2004 Sayılı İİK madde 40 İCRANIN İADESİ

2004 Sayılı İİK madde 40

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2006/1386 E., 2006/3151 K. İçtihat

İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu paradır. Mahkeme ilamına dayanılarak kusursuz olarak elde edilen paranın haksız bir edinim ve kullanıma dayanmaz ve iade borçlusu (karar kesinleşmeden) gelir kaybından sorumlu tutulamazYargıtay
3. Hukuk Dairesi
2006/1386 E.N , 2006/3151 K.N.

Dava dilekçesinde ıslahla 2.467.949.027 lira faiz alacağının faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Davada, taraflar arasındaki alacak davası nedeniyle bir kısım alacağa hükmedilmesi üzerine, ilamın icraya konulduğu ve cebri icra nedeniyle paranın ödendiği, sonrasında takibe dayanak kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca alacağa ilişkin talebin tümüyle reddi gerektiği belirtilmek suretiyle yerel mahkeme kararının bozulduğu ve mahkemesince bozmaya uyularak istemin tümüyle reddine karar verildiği kararın kesinleşmesi üzerine, ödenen paranın faizi ile geri verilmesi (11.03.2003 tarihinde tebliğ edilen muhtıra ile) istendiği; buna rağmen sadece asıl alacağın (13.03.2003 tarihinde) ödendiği, faiz talebinin icra müdürlüğünce reddedildiği ileri sürülerek, söz konusu paranın 17.04.2001 (icra dairesine ödendiği) tarihten, geri ödemenin yapıldığı (13.03.2003) tarihine kadar, paranın tasarruf edilememesinden kaynaklanan zararın tazmini istenilmiş; mahkemece, asgari yasal faiz gelirine göre hesaplama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda istemin kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak; İİK.nun 40/2. maddesi uyarınca; bir ilam hükmü icra edildikten sonra bozulupta aleyhinde icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesinleşen hükümle sabit olursa ayrıca bir karara gerek kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur.

İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu paradır. Bunun dışındaki paranın kullanılamamasından doğan gelir kaybı ise ancak iade borçlusunun bu durumu kesin olarak öğrenmesinden itibaren karşılanabilir hale gelebilir. Mahkeme ilamına dayanılarak kusursuz olarak elde edilen paranın haksız bir edinim ve kullanıma dayanmadığı ve böylece iade borçlusunun (karar kesinleşmeden) gelir kaybından sorumlu tutulamayacağı, istemin hukuki dayanaktan yoksun olduğu gözetilmeden istemin tümü hakkında karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.03.2006 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Ç… İkinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.06.2004 tarih 2004/42 esas, 2004/248 karar sayılı kararı ile davacı C.Ö.’in davalı H.S. hakkında açmış olduğu alacak davasının kabulüne karar verildiği kararın dairemizin 28.03.2006 tarih 2006/3151 karar sayılı kararı oyçokluğu ile bozulmasına karar verildiği, işbu karara aşağıda belirteceğimiz gerekçelerle muhalif kalınmak gerektiği sonucuna varılmıştır.

Davada, taraflar arasındaki alacak davası nedeni ile bir kısım alacağa hükmedilmesi üzerine ilamın icraya konulduğu ve cebri icra nedeniyle paranın ödendiği, takibe dayanak kararın temyizi üzerine Yargıtay’ca alacağa ilişkin talebin tümü ile reddi gerektiği belirtilmek suretiyle Yerel Mahkeme kararının bozulduğu ve mahkemesince bozmaya uyularak istemin tümü ile reddine karar verildiği kararın kesinleşmesi üzerine ödenen paranın faizi ile geri verilmesinin 11.03.2003 tarihinde tebliğ edilen muhtıra ile istendiği buna rağmen sadece asıl alacağın 13.03.2003 tarihinde ödendiği, faiz talebinin İcra Müdürlüğünce red edildiği, ileri sürülerek söz konusu paranın İcra Dairesine ödendiği 17.04.2001 tarihinden geri ödemenin yapıldığı 13.03.2003 tarihine kadar paranın tasarruf edilememesinden kaynaklanan zararın tazmini istenilmiş, mahkemece ise asgari yasal faiz gelirine göre hesaplama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda istemin kabulüne karar verilmiştir.

Çoğunluk, icranın iadesi yoluyla iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu para olup bunun dışındaki paranın kullanılmamasından doğan gelir kaybının ancak iade borçlusunun bu durumu kesin olarak öğrenmesinden itibaren karşılanabilir hale gelebileceği düşüncesi ile mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.

Davacı C.Ö.’in icra dairesine yatırdığı para 2 yıla yakın bir süre icra dairesinde kalmış, böylece davacı parayı kullanmaktan mahrum kalmıştır.

İİK.nun 40/f-II maddesinde düzenlenen icranın iadesi prosedürü bir ilama dayanılarak takip borçlusundan alınıp takip alacaklısına ödenen tutarın takip dayanağı ilamın bozulması ve takip konusu alacağın haksızlığının daha sonra kurulup kesinleşen bir hükümle saptanması halinde ayrıca hükme hacet kalmaksızın takip alacaklısından icra dairesi marifetiyle ve gereğinde cebri icra yoluyla geri alınıp takip borçlusuna iadesini temine matuf bir takip hukuku yöntemidir. Bu prosedür dairesinde takip alacaklısından geri alınabilecek meblağ evvelce kendisine icra dairesince ödenen meblağdan ibaret olup takip borçlusunun takip nedeniyle ödediği paradan uzun bir süre yoksun kalmasından doğan zararın da geri alınmasını icra dairesinden istemesi ve böyle bir talebin icra müdürlüğünce yerine getirilmesi mümkün değildir. Davamızda da davacı takip borçlusunun takibi nedeniyle ödediği paradan bir süre yoksun kaldığı zarar için söz konusu davayı açmış bulunmaktadır. Bu durumda Mahkemece davacının mali ve sosyal vaziyeti değerlendirilerek mahrum kaldığı yaklaşık 2 yıl sürede elinde bulundurması halinde ne şekilde değerlendirilebileceği araştırılmak daha fazla nemalandırma olanağının saptanamaması halinde en azından bankaya tasarruf mevduatı olarak yatıracağı benimsenerek o sürede cari mevduat faiz oranları tespit edilerek davacının zararı belirlenmek ve sonucuna göre karar vermek gerekecektir. Mahkeme de davacının faiz talebi doğrultusunda bilirkişi incelemesi de yaptırarak doğru sonuca ulaşmıştır.

Davacı takip alacaklısı olan davalıya ödediği paradan bir süre yoksun kalmasından doğan zararını davalıdan isteyebililir bu zarar davacının parayı icra dairesine yatırdığı tarih ile davalının icra İflas Kanununun 40/I-II maddesi prosedürüne uygun olarak iade ettiği tarih arasında faizdir. Mahkemenin kararı usul ve yasaya uygundur. Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesinin 22.11.1990 tarih 1989/6774 esas sayılı kararı, Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesinin 12.06.2003 tarih 2003/3003 esas sayılı kararı da görüşümüzü desteklemektedir.

Tüm bu nedenlerle kararın onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne karşı oydayız.İcra ve İflas Kanunu MADDE 40 :(Değişik birinci fıkra: 2/3/2005-5311/7 md.) Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur.

(Değişik ikinci fıkra: 2/3/2005-5311/7 md.) Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur.

Ancak üçüncü şahısların hüsnü niyetle kazandıkları haklara halel gelmez.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: