2004 Sayılı İİK madde 336 MÜFLİSİN MALLARINI VERMİYENLER HAKKINDAKİ CEZALAR

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/17-144

K. 2007/269

T. 11.12.2007

• MUHAFAZA ( YEDİEMİNLİK ) GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA ( Suçlarında Sulh Ceza Mahkemeleri Görevli Olup Dava İddianame İle Açıldığı – İcra Mahkemesine Şikayet Dilekçesi Verilmişse Durma Kararı Verilerek Dosya C.Başsavcılığına Gönderilmesi Gerektiği )

• GÖREV ( Muhafaza ( Yedieminlik ) Görevini Kötüye Kullanma Suçlarında Sulh Ceza Mahkemeleri Görevli Olup Dava İddianame İle Açıldığı – İcra Mahkemesine Şikayet Dilekçesi Verilmişse Durma Kararı Verilerek Dosya C.Başsavcılığına Gönderilmesi Gerektiği )

• İDDİANAME / ŞİKAYET ( Muhafaza ( Yedieminlik ) Görevini Kötüye Kullanma Suçlarında Sulh Ceza Mahkemeleri Görevli Olup Dava İddianame İle Açıldığı – İcra Mahkemesine Şikayet Dilekçesi Verilmişse Durma Kararı Verilerek Dosya C.Başsavcılığına Gönderilmesi Gerektiği )

5237/m.289

2004/m.336

ÖZET : Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı TCK’nın 289. maddesinde genel bir suç olarak düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle alıkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarruf ta bulunan kişi cezalandırılır. İİK’nın 336/a maddesi ise 5358 Sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Dosya kapsamından, hacizli malın yediemin olarak teslim edildiği, muhafazaya gidildiğinde hacizli malın yerinde olmadığı, bunun üzerine icra mahkemesine şikayet dilekçesi verildiği anlaşılmaktadır. Muhafaza ( yedieminlik ) görevini kötüye kullanma suçlarında sulh ceza mahkemeleri görevli olup davanın iddianame ile açılması gerekir. İcra mahkemesine şikayet dilekçesi verilmesi halinde durma kararı verilerek usulünce soruşturma yapılıp gerektiğinde iddianame ile dava açılmak üzere dosyanın C.Savcılığı’na gönderilmesi gerekir.

DAVA : Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık Hayati’nin beraatine ilişkin olarak Ankara 12. İcra Ceza Mahkemesi’nden verilen 02.02.2006 gün ve 2239-50 sayılı hüküm şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nce 16.11.2006 gün ve 3980-8442 sayı ile;

“… 1- ) 5358 Sayılı Kanunun 23. maddesiyle I1K’da yedieminlik görevini kötüye kullanmak suçunun düzenlendiği 336/a maddesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, anılan suçun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 289. maddesinde düzenlendiği ve suç olmaktan çıkarılmadığı gözetilmeden yazılı biçimde sanığın beraatına hükmolunması,

2- ) 5358 Sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan İİK’niın 336/a maddesinde düzenlenen yedieminlik görevini suistimal suçu için öngörülen hafif hapis cezası yaptırımının, anılan kanun maddesinin yürürlük tarihi itibariyle kapsamında kalan fiiller için, 5252 Sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca idari para cezasına dönüştürüldüğü gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme bu kez 30.01.2007 gün ve 2306-75 sayı ile;

“… Şikayetçi alacaklı tarafından borçlu Alüminyum Limited Şirketi aleyhine kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibinin yapıldığı, şirket adresinde 12.05.2005 tarihinde taşınır haczi gerçekleştirildiği, taşınırların şirket çalışanı olan sanığa yediemin olarak teslim edildiği, 14.10.2005 tarihinde aynı adrese gidildiğinde işyerinin boş olduğu anlaşılmaktadır.

5358 Sayılı Kanunun 23. maddesiyle yürürlükten kalkan I1K’nun 336/a maddesindeki düzenleme ile haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malların icra dairesinin tebliğine rağmen icra dairesine teslim etmemenin yaptırıma bağlanmadığı ve yedieminlik görevini kötüye kullanma suçunun özel bir hali olduğu, bu nedenle de İİK’nun 336/a maddesinin TCY’nın 276. maddesini yürürlükten kaldırmadığı, 765 sayılı TCK’nun 276. maddesi ve bu madde karşılığı olan 5237 sayılı TCY’nın 289. maddesinde yaptırıma bağlanan eylemlerin ise farklı olduğu,

TCY’nın 289. maddesinde, muhafaza edilmek üzere kendisine teslim olunan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunmanın yaptırıma bağlandığı, somut olayda işyerinin taşınmış olması nedeniyle haciz mahallinde taşınırların bulunmamasının, yürürlükten kalkan İİY’nın 336/a maddesinde yaptırıma bağlanan suç tipine uymadığı gibi, işyerinin taşınmasının 5237 sayılı TCY’nın 289. maddesinde yer alan tasarruf ta bulunma anlamında da olmadığı, başka bir anlatımla şikayet olunan eylemin bu madde kapsamında da olmadığı anlaşılmıştır….” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “hükmün bozulması” görüşünü içeren 01.06.2007 gün ve 74421 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay 1. Başkanlığı’na gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi vekili icra ceza mahkemesine hitaben yazdığı 25.10.2005 havale tarihli dilekçe ile; haczedilen malların borçlu yediemin olarak şirket çalışanı Hayati’ye teslim edildiğini, borç ödenmeyince 14.10.2005 tarihinde muhafaza için gidildiğinde, işyerinin boş olduğunu, yediemine teslim edilen malların da yerinde olmadığını belirterek Hayati’nin yedieminlik görevini kötüye kullanma suçundan dolayı İİY’nın 336. maddesi uyarınca cezalandırılmasını istemiştir.

Yerel mahkeme, İİY’nın 336. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını, eylemin 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Yasanın 289. maddesindeki muhafaza görevini ihmal suçunu da oluşturmadığını belirterek berat kararı vermiş, bu hüküm özel dairece, İcra ve İflas Yasası’nın yedieminlik görevini kötüye kullanmak suçunu düzenleyen 336/a maddesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, anılan suçun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 289. maddesinde düzenlendiği ve suç olmaktan çıkarılmadığı gerekçesiyle bozulmuş, yerel mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.

Çözümü gereken uyuşmazlık, icra ceza mahkemelerinde görülen bir kısım davalar bakımından dava açan belge niteliğindeki şikayet dilekçesinde tarif edilen eylemin kapsamı, somut ifadeyle, sanığın haczedilerek kendisine yediemin olarak teslim edilen malda, teslim edilme amacı dışında tasarrufta bulunduğu yolundaki iddianın hangi suça yöneldiği, saptanacak nitelendirmeye göre bu eylemin yargılamasının icra ceza mahkemesinde yapılıp yapılamayacağı, yapılamayacaksa icra ceza mahkemesinin ne karar vermesi gerektiği hususuna ilişkindir.

Muhafaza edilmek üzere resmen teslim olunan malları saklama, sahibine veya başkalarına verme, tebdil ve lazım gelenlere teslimden kaçınma eylemleri 765 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 276. maddesinde genel nitelikte bir suç olarak düzenlenip yaptırıma bağlanmıştı. Ancak, icra dairelerinin istemine rağmen bu malları teslime yanaşmayan yedieminlere verilen cezaların çoğu kere uygulamada tecil edilmesi ve paraya çevrilmesi karşısında, yasa koyucu, kendisine teslim edilen malları icra dairesinin istemine rağmen yedi gün içinde teslim etmeyen yedieminlerin bu eylemlerini İcra ve İflas Yasası’na 17.07.2003 gün ve 4949 Sayılı Yasa ile eklediği 336/a maddesinde, yedieminlik görevini kötüye kullanma suçundan bağımsız biçimde ve kabahat olarak düzenlemiştir. Bu düzenlemeyle, İcra ve İflas Yasası uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimsenin, alacaklının şikayeti üzerine tetkik merciince cezalandırılacağı hükme bağlanmıştı. Böylelikle, genel nitelikteki yedieminlik görevini kötüye kullanma suçundan farklı unsurlar içeren bu kabahati gerçekleştirenlerin İcra ve İflas Yasasında öngörülen yöntemle İcra Ceza Mahkemelerinde yargılanmaları sağlanmış, cezalarının paraya çevrilmesi ve ertelenmesi önlenmiştir.

Ancak,

01.06.2005 tarihinde 765 sayılı Türk Ceza Yasası yürürlükten kaldırılmış, muhafaza görevini kötüye kullanma suçu da, aynı tarihte yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 289. maddesinde; “muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişinin cezalandırılacağı” belirtilerek, genel bir suç olarak düzenlenmiştir. Öte yandan, İcra ve İflas Yasası’nın 336/a maddesi ise yine aynı tarihte yürürlüğe giren 5358 Sayılı Yasanın 7. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, böylelikle başlangıçtaki sisteme dönülmüştür.

İcra ceza mahkemeleri sadece İcra ve İflas Yasasında suç ve kabahat olarak düzenlenmiş bulunan bir kısım eylemleri, yasanın 349. vd. maddelerinde düzenlenen yöntemle yargılayan mahkemelerdir. Ayrıca, bu mahkemelerin bakacağı davalar, diğer mahkemelerin görevine giren davalarla birleştirilemez. İcra ceza mahkemesinde görülen davanın konusu ise, dava açan belgede belirtilen fiilden ibarettir. Hiç kuşku yoktur ki, mahkeme bu fiili takdirde serbesttir ve belgede gösterilen uygulama maddeleri ile bağlı değildir. O nedenle, icra ceza mahkemesine dava açar nitelikte bir belge sunulduğunda, bu belgede belirtilen eylemin İcra ve İflas Yasası’nda düzenlenen suç tiplerinden birini oluşturup oluşturmadığı öncelikle değerlendirilmeli, davanın görülebilmesi için gerekli yargılama ve görev koşullarının oluşup oluşmadığı saptanmalıdır.

Somut olayda şikayetçi vekili İcra ceza mahkemesine verdiği dilekçede, 14.10.2005 tarihinde muhafaza için işyerine gidildiğinde, evvelce borçlu şirket çalışanı Hayati’ye yediemin olarak teslim edilen malların yerinde olmadığını, böylelikle adı geçen in yedieminlik görevini kötüye kullandığını belirterek şikayetçi olmuştur. Dilekçede tanımlanan ve dolayısıyla davanın konusunu oluşturan eylem, suç tarihi de dikkate alındığında, 5237 sayılı TCY’nın 289. maddesindeki muhafaza görevini kötüye kullanma suçuna ilişkindir. Bu suçla ilgili yargılama görevi sulh ceza mahkemesine ait olduğu gibi, sözü edilen davanın da iddianame ile açılması gerekir. Dolayısıyla, olayda gerek yargılama gerekse görev koşulları gerçekleşmemiştir. Ancak, icra ceza mahkemesinin görev koşuluna öncelik verip dosyayı görevsizlik kararıyla sulh ceza mahkemesine göndermesi halinde, bu mahkemenin de yargılama koşulu gerçekleşmediği için yargılamanın durmasına karar verip, ardından da iddianame ile dava açılması için dosyayı Cumhuriyet Savcılığına göndereceği, bundan dolayı bir gecikme yaşanacağı, bu durumun da Anayasa’nın 141/son maddesi ile mahkemelere bir görev olarak yüklenmiş bulunan “davaların mümkün olan süratle” sonuçlandırılması yolundaki ilkeye ve usul ekonomisinin gereklerine aykırılık oluşturacağı açıktır. O halde, yargılama koşuluna öncelik vermeli ve bu koşul gerçekleşmediği için yargılamanın durmasını kararlaştırmalı, usulünce soruşturma yapılıp gerektiğinde iddianame ile dava açılmak üzere dosyayı Cumhuriyet Savcılığı’na göndermelidir.

Bu itibarla, yerinde görülmeyen direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdiine, 11.12.2007 günü oybirliği ile tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: