5237 Sayılı TCK Madde 265 Görevi yaptırmamak için direnme

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu MADDE 265

Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı 2002/4-279 Esas 2002/ 406 Karar İçtihat

Olay tarihinde evine haciz işlemi için gelen katılan avukat ile yanındakilere silah çeken sanığın, “ben buradan mal kaldırtmam” şeklinde tehditle haciz işleminin, dolayısıyla kamu görevinin yapılmasına engel olduğu sabittir. Katılan avukatın, yukarıda da açıklandığı üzere TCY’nın 279. maddesi uyarınca “memur” sayıldığı ve yine haciz işlemi nedeniyle kamu görevi yaptığı sırada sanığın etkin direnmesi ile karşılaştığı nazara alındığında, sanığın 1136 sayılı Yasa’nın 57 nci maddesi gereğince, hâkimlere karşı suç işlediğinin kabulüyle buna göre cezalandırılması gerekmektedir. Kaldı ki, sanığın eylemi yalnızca katılan avukata yönelik olmayıp haczin yapılmasını engellemekle aynı zamanda Devletle istihdam bağı bulunan icra memuruna da yönelmiştir. Bu nedenle sanığın sabit olan eylemi bir bütün halinde, memura silahla etkin direnme suçunu oluşturmaktadır.Dava: Görevli memura direnme suçundan sanık N____’in TCY’nın 258/1-2. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 1.5.2001 gün ve 104-529 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nce 1.10.2002 gün ve 11758-13949 sayı ile;

“Sanığın, haciz işlemi için evine gelen katılan olan avukata silah yöneltip “”buradan mal kaldıramazsınız”” biçiminde tehdit etmekten ibaret eyleminin TCY’nın 191/2, 273. maddelerine uyacağının gözetilmemesi” isabetsizliğinden, Daire Üyelerinden O. Yaşar’ın; “Sanığın haciz sırasında yakınan avukatı silahla tehdit ederek haczi engelleme eyleminin, TCY’nın 258/2. maddesine uyduğundan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum” görüşüyle kullandığı karşı oy ve oyçokluğu ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 5.11.2002 gün ve 89541 sayı ile;

“Sanığın, haciz işlemi için icra müdürü ile birlikte müdahil avukatın, evine geldiklerinde silahı yönelterek 
Direnme suçunda tehdit, suçun maddi öğesidir. Tehdit edilirken amaç haczin yapılmasının önlenmesidir ve tehdit, suçun manevi unsuru durumundadır. Suçta esas olan özel kasttır. Olayda memurun yapacağı görevi engelleme amacı bulunmaktadır.

TCY’nın 273. maddesinin uygulanması gerektiğinin belirtilmesi ise müdahil avukatın olay esnasında görevli olduğu ve ifa edilen bu görev nedeniyle tehdit sözlerinden de anlaşılacağı gibi hacze gelen heyetin tamamına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Kaldı ki bozma kararında görevli memuru tehdit ettiği kabulüne göre, memurların görevlerine engel olma eyleminin müeyyide altına alınmadığı sonucu çıkmaktadır.

Nitekim CGK’nun 21.09.1992 gün ve 1992/205-228 sayılı kararı da bu hususu teyit eder niteliktedir.” görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, özel daire kararının kaldırılmasına, yerel mahkemenin hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.

Ceza Genel Kurulu Kararı

Sanığın bir borcu nedeniyle hakkında icra takibi yürütüldüğü ve olay tarihinde alacaklı vekili olan katılan Avukat H____’ın talebi üzerine, icra memuru ile birlikte haciz işlemi için sanığın evine gidilerek taşınır mallarına haciz konulup bir kısmının yediemin olarak borçlu sanığa bırakıldığı, ancak üç adet televizyonun katılan avukatın talebiyle muhafaza altına alınacağı sırada sanığın yatak odasından aldığı tabanca ile katılan avukata hitaben, “ben buradan mal kaldırtmam” dediği, elindeki televizyonu taksiye götürmekte olan şoföre de televizyonu bıraktırdığı, bu nedenle katılan avukat ve yanındakilerin korkup evden kaçtıkları, bölge karakolundan sağladıkları yardımla haciz işlemini tamamlayabildikleri, sanığın evinden elde edilen tabancanın kurusıkı ve gerçek silaha benzerliği nedeniyle korkutan nitelikte olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.

Açıklanan bu oluşta ve sanığın eyleminin sübutunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığın sabit olan eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

TCY’nın 258’inci maddesinde düzenlenen memura etkin direnme suçu, memur veya ona yardım edenlere görevini yaptığı sırada cebir, şiddet veya tehdit ile karşı koyarak kamu görevinin yapılmasına engel olunmasıdır. Failin amacı, yerine getirilmekte olan bir kamu görevine engel olmaktır. Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır.

Herkes tarafından işlenebilen bu suçun mağduru, TCY’nın 279. maddesinde belirtilen memur veya ona yardım eden kimsedir.

O halde burada TCY’nın 279. maddesinin de irdelenmesinde yarar vardır. Ceza Genel Kurulu’nun 25.11.1985 gün ve 410-595 sayılı kararında da vurgulandığı üzere memur, Devlete ait hukuki bir iktidar ve yetkiyi kullanarak hukuki tasarruf veya eylemin icrasını gerçekleştirenlerle, bu hukuki tasarruf ve eylemin icrasına kamu hukuku usulüne uygun bir şekilde katılan ve yardım eden kimselerdir. Bu tanıma göre, Devlet ve kamu kurumlarına bağlı olmayan özel kişilerin durumları önem kazanmaktadır. Bu kişilerin memur sayılabilmeleri için bazı koşulların varlığı gerekir. İlk koşul, özel kişinin böyle bir faaliyette bulunmasına bir yasa hükmünün açıkça izin vermesidir. İkinci koşul ise, Devletle, hukuki tasarruf veya eyleme katılan kişi arasında özel bir kamu hukuku ilişkisi ve bağının bulunmasıdır.

Bu açıklamalara göre katılanın da aralarında yer aldığı ve Devletle istihdam bağı bulunmayan avukatların hukuksal konumları incelendiğinde;

1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın Avukatlığın Mahiyeti başlıklı 1’inci maddesinde; “Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.” hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı Yasanın 57. maddesinde; “Görev sırasında veya yaptığı görevden dolayı avukata karşı işlenen suçlar hakkında bu suçların hakimlere karşı işlenmesine ilişkin hükümler uygulanır.” kuralı yer almaktadır. Bu düzenlemelere göre avukatların, TCY’nın 279. maddesinde açıklanan “memur” kavramına dahil olduğu açıktır. Öğretideki görüşler de bu doğrultudadır. Nitekim Prof. Erman ve Prof. Özek ortak yapıtlarında konuya ilişkin olarak düşüncelerini avukatlar, kamu hukuku alanını düzenleyen Avukatlık, Hukuk, Ceza, İdari ve Askeri Usul Yasalarının öngördüğü esaslar dairesinde, adli bir tasarrufun oluşmasına katılırlar. Çünkü avukat talepleri, iddia ve savunmaları, hatta bilirkişi ve tanıklara yönelttiği sorularla adli mekanizmanın karar vermesinde büyük rol oynamaktadır şeklinde bildirmektedirler. (ERMAN-ÖZEK Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kamu İdaresine Karşı İşlenen Suçlar, sh. 494)

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

Olay tarihinde evine haciz işlemi için gelen katılan avukat ile yanındakilere silah çeken sanığın, “ben buradan mal kaldırtmam” şeklinde tehditle haciz işleminin, dolayısıyla kamu görevinin yapılmasına engel olduğu sabittir. Katılan avukatın, yukarıda da açıklandığı üzere TCY’nın 279. maddesi uyarınca “memur” sayıldığı ve yine haciz işlemi nedeniyle kamu görevi yaptığı sırada sanığın etkin direnmesi ile karşılaştığı nazara alındığında, sanığın 1136 sayılı Yasa’nın 57 nci maddesi gereğince, hâkimlere karşı suç işlediğinin kabulüyle buna göre cezalandırılması gerekmektedir. Kaldı ki, sanığın eylemi yalnızca katılan avukata yönelik olmayıp haczin yapılmasını engellemekle aynı zamanda Devletle istihdam bağı bulunan icra memuruna da yönelmiştir. Bu nedenle sanığın sabit olan eylemi bir bütün halinde, memura silahla etkin direnme suçunu oluşturmaktadır.

Bu itibarla yerel mahkemenin uygulaması isabetli olduğundan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri ise, “İcra işlemlerinde kamu otoritesini kullanan, bu işle görevli olan kimse icra memuru olup, avukat değildir. Bu nedenle özel daire kararı yerinde olduğundan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

KARAR : Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 1.10.2002 gün ve 11758-13949 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 1.5.2001 gün ve 104-529 sayılı hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 26.11.2002 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. Türk Ceza Kanunu MADDE 265 :(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: