anlamına gelmemektedir. Bu yasada aksine kısıtlayıcı hüküm bulunmadığı hallerde ceza yargılamasının “usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda, somut gerçeğin her türlü kuşkudan uzak bir biçimde kesin olarak saptanması” amacı ve “adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm yasal kanıtların araştırılıp tartışılması” zorunluluğu, İ.İ.K.da düzenlenen suçlara ilişkin yapılan yargılamalarda da aynen geçerlidir.

 

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

 

İnceleme konusu somut olayda, müşteki vekilinin şikayet dilekçesinde numarasını bildirdiği ve getirtilerek dosya arasına konulan icra takip dosyanın yargılama konusu olayla ilgisinin bulunmadığı hususu belirtilerek, oturumda hazır olan müşteki vekiline açıklama yapması ve gerekirse araştırma yaparak varsa doğru dosya numarasını bildirmesi fırsatının yerel mahkemece verilmediği görülmektedir.

 

Müşteki vekilinin şikayet dilekçesinde, sanık hakkında müşteki bankaya olan borcu sebebiyle icra takibi yapıldığını ve hatta tarihini de göstermek suretiyle sanığın dilekçede gösterilen adresindeki menkul malların haczedildiğini belirterek icra müdürlüğünü ve icra takip dosyası numarasını bildirdiğine göre, delil olarak icra takip dosyasının gösterilmediğinden söz edilemez. Şikayet dilekçesinde kanıt olarak gösterilen icra takip dosyasının numarasının veya icra müdürlüğünün isminin veya bir yerde kurulmuş bulunan icra müdürlüklerinin numarasının hatalı bildirilmiş olması halinde, bu hatanın giderilmesine yönelik arak asıl icra takip dosyası numarasının veya icra müdürlüğü adının veya numarasının bildirilmesi yeni delil bildirme kapsamında değerlendirilemez. Aksine, mutlaka araştırılarak açıklığa kavuşturulması gereken böyle bir durumda yerel mahkeme tarafından, müşteki vekiline makul bir süre verilerek yargılama koşu yapılan asıl icra takip dosyasının bildirilmesi sağlanmalıdır.

 

Bu itibarla yerel mahkeme direnme hükmünde isabet bulunmadığından bozulmasına karar verilmelidir.

 

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

 

1- Bursa 5. İcra Ceza Mahkemesi’nin 11.2.2010 gün ve 789-50 Sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

 

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.02.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: