4721 sayılı Medeni Kanun Madde 7 II. RESMİ BELGELERLE İSPAT

4721 S.lı Türk Medeni Kanunu MADDE 7

YARGITAY HGK. 2005/2-692 E.-2005/725 K. İçtihat

Mirasçılık belgesi istemine ilişkin hasımsız dava; nüfus kayıtları, tapu kayıtları, tanık gibi her türlü delille kanıtlanabilir. MK.7. maddesi hükmünce “Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturacağından”, davanın taraflarca hazırlanması ilkesine aykırı olarak herhangi bir delil bildirilmediği ve nüfus kayıtlarının tanık beyanı ile doğrulanması gerektiğinden bahisle,davanın reddine karar verilemez.

Mirasçılık belgesinin verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tokat Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.2.2005 gün ve 2004/1309 E. 2005/153 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 21.4.2005 gün ve 2005/3464 E. 6488 K.sayılı ilamı ile;

(…Davacı yetki belgesine istinaden mirasçılık belgesi verilmesini istemiştir. Mirasçılık belgesi ile ilgili davalarda mirasçılık nüfus kayıtları, tapu kayıtları, tanıklar gibi her türlü delille kanıtlanabilir. Muris Belkıs Duysak’ın nüfus kayıtları dosyada bulunmaktadır. Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. (TMK.m.7) Yetki belgesinin verildiği Tokat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/540 esas sayılı dosyasının da celbedilip incelenip değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmemiştir. …)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir.

Davacı vekili; Tokat Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nin 2000/540 Esas sayılı dosyasında görülmekte olan dava sırasında verilen yetki belgesine dayanarak, Belkıs Duysak’ın mirasçılarını ve miras paylarını gösterir mirasçılık belgesinin verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkeme; “mirasçılık belgesinin istendiği davalarda nüfus kayıtları tanık beyanı ile doğrulanması gerektiği halde, davacı vekilinin duruşmada tanık dinletemeyeceğini beyan ettiği, bu suretle ispat yükümlülüğünün gereklerine uymadığının anlaşıldığı” gerekçesiyle “davanın reddine” karar vermiştir

Davacı vekilince temyiz edilen karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, “mücerret yetki belgesine dayanmak suretiyle veraset belgesinin verilmesini isteyen davacı vekilinin, hukuk davalarında davanın taraflarca hazırlanması ilkesine aykırı olarak herhangi bir delil bildirmediğinden davasını ispatlayamadığı” gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; mirasçılık belgesi ile ilgili davada, Mahkemenin kendiliğinden araştırma yetkisi ve yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı noktasındadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, çekişmeli yargı (nizalı kaza) ve çekişmesiz yargı (nizasız kaza) kavramları üzerinde durulmasında yarar vardır.

Çekişmeli yargı ile çekişmesiz yargı arasındaki farkı belirten en önemli ölçü, “ihtilaf (çekişme) yokluğu kıstası”dır. Buna göre çekişmeli yargı, bir ihtilaf (çekişme), uyuşmazlık, iddia ve karşı iddia hakkında karar verilmesi talebi ile açılan davalarla meşgul olmasına karşın; çekişmesiz yargıya tabi işlerde ilgililer arasında kural olarak bir ihtilaf (çekişme, uyuşmazlık) yoktur.

Çekişmeli yargıda taraflarca hazırlama (ihzar) prensibi geçerli olup, hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Hâkim, talepte bulunan tarafların iddia ettiği olaylar ve ileri sürdüğü delillerle yetinmek zorundadır. Kendiliğinden araştırma yetkisine ve yükümlülüğüne sahip değildir.

Çekişmesiz yargıda ise, re’sen araştırma prensibi egemendir. Takibi talebe bağlı çekişmesiz yargı işlerinde bu prensibin geçerli olması bu gibi işlerde ilke olarak mukabil (zıt) alakalı bir kimsenin olmaması düşüncesine dayanır.

Çekişmesiz yargıda da, çekişmeli yargıda olduğu gibi taraflarca hazırlama prensibi geçerli olsa idi o zaman hâkim; talepte bulunan tarafların iddia ettiği vakıalar ve ileri sürdüğü delillerle yetinmek zorunda kalırdı ve bu durum gerçeğin ortaya çıkarılması ilkesiyle bağdaşmazdı.

Diğer taraftan; kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkim, belli vakıaları kendiliğinden araştırma yetkisine ve yükümlülüğüne sahip olduğundan, davayı değiştirme yasağı bu uyuşmazlıklarda uygulanmaz (H.U.M.K m185/2).

Yine, hasımsız olarak açılan ve çekişmesiz yargıya tabi davalarda verilen kararlar kesin hüküm teşkil etmez. O nedenle bu kararlar, aleyhine kanun yoluna başvurulsa bile kesin hüküm oluşturmadıklarından, açılacak bir iptal davası ile değiştirilebilir ve ortadan kaldırılabilirler (Prof.Dr. Baki Kuru, Nizasız Kaza, Ankara 1961, s:155 vd. Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1992, 5.Bası, s:32) .

Çekişmesiz yargılamada, yargılama konusu ile talepte bulunan tarafından tayin edilen sübjektif hakkın içeriğinden hâkim ayrılamaz. Ne var ki, kararın içeriğini saptamada hâkimin geniş bir takdir yetkisi vardır. Örneğin şartları mevcutsa, vesayet mahkemesi bir vasi tayin etmek zorunluluğunda olup, seçiminde kural olarak geniş bir takdir hakkına sahiptir.

Şu açıklamalardan anlaşılacağı üzere çekişmesiz yargıda hâkim, kamu yararı düşüncesiyle ve gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla kabul edilen re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.

Eş söyleyişle, re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı bir dava mahkeme önüne getirildikten sonra artık kamu yararı alanına girdiğinden; hâkimin, taraflarca ileri sürülen vakıaları doğrudan doğruya araştırma yetkisi ve yükümlülüğünün bulunduğu açıktır.

Bundan ayrı, hasımsız olarak açılan ve çekişmesiz yargıya tabi olan davalarda verilen kararlar kesin hüküm oluşturmadıklarından; hâkimin, kişinin menfaatini korumak ve birbirine zıt olmayan menfaatleri düzenlemek için mevcut delillere göre sonuca giderek karar verme yükümlülüğünün bulunduğu kuşku ve duraksamadan uzaktır.

Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, Tokat Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nin 2000/540 Esas sayılı dosyasından verilen yetki belgesine dayanarak, mirasçılık belgesinin verilmesini istemiştir. Mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki istek (H.U.M.K m.8.II/7), “ihtilaf yokluğu” kıstasına göre çekişmesiz yargıya tabi olup, az yukarıda açıklandığı üzere re’sen araştırma ilkesi geçerli olduğundan; Mahkemece, davanın ispatı için gerekli bütün delillerin kendiliğinden getirtilip incelenmesi gerekir.

Hemen ifade etmek gerekir ki; davanın yetki belgesine dayanılarak açılmış olması ve muris Belkıs Duysak’ın ölüm tarihi göz önüne alındığında, tanıkla ispat olanağı bulunmadığı açıktır.

O halde, davacı yanında her türlü delile başvurma yetki ve yükümlülüğü bulunan Mahkemenin, yetki belgesinin verildiği Tokat Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nin 2000/540 Esas sayılı dosyasını getirterek, muris Belkıs Duysak’ın mirasçıları ile, davacının durumunu da değerlendirmek suretiyle mevcut delillere göre karar vermesi olanaklıdır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçeyle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

KARAR : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUM.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: