2004 Sayılı İİK madde 259 İHTİYATİ HACİZDE TEMİNAT

2004 Sayılı İİK madde 259

Yargıtay Y11.HD 12.12.1974 E. 1974/3401 K. 1974/ 3592 İçtihat

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 1974/3401

K. 1974/3592

T. 12.12.1974

• SÜRE ( Haksız İhtiyati Haciz Nedeni İle Tazminat Davası )

• HAKSIZ İHTİYATİ HACİZ NEDENLİ TAZMİNAT DAVASINDA SÜRE

• TAZMİNAT DAVASI ( Haksız İhtiyati Haciz Nedeniyle )

• ZAMANAŞIMI ( Haksız İhtiyati Haciz Nedeni İle Tazminat Davası )

818/m.44,60

2004/m.259

ÖZET : Haksız ihtiyati haciz nedeniyle açılacak tazminat davası, bir yıllık zamanaşımına bağlıdır. Bu zamanaşımının başlangıcı, ihtiyati haczin kalktığı tarih değil, haksızlığa ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarihtir.

DAVA VE KARAR: Davacı vekili, davalıların dava dışı bir şirketten alacaklarını tahsil etmek için mahkemeden aldığı kararlara dayanarak icra memurlukları delaletiyle müvekkiline ait iki fanila makinesini haczettirip, monte edildiği yerden söktürerek başka bir yere naklettirdiklerini ve bu suretle müvekkilinin karına mani olmuş ve makinelerin hasara uğramasına sebebiyet verdiklerini ve müvekkilinin keşide ettiği 5.11.1954 tarihli ihtirnamenin semere vermemesi üzerine, davalılar aleyhine istihkak davası ikame edildiğini ve muhakeme sonunda mülkiyeti subut bulduğundan, makinelerin müvekkiline 6.6.1958 tarihinde iade olduğunu iddia ve mahkeme marifetiyle tespit edilen 11.580 lira malzeme noksanı, arıza tamiri, nakliye masrafı ve temizleme ücreti ile 234.800 lira kar mahrumiyeti toplamı 246.380 liranın faiziyle davalılardan tahsiline karar verlimesini talep etmiş ve 13.6.1969 tarihli oturumda, davalılardan ( M ) hakkındaki davayı atiye bıraktıklarını beyan eylemiştir.

Davalı banka vekili, haksız fiile dayanan davanın zamanaşımına uğradığını ve zarar ve failine ıttılaın 1954 yılı olduğunu ve davacı, ihtiyati haciz sırasında mücerret istihkak iddiasında bulunup mülkiyetini tevsik etmediğini ve bu suretle müvekkilini izrar kastiyle hareket ettiğini ve teminat göstererek kanuni yollardan hareketle mahcuza vazülyet olması imkanlarını kullandırmadığını ve makinelerin istihsale gayri salih ve muattal olduğunu ve takibe maruz borçlu şirket ana sözleşmesinde makinelerin şirket sermayesine dahil bulunduğunun tescil ve ilan edilmiş ve davacı da buna itiraz etmemiş olup, üçüncü şahıs olan müvekkilinin ancak bununla bağlı olup, şirket defterlerindeki emanet kaydını tahkik ve tetkik imkanına sahip bulunmadıklarını savunmuştur.

Mahkemece her iki davalı aleyhine davacının açtığı istihkak davalarına ait ilamların 15.3.1958 ve 5.4.1958 tarihlerinde kesinleşmesine ve 29.1.1959 tarihinde 50.000 liranın tahsili hakkında açılan davada, fazlaya ait dava hakkının mahfuz tutulmuş ve 196.380 liralık davanın ise 18.5.1959 açılmış olması itibariyle davalının zamanaşımı def`inin reddine ve davalı ( M ) hakkındaki dava atiye bırakıldığından, onun için karar vermeye yer olmadığına ve davalı bankanın makinelere haciz koydurmak suretiyle davacının zarara uğramasına sebebiyet verdiğinin anlaşılmasına, bu suretle zararın tamamından mesul olması gerekmesine binaen, birbirini teyit eden bilirkişi raporları münderecatıyla tahakkuk eden davacı zararı 80.976,50 liranın davalı bankadan tahsiline ve fazla talebin reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davalı banka temyiz etmiştir.

1 – Dava, dava dışı bir şirketteki alacaklarından dolayı davacının iki adet fanila makinesine ihtiyati haciz koydurtan davalıların aleyhlerindeki istihkak davası sonucunda, ihtiyati haciz isteminde haksız çıkmaları nedeniyle uğranılan zararın tazminini istemesinden ibarettir. Davanın bu niteliği itibariyle olayda uygulanması gereken İcra ve İflas Kanununun 259. maddesi hükmü gereğince, alacaklı davalıların sorumlu tutularak tazminata mahkum edilebilmeleri için :

a ) İhtiyati haciz kararının haksız alındığının, bu karardan sonra açılacakesas dava sonucunda sübuta ermesi,

b ) İhtiyati haciz kararının uygulanmasından bir zararın doğmuş olması,

c ) Zarar ile ihtiyati haciz kararı arasında uygun bir illiyet bağının bulunması gereklidir.

Olayımızda da ihtiyati haciz koydurtan davalılardan ( M ) nin haksızlığı, İstanbul İcra Hakimliği`nin kesinlemiş 3.10.1957 gün ve 7948 / 727 sayılı ilamı ve diğer davalı Doğubank T.A:Ş.`nin haksızlığının da aynı Hakimliğin kesinleşmiş 13.11.1957 gün ve 2697 /873 sayılı ilamıyla sübuta ermiştir. Dava dosyasındaki kağıtlara, toplanan delillere ve bilirkişi incelemesi sonucunda verilen rapora göre de, ihtiyati haciz uygulamasından davacının zararının doğduğu ve zarar ile ihtiyati haciz arasında uygun bir illiyet bağının bulunduğu anlaşılmıştır.

Bu itibarla davacı, dava dışı şirketten alacaklı davalıların kendisine ait makinelere haksız olarak ihtiyati haciz koydurtmaları nedeniyle sorumlu tutularak tazminata mahkum edilmelerini talep ve dava etmekte haklıdır.

Davalı Doğubak T.A.Ş. vekilinin ticaret siciline tescil ve ilan edilen borçlu şirket sözleşmesinin 9. maddesiyle mahcuz makinelerin şirkete sermaye olarak konulduğundan bahisle ihtiyati haciz koydurtmakta müvekkilinin kusurlu olmadığından tazminatla sorumlu tutulmayacağı yolundaki temyiz itirazı da gerek doktrinde ve gerekse kökleşmiş Yargıtay içtihatlarında belirtildiği gibi, İcra ve İflas Kanunu`nun 259. maddesindeki sorumluluğun “kusursuz sorumluluk” olduğu ve ihtiyati haciz yüzünden açılacak tazminat davasında sorumluluğun, tehlike ve kusursuz sorumluluk esasına göre takdiri gerekeceği cihetle, kabule şayan değildir.

2 – Davacı, birleştirilen davalardan 959/103 esas sayılı olanını fazlaya ait dava hakkını saklı tutmak kaydıyla 50.000 lira için 29.1.1959 ve 959/489 esas sayılı 196.380 liralık davasını da 18.5.1959 tarihlerinde açmıştır.

Davalı Doğubank T.A.Ş. vekili, davanın tazminat davası olması ve davacının 29.1.1959 günlü dava dilekçesinin 2 nolu bendinde, zarara ve failine 2.11.1954 tarihinde muttali olduğunu ikrar etmiş bulunmasına göre davalıların ittıladan itibaren bir sene geçirildikten sonra açılması nedeniyle zamanaşımına uğradığı halde zamanaşımı savunmasının mahkemece kabul edilmemesinin isabetsizliğinden bahisle, bu hususu da temyiz itirazı olarak ileri sürmektedir.

Her ne kadar haksız ihtiyati haciz koydurtmak suretiyle üçüncü kişiye zarar vermek” haksız fiil” ise de, İİK`nin 259. maddesi, ihtiyati haciz isteyen alacaklının, üçüncü kişinin zararlarından sorumlu tutulabilmesi için hacizde haksız çıkması koşulunu öngörmüştür. Hacizde haksızlığın da ancak esas davanın ( yani haczedilen malın davacıya ait olduğundan bahisle açılan istihkak davasının ) sonucunda verilecek kararla saptanması mümkün olacağından, zamanaşımının başlangıcının da bu dava sonunda verilen hükmün kesinleştiği tarihten başlatılması gerekir. Bu suretle İİK`nin 259. maddesi, zamanaşımının ihtiyati haciz isteminin haksızlığına dair mahkemece verilen hükmün kesinleştiği tarihten başlamasının gerekeceği hükmünü verdikten başka, ihtiyati haciz isteyen alacaklının hacizde kesinleşmiş mahkeme hükmüyle haksız çıkması halini aynı zamanda dava koşulu olarak saymıştır. Çünkü, ihtiyati haciz koydurtan alacaklılar, ancak hacizde haksız çıktıkları takdirde üçüncü kişinin zararlarından sorumlu tutulacaklardır ki; haksızlık, kesinleşmiş mahkeme hükmüyle saptanmadan “sorumluluk” tan söz edilmeyecek ve ihtiyati haciz koydurtan alacaklılar aleyhine dava açılmasına da olanak bulunamayacaktır. Bu nedenlerle, davalı vekilinin, zamanaşımının başlangıç tarihinin 2.11.1954`ten başlatılarak davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiği hakkındaki temyiz itirazı da kanuni dayanaktan yoksundur.

Davalı Doğubank T.AŞ. vekilinin 196.380 liralık 959/489 esas sayılı davanın istihkak davasında verilen hükmün, Yargıtay`ca 5.4.158 tarihinde onanarak kesinleşmesinden bir sene geçmesinden sonra 18.5.1959 tarihinde açıldığından bahisle zamanaşımı yönünden reddedilmemiş olmasına değinen temyiz itirazına gelince, filhakika davacının davalı Doğubank aleyhine açtığı istihkak davası sonucunda İstanbul İcra Hakimliği`nden verilen 13.11.1957 gün ve 2697/873 sayılı hüküm, Yargıtay İcra ve İflas Dairesi`nin 5.4.1958 gün ve 1294/2102 sayılı ilamıyla onanmış ve davalı Doğubank, “karar düzeltilmesi” yoluna gitmemiş ise de, asliye mahkemesi kararlarının kesinleşmesi için temyiz yoluna başvurmanın reddinden başka, “karar düzeltme” süresinin de geçmiş veya karar düzeltme isteminin reddedilmiş olması gerektiğinden ve davada da Yargıtay İcra ve İflas Dairesi`nin 5.4.1958 gün ve 1294/2102 sayılı ilamı, davalı Doğubank vekiline 16.5.1958 tarihinde tebliğ edilmiş ve karar düzeltme yoluna gitmediğinden, bu davalı yönünden kesinleştiğinin 31.5.1958 tarihinde olacağı cihetle, 18.5.1958 tarihinde açılan dava, Borçlar Kanununu`nun 60. maddesindeki bir senelik zamanaşımı süresi içinde açıldığından, davalı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazı dahi yerinde görülmemiştir.

3 – Davalı ( M ) davacının 105.810 numaralı fanilla makinesine 28.10.1954 gününde ihtiyati haciz koydurtmuş ve makineyi, makinelerin bulunduğu işhanı müstahdemine yediemin olarak teslim etmiştir. Diğer davalı Doğubank T.A.Ş. de mahcuz 105.810 numaralı makine ve 105.811 numaralı makineyi birlikte, 1.11.1954 gün ihtiyaten haczettirmiş ve bir gün sonra da makineleri bulunduğu yerden söktürerek kendi deposuna naklettirmiştir. Bu muhafaza tedbirine, davası atiye bırakılan ( M ) de katılmıştır. Bu suretle davalı Doğubank, 105.810 numaralı makineye zaten mahcuzken ihtiyati haciz koydurtmuş bulunmaktadır. Bu durumda davacının 105.810 numaralı makinesinin ( M ) tarafından haczedilmesi suretiyle zararı başlamış ve aleyhine açtığı istihkak davası sonucunda verilen hüküm kesinleştiği 4.7.1958 tarihine kadar da devam etmiştir. Esasen mahcuz olan bu makineye ihtiyati haciz koydurtmak suretiyle, davalı Doğubank T.A.Ş.`nin zararı, ilk haczi yaptıran ( M )`nin fiiliyle doğmuş ve devam etmiş bulunmasına göre, sorumlu tutularak tazminata mahkum edilmemesi gerektiği halde, davalı Doğubank T.A.Ş.`nin 105.810 numaralı makineyi de ihtiyaten haczettirmesinden dolayı da tazminata mahkum edilmesi yerinde değildir.

4 – Davalı Doğubank T.A.Ş. dava dışı ( S ) ve ortakları kollektif şirketindeki 5.799 lira alacağı için davacı makinelerine ihtiyati haciz koydurtmuştur. İcra ve İflas Kanunu`nun 263. maddesi gereğince, davacı teminat vermek suretiyle makinelerin kendisine bırakılmasını sağlayabilir iken, bu yola gitmemek suretiyle zararın çoğalmasına yardım ettiği ve zararı yapan davalının hal ve mevkiini ağırlaştırdığı göz önünde bulundurularak hükmedilen tazminattan, Borçlar Kanunu`nun 44. maddesi hükmü gereğince indirim yapmasının gerekip gerekmediğinin düşünülmemesi de doğru görülmemiştir.

5 – Dava dışı ( S ) ve ortakları kollektif şirketi sözleşmesinin 9. maddesinin ( A ) bendinde, dava konusu makinelerin şirket için satın alındığının yazılı olmasına ve davalı Doğubank`ın da makinelerin intifanın şirkete bırakılmış olduğunu def`an dermayan etmiş bulunmasına göre, bu savunmanın incelenerek makinelerin intifaının davacı tarafından şirkete bırakıldığının saptandığı takdirde, davacının bu yüzden sağladığı yarar varsa, bu yarar miktarının hükmedilen tazminattan indirilmesi gerekeceğinden, bu hususun incelenmesinin eksik bırakılması da isabetsiz bulunduğuna, 12.12.1974 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı, kendisine ait trikotaj makinelerinin üçüncü şahsın borcundan dolayı ihtiyaten haczedilmesi üzerine, evvela istihkak davası açmış ve makinelerin kendisine ait olduğunu o davada ispat ederek, buna ilişkin hükmün kesinleşmesinden sonra da haksız fiile dayanmak sureiyle işbu tazminat davasını açmıştır.

Davalı banka vekili, haksız fiil tarihine göre zamanaşımı def`inde bulunmuş ise de mahkemece istihkak davası hükmünün kesinleştiği tarih, zamanaşımı başlangıcı kabul edilerek, zamanaşımı def`i reddedilmiş ve tazminata hükmedilmiştir.

Haksız fiile dayanan Davacının istihkak davası açmadan dahi bu tazminat davasını açarak mülkiyetin kendisine ait olduğunu, yani haczin haksızlığını ve zararını ispat etmek şartıyla tazminat talebinde bulunmasına kanuni hiçbir mani yoktur. Zira, istihkak davası, malın aynına ilişkin bir dava olduğundan, haksız fiile dayanan tazminat davasından tamamen ayrı bir davadır ve tazminat davası ile ilgisi bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile, tazminat davası açmak için önceden bir istihkak davası açarak, orada aynı hakkı ispat edildikten sonra tazminat davası açmak mecburiyeti yoktur. O halde, evvela bir istihkak davası açarak hakkını ispat etmek, açılacak tazminat davası için ne bir dava şartıdır ve ne de mutalebe hakkının doğması için takip edilmesi zorunlu olan bir yoldur. Önceden istihkak davası açmadan da tazminat davası açmak mümkün olduğuna göre, birinci yola gitmeden açılan tazminat davasında zamanaşımının başlangıcı, haksız fiilin vuku bulduğu tarih olarak kabul edilecek, buna mukabil evvela istihkak davası açılıp hüküm alındıktan sonra açılacak tazminat davasında ise mahkemenin kabulü gibi istihkak hükmünün kesinleştiği tarih, zamanaşımının başlangıcı olacaktır ki, aynı hukuki sebebe dayanan bir davada ayrı ayrı zamanaşımı başlangıcının kabulüne hukuken imkan yoktur.

Bu sebeplerle, zamanaşımının başlangıcını, istihkak hükmünün kesinleştiği tarih olarak kabul eden mahkeme görüşünü benimseyen çoğunluk kararına muhalifim

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: