2004 Sayılı İİK madde 264 İHTİYATİ HACZİ TAMAMLIYAN MERASİM

2004 Sayılı İİK madde 264

YARGITAY HGK. 2003/13-380 E.-2003/401 K. İçtihat

1-İlke olarak, müeccel (vadesi gelmemiş) alacaklar için eda davası açılmasında hukuki yarar yok ise de;borçlunun borcunu zamanında yerine getirmeyeceği endişesini haklı gösteren durumların varlığı halinde, gelecekteki bir edimin yerine getirilmesi için, eda davası açılabilir.
2-Diğer taraftan alacaklı,alacağını vadesinde alabilmesinin ciddi bir şekilde tehlikeye düştüğü/düşmekte olduğundan bahisle,müeccel (vadesi gelmemiş) bir borçtan dolayı ihtiyati haciz isteyebilir, buna ilişkin olaylar mevcut bulunduğu takdirde, mahkeme ihtiyati haciz kararı verebilir.(İİK.257.)
3-İİK.257/2. madde gereğince ihtiyati haciz konulması halinde,borç, borçlu bakımından muaccel hale gelmektedir.(Burada borcun muaccel hale gelmesi, ihtiyati haciz kararı ile değil, bizzat ihtiyati haczin infazı(İİK.261.)suretiyle olmaktadır.)
4-Alacaklı, borçluya karşı bir icra takibi yapmadan veya dava açmadan önce ihtiyati haciz kararı almış ve buna dayanarak borçlunun mallarına ihtiyati haciz koydurtmuş ise, yedi gün içinde borçlu aleyhine takip talebinde bulunmak veya bir alacak davası açmak zorundadır(İİK.264/2);aksi durumda ihtiyati haciz kararı kendiliğinden düşecektir(İİK. Md.264/4). 

Bu başlıklar birlikte değerlendirildiğinde; alacaklının, ihtiyati haczi ayakta tutabilmek için yedi günlük yasal sürede dava açması zorunlu olduğundan, alacak davası açmasında yasadan(İİK.264.)kaynaklanan bir hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekir.Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 13..Hukuk Mahkemesince davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 10.04.2002 gün ve 2001/943-2002/2481 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 19.06.2002 gün ve 5712-7335 sayılı ilamı ile ; (“Davacı, davalı eşiyle anlaşmalı olarak boşandıklarını, anlaşma protokolüne göre 29.3.2002 tarihine de davalının kendisine 80.000 Dolar tazminat ödemeyi kararlaştırdıklarını davalının malvarlığını elinden çıkarmaya başladığını bildirerek 80.000 dolar tazminatın tahsilini talep etmiştir.

Davalı davanın 19.12.2001 tarihinde açıldığını, borcu kabul ettiğini ancak vadesi gelmeden dava açıldığı için davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece yargılama aşamasında borcun vadesi gelip ödenmiş olmakla dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, dayalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı boşanma protokolündeki alacağı muaccel olmadan davasını açtığına göre davacının hukuki yararı olduğundan söz edilemez. Davanın açıldığı tarih itibariyle davacının hukuk yararı bulunmadığından davanın reddine ve görüldüğü mahkemeye göre avukatlık ücret tarifesinin 8/3 maddesi gereğince davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, 19.12.2001 tarihli dava dilekçesinde; Ankara Asliye 31. Hukuk Mahkemesi’nden verilen kararla tarafların boşanmalarına ve davalının 29.03.2002 gününe kadar davacıya 80.000 USD ödemesine karar verildiğini, ancak davalının borcunu ödememek için taşınır ve taşınmaz mallarını üçüncü şahıslara devretme girişiminde bulunduğunu ileri sürerek, 80.000 USD’nin vadesi beklenmeksizin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davacının boşanma protokolündeki alacağı muaccel olmadan açtığı davada hukuki yararının bulunmadığını ve müvekkilinin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla hareket etmediğini, belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin, “borcun vadesi gelmeden eda davası açılmasına davalının sebebiyet verdiği ve yargılama aşamasında davalının borcunu eda ettiği” gerekçesiyle “davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına” dair verdiği karar, Özel Dairece, yukarıda yazılan nedenle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; vadesi gelmemiş alacağın tahsili istemiyle eldeki davayı açan alacaklının, dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği ve 07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği üzere; Dava, mahkemeden verilecek bir hükümle, bir iddia üzerinde hukuki korunmanın sağlanması dileğidir.

Bu bağlamda, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korumaya değer bir yararı olmalıdır. Eş söyleyişle, davacının bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmalıdır.

Nitekim, uygulamada hukuki yararın dava şartı olduğu açıkça kabul edilmektedir (HGK.10.01.1968 gün ve 8/1083-8 ; HGK.24.11.1982 gün ve 7/1874-914).

İlke olarak, müeccel (vadesi gelmemiş) alacaklar için eda davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Ancak, borçlunun borcunu zamanında yerine getirmeyeceği endişesini haklı gösteren durumların varlığı halinde, gelecekteki bir edimin yerine getirilmesi için, eda davası açılabilir.

Diğer taraftan alacaklının, müeccel (vadesi gelmemiş) bir borçtan dolayı ihtiyati haciz isteyebilmesi için, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257/2. maddesinde öngörülen sebeplerden birinin varlığı gerekir. Anılan maddenin açık hükmüne göre; alacaklının alacağını vadesinde alabilmesi ciddi bir şekilde tehlikeye düştüğü veya düşmekte olduğuna ilişkin olaylar mevcut bulunduğu takdirde, ihtiyati haciz kararı verilecektir.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257/3 maddesi hükmüne göre, aynı Kanunun 257/2. maddesi gereğince ihtiyati haciz konulması halinde, müeccel borç, borçlu bakımından muaccel hale gelmektedir. Burada borcun muaccel hale gelmesi, ihtiyati haciz kararı ile değil, bizzat ihtiyati haczin infazı (aynı yasa md.261) suretiyle olmaktadır.

Ne var ki alacaklı, borçluya karşı bir icra takibi yapmadan veya dava açmadan önce ihtiyati haciz kararı almış ve buna dayanarak borçlunun mallarına ihtiyati haciz koydurtmuş ise, yedi gün içinde borçlu aleyhine takip talebinde bulunmak veya bir alacak davası açmak zorundadır (İİK. Md. 264/1); aksi durumda ihtiyati haciz kararı kendiliğinden düşecektir (İİK. Md.264/4).

Şu hale göre alacaklının, ihtiyati haczi ayakta tutabilmek için yedi günlük yasal sürede dava açması zorunlu olduğundan, alacak davası açmasında yasadan kaynaklanan bir hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekir.

Yukarıda açıklananların ışığında somut durum değerlendirildiğinde: Taraflar arasında görülüp kesinleşen Ankara Asliye 31. Hukuk Mahkemesi’nin 29.03.2001 gün ve 2001/208 Esas, 2001/186 Karar sayılı boşanma ilamında ; davacının 29.03.2002 tarihinde davalıya 80.000 USD ödemesine ve bu husustaki protokolün tasdikine, karar verilmiş, davacı kadının talebi üzerine Ankara Asliye 16.Hukuk Mahkemesi’nin 13.12.2001 gün ve 2001/189-50 D.İş sayılı kararı ile İİK.nun 257/2. maddesi uyarınca verilen ihtiyati haciz kararının infazından sonra davacı, 19.12.2001 tarihinde alacağın tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Yargılama aşamasında davalı, boşanma ilamında öngörülen dava konusu borcu 29.03.2002 tarihinde ödemiştir.

Görüldüğü üzere, davacının vadesi gelmemiş 80.000 USD alacağı, ihtiyati haczin konulduğu tarihte muaccel hale gelmiş olup, yedi gün içerisinde açtığı alacak davasında hukuki yararı mevcuttur. Her ne kadar, 19.12.2001 dava tarihinden sonra, borçlu/davalının itirazı üzerine 24.12.2001 tarihinde ihtiyati haciz kararı kaldırılmış ise de, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceğinden ; Mahkemece davacının dava tarihi itibariyle eldeki davayı açmasında hukuki yararı bulunduğunun kabulü ile davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olması yukarıda açıklanan gerekçelerle sonucu itibariyle doğrudur.

O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

KARAR : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 04.06.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi. İcra ve İflas Kanunu MADDE 264 :(Değişik madde: 18/02/1965 – 538/104 md.)

Dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklı; haczin tatbikinden, haciz gıyabında yapılmışsa haciz zabıt varakasının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ya takip talebinde (Haciz veya iflas) bulunmaya veya dava açmaya mecburdur.

İcra takibinde, borçlu ödeme emrine itiraz ederse bu itiraz hemen alacaklıya tebliğ olunur. Alacaklı, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemeye veya mahkemede dava açmaya mecburdur. İcra mahkemesi, itirazın kaldırılması talebini reddederse alacaklının kararın tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açması lazımdır.

(Değişik fıkra: 17/07/2003 – 4949 S.K./62. md.) İhtiyati haciz, alacak davasının mahkemede görüldüğü sırada konulmuş veya alacaklı birinci fıkraya göre mahkemede dava açmış ise, esas hakkında verilecek hükmün mahkemece tebliğinden itibaren bir ay içinde alacaklı takip talebinde bulunmaya mecburdur.

Alacaklı bu müddetleri geçirir veya davasından yahut takip talebinden vazgeçerse veya takip talebi kanuni müddetlerin geçmesiyle düşerse veya dava dosyası muameleden kaldırılıp da bir ay içinde dava yenilenmezse veya davasında haksız çıkarsa ihtiyati haciz hükümsüz kalır ve alakadarlar isterse lazım gelenlere bildirilir.

Borçlu müddeti içinde ödeme emrine itiraz etmez veya itirazı icra mahkemesince kesin olarak kaldırılır veya mahkemece iptal edilirse, ihtiyati haciz kendiliğinden icrai hacze inkılabeder.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: